
Taehyung saat öğlene yanaşırken pansiyonun bahçesinde, gölgede kalan masaların birine oturmuş sıkıntıdan patlamasına saniyeler kala bir vaziyette sağda solda koşuşturan Jeongguk'u izliyordu saatlerdir. Evet, gerçekten de saatlerdir.
Yeni gelin Jimin'in bu sabah kayınvalidesi ve kayınpederini ağırlayacağını bildiği için arkadaşına da ilişemiyordu, lüle saçlı yâri Jeongguk ise sabahtan beridir asla pas vermiyordu. Tek başına plaja gitmek istememişti, dizi izlemek ya da kitap okumak da sıkmıştı bir zamandan sonra ve beş dakikada bir sıkıntıdan oflamak suretiyle Jeongguk'u izliyordu.
Birazdan karşısındaki sandalyede oluşan hareketlilikle dikkati Jeongguk'tan uzaklaşmış ve karşısına oturan arkadaşına dönmüştü. "Ooo bizim yeni gelin teşrif etmiş." Alayla söylediğinde Jimin de gülüp geçmişti esprisine. "Yemin ederim tam olarak öyle bir sabahtı. Ama istenmeyen gelindim, kaynanam beni pek sevmedi." Taehyung'un sarkastik oyununa ayak uydurduğunda esmer olan gülmüştü arkadaşına. "Boş ver Jimin-ah en azından kocan olay, git tadını çıkar." Taehyung bunu söylediğinde Jimin'in gözleri saniyelik Hoseok'a gidip gelmiş, bakışlarındaki burukluk ise esmer olanın dikkatinden kaçmamıştı.
"Senin bir derdin var." Taehyung alayı bir kenara bırakıp ciddiyetle söylediğinde Jimin iç geçirmişti. "Kaynanam üstüme gül getirdi." Hâlâ dalga geçiyordu. "Jimin siktirtme belanı da ciddi ol iki dakika." Esmer olan kaşlarını çatarak azarlayıcı bir tonda söylediğinde Jimin kaşlarını havaya kaldırıp alayla bakmıştı arkadaşına. "Tövbeler olsun Taehyung, sen ne zamandan beridir böyle ciddiyet aşığı oldun?" Arkadaşına takılarak konuyu kendi üzerinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. "Jeongguk beni beğenmediğinden beri böyleyim Jimin-ah artık ciddi ve sıkıcı biri olmaya karar verdim ama konuyu değiştirmeye çalıştığının da farkındayım. Dökül çabuk."
"Ben Hoseok'a âşık oluyorum sanırım." Taehyung göz devirmişti. "Günaydın amına koyayım, daha yeni mi fark ediyorsun?" Jimin pek belli etmese de gerçekten sıkıntılıydı. Bir kez veda etmenin zorluğunu yaşamamak adına Hoseok'a kapılmamayı denerken her dakika onunla vedalaşıyor olmanın hüznünü taşıyordu bünyesinde. Ne zaman mutlu olduğu bir an yaşasa, aklına iki gün sonra gideceği gerçeği geliyordu ve Hoseok'un yanındayken mutlu olduğu anların sayısı da epeyce fazla olduğu için, gidecek oluşunu unutamıyordu. Birkaç saat önce Hoseok'un kapının önünde söyledikleri aklından çıkmıyordu mesela.
Jimin'in öyle çok duygusal ya da romantik bir insan olduğu söylenemezdi lakin Hoseok'un cümlelerinde bir şeyler vardı. Jimin'i büyülüyor, etkisi altına alıyordu. Daha önce aklına gelmeyen, istediğini bile bilmediği şeylerin hayalini kurarken buluyordu kendini ve sanki sadece Hoseok'la değil kendiyle de yeni tanışıyormuş gibi hissetmekten kendini alamıyordu.
Taehyung arkadaşındaki bariz düşüklüğün sebebini tam olarak anlayamasa da ilgiyle bekliyordu arkadaşını, anlatması için. O sırada Jimin, önüne konulan bir bardak limonata ile bakışlarını elin sahibine çevirdiğinde Jeongguk gülümsemişti. "Hoseok hyung gönderdi." Jeongguk bunu söyledikten sonra uzaklaşırken Jimin'in dudaklarına hoş bir tebessüm yerleşmiş ve Hoseok gözleri kesiştiğinde aralarındaki mesafeye rağmen içine doğru akan ılık his yüzünden midesinin kelebeklendiğini hissetmişti Jimin. Bakışlarını kaçırarak limonatasına döndüğünde esmer arkadaşı manidar bir tebessümle onu izliyordu. "Arabadayken havanın çok sıcak olduğunu ve bunaldığımı söylemiştim." Jimin önündeki buzlu limonatasına hülyalı hülyalı bakarken Taehyung da keyifle onu izliyordu. Daha önce görmediği bir Jimin'di karşısında oturan.
Elbette yabancı biri gibi değildi ama Taehyung tanıştıkları günden beri arkadaşını ilk defa bu kadar hafiflemiş halde görüyordu. Gidecek oluşunun verdiği hüzün bile mutluluğunun yüzüne yansımasını gizleyemiyordu. Aşk gibi bir şeyler vardı onda, yüzünde güller açıyordu. Her zaman hayat dolu, neşeli ve enerjik olan arkadaşında farklı bir hâl vardı. Gözleri ışıldıyordu adeta. Taehyung, bu Jimin'e kesinlikle bayılmıştı.
Ama yine de esmer olan, Jimin'in boşuna kendini üzdüğünü düşünüyordu çünkü o kadar emindi ki bir şekilde bir yolunu bulup birlikte olacaklarına. Jimin farkında değildi ama böyle hissederken vazgeçemeyecekti Hoseok'tan. Böyle düşünüyor, düşünmekten de öte hissediyordu. Oysa bilmediği şeyler vardı. Ne Jimin Hoseok'a benimle gel diyecekti ne de Hoseok Jimin'e burada kal diyecekti. Teklif etseler dahi ikisi de kurulu düzenlerini bırakmayacaklardı ve Jimin bunun farkındayken Taehyung bilmiyordu.
"Bu kadar kısa sürede birbirinize bu kadar bağlanmanız çok çılgınca geliyor." Taehyung Jimin'in dikkatini kendi üzerine çekerek söylediğinde Jimin iç çekmişti. "Biliyorum." Bir müddet duraksadıktan sonra konuşmaya başlamıştı. "Hani bazen bazı şeyler, ilk görüşte çok doğru hissettirir ya, öyle hissediyorum. Mesela mağaza mağaza dolaşmadan girdiğin ilk yerdeki ayakkabıyı çok seversin ve başka hiçbir şeyi gözün görmez, diğerlerini görmeden bile en güzelinin o olduğuna emin olursun. Hoseok öyle hissettiriyor. Aramazken bulduğum, bulduktan sonra da aramayı keseceğim ve yanındayken kendimi ait hissettiğim o insan gibi."
Taehyung'un gözleri Jeongguk'a kaydı birkaç saniyeliğine, Jimin bunları anlatırken. Kalbini yokladı. "Aşk böyle bir şey mi?" diye soruverdi o an. Bilmiyordu. Gerçekten merak ettiğinden sormuştu. "Bilmiyorum ki," diye yanıtlamıştı Jimin. "Daha önce hiç böyle hissetmemiştim." Sessizlik oldu aralarında bir müddet. İkisi de düşünüyor gibiydi.
"Ama buna aşk demek, bilmiyorum ama çok hızlı değil mi?" cümlesinin sonu temkinli fakat tereddütlü bir şekilde dökülmüştü dudaklarından. Hoseok'a hissettiklerinin gerçekten de aşk olup olmadığını bilmiyordu. Hani insanlar bazen lafın gelişi konuşurlardı ve bazen de gerçekten kelimelerin asıl anlamlarını ifade ederdi ya, Hoseok'a âşık oluyorum sanırım derken kastettiği ve şu an gerçek aşk başlığı altında konuştuklarının aynı anlamı taşıyıp taşımadığını tarttı bir müddet kafasının içinde. Emin olamadı.
Hiç bal yememiş birine bal yedirip bu ne diye sormakla aynı şeydi Jimin'in hissettiklerini tanımlayabilmesi. Bu his kesinlikle tatlı bir şeydi. Ama adından emin olamadı. Betimlediği kadarıyla yetinmeyi denedi. Bir isim koymak zorunda değildi sonuçta ama merak da ediyordu. Teşhisi konulmamış hislerinden emin olmak istiyor fakat emin olmaktan da korkuyor gibiydi.
"Ben öyle hissetmiyorum." Demişti Taehyung. Jimin ilk başta anlayamasa da esmer olanın bakışlarını takip ettiğinde ulaştığı genç, kafa karışıklığını gidermişti. "Sadece hoşlantı sanırım. Bilmiyorum. Hiç bu kadar derin de düşünmedim ama sanırım artık Jeongguk'un neden o kadar da pas vermediğini anlıyor gibiyim." Taehyung moralinin bozulduğu belli bir ifadeyle hafifçe güldüğünde Jimin ne diyeceğini bilememişti. "Herkes aynı hissetmek zorunda değil ki ama."
"Yani demek istediğim, bu hislerin altının boş olmayacağıydı Jimin-ah. Kendinizi nasıl görüyorsunuz bilmiyorum ama dışarıdan bakıldığında çoktan tamamlanmış gibi görünüyorsunuz. Birbirinize bakarken dünyadan soyutlanıyorsunuz ve bunu siz dışında herkes fark ediyor." Jimin bunları duymayı beklemiyordu fakat arkadaşının bu söyledikleri daha iyi hissetmesine yardımcı olmamıştı. "Doğru insan, yanlış yer hikayesi yaşıyoruz resmen. Söylediklerin daha iyi hissettirmedi, şimdi ayrılacağımız için daha çok üzülüyorum." Taehyung istemsizce kahkaha attığında Jimin kafasını, masaya yasladığı kolları arasına gömmüştü. "Sadece yanlış yer de değil bence, yanlış zamanda tanıştınız." Taehyung hafif alayla söylediğinde Jimin masanın altından gelişigüzel bir tekme savurarak arkadaşının bacağına tepmiş ve esmer olan da can havliyle sandalyeden düşme tehlikesi geçirmişti. "Ayağın bacağımın arkasına geçti amına koyayım. Ufak tefek bir şeysin ama hayvan gibi gücün var lan."
Jimin'in pek umursadığı söylenemezdi. Taehyung'a cevap vermek yerine kafasını masadan kaldırıp limonatasından bir yudum almıştı. "Herife bak burada acı çekiyoruz umurunda bile değil." Jimin omuz silkmişti. "Sen benim acımla alay ederken iyiydi." Taehyung keyifle arkasına yaslanıp muzip bir gülüşle Jimin'e rahatsızlık vermeye çalışmış ve çok geçmeden amacına da ulaşmıştı. "Niye öyle bakıyorsun?" Esmer olan bilmiyorum der gibi omuz silkmiş ve bu Jimin'i daha da huzursuz etmişti. "Sana bir şey söyleyecektim ama madem seninle alay ettiğimi düşünüyorsun..." cümlesini sanki devamı gelecekmiş gibi bitirdiğinde Jimin kaşlarını çatmıştı. "Söyle çabuk."
Söylemeyecekti. Çünkü Jimin'i kıvrandırma keyfinden kendini asla mahrum bırakamazdı. Bu nedenle oralı değilmiş gibi ayağa kalkıp sahile doğru yol almaya başladığında Jimin limonatasını hızla kafaya dikip fondipledikten sonra Taehyung'un peşine takılmıştı. "Taehyung-ah, buraya gel." Aradaki mesafeyi kapatmak adına hızlı adımlarla yürürken esmer olan da aynı oranda hızlanmıştı. "Demek şimdi Taehyung-ah olduk." Yönünü Jimin'e dönüp geri geri adımlamaya devam ederken söylemiş ve koşmaya başlamıştı.
Hoseok ise tam o esnada önünden koşuşturarak geçen ikiliye kafasını iki yana sallayarak gülmüş ve işine geri dönmüştü. Jimin'in kendisinin yanında göstermediği kişiliğini göyle anlarda görebiliyor olmak inanılmaz hoşuna gidiyordu. Farklı bir Jimin kapısı aralanıyordu adeta.
Küçük olanı hiç tanımadığına emindi. Çünkü tanışalı sadece günler olmuştu ve daha bilmediği çok yanı olduğunu, karakterinin aslında o kadar da uysal olmadığını hissedebiliyordu. Kendisinin gördüğü, Jimin'in kendisine gösterdiği kişiliğinin de ötesinde, keşfedilmeyi bekleyen bir Jimin vardı ancak tanımaya, her bir özelliğini keşfetmeye zamanı yoktu. Anca böyle anlarda görüyordu farklı bir yanını.
Ama yine de birkaç günde öğrendiği şeyler vardı. Her sabah bir bardak su içtiğini öğrenmişti mesela, sofra hazırlanırken tabaklardan yemek aşırılmasından hoşlanmadığını ama hazırlarken sürekli ağzına ufak tefek şeyler attığını da öğrenmişti. Diş macununun tadından nefret ettiğini, telefonunu her gece şarja takmayı unuttuğunu, çok da düzenli bir insan olmadığını öğrenmişti.
Dondurmasını meyveli sevdiğini, kahveyi çaya tercih ettiğini, ve sarhoşken düşünmeden hareket ettiğini öğrenmişti. Bunlar birkaç günde öğrendiği Jimin kesitleriydi ama hâlâ o kadar tanımıyordu ki, hâlâ o kadar yabancıydı ki ona; tanımak istiyordu. Öğrenmek istiyordu.
Aklına gelen anılarla o böyle gülümseyerek faturaları işlemeye devam ederken ablası gelmişti yanına. "Hayırdır neye gülüyorsun böyle keyifli keyifli?" Neşeyle sorduğunda Hoseok hafif sağa dönmüş ve kolunu omzuna yaslayarak ekrana bakan ablasına çevirmişti yönünü. "Hiç, öylesine." Jiwoo fazla da üstünde durmamıştı. Çünkü Hoseok'un bir gecesini çalacak ve o gece bizzat kardeşinin ağzından dinleyecekti her şeyi. O yüzden üstelemedi daha fazla.
"Siz plaja gitmiyor muydunuz?" Jiwoo kardeşinin önündeki ice americanodan bir yudum alırken, Hoseok ablasının burada oluşunun sebebini merak ederek sorduğunda Jiwoo bardağı yerine bırakmış ve yanıtlamıştı. "Gittik de güneş kremimi falan birkaç şeyi almayı unutmuşum, annem de birkaç şey istedi, onları alıp döneceğim geri." Ablası açıkladığında Hoseok anlayışla başını sallamıştı. "Sen de gelsene benimle."
"Noona, gerçekten işim var. Sabah bahane üretmiyordum." Hoseok önündeki belgeleri göstererek söylediğinde Jiwoo omuz silkip bilgisayarın ekranını indirmişti. "Bunu yarın da yaparsın ama yarın biz burada olmayız Hoseok, kalk dedim sana." Küçük olan pes etmişlikle omuzlarını düşürüp evrakları toparlayarak göz önünden kaldırmıştı. "En azından izin ver de üzerime uygun bir şeyler giyineyim de öyle geleyim." Jiwoo, sanki kaçacakmış gibi düşünerek kısa bir göz süzdüğünde Hoseok iç çekerek gülmüştü. "En geç yirmi dakikaya yanınızdayım."
***
Jimin hızlanarak nihayet Taehyung'a yetişmeyi başardığında arkadaşının sırtına atlamış ve birlikte denizi boylamışlardı. "Oğlum ayakta da mı duramıyorsun lan." Jimin sitemle arkadaşına söylenirken Taehyung Jimin'in altından çıkmaya çalışıyordu.
O kadar uzun zamandır koşuşturuyorlardı ki, ve bunu neden yaptıklarını da bilmiyorlardı. Hava bin beş yüz derece falandı ve soğuk suyun içinde yaşam mücadelesi vermek yerine vücut ısılarını sanki olabilirmiş gibi daha da yükseltecek aktiviteler yapıyor olmak çok da yabancısı oldukları durumlar değildi. Neyse ki içine düştükleri serin su biraz olsun almıştı hararetlerini fakat ikisinin de yanaklarının sıcaktan al al olmasına engel olamamıştı.
"Gençler selam!" Jiwoo neşeyle suyun içinde tepişen ikilinin tepesinde dikilerek seslendiğinde Jimin hemen doğrularak selam vermişti. "Selam noona." Taehyung ise arkadaşının tek bir selamla hizaya gelişine bıyık altından gülmekle meşguldü. Jimin gerçekten de Hoseok'un ailesinin yanında bambaşka birine dönüşüyordu ve bu hâli esmer olana inanılmaz bir keyif veriyordu, tâ ki arkadaşının dirseğini karın boşluğunda hissedinceye kadar.
"Gelip bizimle takılmaya ne dersiniz? Hoseok da gelecek birazdan." Tam Jimin itiraz etmeye hazırlanıyordu ki, Taehyung. olaya anında müdahale etmişti. "Çok iyi olur, ben de Jimin'den sıkılmıştım zaten artık." Esmer olan hızla ayaklanarak Jiwoo'nun koluna girmişti, Jimin ise arkadaşının bu hızlı satışı karşısında ağzı açık bakakalmıştı önden yürüyen ikiliye. Öyle ki, Taehyung'u neden kovaladığını hatırlaması bile birkaç dakikasını almıştı.
Ve hatırladığındaysa kaşlarını çatmış, intikam planları kurmaya başlamıştı kafasında. Hem Taehyung'un anlatacağı şeyi öğrenmeli hem de esmer olanı doğduğuna pişman etmeliydi. Ne işleri vardı ki Hoseok'un ailesinin yanında?
Jimin önünden ilerleyen ikilinin arkasından yürümeye başladığında öğleden sonra iki sularıydı. Güneş iyice tepeye çıkmış, tüm enerjisini yeryüzündeki canlıların damarlarında akan kanı bile sıcaktan buharlaştırmaya adeta yemin etmiş gibi, ısısını yaymaya harcıyordu.
Bunaldığını hissederek bileğindeki lastik toka ile önüne düşen sarı saçlarını toplayarak tepesinden tutturduğunda biraz olsun ferahlamış hissetmişti.
Önde arkadaşının Jiwoo ile kendisinin dedikodusunu yaptığını bilmeden dalgınca kıyıdan kıyıdan yürüyor ve serin suyun dalgalarla ayağına çarparak kızgın güneşe rağmen onu ferahlatmasına izin veriyordu.
"Yani diyorsun ki, her şey sevgili rolü yaparak başladı?" Jiwoo şaşkınlıkla dinliyordu esmer olanın anlattıklarını. Hoseok ile konuşmaya henüz fırsatları olmamıştı fakat Jiwoo, normalde kardeşinin böyle biri olmadığını biliyordu. "Sana bir şey söyleyim mi Taehyung-ssi?" Jiwoo, kısa boyu yüzünden hafif yaklaşıp Jimin'in duymayacağından emin olarak sorduğunda esmer olan hafifçe eğilmişti, Jiwoo rahatça konuşabilsin diye. "Noona, lütfen resmiyeti kaldıralım, Tae diyebilirsin bana." Araya kısaca sıkıştırdıktan sonra Jiwoo gülümseyerek onaylamıştı. "Hoseok normalde asla böyle bir şey yapacak türden birisi değil. Yani, okul balosuna bile birini götürmemişti gerçekten sevgilisi değil diye. Böyle bir oyun onun için o kadar fazla ki." Taehyung kaşlarını çatmıştı. "Bu ne anlama geliyor?" Anlayamayarak sorduğunda genç kadın gülümsemişti. "Jimin, Hoseok'u fazlasıyla etkilemiş olmalı. Böyle bir oyunu kabul edecek kadar aklını başından almış belli ki." Jiwoo kıkırdayarak söylediğinde Taehyung keyifle gülümseyerek omzunun üstünden doğru arkada dalgınca yürüyen arkadaşına bakmış ve geri önüne dönmüştü.
Fakat tam o an Taehyung arkadaşını savunma gereksinimi duymuştu. "Yani Jimin de her gün sahte sevgili oyunları düzenlemiyor kendine. Hoseok hyunga göre biraz daha fazla çapkın olabilir, eğlenceye de düşkün olabilir ama asla böyle oyunlara girecek biri de değildir normalde. O an niye böyle bir saçmalık yaptı ben de çok şaşırdım açıkçası." Jiwoo kahkaha atmıştı Taehyung'un hızlı hızlı konuşarak arkadaşını savunmaya çalışmasına.
"Sonra neler oldu, anlat, tüm detaylarıyla." Jiwoo ciddiyetle söylediğinde diğerlerinin yanına gelmişlerdi çoktan fakat ikili bunu çok önemsemiyor gibiydi. Hoseok ablasıyla Taehyung'u gördüğünde gözleri farkında olmadan Jimin'i aramış ve birkaç saniye içerisinde görüş açısına giren küçüğü ile yüzüne hoş bir tebessüm yerleşmişti. "Bak bak, şuna bak. Nasıl da keyifle gülüyor." Jiwoo, Taehyung'un sözünü keserek kardeşini işaret ettiğinde esmer olan gülümsemişti. "Noona, bu ne ki, sen daha hiçbir şey görmedin."
Hoseok, birlikte geldiği Jeongguk'un yanından kalkarak yanlarına gelen üçlüye doğru adımlarını hızlandırmış ve Jimin'in yanında durarak küçük olanın dikkatini çekmeyi başardığında ise gülümsemişti. Jimin de aynı gülümseme ile karşılık verdiğinde Hoseok önce Jimin'in tepeden tutturulmuş saçına bakmış ve gülümsemesi genişlemişti. "Yakışmış." Küçük olan ilk başta anlayamasa da saçından bahsettiğini anladığı an o da gülümsemişti. "Teşekkür ederim." ve o esnada Hoseok, Jimin'in elini tutmuştu çaktırmadan.
Küçük olan şaşkınlıkla önce birleşen ellerine sonra da Hoseok'un keyifle kıvrılan dudaklarına bakmış ve ardından da gözlerini buluşturmuştu. Bugün Hoseok çok beklenmedikti. Her şeyi bitirmeye karar vermişlerdi, daha dün geceydi. Sonrasında sarılıp uyumuş olsalar da Hoseok'un davranışları sanki hiç konuşmamışlar gibiydi. Eskisi gibi onunla ilgileniyor, hatta dahası, onunla flört ediyordu. "Hyung, annenler görecek." Jimin tedirginlikle elini çekmeye çalıştığında Hoseok izin vermemişti. "Bir şey olmaz." Jimin şaşırıyordu. "Hyung amacın ne?" Jimin kısık bir tonda sorduğunda Hoseok gülümsemişti. "Pişman olmamak Jimin-ah." Jimin kesik bir soluk vermişti dudaklarının arasından. Ve daha da konuşmalarına fırsat bulamadan arkadaşının sesi bölmüştü onları.
"Voleybol oynayalım!"
***
"Takımları kurmak için taş kâğıt makas oynayalım." Taehyung, kolunun altında tuttuğu voleybol topuyla yaklaşırken söylediğinde herkes hafif onay mırıltıları ile onaylamıştı esmer olanın önerisini. "Ama bir kişi fazlayız, takımın biri daha fazla olacak." Jeongguk söylediğinde Jimin herkesin üzerinde kısaca göz gezdirmişti konuşmadan önce. "Hyung, annen ya da baban bizimle oynar mı sence?" Hoseok'a sorduğunda gençlerin bakışları aynı anda, yan yana şezlonglarda güneşlenen Bay ve Bayan Jung'a çevrilmişti.
İkisi de keyfinden ödün verecek gibi durmuyordu, bu nedenle sanki Jimin hiç bu soruyu sormamış gibi odaklarını ikiliden uzaklaştırmışlardı. "Hoseok'un lisede voleybol şampiyonluğu var onu iki kişi sayabiliriz. Bence adil." Soomin geçmişten kalan bir anıyı ortaya attığında herkes bunun makul bir öneri olduğunu kabullenmişti. "Ya iyi de ben liseden mezun olalı neredeyse yirmi sene olacak. Şampiyonluk mu kalır?" Hoseok serzenişte bulunduğunda Jimin onun bu haline gülmeden edememişti. "Hyung mızıkçılık yapma işte, şampiyonluk şampiyonluktur. Madalyayı hâlâ saklamasını biliyorsun ama." Jimin, Hoseok'un terasındaki gizli arşivini gizli gizli kurcaladığını ele verdiğini fark ettiğinde eyvah der gibi alt dudağını dişlemiş, Hoseok ise çarpık bir gülüşle bakmıştı küçük olana.
Bu bakışma, sadece ikisinin anlayabileceği bir anlam taşıyordu. Hoseok, Jimin tarafından merak ediliyor olmanın ve evinde dolanıp her yeri kurcalayan Jimin'in verdiği o dolu dolu his göğsüne dolup içini ısıtırken, Jimin ise büyük olanın ona tanıdığı toleransın farkına varmış ve göz kontaklarını kesip başını eğerek hafifçe gülümsemişti. Hoseok'un kendisine karşı gösterdiği ilk taviz değildi ancak her defasında hoşuna gitmesine engel olamıyordu.
Jimin farkındaydı; büyük olan, ona göründüğü kadar yumuşak huylu değildi her zaman. Onun da sınırları ve çizgileri vardı ve Jimin o sınırlarda dolaşmayı, çizgiyi aşmayı ve çizginin ardındaki Hoseok ile tanışmayı deli gibi istiyor, istemenin de ötesinde merak ediyordu. Düşüncesi bile gözlerini çakmak çakmak oluyor, nefesi boğazında düğümleniyor ve kalbi terliyordu. Ve buna zamanının olmaması, düşündükçe deli ediyordu onu.
"Taş, kâğıt, makas!" Taehyung'un sesiyle dikkati dağılıp elini rastgele ortaya uzattığında Hoseok elini açıp kâğıt yaparken Jimin yumruğunu açmadan taş yapmıştı. Herkesin elleri ortada farklı şekillerde dururken, Jiwoo anlayamayarak söze girmişti. "Biz taş, kâğıt, makas oynayarak takımlara nasıl karar vereceğiz tam olarak?" Bu sorusu herkesin kafasını karıştırırken, bu öneriyi ortaya atan Taehyung bile birkaç saniye duraksamış ve ortada toplaşan ellere bakmıştı. "Bilmiyorum." Taehyung cevapladığında herkes oflayarak elini geri çekmişti.
O sırada Jimin şortunun cebinden telefonunu çıkararak bir uygulama açmıştı. "Şimdi hepimiz buraya parmağımızı koyacağız ve uygulama otomatik olarak üç kişi seçecek. Onlar aynı takımda kalanlar da karşı takımda olacak, kabul mü?" Manuel yöntemlerle seçim yapmak zor gelince teknolojiye başvurmayı mantıklı bularak herkes ekranın bir noktasına parmağını basmıştı. Birkaç saniye sonra uygulama seçimini yapmış ve takımlar belli olmuştu.
"Hoseok hyung, Soomin noona ve Taehyung. Siz aynı takımdasınız." Taehyung voleybol topunu elinde sektirerek filenin bir tarafına doğru ilerlerken Jimin kendi ekibine dönmüştü. "Ve biz de birlikteyiz."
Jeongguk bileğindeki lastik tokayla uzun saçlarını toplayıp tişörtünü çıkardıktan sonra filenin diğer tarafına, tam Taehyung'un karşısına geçmiş, bu manzara karşısında ise esmer olanın nefesi boğazına kaçmış ve öksürmeye başlamıştı. "Hile var amına koyayım ya, itiraz ediyorum. Nerde bu maçın hakemi?" Jimin arkadaşının tepkisine kahkaha attığında Jeongguk cevap vermişti büyüğüne. "Tişörtümü çıkarmam nasıl hile olabilir?" Taehyung uzun saçlı olana bakmıştı şaşkınlıkla. "Ben tişörtümü çıkarsam senin dikkatin dağılmaz mı yani?" Jeongguk dudaklarını birbirine bastırarak kafasını iki yana salladığında esmer olan kaşlarını çatmış ve o da tişörtünü çıkararak file direğinin dibine bırakmıştı.
"Beyler flörtleşmeniz bittiyse başlayabilir miyiz artık?" Jimin sabırsızca söylendiğinde Taehyung ve Jeongguk gözlerini birbirlerinin gözlerinden ayırmadan yerlerini almışlardı.
"Biz az kişi olduğumuz için bizden başlasın." Taehyung oyunu başlatmak adına servis için sahanın arkasına geçerek topu attığında Jiwoo karşılamış, pas verdiği Jimin ise topu Jeongguk'a göndermişti. Küçük olan karşısındaki Taehyung'un dikkat dağınıklığından faydalanarak karşı takıma ilk sayıyı kaybettirdiğinde Jimin koşarak Jeongguk ile beşlik çakmıştı. Hoseok ise Taehyung'a ters bir bakış atmış ve Soomin yerdeki topu alarak karşı takıma atmıştı. "10'luk 3 sette bitirelim bence." Jiwoo yakaladığı topu arkasında kalan kocasına atarken söylemişti. "Acıktım çünkü, yemek yemeye gitmek istiyorum."
Saatlerdir denizdelerdi ve artık güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. Hâliyle herkes de biraz acıkmıştı. "Anlaştık, hesabı kaybeden takım öder." Bu fikir elbette ki Taehyung'tan çıkmış ve iki takım arkadaşının da ters bakışlarla ona dönmesine sebep olmuştu. "Bunu az önce sayı kaybetmiş biri olarak senin söylemen." Hoseok hafif alaylı bir gülüşle söylemiş ve sahadaki yerini almıştı. "Hyung, merak etme akşama yemek ısmarlayan biz olmayacağız." Taehyung, karşısındaki çocuğun gözlerinin içine bakarak kararlı bir şekilde söylediğinde Jeongguk kaşlarını çatmıştı. Büyük olan ona alenen meydan okuyordu.
"Tamam, başlıyorum." Mincha oyunu başlatarak topu karşı tarafa göndermiş ve dikkatini Jeongguk'tan tamamen uzaklaştıran Taehyung sayesinde bir sayı almışlardı. Soomin ve Hoseok sevinçle sarıldıklarında ise Jimin modunun iyiden iyiye düştüğünü hissedebiliyordu. Yerdeki topu alarak arkası dönük olan Hoseok'a attığında, büyük olan neye uğradığını anlayamayarak topu atan kişiye bakmış ve yüzü düşmüş bir Jimin ile karşılaşmıştı. "Sıra sizde." Jimin sanki topu vermek için atmış gibi kısaca açıkladığında Hoseok anlam veremese de fazla üstelemeden yere düşen topu alıp seti başlatmıştı.
Berabere giden oyunda bu defa kimse sayı kaybetmemek için çabalıyordu.
İlk setin kazananı az bir farkla Hoseokların takımı olduğunda, yeni sete çok daha hararetli bir başlangıç yapmışlardı.
Hoseok'un karşı takıma gönderdiği topu Jimin karşılamış ve Jiwoo'ya attığı pasın sonrasında top yeniden karşı takıma geçmişti. Soomin gelen topu Taehyung'a yönlendirdiğinde esmer olan Jeongguk'un gözlerine baka baka sayı almış ve Soomin'le beşlik çakarken Hoseok ise omzuna vurmuştu destekleyici bir şekilde. "Benim yemeğimin parasını Jeongguk ödesin." Taehyung yakın gördüğü galibiyetleri üzerinden Jeongguk'a laf attığında küçük olan göz devirmiş ve fileye yaklaşarak Taehyung'un karşısında durmuştu. "Erkenden havalara girme istersen bir bakmışsın alıvermişim aklını." Esmer olan gülümsemiş ve işaret parmağının ucuyla filenin ardında kalan çocuğun burnuna vurmuştu hafifçe. "Alıyorsun zaten yavrum."
"Bakışlarla insan öldürülebilseydi şu an katil olmuş olabilirdin." Jimin, baktığı yere o kadar odaklanmıştı ki yanına yaklaşan Jiwoo'yu fark etmemişti bile. "Ne?" anlayamadığı için kaşlarını çatarak solundaki bedene dönmüş ve imalı gülüşüyle ona bakan kadınla karşılaşınca neye uğradığını algılayamamıştı. "Soomin'i diyorum, bakışlarınla deştin." Jimin anında gözlerini kaçırmıştı dakikalardır odak kesildiği yerden. Hoseok ve Soomin'in oyunun başından beri keyifli vakit geçirdiğini görmek sinirlerini bozuyordu, üstelik her boş anda şakalaşıyorlar bir şekilde birbirlerini güldürüyorlardı. Jimin, bu kıskançlığın her açıdan anlamsız olduğunu biliyordu ama engel de olamıyordu kendine.
"Ben başka bir şey düşünüyordum." Diyerek kendini açıklamaya çalıştığında Jiwoo yan bir bakış atmıştı. "Yeme beni Jimin, kimi kandırıyorsun?" Jimin utançla oflayarak bakışlarını Jiwoo hariç her yerde gezdirmeye başlamıştı. "Merak etme Hoseok'un gözünün senden başkasını gördüğü yok şu an." Bunu söyledikten sonra Jimin'in utanarak başını eğişine gülmüş ve sarışın olanın yanından ayrılarak eski yerini almış, oyunun başlamasını bekliyordu.
Jimin farkındaydı, bu kıskançlık anlamsızdı çünkü daha yaklaşık bir saat önce itirafımsı bir şeyler olmuştu Hoseok ile aralarında. Üstelik öyle olmasa bile gidecekti. Hoseok'u kıskanmaya hakkı yoktu şu durumda. İlişkileri buna müsait değildi ancak engel de olamıyordu. Çünkü Soomin'in yanında kendisini hem yetersiz hissediyor hem de ilişkilerinin onlardan bağımsız sebeplerden ötürü imkansız oluşu canını daha çok yakıyordu.
Ve elbette bu düşüncelere daldığı için ona doğru hızla gelen topu fark etmemiş, kafasına sertçe çarpan top sendelemesine sebep olmuştu. "Jimin!" Hoseok'un sesi uğultulu bir şekilde kulağına ulaşırken görüşü bulanıklaşmış ve hafifçe sendelemişti. Sarsıntı yüzünden dengesini kurmakta zorlanıyordu, yere yığılmış değildi ancak ayakta da durabildiği söylenemezdi.
İyiymiş gibi görünmek adına bir adım atmak için yeltendiğinde dengesini sağlayamamış ve tam öne doğru düşecekken Hoseok onu yakalayıvermişti hemen. Jimin'in başını avuçları arasına alarak hasar kontrolü yapıyordu endişeli gözlerle. "İyi misin?" Hoseok'un titreyen sesi çınlayan kulaklarında yavaşça netleşirken Jimin kafasını sallamıştı hafifçe. Dengesini sağlayabilmek için Hoseok'un kollarından sıkıca tutunuyor ve başının dönmesinin azalmasını bekliyordu.
Hoseok Jimin'i kucaklayarak birkaç adım ötedeki şezlonglara götürerek oturtmuş ve kendisi de hemen önünde çömelmişti. Başında toplanan herkesin endişeli bakışları ve 'iyi misin' soruları başındaki ağrının artmasına sebep oluyordu sadece. Jimin yüzünü buruşturdu istemsizce ve onun yüzünü dikkatle izleyen Hoseok ise bir sorun olduğunu anladı hemen.
"Biraz alan açsanıza." Hoseok eliyle işaret ederek insanları Jimin'in etrafından biraz uzaklaştırmış ve Jiwoo'nun uzattığı su şişesinden avucuna biraz su dökerek Jimin'in yüzünü ıslatmıştı soğuk suyla. Bir yandan dikkatle yüzünü inceliyor bir yandan da saçlarını geriye tarayarak yüzünün açılmasını sağlıyordu.
"İyiyim hyung, bir şey olmadı." Jimin sarsıntının etkisi geçip de kendine gelince Hoseok'un dakikalar önceki sorusunu yanıtlamayı başarmıştı. "Emin misin?" Jimin kafasını sallayarak onaylamıştı onu. "Alt tarafı top, sadece bir an dengemi kaybettim ama şimdi iyiyim sorun yok."
Fakat bu cevap Hoseok'un bakışlarını Taehyung'a dikmesine ve ters bakışlarının hedefi haline getirmesine engel olmamıştı. Hoseok'un bu bakışı Jimin'i güldürürken Taehyung'un yutkunmasına sebep olmuştu. Jimin, elini Hoseok'un yanağına koyup kendine çevirerek arkadaşını bakışların odağından kurtarsa da Taehyung'un tedirginliğinden de inanılmaz keyif alıyordu. Jiwoo ise üçlü arasındaki bu tuhaf atmosfere, Taehyung'tan dinlediği hikâyeden sonra daha anlamlı anlamlar yükleyebilmişti. "Enişte ben ne yaptım ya, topu tutamayan kendisiydi." Taehyung kendini müdafaaya çabalarken Hoseok göz devirmişti. "Sence bu benim ne kadar umurumda?"
Jimin keyifle güldüğünde Taehyung ters ters bakmıştı arkadaşına. "Eğleniyorsun bakıyorum da." Jimin kafasını sallamıştı. "İnanılmaz eğlendim gerçekten de, Hoseok hyungtan bu kadar çekindiğini bilmiyordum." Taehyung göz devirmişti. "Tabii sen Seungjo'ya attığı yumruğu görmediğin için böyle rahats-" Taehyung daha saatler önce Jimin'i peşinden koşturduğu şeyi beleşe itiraf ettiğini fark ettiği için dilini ısırmıştı. "-ın." Jimin'in şaşkınlıkla büyüyen gözlerine bakarak kalan son yarı heceyi de tamamlamıştı sessizce. Jiwoo, Mincha ve Soomin ise konuya o kadar uzaklardı ki, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar fakat anlayamıyorlardı.
"Sen Seungjo'ya yumruk mu attın?"
"Sen birine yumruk mu attın?"
Jiwoo ve Jimin sorularını aynı anda Hoseok'a yönelttiklerinde esmer olan bakışlarını ablası ve Jimin arasında gezdirmişti birkaç saniyeliğine. "Hyung neden yaptın ki böyle bir şey?" Jimin'in, Hoseok'un dengesini bozduğuna dair olan hisleri yeniden gün yüzüne çıkmıştı. "Hak ettiğini sen de biliyorsun." Hoseok sıkıntıyla iç çekerek söylerken Jimin hariç her yere bakıyor, Jimin ise gözlerini bir saniye bile ayırmıyordu ondan.
Çok tuhaf ve rahatsız edici bir ortamdalardı. Ablası, eniştesi ve annesinin kendisine ayarlamak için getirdiği lise arkadaşı; aşık olmaya ramak kalan hoşlandığı ve birkaç gündür tanıdığı adam, onun çenesinin yayı gevşek arkadaşı ve Jeongguk. Jeongguk.
Jeongguk. Bakışlarını küçük olana çevirmiş ve sessizce olayları izleyen Jeongguk ise Hoseok'un yardım isteyen bakışlarını yakaladığı an duruma müdahale etmişti.
Şezlongun üzerinde dağınıkça duran tişörtü alarak Taehyung'un suratına atmış ve "Giyin." diye tek kelimelik komut verdikten sonra dikkatleri dağıtmak için söze girmişti. "Jimin hyung artık oynayamayacağına göre yemek yemeye mi gitsek?" Enerjik sesiyle dikkatleri dağıtmayı gerçekten başardığında Hoseok gülüşünü saklamak adına başını eğmişti hafifçe. "Ya alt tarafı voleybol topu çarptı, ölüm döşeğindeymişim gibi davranmasanız mı artık? Oynarım ben oyunumu." Yerinden kalkmaya çalışırken Hoseok'un sıkı tutuşuyla kalkamadan geri oturmuştu. "Nereye gidiyorsun?"
"Oyuna devam edeceğim?" Hoseok ciddiyetle derin bir nefes vermişti. "Saçmalama Jimin." Ve diğerlerine dönmüştü. "Oynamak istiyorsanız siz devam edin biz oynamıyoruz." Jimin ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu. Midesi kasılıyor ve içgüdüsel bir gülümseme isteği dudaklarının kenarını zorluyordu. "Bence yemeğe gidelim artık, yorulduk hepimiz." Jiwoo söylediğinde diğerleri de onaylamış ve bunun üzerine anne babasına haber vermek için diğerlerinin yanından ayrılmıştı.
"Yürüyebilecek misin?" Hoseok sessizce sorduğunda Jimin gülmüştü hafifçe. "Hyung kafama top çarptı top mermisinin altında ezilmedim, nolur rahatla."
"Demesi kolay tabii sana, beş dakikada yüzün kireç gibi bembeyaz oldu." Jimin gülümsedi. "Ama şimdi iyiyim."
"Yine de kucağıma alabilirim arabaya kadar." Hoseok ciddiyetle söylediğinde Jimin gülümsemişti. "Hyung inan bana annenden hafif yollu korkmuyor olsam kabul ederdim ama yürüyemeyeceğim için değil, kucağın çok rahat diye." Alayla karışık söylediğinde Hoseok da gülmüş ve ayağa kalkarak Jimin'e elini uzatmıştı. Küçük olan uzatılan eli tutarak kalkmış ve birlikte diğerlerinin yanına adımlamışlardı.
"Herkes üzerini değiştirecek akşam altı buçuk gibi de restoranda buluşacağız." Jiwoo açıkladığında Hoseok onaylamıştı ablasını. "Biraz dağın tepesi gibi kalıyor ama manzarası çok güzel olan bir restoran var oraya gidebiliriz." Jeongguk söylediğinde Hoseok da onaylamıştı onu. "Yemekleri de güzeldi oranın."
"O zaman siz önden gidersiniz biz arabayla takip ederiz sizi." Mincha, Hoseok'a hitaben söylemiş ve onay aldıktan sonra herkes teker teker dağılmıştı.
___
26.06.2024
02.15
düzenlemeden kontrol etmeden paylaşıyorum çünkü bana yapamazsın diyin ve oturun izleyin
uzun zaman oldu falan şeylerine hiç girmicem bu sefer çünkü her seferinde uzun zaman oluyor zaten. bi de bu muhabbetlere girince söz veriyorum hemen bölüm gelecek bilmem ne diye VE TUTAMIYORUM. önceki bölüme bakın bundan sonra önümüz açık birkaç güne bölüm gelir demişim seneyi devriyesini kutluyorduk az kalsın
o yüzden çok da konuşmadan uzaklaşıyorum umarım beklediğinize değen bir bölüm olmuştur. açıkçası benim beklediğime değen bi bölüm olmadı ama sonraki bölümde tatmin olucam inşalla öyle planlıyorum
bi de o kadar ne yazdığımı bilmiyorum ki bu bölümde çünkü bu bölüm için kafam inanılmaz karışıktı (hala öyle) sanırım dört beş farklı alternatifi harmanlamaya çalıştım defalarca da baştan yazdım hepsinde farklı şeyler çıktı ortaya ama aklım da hep diğerlerinde kaldı ben de dedim ki BİRLEŞTİRELİM!!!!!!
birleştirdim işte ilk sahne başka bi versiyondu voleybol sahnesi başka bi versiyondu fln derken buradayız işte. 4k kelime ile huzurlarınızdayız umarım beğenmişsinizdir
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |