7. Bölüm

7

tokyo
luvshobie

"Sonra işte Jimin tuvaletten çıkınca bakmış karşısında onu aldatan exi ve manitası." Taehyung bir yandan barda bardakları kurulayıp raflara dizerken diğer yandan da insanlara içeceklerini hazırlayan Jeongguk'a olayın özetini geçiyordu.

Küçük olan elindeki bardağın kenarını lime ile ıslatırken kaşlarını kaldırıp Taehyung'a çevirmişti bakışlarını. "Yok artık!" Esmer olan yeni bir bardağı alırken, "Var artık." demiş ve gülmüştü hafifçe. "Sonra benim süpersonik zeka arkadaşım eski sevgilisine 'Hoseok benim sevgilim' demiş." Taehyung, bu olayları Jimin ona anlatırken doyasıya gülememiş olmanın birikmişliğiyle kahkaha attığında Jeongguk esmer olanın bu hâline çarpık bir gülüşle göz devirerek hazırladığı kokteyli, bekleyen kadının önüne doğru iteklemiş ve içeceğini alan kadın uzaklaşınca sol elini tezgaha yaslayarak bedenini Taehyung'a doğru çevirmişti.

"Hoseok hyung da dünden razıymış, baksana şu hallerine." Jeongguk kalabalığın içinde dans eden Hoseok'la Jimin'i işaret ettiğinde Taehyung da o tarafa bakmış ve kollarını Hoseok'un boynuna dolayarak dans eden arkadaşını görmesiyle bir kez daha şaşırmadan edememişti. "Şu çocuğun cilvesinin binde biri bende olsa Kore'yi fethederdim ama Jimin anca aldatılıyor. Kadersizlik." Sesine yansıyan alay, manzaranın tuhaflığını azaltmıyordu. Çünkü sanki her günleri böyle sarmaş dolaş geçiyormuş gibi bir rahatlıkla dans eden ikilinin keyfi kesinlikle son derece yerinde görünüyordu.

"Seungjo'nun bakışlarını üstümde hissediyorum." Jimin, kanında gezinen alkolün etkisiyle keyifle söylediğinde Hoseok etrafına bakınmış ve biraz ileride dans eden- aslında daha çok Haerim'e ayak uydurmaya çalışırken onları izleyen Seungjo'yu görmesiyle gülmüş ve elini Jimin'in beline atarak küçük olanı biraz daha kendine çekmişti ve bu hareket Jimin'in kısa bir anlığına nefesini tutmasına sebep olmuştu. Heyecanlanması anlamsız görünse dahi bu yakınlık ve Hoseok'un rahat temasları Jimin'in kalp ritmini bozuyordu fakat çaktırmamak için derin bir nefes vermiş ve yutkunarak bakışlarını Hoseok'tan çekerek herhangi bir yere çevirmişti. "Bakışlarıyla beni yumrukladı şu an." Jimin bu söylenene kıkırdamış ve hafifçe arkasına dönerek Seungjo'nun sinirden kasılan yüzüne bakmıştı birkaç saniye.

"Sabah bana mesaj atmıştı." Jimin Hoseok'a biraz daha yaklaşarak söylediğinde büyük olan kafasını sallamıştı hafifçe, hatırladığını belirtmek için. Çünkü bugün konusu açılmıştı ve Jimin mesajların içeriğinden bahsetmesi gerektiğini düşünmüştü sebepsiz yere. "Bana kendini affettirmek için her şeyi yapacağını söylemişti." Tek tek ne yazdığını söylemektense özet geçtiğinde Hoseok, "Sen ne cevap verdin?" Diye sormuş ve Jimin kafasını iki yana sallamıştı olumsuz anlamda. "Cevap vermedim."

Müzik hareketli olsa dahi onlar artık o kadar da hareketli bir şekilde eşlik etmiyorlardı müziğe. Sadece birbirlerine sarılı bir şekilde hafifçe salınırlarken etraflarında olan herkese karşı bir set örüp soyutlanmışlardı ortamdan. "Burada karşılaşmamız da aşırı tuhaf. Sanki eliyle koymuş gibi buldu beni burada." Hoseok hafifçe gülmüş ve Jimin'in gözünün önüne düşen saçını geriye atmıştı parmağının ucuyla ve Jimin sarhoş bile olmamasına rağmen bu hareketin neden başını döndürdüğünü anlayamamıştı. Gün içinde Hoseok'un refleksle gerçekleştirdiği bu tarz ufak hareketleri her defasında şaşırmasına ve heyecanlanmasına sebep olmuştu ve hâlâ da heyecanlandırıyordu.

"Yüzümde bir şey mi var?" Hoseok sorduğunda Jimin daldığı düşüncelerden hızla çekilip çıkmıştı. "Efendim?" Anlayamayarak sorduğu soruya karşın Hoseok iç çekmişti. "Sen iyi misin?"

"Evet? Evet. Yani iyiyim. Kötü mü görünüyorum?" Büyük olan kafasını iki yana sallamıştı. "Hayır o anlamda demedim de, daldın gittin birden. Seungjo'yu mu düşünüyordun?" Jimin bu soruyla fark etmişti Seungjo'yu değil de Hoseok'u düşündüğünü ve hayır seni düşünüyordum diyemeyecek olduğunun bilinciyle gözlerini kaçırmıştı. "Hmhm, aynen. Seungjo." diye ağzının ucundan mırıldanmış ve Hoseok'un tutuşundan kurtulmuştu. "Ben şey, biraz bir şeyler içsem iyi olacak." Hoseok anlayışla kafasını sallayarak onaylamıştı. "Benim de biraz işlerim vardı zaten, onları hallederim." Hoseok, Jimin'in bu ani ruh hali değişimlerini Seungjo'ya yorsa dahi Jimin gerçekleri biliyordu ve bu farkındalık da aralarında tuhaf bir atmosferin oluşmasına sebep olmuştu. "Tamam o zaman. Sen işlerini hallet, ben de şey yapayım- şey," elini ensesine atıp saçlarını hafifçe karıştırmış ve sanki unuttuğu kelimeyi hatırlamış gibi söze girmişti yeniden. "İçeyim işte bir şeyler." Hoseok kafasını hafifçe sallayarak onaylamış ve Jimin'in alelacele kalabalığı yararak uzaklaşmasını izlerken gözleri Seungjo'nun alayla gülen yüzüne takılmıştı.

Bu durumdan keyif aldığı ortadaydı çünkü Jimin her şey yolundayken bir anda Hoseok'u ortada bırakarak gitmiş gibi görünüyordu ve onları bir dakikalığına bile göz hapsinden çıkarmadan gözleyen Seungjo, Jimin'deki bu değişimi fark ederek sebebinin merkezine kendisini koymuştu bile. İşin tuhaf kısmı, bunun böyle olmadığını bilen tek kişi Jimin'di ve o da zaten bu gerçeği kendinden bile gizlemek için kaçmıştı Hoseok'tan. Hoseok da bakışlarını Seungjo'dan çekerek oradan uzaklaşmış ve mutfağa geçmişti.

***

Jimin, dans eden bedenlerin arasına karışalı çok oluyordu. Hoseok kendi işiyle ilgilenirken ve Taehyung da iki gündür tanıdığı çocuk uğruna kendisini görmezden geldiği için Seungjo'dan köşe bucak kaçmanın yollarını aramaya başlamıştı çünkü eski sevgilisi bakışlarıyla bile rahatsız etmeyi başarıyordu. Sanki bir açığını arıyor gibi gözü sürekli Hoseok ve kendisindeydi ve Jimin bu göz hapsinden inanılmaz bunalarak kendini müziğin ritmine bırakmıştı. Gevşemeye ve Seungjo'yu unutmaya ihtiyacı vardı. Bugününü, geçmişini, Seungjo'yu ve Hoseok'u bile unutmak istiyordu. Hatta belki de en çok unutmak istediği şeydi Hoseok.

Çünkü büyük olan kafasını karıştırıyordu. Günün ikinci yarısından itibaren sevgili rolü yaptığı adam, ona karşı oyundan nazik ve düşünceli tavırları ile zihnini karman çorman ediyordu ve Jimin bu histen nefret etmişti. Kafasının karışmasından, zihninden geçen eğerli ve keşkeli cümlelerden nefret etmişti çünkü hiçbir eğerin ve hiçbir keşkenin bir karşılığının olmadığını, olmayacağını biliyordu. Ve bu bilinçte olmak da hoşuna gitmiyordu. Jimin'in kafası gerçekten inanılmaz karışmıştı ve Hoseok'un bunu yaklaşık beş altı saat gibi kısa bir sürede yapabilmesi, belki de her şeyden daha can sıkıcıydı. Çünkü bu kadar iradesiz oluşunu, bu kadar çabuk düşecek kadar duygusal boşlukta oluşunu kabul etmek istemiyordu.

Seungjo ve Hoseok yan yanayken, sahte sevgilisini eski sevgilisi ile kıyas içine sokmadan edemiyordu çünkü birbirlerine inanılmaz zıt olan tavırları, Jimin'in alışık olmadığı tarzda bir ilgi ve alaka kendini ister istemez onları kıyaslarken bulmasına sebep oluyordu. Birbirlerine siyah ve beyaz kadar zıt olan iki karakterin yan yana bulunduğu her an tüm bu farklar çıplak gözle görülüyordu, ayırt edebilmek için üstün zekalı olmaya gerek yoktu, sadece ayık bir kafaya sahip olmak yeterliydi.

Bu nedenle de kendini alkole kaptırmış, tüm bu düşünceleri def edene kadar içtikten sonra müziğin ritminin bedeninde nükseden hareketlerine engel olamayarak kendini kalabalığın arasında bulmuştu ve ne kadar zamandır orada öylece dans ettiğinin kendisi de farkında değildi.

Öte yandan Hoseok, alandan biraz uzakta kalan, kalabalıktan ve seslerden arınmış yüksek bar taburelerinden birine yerleşerek hesap defterlerini kontrol edip günün bilançosunu çıkarmakla uğraşıyordu. Bu işi böylesine gürültülü, hareketli ve kalabalık bir ortamda yapması dışarıdan bakan birisi için saçma görünse dahi, mesleki deformasyon olmuştu artık. Saat gece yarısına yanaşırken hesapları kapatmadan buradan ayrılamayacağını biliyordu. Her ne kadar yoğun tempodan uzaklaşmak için her şeyi geride bırakarak, herkesin hayalini kurduğu ve elde etmek için her şeyi yapabileceği bir işten istifa ederek buralara kadar gelmiş olsa da, Hoseok iş dışında herhangi bir şey düşünebileceği o aşamayı çoktan geçmişti. Parti devam ediyor, insanlar eğleniyordu fakat o yine oturup işiyle ilgileniyordu çünkü alışkanlıklar bir noktadan sonra hayat tarzı olup yerleşiyordu içimize.

İnsan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, kendinden kaçamıyordu işte. Değişim, zamandan ve mekandan bağımsız bir şekilde insanın içinde yeşeren bir olguydu ve Hoseok kariyerini ardında bırakarak bu kasabaya gelirken hayatının inanılmaz ölçüde değişeceğini düşünmüş, artık kendine daha fazla zaman ayıracağının ve eğleneceğinin sözünü kendine vermişti. Fakat değişim olgusunu kendi içinde özümseyemediği için, metropol hayatının beyaz yakalı Hoseok'u ve bu küçük kasabanın pansiyon işletmecisi Hoseok'u aynı kişiydi. Yine kendini işine adıyor, her gündüzünü gece ederken kendini ve kendine verdiği sözleri unutuyordu.

Biraz sonra yanında hissettiği hareketlilikle bakışlarını bilgisayarının ekranından çekerek yanındaki tabureye yerleşen Seungjo'ya çevirmişti. "Selam." Jimin'in eski sevgilisi söze girdiğinde Hoseok gözlüğünü çıkarıp laptopının yanına koyduktan sonra gülümsemiş ve "Selam." diyerek yanıtlamıştı. "Bir sorun mu vardı?" Hoseok, işyeri sahibi olarak sorduğunda Seungjo gülmüş ve kafasını iki yana sallamıştı. "Ah, hayır, müşteri olarak gelmedim yanına." Hoseok anlamaya çalışırken kaşlarını hafifçe çatmıştı fark etmeden.

"Anlayamadım." Hoseok kesinlikle Jimin yokken Jimin'in eski sevgilisiyle muhatap olmak istemiyordu. Çünkü Seungjo'ya tahammülü sadece Jimin'in ondan yardım istemesine dayalıydı ve küçük olan yanında yokken de bu role devam etmek zorunda olduğunu, gün içinde Jimin'e "sorun yok hallederiz" gibi tonla cümle sıralarken hiç hesaba katmamıştı. Çünkü tam şu esnada sorun vardı. "Jimin hakkında konuşmaya geldim." Hoseok iç çekmiş ve elindeki kalemin kapağını kapatarak yönünü iyice dönmüştü Seungjo'ya. "Sevgilim hakkında neden seninle bir şeyler konuşmak zorunda olayım Seungjo-ssi?" Şimdiden sabrının sınanacağının sinyalleri, Seungjo'nun konuya girişinden verilmişti bile.

"Jimin'in hâlâ bana karşı duygularının olduğunu sen de biliyorsun Hoseok-ssi, bu gerçeği bilirken onunla birlikte olmak zor değil mi?" Hoseok histerik bir kahkaha atmasına engel olamamıştı. Bu adamın bu öz güveni nereden aldığını dahi anlamakta güçlük çekiyordu artık. "Öyle mi dersin?" Hoseok sinir bozucu bir kendinden eminlikle, sesindeki alaycı tonu gizlemeden sormuş ve devamını da getirmişti. "Bak Seungjo-ssi, Jimin'le aranızda bir şeyler yaşanmış olabilir. Ona hak etmediği şeyler yaşatmış olabilirsin ama gelip de sevgilim hakkında benimle bu şekilde konuşma haddine sahip değilsin." Seungjo hafifçe gülmüştü bu söylenene.

"Buraya sırf Jimin için geldim ve onun gönlünü almadan da ayrılmayacağımı bilmelisin." Hoseok tahammül edemiyordu bu yüzsüzlüğe. İçine çekildiği bu olaydaki tek vasfı Jimin'in sahte sevgilisi olmaktı ve bu nedenle de sınırlarını aşmamaya, rolünü içselleştirmemeye çalışıyordu. Fakat Seungjo'nun bu utanmaz tavırları ve söyledikleri sabrının son demlerini de tüketmesine sebep oluyordu.

Hoseok tahammül eşiği düşük bir adam değildi. Meslek hayatı boyunca karşılaştığı tonla Seungjo'ya karşı her zaman soğukkanlılığını korumayı başarmıştı fakat duygusal meseleler söz konusu olduğunda bu sabrının sınır çizgisinin bu kadar kolay aşılabildiğinin kendisi de farkında değildi. "Jimin'in gönlünü almak için gelirken sevgilini de yanında mı getirdin?" Hoseok, kafasının içinde çakan şimşeklere tezat bir sakinlikle sorduğunda Seungjo iç çekmişti. Sanki derin bir aşk üçgeni arasına hapsolan çaresiz bir adam gibi davranıyordu ve bu tavırları Hoseok'ta onu yumruklama isteği uyandırıyordu.

"Haerim hiçbir zaman benim için Jimin kadar değerli olmadı. Bunu Jimin de görecek." Hoseok damarlarından geçen elektriklenmeye hissediyor, sahte de olsa sevgilisinin böyle bir durumun içinde bulunmasından rahatsızlık duyuyordu. Jimin'i bu saçma sapan durumun içinden çekip çıkarmak istiyor fakat her şeyin sahte olmasının getirdiği çekimserliği de aşamıyordu.

"Sevgilimden uzak dur Seungjo-ssi, çünkü inan bana her zaman bu kadar kibar olamayabilirim." Hoseok ikaz eder bir tonda söylediğinde, sözlerinin ciddiyeti Seungjo'ya ulaşmıyordu bile. "Neden? Onu senden alacağımdan mı korkuyorsun?" Çarpık bir gülüşle söylediğinde Hoseok, gün içinde tükettiği sabrının sonuna gelmiş ve Seungjo'nun yakasından tutarak kendine çekmişti sinirle. "Benim sinirlerimle oynamanı tavsiye etmem Seungjo-ssi. Jimin senin elinde oyuncak edebileceğin biri değil ve ben senin ona yaklaşmana izin vermeyeceğim."

Hayır, Hoseok kendini rolüne kaptırıp Jimin'i gerçekten sevgilisi olarak gördüğünden değildi bu tepkisi, Jimin'in yerinde kim olsa aynısını yapardı. "Sana mı soracağım ne yapıp yapmayacağımı?" Seungjo yakasındaki eli silkerek boşluğa düşmesine sebep olduğunda Hoseok inanılmaz bir şaşkınlık içerisindeydi. Çünkü bu kadar büyük bir yüzsüzlüğü gerçekten beklemiyordu. "Evet bana soracaksın ve bundan sonra Jimin'i üzecek herhangi bir hareketinde de karşında beni bulacaksın. Ayağını denk al." Ses tonunun yeterince tehditkar çıktığından emindi fakat sözleri yüzsüzlük bariyerini aşıp da karşısındakine ulaşmıyordu bile. "Bir daha da benim sevgilim hakkında böyle ileri geri konuştuğunu duyarsam inan bana tavrım bu defa çok başka olur."

Hoseok bunu söylemesinin ardından laptopının ekranını indirerek kapatmış ve oturduğu yüksek tabureden inerek arkasına döndüğünde Jimin'i görmüş ve konuştuklarını duyup duymadığını anlamaya fırsatı olmadan küçük olan hızlı adımlarla ona doğru yürüyerek aradaki kısa mesafeyi kapatıp kollarını büyük olanın boynuna sararak dudaklarını Hoseok'un dudaklarına bastırmıştı.

Bünyesine aldığı alkolün etkisi henüz hafiflememişti bile, hatta etkisini de yeni yeni gösteriyordu ve bu hareketin bahanesi olarak alkolü suçlayabileceği kadar sarhoştu fakat zihni berraktı. Konuşulanları duymuş ve o an ne düşündüğünü bile bilmeden kendini bu pozisyonda buluvermişti. Dolu gözlerini gizlemek için göz kapaklarını perde olarak kullanırken, Hoseok da üzerindeki şaşkınlığı atarak ellerini Jimin'in ince beline sarmıştı. Öpüşme bile denemeyecek bir dudak teması olabilirdi ancak Hoseok ile bu denli bir yakınlık Jimin'in planladığı bir şey değildi. Daha az önce unutmak için her şeyi denerken şimdi bulundukları durum Jimin'in zihnin ne kadar karmaşık olduğunun en büyük göstergesiydi. Kendiyle ters düşüyor ve mantığıyla davranışlarını senkron hale getiremiyordu.

Tamamen bilinç dışı ve içgüdüsel gerçekleştirdiği bu hareket Hoseok tarafından daha farklı yorumlanmıştı. Büyük olan, bu hareketin de oyunun bir parçası olduğunu ve Seungjo'nun orada olmasıyla alakalı olduğunu biliyor, hiç değilse öyle olduğunu düşünüyordu.

O esnada, Jeongguk'un hazırladığı özel kokteylinden bir yudum alan Taehyung bakışlarını kısa bir an Jeongguk'tan çektiği sırada, Jimin ve Hoseok'un öpüştüğünü görmüş ve yaşadığı şokla ağzına aldığı içeceği püskürtmüştü. "Hassiktir." Ağzından şaşkınlıkla karışık bir küfür firar ettiğinde Jeongguk ne olduğunu anlayamayarak esmer olana dönmüştü. "O kadar mı kötü olmuş?" Fakat sorusuna cevap alamamış, bakışlarını büyük olanın kitlendiği noktaya çevirdiğinde o da Taehyung'a yakın bir şaşkınlık tepkisi vermişti. "Lan, oha!"

Jimin, dudaklarını ayırdığında Hoseok'la göz göze gelmiş ve "Teşekkür ederim." diye mırıldanmıştı. "Ne için?" Hoseok da ondan daha yüksek olmayan bir tonda sorduğunda Jimin gülümsemişti sadece. "Her şey için."

"Çok sarhoşsun değil mi?" Hoseok yumuşak bir tonda sorduğunda, Jimin'in gülümsemesi genişlemiş ve elini havaya kaldırarak işaret ve baş parmağı arasında küçük bir boşluk bırakarak yanıtlamıştı. "Birazcık."

"Ayakta zor duruyorsun Jimin." Jimin gülerek kafasını hızla iki yana sallamıştı. "Hayır, iyiy- oh, dünya dönüyor." İşaret parmağını gökyüzünü gösterecek şekilde havaya kaldırıp dairesel hareketler yaparken gülerek söylemişti. Kafasını salladığı için başı dönmüş ve bu yüzden de hafifçe sendelediğinde Hoseok, Jimin'in belindeki tutuşunu sıkılaştırmıştı. "Seni odana götüreyim." Jimin onayladığında Hoseok Jimin'in kolunu omzuna atmış ve belinden tutarak kalabalığın arasından geçmeye çalışırken Haerim ile karşılaşmışlardı. "Jimin?" Genç kadın arkadaşının bu dağılmış halini gördüğünde şaşkınlıkla söylemişti. "Haerim-ah." Jimin kollarını açarak arkadaşına doğru yeltendiğinde Haerim ne olduğunu anlayamadan Jimin ona sarılmış ve iç çekmişti. "Benim kadersiz arkadaşım." Kollarını sıkılaştırarak daha sıkı sarılırken Haerim arkadaşının ne demek istediğini anlamamış ancak Hoseok'un panik çanları çalmaya başlamıştı çünkü birazdan Jimin her şeyi söyleyecekti. "Jimin-ah hadi biz gidelim." Sahte sevgilisinin kollarını, Haerim'den ayırmaya çalışırken söylemiş ve Jimin kollarını çözüp geri adım atmıştı.

"Size iyi eğlenceler Haerim-ssi, ben Jimin'i odasına götüreyim." Hoseok söylediğinde Seungjo da yanlarına gelmiş ve kolunu sevgilisinin omzuna atarak Hoseok'a alaycı bir dudak kıvrılmasıyla gülerek konuşmuştu. "Sevgilinin evi varken sen burada, pansiyonda mı kalıyorsun Jimin-ah?" Jimin, eski sevgilisinin sesini duyar duymaz istemsiz bir kahkaha atmıştı. "Sevgili benim sevgilim," bunu söylerken işaret parmağıyla Hoseok'u göstermiş ve devam etmişti. "İster evinde kalırım ister otelinde kalırım sa na ne?" Seungjo Jimin'in bu söylediğine göz devirerek gülmüştü sadece. Haklı oluşu yüzünden verecek cevabı yoktu ve bu da sinirlerini bozmuştu. Jimin sarhoşken bile Seungjo'nun ağzının payını verebiliyordu ve bu cevap sebepsiz yere Hoseok'un gülümsemesine sebep olduğunda Jimin kafasını Hoseok'un omzuna yaslamış, kollarını da büyük olanın beline sarmıştı.

"Jimin zaten benimle kalıyor, ben burada işlerimi bitirene kadar bir odaya götüreceğim Seungjo-ssi, müsaaden vardır umarım." Hoseok kinayeli bir şekilde söylerken, Taehyung da daha fazla uzaktan izlemek istemediği manzaranın yakından şahidi olmak için yanlarına gelmiş ve sohbete dahil olmuştu hemen. "Hyung, sorun değil siz gidin, biz Jeongguk'la toparlarız buraları." Taehyung söylediğinde Hoseok yapay bir şekilde gülümsemişti esmer olana. "Teşekkür ederim Taehyung-ah, o kadar iyisin ki." Taehyung da aynı yapmacık gülümsemeyle karşılık vermişti büyük olana. "Lafı bile olmaz hyung, zaten Jimin epey içmiş ayakta duramıyor sen götür onu en iyisi."

Taehyung kesinlikle kendiyle gurur duyuyordu. "Jimin-ah yürüyebilecek misin, hadi arabaya gidiyoruz." Jimin kafasını yasladığı yerden, Hoseok'un omzundan kaldırarak büyük olana bakmıştı. "Araba mı?" Hoseok kafasını sallamıştı usulca. "Hmhm, araba evet. Hadi bakalım, gidiyoruz." Jimin kafasını sallayarak adımlamış, fakat yine kafasını salladığı için başı dönmüş ve sendeleyerek düşme tehlikesi geçirmişti. "Bu böyle olmayacak." Hoseok iç çekerek cebindeki anahtarı Taehyung'a vermiş ve Jimin'i dizlerinin altından ve sırtından tutarak kucağına almış, Jimin de kollarını Hoseok'un boynuna dolayarak kafasını büyük olanın göğsüne yaslamıştı.

"Arabanın kapılarını açar mısın?" Taehyung'a söylediğinde esmer olan keyifle kafasını sallayarak onaylamış ve koşar adım bahçenin önünde park edilmiş arabaya doğru ilerleyerek ön kapıyı açmıştı. Hoseok da arkasından kucağında Jimin'le gelerek açılan kapıdan doğru Jimin'i ön koltuğa yerleştirmiş ve emniyet kemerini bağlayarak geri çekildiğinde Taehyung elindeki anahtarı uzatmıştı büyük olana.

"Jimin'in sarhoşluğunun üç aşaması var Hoseok-ssi." Taehyung söylediğinde Hoseok iç çekerek dinlemeye koyulmuştu. "İlk aşamayı atlattık burada. İkinci aşama duygusal Jimin, ağlayabilir ve onu teselli etmek zorunda kalabilirsin. Üçüncü aşamanın spoilerını vermeyeceğim, sürpriz olsun." Bunu söyledikten sonra göz kırpmış ve devam etmişti. "Kolay gelsin." Hoseok neye uğradığını anlayamadan Taehyung büyük olanın omzunu patpatlamış ve sekerek bahçeden içeri girip Jeongguk'un yanına doğru adımlamaya başlamıştı bile. Hoseok ise derin bir iç çekerek arabanın etrafından dolanarak sürücü koltuğuna yerleşmiş ve sızıp kalan Jimin'e bakmıştı birkaç saniye. Kesinlikle bu sahte sevgililik meselesini kabul ederken böyle şeyler yaşayacağı aklının ucundan dahi geçmemişti.

Şimdi, daha bugün tanıştığı ve dakikalar önce kendisini öpen zil zurna sarhoş olan sahte sevgilisini evine götürecek ve onun aşamalarla sarhoşluk evreleriyle baş etmek zorunda kalacaktı. Eliyle saçlarını geriye tarayarak anahtarı kontağa yerleştirmiş ve arabayı çalıştırdıktan sonra evin yolunu tutmuştu.

Kasabanın küçük olması ve o saatlerde sokakta hiç arabanın olmaması sayesinde on dakika sonra arabayı evinin önünde park ettiğinde arabadan inmiş ve Jimin'in kapısını açmıştı. "Jimin-ah, geldik." Omzundan sarsarak uyandırmaya çalışsa da Jimin'den tepki gelmiyordu. Kaç kere denediyse de uyandıramamış ve emniyet kemerini çözerek Jimin'i yeniden kucağına almıştı. Ayağıyla kapıyı iterek kapattıktan sonra evin bahçesinden geçerek kapının önüne gelmiş ve kapı şifresini girerek içeri girmişlerdi.

Girişteki otomatik ışık sayesinde aydınlanan holden geçerek Jimin'i koltuğa bırakmış ve ayakkabılarını çıkararak kenara koymuştu. Şimdiye kadar uyanmadıysa, bundan sonra da uyanmazdı. Yani Taehyung'un bahsettiği ikinci ve üçüncü aşama hiç yaşanmayacaktı. Hoseok rahatlamış olmanın yanında, Sarhoş Jimin'in sevimli olduğunu da inkar edemiyor ve hatta Taehyung'un bahsettiği hallerini de merak ediyordu.

"Saçmalama Hoseok." Kendi kendine mırıldanarak söylemiş ve koltuğun kenarında katlı duran pikeyi Jimin'in üstüne örterek banyoya adımlamıştı. Uzun bir günü kısa bir duşla sonlandırıp bir an önce yatıp uyumak istiyordu.

 

___
08.06.2023
18.00

 

ÇOK AFEDERSİNİZ AMA BU BÖLÜMÜ YAZACAĞIM DİYE BELAM S2KİLDİ GERÇEKTEN

 

 

 

İŞİN KÖTÜSÜ BU KADAR DENEMEYE RAĞMEN HALA İÇİME SİNEN GÜZEL BİR BÖLÜM OLMADI AMA ARTIK YETER DİYEREK PAYLAŞIYORUM İFLAHIM KESİLDİ ÇÜNKÜ ARTIK HAYATTA KALAN SON ÜÇ BEYİN HÜCREM KENDİNİ BİR YAZ GECESİ KASABASININ DENİZİNDE BOĞDU ÖLDÜRDÜ YANİ ÖYLE Bİ VAZİYETTEYİM ARTIK

 

neyse işte bu bölümden cidden pek haz ettiğim söylenemez ama dediğim gibi daha iyisini yazamayacağımı kabullendim yani artık yayımlayım ve artık önümüzdeki günlere bakalım

Bölüm : 03.10.2024 11:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
tokyo / bir yaz gecesi rüyası | jihope / 7
tokyo
bir yaz gecesi rüyası | jihope

84 Okunma

21 Oy

0 Takip
17
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...