1. Bölüm

1

tokyo
luvshobie

 

(fice wattpadde eklediğim medyalar şu an burada henüz yok ama yavaş yavaş medyaları da yükleyeceğim, hepinize iyi okumalar <3

 

medyalar ficin akışında bir şeyi etkilemiyordu ancak vermek istediğim vibeı desteklemek için kullandığım görseller vardı. yavaş yavaş tamalayacağım hepsini.)

Hoseok, elinde tuttuğu beyaz zarfın içerisindeki istifa mektubunu patronunun masasına yavaşça bırakmış ve geri çekilmişti. Fazlaca gergin olmasına rağmen, belli etmemek adına üstün bir çaba sarf ediyordu. "Bay Jung, bu nedir?" Hoseok, zarfa şaşkın bakışlar atan patronunun karşısında derin bir nefes almış ve cevaplamıştı. "İstifam, efendim."

Bay Kang şaşırsa da zarfı açarak mektubu çıkarmıştı. "Siz şirketimiz adına gerçekten kaybetmek istemeyeceğimiz bir yöneticisiniz Bay Jung, istifanızın sebebini öğrenebilir miyim?"

Hoseok iki parmağı ile gömleğinin yakasında sıkı sıkıya bağlı kravatını gevşetmeye çalışmıştı iki yana kaydırarak. İşe yaramamıştı.

"Artık burada çalışmak istemediğime karar verdim, Bay Kang." Hoseok bu şirkete yıllarını vermişti. Bugünkü konumuna gelene kadar çok çalışmış, gecesini gündüzüne katmıştı. Hayatını işine adamış, kendinden tavizler vermiş ve başarı basamaklarını hızla tırmanarak şirkette üst düzey bir yönetici konumuna gelmişti. Şimdi bulunduğu durum ise sadece trajikomikti. Bunca çabanın ardından şimdi istifası kabul edilsin diye bekliyordu. Komikti. Trajikomik.

İstifa etmeye karar verdiğini arkadaşlarına ilk söylediğinde herkes ona delirmiş gözüyle bakmıştı, doğal olarak. Elinin tersiyle ittiği o kariyer, birçok insanın hayalini dahi kuramayacağı bir seviyeydi. Yüksek maaş, son model araba, şehrin en seçkin ve çok katlı bir binasında manzaralı lüks bir daire, sosyal statü ve daha birçok imkan... Ama yetmemişti Hoseok'a. Otuz yaşını aşmış, yıllarını bu hayatı elde edebilmek için harcamıştı. İsteyip de sahip olamayacağı çok az şey vardı şu hayatta. Girdiği her ortamda hemen dikkatleri kendine çeker ve kadın erkek herkesi kendine hayran bıraktırırdı. Başarılıydı, yakışıklıydı ve her şeye sahipti ancak yetmemişti. Tüm bu hayat, Hoseok için yeterli gelmemişti.

 

"Başka bir şirket mi var?" Hoseok, Bay Kang'ın ani sorusu ile daldığı düşüncelerden hızla çıkmıştı. "Efendim? Ah, hayır. Kesinlikle öyle bir durum değil Bay Kang." Özeline girmek istemiyordu. Sadece istifasını kabul etse ve Hoseok da eşyalarını toparlayıp bir an önce bu binayı terk etse olamıyor muydu? Sıkıntıyla iç çekti.

 

"Yüzde on beş zam?" Bay Kang ısrar etmeye başlamıştı. Büyük şirketler, uzun yıllar boyu birlikte çalıştıkları çalışanlarını kaybetmek istemezlerdi. Personel değişikliği her zaman işlerde biraz aksaklığa sebep olur ve bu nedenle zarara uğrarlardı. Hoseok on yılı aşkın bir süredir bu şirkette çalışıyor ve beş senedir de şirketin finans müdürlüğünü (CFO) yapıyordu.

 

"Bay Kang, ben gerçekten istifa etmek istiyorum. Zam istemiyorum." Bay Kang iç çekerek kafasını sallamıştı hafifçe. "Pekala Bay Jung, dediğiniz gibi olsun. Sizinle çalışmak güzeldi." Hoseok gülümseyerek patronunun önünde hafifçe eğilmiş, iyi günler diledikten sonra odadan çıkarak kendi odasına geçmiş ve dolabından çıkardığı orta boy bir kutunun içerisine kendi kişisel eşyalarını yerleştirmeye başlamıştı.

 

Son olarak küçük bir saksıda yetiştirdiği minik bitkisini de kutuya özenle yerleştirdikten sonra masasının üzerindeki kitabı almıştı eline. Scott Miller'dan 'Herkes İyi Bir Yöneticiyi Hak Eder'di kitap. Daha geçen gün aldığı kitabı yarılamıştı çoktan. Ama şimdi, şu durumda, bu kitap anlamını tamamen yitirmişti onun için.

 

Yaşamayı isteyen ve yaşamak için mücadele eden bir insanın intiharı gibiydi onun şu an bu yaptıkları. Hoseok, bir hafta öncesine kadar böyle bir istifa düşüncesine sahip bile değildi ve daha iyisini yapabilmek, kendini daha da geliştirebilmek için hâlâ çaba sarf ediyordu, bugüne dek.

 

Kitapta kaldığı yeri açtı, ayracı içinden çıkardı ve kapağı kapattı. Artık nerede kaldığının bir önemi yoktu sonuçta, çünkü devam etmeyecekti. Onun için kitap bu sayfaya kadardı. Kitabı kapattı ve artık boş olan masaya bırakarak odadan çıktı.

 

Son bir kez ardına bakmak bile istemiyordu. Kararlıydı, istifa etmeyi gerçekten istiyordu ancak elinin tersi ile ittiği ve onca yıllık emeğini geride bırakıp gitmek elbette ki kolay değildi. Ama bir sabah, dokuzda başlayan mesaisi için saat beş buçukta çalan alarmının sesiyle uyandığında, mesai saatinden üç saat önce yola çıktığında ve yine de trafiğe takılarak saatlerini yolda harcadığında, her şey o gün bitmişti onun için. İlk defa değildi. Hayat rutini buydu. Ancak bazı zamanlar, bazı şeylere sadece sabrederdik ve sorun yok sanarak yaşamaya devam ederdik. Çok anlamsız bir anda, öylesine bir gün gelip de o rutin hayatın bizi ne kadar boğduğunu fark ederdik işte böyle. Dün, önceki gün, bir ay ya da birkaç yıl öncesinde de aynı şeyleri yaparken ve sorun yokken, sadece bir gün her şey farklı görünürdü gözümüze.

 

Otuz dört yaşındaydı ve geriye dönüp baktığında elinde kariyeri dışında hiçbir şeyinin olmadığını biliyordu. Bu kadar yoğun bir hayatı ne uğruna yaşadığını unutmuştu çoktan ve artık bu yoğunluğu ve sıkıcı rutin hayatını istemediğini fark etmişti. Bu stresli plaza hayatı, yorucu metropol yaşantısı onu artık gerçekten çok yormuş ve bıktırmıştı. Etrafındaki herkes fazla stresli ve gergindi. Herkesin acelesi vardı, herkes sabırsızdı ve herkes sürekli birilerine ve bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Trafikte ışıklarda durduğu her seferinde önünden tek seferde onlarca insan birbirine çarpa çarpa geçiyor, yan kaldırımdaki durakta onlarca insan tıklım tıklım otobüse binmek için birbirleriyle itiş kakış bir mücadele veriyordu. Sürekli bir konuşturmacanın içerisine kendimizi balıklama atarken, elde ettiğimiz tek şey sadece karın tokluğu oluyordu.

 

Hoseok bunları düşünmemek için derin bir nefes vermiş ve ünlü bir markanın yeni koleksiyonundan olan pahalı klasik model ayakkabılarının, şirketin parlak beyaz fayanslarında çıkardığı tok ses eşliğinde koridorda yürümeye başlamıştı.

 

Sabah istifa ettiğine dair bir brifing yayımlamasına rağmen yine de öylece gidememiş ve çalışanların olduğu büyük salona gelmişti elindeki kutusuyla. Herkes önlerindeki bilgisayarlardan bir şeyler yapıyor, fotokopi makinesinin sesi durmaksızın ortamda yayılıyor ve karmaşanın yoğun havası, Hoseok'un bulunduğu konumdan çok net görülüyordu. Birkaç gün öncesine kadar bu karmaşanın bir parçasıyken, her şeyin ne kadar gürültülü ve yorucu olduğunun farkında bile değildi. Hoseok, sabrının son damlasına kadar dayanmış gibiydi ve şimdi her şeyin bittiği o noktada, hayatının bir parçası olan her şey gözüne ekstra daha fazla yorucu geliyordu.

 

"Arkadaşlar!" yüksek ve enerjik sesiyle orada bulunanların dikkatini tek seferde çekmeyi başardığında gülümsemişti. Burada bulunan insanlarla az vakit geçirmemişti. Görevi; onların daha iyi koşullar altında daha verimli çalışmalar yürütebilmesiyken, sık iletişim hâliyle kaçınılmaz oluyordu. Hoseok insanlarla iletişim halinde olmayı hep severdi zaten ve çalışanlarının hepsi de onu gerçekten çok sever ve saygı duyarlardı. Birlikte güzel bir ekip kurmuşlardı ve Hoseok, kesinlikle iyi bir yöneticiydi. Buna hiç şüphe yoktu. Herkes onun gibi bir ekip arkadaşını, lideri ve yöneticiyi kendi ekibinde isterdi.

 

"Size veda etmeye geldim, lütfen duygusallaşmadan bu işi çabucak bitirelim." Gülerek söylediğinde, orada bulunan herkes şaşkınlıktan tek kelime edemez olmuştu. "Bay Jung, bizi bırakıp nereye gidiyorsunuz?" Hoseok gülümseyerek sesin geldiği yöne döndü. "Sizi bırakmıyorum arkadaşlar, işi bırakıyorum." İç çekmişti. Hâlâ gerçek gibi hissettirmiyordu. "Bugüne dek sizinle çok keyifli çalışmalar yaptık, yeri geldi burada sabahladık, yeri geldi birlikte yiyip içtik. Bu şirketi birçok krizden sizlerle beraber kurtardık. Sizin gibi insanlarla çalışmak benim için çok keyifliydi, sahip olabileceğim en iyi ekiptiniz. Hepinize tek tek teşekkür etmek istiyorum." bunu dedikten sonra uzun bir vedalaşma faslı yaşanmıştı. Sarılmalar, tokalaşmalar, 'bizi unutmayın'lar ve daha nicesi.

 

"Pekala, artık gitme vakti. Ben sizi gerçekren unutmayacağım ama siz de beni sakın unutmayın, buralardan bir Jung Hoseok geçti." gülerek söylediği şeyler diğerlerini de güldürürken o çoktan arkasını dönmüş, asansöre doğru yürümeye başlamıştı bile. B2 yazılı düğmeye basmış, otopark katına inmiş ve arabasına binerek elindeki kutuyu yanındaki koltuğa yerleştirdikten sonra arabasını çalıştırarak yola koyulmuştu.

 

Mesai saatleri içerisinde oldukları için yollar bu sefer daha boştu ve daha az trafik vardı. Hoseok, uzun zamandır bu kadar tenha bir yolda araba sürmeğine emindi. Sakinlik bir şekilde onu rahatlatmış ve işi bırakışının yanlış bir karar olup olmadığını düşünmemek adına da hareketli bir müzik açmıştı.

 

Ne kadar kararlı olursa olsun, işini hep severek yapıyordu ve bu noktadan sonra hayatını tam anlamıyla değiştirmek, kolay bir şey değildi. Otuz dört yalındaydı ve bu noktadan sonra ne yapabilir hiç bilmiyordu. Zaman zaman yanlış yapıp yapmadığı konusunda tereddüte düşüyordu, çünkü her şey çok ani gelişmişti gerçekten de. Biliyordu, bu noktadan sonra devam etmek eskisi kadar kolay olmayacaktı onun için. Her şey daha da zor ve daha da yorucu olacaktı. Her sabah severek gittiği işi, onun için artık eskisi kadar sevdiği bir şey olmayacak ve bu da motivasyonunu düşürecekti. Bunu biliyordu. Biliyordu ancak yine de buraya kadar gelmişken bir yirmi-yirmi beş sene daha bekleyememiş miydi mesela? Emekliliğine neredeyse çalışma hayatının iki katı kadar bir zaman kalmışken, yolun çeyreğinden fazlasını tamamlamışken bu verdiği karar doğru mu yanlış mı diye çok düşünmüştü. Çünkü geriye dönüp baktığında bu on iki sene onun için fazla hızlı geçmişti ve devam etse, emekli olduğunda da aynı şeyi hissedeceğine emindi. Göz açıp kapayıncaya kadardı her şey. Ancak içinde yaşarken de aynısının geçerli olduğu doğru değildi. Sadece bitip gitmiş şeyler, bu kadar kısa hissettirirdi.

 

Kısa süren yolculuğun ardından arabasını kendi binasının otoparkına park ederek inmiş ve asansöre binerek 17. katın düğmesini tuşlamıştı. Birkaç dakikanın ardından kendi katına varmış ve dairesinin şifresini girerek içeriye girmişti.

 

Mickey sahibini görmesinin heyecanıyla Hoseok'un ayaklarında dolaşırken Hoseok şirketten getirdiği kutuyu salonun ortasındaki sehpanın üzerine bırakmış, ceketini çıkarıp koltuğa gelişigüzel atmıştı. "Selam Micky, babayı özledin mi bakalım?" eğilip köpeğinin yumuşak tüylerini severken Mickey birkaç kez havlayarak cevap vermişti.

 

Çömeldiği yerden kalkarak sıkı sıkıya bağlı kravatını iyice gevşetip ceketinin olduğu tarafa attıktan sonra ütülü beyaz gömleğinin ilk iki düğmesini açmış ve kemikli parmaklarını, koyu kahve saçlarının arasından geçirerek şeklini bozmuştu biraz. Bu ona göre değildi. O mutlaka giyinme odasında giyinir ve sağda solda asla kıyafet bırakmazdı ancak bugün günlerden başka bir gündü. Bugün Hoseok, değişimin tam ortasında duruyordu.

 

Salonla bitişik mutfağındaki şarap rafından bir şişe kırmızı şarap açarak kadehe doldurmuş, L şeklindeki koltuğun ortasına oturmuştu. Bu sırada Mickey Hoseok'un etrafında dolaşmaya devam etmiş ve sahibinin oturmasıyla beraber o da koltukta, Hoseok'un yanındaki yerini almıştı bile.

 

Hoseok şarabından bir yudum aldı, ikincisini aldı ve kalanını kafasına dikti. Bitmişti sonunda. İşte şimdi her şey bitmiş ve her şey yeni başlıyordu. Bugün Hoseok'un yeni hayatının ilk günüydü ve elindeki bomboş zamanlarla ne yapacağına dair en ufak bir fikri bile yoktu. İstifa ederken, bundan sonrasında ne yapacağını hiç düşünmemişti. İç çekti ve kafasını koltuğun sırt kısmına yasladı.

 

"Hata mı yaptım?" boş evde kendi kendine mırıldandığında, Mickey dışında onu duyan kimse yoktu. O da zaten Hoseok'un yumuşak dokunuşlarının altında kendini çoktan sakin bir uykunun kollarına bırakmıştı. Hoseok ise, düşünceleriyle baş başaydı şimdi.

 

___

 

 

 

 

 

05.02.2023

22.30

 

 

 

 

 

 

yepyeni bir kurgu, yepyeni bir evren ve yepyeni bir ship ile yeniden karşınızdayım.

 

 

 

 

 

 

o kadar uzun zamandır bir hopemin fic yazmak istiyordum ki, anlatamam.

 

 

 

 

 

bu ikisinin arasındaki uyumun gerçekten hiç şakası yok ve kimse de görmüyor aralarındaki bu uyumu. birlikteyken o kadar güzel ve o kadar özeller ki... TAMAM AĞLAYACAĞIM SANIRIM

 

 

 

 

 

 

ancak sitede doğru dürüst hopemin fic sayısı iki elin parmak sayısını geçmiyor. muhtemelen okunmadığı düşünülüyor ya da hopemin shipleyen gerçekten de üç kişi falanızBİLMİYORUM.

 

 

 

 

 

 

neyse, gerçekten de bir hopemin yazmayı çok istiyordum ancak o ikisinin arasındaki kimyaya uygun bir kurgu ve karakter asla tasarlayamamıştım. nasıl yazarsam yazayım o uyumun yanında sönük kalıyordu yazdığım her şey ve ben bunu istemedim. o çekim, o enerji, o aura... hepsini kelimelerle ifade etmek istedim ama o kadar zorlandım ki anlatamam.

 

 

 

 

 

 

ama en sonunda, gerçekten de güzel olacağına inandığım bir kurgu çıktı ortaya.

 

 

 

 

 

 

bir gece tam uyuyacakken, uykuyla uyanıklık arasında pat diye aklıma geldi ve oturdum ilk bölümü yazdım. birkaç gündür de hikayenin gidişatını tasarlamakla uğraşıyorum ve bence hikaye boyunca sizinle çok keyifli vakit geçireceğiz.

 

 

 

 

 

 

en çok da hikayenin vibeını beğeneceğinize inanıyorum. bunu daha net anlayabilmek için birkaç bölüm geçmesi gerekecek ama emin olun seveceksiniz. çünkü ben gerçekten çok severek yazacağım her satırını.

 

 

 

 

 

 

umarım beğenerek okuyacağınız bir hikaye olur, sonraki bölümde görüşmek dileği ile <3

Bölüm : 03.10.2024 11:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
tokyo / bir yaz gecesi rüyası | jihope / 1
tokyo
bir yaz gecesi rüyası | jihope

84 Okunma

21 Oy

0 Takip
17
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...