
Arabadaki derin sessizlikten rahatsız olan Jimin, yerinde kıpırdanarak sessizliği dağıtmak amacıyla söze girmişti. "Biz tanışmadık, ben de Jimin bu arada." Hoseok bakışlarını kısa bir an yoldan çekerek yanında oturan bedene bakmıştı gülümseyerek. "Çok memnun oldum tanıştığıma." Esmer olan tekrardan yola döndüğünde, sessizlik yeniden ele geçirmişti atmosferi ve Hoseok radyoya uzanarak sessizliği dağıtacak neşeli bir parçanın arabanın içine dolmasına sebep olmuştu.
Hoseok parmaklarıyla direksiyonda ritim tutturarak şarkıya eşlik ederken Jimin hâlâ yabancı birisinin arabasında olmanın gerginliğini yaşıyordu fakat Hoseok kendisinin aksine gayet rahat görünüyordu ya da böyle şeyleri pek umursamayacak kadar sosyal biriydi. Sanki Jimin'le yıllardır tanışıklar gibi, gerginliğin esamesi okunmuyordu yüzünde.
"Şehir merkezinde bir alışveriş merkezi var, sanırım işini görür." Hoseok cümlesini soru sorarcasına bitirdiğinde Jimin onaylamıştı. "Evet evet, zaten çok bir işim de yok, halledebilirim hemen." Bunun üzerine sessizlik yeniden ortamı ele geçirdiğinde, müdahale eden Hoseok olmuştu. "Yaklaşık bir buçuk saat süren bir yolumuz var Jimin-ssi, böyle sessiz sessiz mi devam edeceğiz?" Gülerek söylediği şeye Jimin gergince tebessüm ederek karşılık vermişti. Üzerinde sorumluluk hissediyordu çünkü ama tanrı aşkına, ne konuşabilirdi ki?
"Ben sohbet açma konusunda pek becerikli biri değilim sanırım. Genelde hazıra konarım hep, açılmış sohbetlere dahil olarak." Jimin gülerek söylediğinde az önceki gergin hissi üzerinden yavaştan attığını hissedebiliyordu. Hoseok da gülümseyerek konuşmanın gidişatı konusundaki direksiyonu kendi ellerine almıştı. Bir yerden sonra devamı mutlaka gelirdi nasıl olsa.
"Seoul'den mi geliyorsunuz?" Esmer olan gözlerini birkaç saniyeliğine yoldan çekip sağına dönerek sorduğunda Jimin başını sallayarak onaylamış ancak Hoseok'un bu hareketi görmediğinin bilinciyle sesli olarak da yanıt vermişti soruya. "Evet, Seoul'den geliyoruz." Hoseok kafasını sallamıştı. "Ben de oradan geliyorum." Jimin anlamayarak bakışlarını Hoseok'a çevirdiğinde bir iki saniye kadar gözleri değmişti birbirine. "Siz buranın yerlisi değil miydiniz?"
"Ah, hayır. Bir ay oldu ya da olmadı geleli. Seoul'de yaşıyordum." Jimin anlayışla başını sallamıştı. Onu hangi rüzgarın buraya attığını merak etmesine rağmen sormak konusunda kararsızdı. Çünkü hâlâ birbirlerine yabancı iki kişilerdi ve bu soru onun için fazla özel olabilirdi. "Anladım." dedi bu yüzden de. Sadece tek kelime ile verdiği yanıt, sohbetin yeniden çıkmaza girmesine sebep olmuştu.
"Öğrenci misiniz?" Esmer olan yeni bir soruyla sessizliğin bozulmasına sebep olduğunda Jimin çok gecikmeden yanıt vermişti. "Ah hayır, mezun olalı epey bir zaman oldu. Öğrenci gibi mi görünüyoruz?" Gülümseyerek söylerken bakışlarını araba kullanan Hoseok'a çevirmiş esmer olan da kafasını hafifçe aşağı yukarı sallayarak yanıtlamıştı. "Üniversite öğrencisi olduğunuzu düşünmüştüm gerçekten de." Jimin başını sallamıştı iki yana. "Hayır çalışıyorum ben, dans eğitmeniyim."
"Ah ciddi misin? Lise yıllarımda ben de dansa çok ilgiliydim ama devam edemedim sonrasında." Asfalt zemin önlerinde akıp giderken, aynı frekansta bir sohbet tutturmak Jimin'i de biraz olsun rahatlatmıştı sonunda. Yol boyu susmak zorunda kalsalardı eğer, bu rahatsız hisle baş edebileceğini düşünmüyordu fakat Hoseok, oldukça hoşsohbet oluşuyla Jimin'e kendini rahat hissettirmeyi başarmıştı. "Eğer Seoul'e yolunuz düşerse bir gün, stüdyoma beklerim. Yetişkinler için de eğitim veriyoruz." Jimin söylediğinde Hoseok gülümsemişti. "Bu yaştan sonra pek becerebileceğimi düşünmüyorum Jimin-ssi, yaşlandım artık."
"Yaşlanmak mı? Çok genç görünüyorsunuz açıkçası ilk gördüğümde en fazla yirmi yedi yirmi sekiz yaşında olduğunuzu düşünmüştüm." Esmer olan kahkaha atmıştı. "Ah, çok incesin gerçekten ama otuz dört yaşındayım ben." Jimin şaşkınlıkla gözlerini kocaman açmış, Hoseok'a bakıyordu. "Şaka mı? Asla göstermiyorsunuz." Hoseok kafasını iki yana sallamıştı. "Ama genç gösterdiğimi söylemen gerçekten çok mutlu etti beni. Yeniden yirmilerinde hissettim." Jimin gülümsemişti. Eğer yaşını öğrenmeseydi en fazla yaşıt olduklarını düşünürdü çünkü.
Sohbet akıp giderken, yol da nihayete ermişti en sonunda. "Benim de alışveriş merkezinden alacağım birkaç şey vardı, önce toptancıdaki işlerimi halletsem sonra beraber avm'ye gitsek olur mu? Ama istersen seni direkt bırakabilirim de. Ben de sonra gelirim, sen nasıl rahat edersen." Hoseok, kasaba yolundan çıkıp Jimin'in şehir merkezi olduğunu tahmin ettiği, daha insan kalabalığı olan yola giriş yaptıkları esnada söylediğinde Jimin gecikmeden cevaplamıştı. "Hayır, sorun değil. Acelem de yok zaten, hem işimi erkenden halletsem bile siz olmadan geri dönemeyeceğim için, bence beraber gidebiliriz avm'ye." Hoseok gülümseyerek kafasını sallamış ve cebindeki telefonunu çıkararak Jimin'e uzatmıştı.
"Jimin-ssi," Jimin anlamayarak Hoseok'a ve elindeki telefona bakarken esmer olan cümlesini devam ettirmişti. "Ah, şey, Jeongguk'tan gelen mesajlarda konum bilgisi vardı." Jimin istediği şeyi anlayarak telefonu eline almış ve tuş kilidi düğmesine basarak ekranı açmış, kilidi açılsın diye de telefonu Hoseok'un dikkatini dağıtmayacak şekilde Hoseok'un yüzüne tutarak ekranı açmayı başarmıştı.
Adresi aracın navigasyon ekranına yansıttıktan yaklaşık on dakika sonra ise gidecekleri yere varmışlardı. "Ben alıp geleyim hemen." Hoseok bunu söylediğinde Jimin kafasını sallayarak onaylamış ve esmer olan arabadan inmişti.
Hoseok'un gidişinin ardından Jimin vakit kaybetmeden Taehyung'u aramış ve birkaç çalışın ardından arkadaşının sesi duyulmuştu. "Efendim Jimin-ah?" Jimin derin bir nefes vermiş ve sakin tutmaya çalıştığı sesiyle konuşmaya başlamıştı. "Allah'ın cezası herif." diye söze başladığı esnada Taehyung telefonu kulağından bir parça uzaklaştırmak zorunda kalmıştı. "İki gün olmadı lan, daha dün tanıştığın çocuğa sattın beni iki saniyede." Jimin devam ederken Taehyung, oturduğu Jeon Jeongguk manzaralı masasında limonatasını yudumluyordu. "Sence de biraz abartmıyor musun amına koyayım?" Jimin histerik bir kahkaha attığında Taehyung sandalyede arkasına yaslanmış ve müşterilere servis yapan genci göz hapsine almıştı.
Şu an tam anlamıyla üzerindeki çiçekli kısa kollu gömleği, keten şortu ve parmak arası terlikleriyle pavyon sapıkları gibi görünüyor olsa da, göz hapsinde tuttuğu gencin pek bir şikayetinin olduğu söylenemezdi. Zira ara sıra çarpık bir gülüşle yan bakış atmasının başka bir açıklaması olamazdı. Alenen flört ediyorlardı ve Kim Taehyung, ölmeden önce yapılacaklar listesindeki bir maddenin üzerini çizmişti.
Yaz aşkı maddesi; uzun dalgalı saçlı, güneş yüzünden sürekli hafif al yanaklı dolaşan ve elinden meybuzu düşmeyen, çapkın ve bir o kadar da cilveli Jeon Jeongguk sayesinde, en sevdiği kalemle üzerine kalpler çizerek tik atacağı o madde olmuştu. Bu yüzden olsa gerek, arkadaşının tiradı kulağına ulaşmadan samanyolu galaksisindeki herhangi bir karadeliğin içinde sonsuza dek kayboluyordu.
"Lan gevşek herif, tanımadığım biriyle ne diye beni yalnız gönderiyorsun? Otuz saat 'ne konuşacağım ben bu adamla' diye gergin gergin oturdum senin yüzünden." Jimin göremese de Taehyung arkadaşının bu abartılı tepkisine göz devirmişti. "Jimin, çok abartıyorsun. Yemez seni. Alt tarafı iki parça don alıp geleceksin ne bu afra tafra anlamıyorum ki." Taehyung limonatasından bir yudum daha almıştı bunu söylerken ve Jeongguk'un onu gözetlediğinin farkında olmadığını sanarak rahatça oradan oraya koşturan küçüğünü izleyebiliyordu. Bu rahatlığı da biraz bundan sebepti zaten. Manzarası uzun ve dalgalı saçlı, hafif kaslı ve yapılı olmasına rağmen bebek gibi görünen bu çıtırken; Jimin'in sorunlarına pek odak verebildiği söylenemezdi.
"Yine de beni iki dakikada satmanı haklı gösterecek bir gerekçe görem-" tam o sırada, elinde büyük kolilerle dükkandan çıkan Hoseok görüş açısına girmiş ve dikkati dağılmıştı. "Tae, kapatmam lazım." Aceleyle söyleyip telefonu kapattıktan sonra arabadan inip hızla Hoseok'un yanına gelmiş ve üst üste olan kolilerden birini almak için uzanmıştı.
"Ay keşke ilk başta söyleseydiniz, gelir yardım ederdim. Boş boş oturuyordum arabada." Jimin kutuyu alıp Hoseok'un yanında arabaya doğru yürürken söylemişti. "Teşekkür ederim, bu kadar ağır olacaklarını düşünmemiştim." Hoseok gülerek söylediğinde arabaya varmışlardı. Esmer olan kutuyu hafif havaya kaldırdığı dizine yaslayarak bagajın kapağını açtığında, önce kendi elindeki kutuyu yerleştirmiş ve ardından da Jimin'in elindeki kutuyu almak için uzanmıştı.
Ancak kutu ikisinin de elinden kaydığı için refleksle tutmaya çalışırken Hoseok'un dudakları, Jimin'in dudağının kenarına değmişti birkaç milisaniye boyunca. Bu beklenmedik âni temas yüzünden telaşlanıp ikisi de aynı anda geri çekilmeye çalıştıklarında ise, tutmaya çalıştıkları kutunun varlığını unutmuşlar gibi hızlı hareket ettikleri için, kutu ikinci kez yere düşme tehlikesi atlatmış ve bu sefer tutmaya çalıştıklarında ise kafaları birbirine çarpmıştı. "Ah," Jimin çok acımasa da aldığı darbe yüzünden refleksle inlediğinde Hoseok çevik bir hamleyle kutuyu alıp bagaja koymuş ve Jimin'e dönmüştü.
"Jimin-ssi, çok üzgünüm, gerçekten, çok acıdı mı?" Elini Jimin'in saçlarının arasına atarak kafasını çarptığı yerdeki saçları geri tarayarak dikkatle bakmıştı. "Hayır hayır, iyiyim, sorun yok." Jimin aceleyle cevaplamaya çalışsa da Hoseok hâlâ dikkatle inceliyordu. "Kızarmış, ben buz bulup geleyim." Tam ayrılacakken Jimin büyük olanın kolundan tutarak engel olmuştu gitmesine. "Gerçekten gerek yok, birkaç saate geçer muhtemelen." Hoseok biraz tereddütte kalsa da Jimin'in kendinden emin ısrarcı bakışlarıyla ikna olmuştu. "Ama moraracak." Son kez şansını denediğinde Jimin gülümsemişti. "Sanmıyorum o kadar sert değildi." Hoseok iç çekerek kafasını sallamıştı. "Pekâlâ, ısrar etmeyeceğim o zaman." Bunu söylemesinin üzerine arabadaki yerlerini tekrardan aldıklarında, sanki daha öncesinde atmosfer Jimin için yeterince gergin değilmiş gibi, biraz önce yakın temas içeren dakikalar yüzünden de tuhaf bir atmosfer oluşmuştu.
"Başın biraz daha iyi mi?" Hoseok arabayı çalıştırdıktan sonra sorduğunda, Jimin ilk başta anlayamamıştı bile neden sorduğunu. "Ha? He, şey, evet evet, iyiyim. Zaten çok sert çarpmamıştık." Bunu söylerken gülümsemiş ve parmak uçlarıyla hafifçe alnını yoklamıştı. Hoseok bakışlarını yoldan çekip birkaç saniyeliğine Jimin'e dönmüştü. "Kızarıklığı artmış ama biraz, emin misin iyi olduğuna?" Çekingen bir ses tonuyla söylediğinde Jimin iç çekmişti. "Biraz fazla mı evhamlısınız acaba siz?" Hafif dalgaya vurmaya çalışarak sorduğunda, Jimin'in gülümseyen yüzü Hoseok'u biraz daha rahatlamıştı.
Öte yandan işler, Taehyung ve Jeongguk'un tarafında da epey karmaşık geçiyordu çünkü esmer olan, kasada duran bakışmalı flörtünü keserken, bir anda büyük bir yanlış anlaşılmanın ortasında bulmuştu kendini. "Beyefendi ben neden sizin karınızı dikizleyim ki, hanımefendi benim tipim bile değil hem." Taehyung sorunu çözeceğini sandığı cümleleri ardı ardına sıralarken, bu defa da yakasından tutup onu tartaklayan adamın karısı öfkelenmişti. "Pardon da benim neyim varmış acaba?" Taehyung şaşkınlıkla kadına bakarken, Jeongguk daha fazla seyirci kalmaması gerektiğini düşünerek olaya müdahale etme gereksinimi duymuştu. "O öyle demek istemedi, kusura bakmayın siz." Bir yandan kadına cevap verirken diğer yandan da iri yarı adamın sert tutuşundan Taehyung'u kurtarmaya çalışıyordu. "Bayım, bırakır mısınız, daha fazla tatsızlık çıkmasın. Müşteriler rahatsız oluyor." Taehyung, küçük olanın kendisini savunuyor oluşuyla keyiflenmişti. "Evet Bay'ı, bırakır mısınız artık? Haddinizi aşıyorsunuz." Esmer olan konuştuğunda, Jeongguk Taehyung'un karnına dirseğini geçirmişti, sus ikazını anlaması için.
Kadın, hem kocasının takındığı tavır yüzünden hem de Taehyung'un tipi olmadığını söylemesi yüzünden sinirlenmiş ve elindeki yelpazeyi daha hızlı sallarken birkaç adım geri çekilmişti. "Konuşarak halledebiliriz bence, böyle ilkel yollara başvurmaya gerek yok." Jeongguk bu defa ciddiyetle söylediğinde, adam ellerini çekip ters ters bakmaya başlamıştı Taehyung'a. "Ben şikayetçi olacağım ulan senden, benim karıma göz dikmek neymiş polise anlatırsın."
Taehyung, şikayet ve polis lafını duyup öznesinde kendisinin yer aldığını fark edince paniklemiş ve "Hayır, gerek yok buna, ben gayim zaten, bakmam ki sizin karınıza." diyivermişti. Ve bunu söylemek, önümüzdeki beş dakikalık gelecek planında yoktu bile. Bunu duyan kadın, şokla gözlerini kocaman açmış ve yelpazeyi sallamayı durdurmuştu. "Kocamı mı dikizliyordun yani?" Kadının yüksek desibelden çıkan öfkeli sorusuyla Jeongguk elleriyle yüzünü kapatmış ve iyice sarpa saran bu durumu nasıl çözeceğini düşünürken, yediği yumrukla ayaklarının dibine serilen Taehyung'la ağzından bir çığlık firar etmişti.
"Beyefendi ne yapıyorsunuz amına koyayım ya!" Taehyung, kibarlığını da elden bırakmadan küfrettiğinde, küçük olan ağlanacak hallerine gülüp gülmemek arasında gidip geliyordu. "Sana yemin ederim, sorun çözme becerine hayran kaldım." Jeongguk alaycı bir tavırla söyleyip patlayan dudağını tutan Taehyung'un yerden kalkmasına yardım ettikten sonra onu arkadaki sandalyelerin birine oturtup hâlâ burnundan soluyan adamın yanına adımlayarak onu uzaklaştırmıştı oradan.
Taehyung ne konuştuklarını duyamasa da, adamın ara ara kendisine bakan ve yumuşayan yüzünü gördükçe gülümseyerek karşılık veriyor ve Jeongguk'un ne söylediğini deli gibi merak ediyordu. Adam nihayet ikna olup kafasını salladığında, Taehyung, küçük olanın sorunu hallettiğini anlamış, Jeongguk'un arkasına atıp yumruk yaptığı elinin baş parmağını kaldırarak verdiği onay işaretiyle de emin olmuştu.
Jeongguk birkaç dakika sonra elinde buzla Taehyung'un yanına dönmüş ve masadaki boş sandalyeyi ters çevirerek esmer olanın karşısına oturmuştu. Sandalyenin sırt kısmına kolunu yaslayıp buzu Taehyung'un patlayan dudağına bastırdığında, esmer olan acıyla sızlanmış ve Jeongguk da buzu çekmişti. "Bok vardı değil mi, kız görmüş meslek liseli ergen gibi beni dikizleyecek." Küçük olan sitem ettiğinde Taehyung gülmüştü. "Sen anlamış mıydın sana baktığımı ya?" Jeongguk, esmer olanın şapşallığına istemsizce gülmüş ve buzu tekrar bastırmıştı. "Fark etmemek o kadar imkansızdı ki, çenen masaya değecekti az kalsın." Taehyung utanmak yerine daha da keyiflenmişti bu duruma. "Bakılmayacak çıtır da değilsin ama şimdi, benim suçum ne?" Küçük olan göz devirmiş ve Taehyung'un masaya dayayıp kafasını yasladığı elini tutup çekerek buzu tutmasını sağlamıştı. Fakat, Taehyung yaslandığı eli aniden çekilince boşluğa düşen kafası yüzünden dengesini kaybetmiş ve arkasına yaslanarak sandalyenin ön iki ayağını havaya kaldırarak oturduğu için de düşme tehlikesi geçirmişti.
Düşmekten son anda kurtulup ters bakışlarını Jeongguk'a çevirdiğinde, küçük olanın tavşan dişleriyle kendisine güldüğünü görmüş ve gülüşüne takılı kaldığı için sinirlenenmişti bile. "Benim müşterilerle ilgilenmem lazım." Taehyung'a hitaben söylediğinde, esmer olan öne doğru eğilip Jeongguk'a yaklaşmıştı iyice. "E ilgileniyorsun ya işte." Çapkın bir tonda söylediğinde Jeongguk gülerek esmer olana hafifçe tokat atmış ve oturduğu sandalyeden kalkmıştı. "Sen de milleti dikizleme daha fazla, elalemin ağzına laf veriyorsun. Burası daha yeni bir işletme, itibarımız zedelenmesin. Tatil köyü sapığı diye adın çıkacak." Jeongguk ciddiyetle söylediğinde, Taehyung ciddi olmaktan epey uzaktı hâlâ. "Ulan milleti niye dikizleyim, sen varken?" Jeongguk göz devirip arkasını döndüğünde Taehyung küçük olanı bileğinden yakalamış ve kendine dönmesini sağlamıştı. "Yine ne oldu?" Jeongguk bıkkınlıkla söylendiğinde Taehyung kafasını kaldırıp ayaktaki bedenin yüzüne çevirmişti bakışlarını. "Adamı ne diyerek ikna ettin? Epey yumuşamıştı yüzü çünkü." Taehyung merakla sorduğunda Jeongguk hınzırca gülümsemişti. "Mahallenin delisi olduğunu söyledim." Bunu söyledikten sonra keyifli bir gülüşle arkasını dönmüş ve arkasından seslenen Taehyung'u duymazdan gelerek uzaklaşmıştı oradan.
***
Hoseok arabayı alışveriş merkezinin kapalı otoparkına park ettikten sonra beraberce arabadan inip binanın dönen kapısından içeri girerek yürüyen merdivenlere binmişlerdi. Jimin bir basamak yukarıda ve Hoseok bir alt basamaktayken, sarışın olan bir şey söylemek için arkasına dönmüştü. "Ben önce lavaboya girsem olur mu?" Jimin sorduğunda Hoseok kafasını sallayarak onaylamıştı.
"Jimin-ssi, dikkat et-" Jimin arkasını dönemeden merdivenin sonuna geldikleri için ayağı takılıp düşeceği sırada Hoseok onu son anda yakalamış ve küçük olanı düşmekten kurtarmıştı. "Teşekkür ederim." Jimin utangaç bir gülümsemeyle teşekkür ettiğinde Hoseok, Jimin'i sırtından destekleyerek doğrulmasına yardımcı olmuş ve elini belinden çekmeden onu yönlendirmeye başlamıştı. "Rica ederim, gördüğüm halde ben geç uyardım, biraz da benim hatam. Yakalamasaydım düşüp canını acıtabilirdin." Hoseok sakin ses tonuyla söylediğinde Jimin, böyle insancıl bir muameleyle karşılaşmayalı uzun zaman olduğundan olsa gerek, Hoseok'a istemsizce hayranlık duymaya başlamak üzereydi. "Bugün sakarlığım üstümde gerçekten. Sıcak hava beni sanırım aptallaştırıyor." Jimin yine alaya vurmaya çalışarak söylediğinde Hoseok kafasını eğip hafifçe sallayarak gülmüştü. Jimin'i yavaş yavaş çözmeye başlıyor gibiydi, küçük olan kesinlikle ciddiyetten uzaklaşmak adına alaycılığa vuruyordu işi ve Hoseok bunu yavaş da olsa anlıyor gibiydi. Zira itiraz edip 'hayır kendine öyle şeyler söylememelisin' demek yerine gülüp geçmişti sadece.
"Kafan dalgın sanırım biraz. Bir şeyleri kafaya takmışsın gibi." Hoseok, tuvaletin önünde durduklarında söylemiş ve Jimin o esnada cevap vermekten kaçınabileceği için sevinmişti. "Hemen gelirim ben." Hoseok'a hitaben söyleyerek koşar adım erkekler tuvaletine girip işini halletmiş ve sıcaktan kızaran yanaklarına soğuk su çarptıktan sonra birkaç peçete alarak elini yüzünü silip çıkmıştı lavabodan.
Lavabodan çıkıp da Hoseok görüş açısına girdiğinde, büyük olanın birileriyle gülerek bir şeyler konuştuğunu görmüş ve araya karışmamak için uzakta kalmayı tercih edecek olsa da, biraz yakınlaştığında gördüğü sima ile yerinde çakılıp kalmıştı. "Senin Allah'ın unuttuğu bu köyde ne işin var amına koyayım ya." kendi kendine mırıldanıp arkasını döneceği esnada, eski sevgilisi ve eski sevgilisinin yeni -aslında bakarsanız yeni değil Jimin'den de eksiydi- kız arkadaşı, onu ne yazık ki fark etmişlerdi. Hoseok da arkasını dönüp Jimin'i fark ettiğinde kaçamayacağını anlayarak birkaç büyük ama isteksiz adımla aralarındaki mesafeyi kapatıp Hoseok'un yanındaki yerini almıştı.
Büyük olanın biraz arkasına doğru saklanmaya çalışması, eski sevgilisi dışında kimse tarafından fark edilmemişti. "Jimin-ah, ne tesadüf, seninle burada karşılaşmayı beklemiyordum." Haerim konuştuğunda, Jimin her şeyden habersiz olan kıza dönmüştü. "Ya, ne demezsin, büyük tesadüf. Bana da sürpriz oldu." Sesindeki iğnelemeyi Seungjo dışında kimse fark etmemişti. "Ah, siz tanışıyor musunuz?" Hoseok şaşkınlıkla sorduğunda Jimin gülümsemişti. "Evet, tanışmaz olur muyuz? Seungjo benim iki yıllık arkadaşım, öyle değil mi Seung?" Karşısındaki adam gergince gülümseyerek onaylamıştı eski sevgilisini. "Aynen, yakındık baya, görüşemiyoruz ama bu sıralar." Seungjo yüzsüzce söylediğinde, Jimin sabır dilenmişti içinden. "Haerim de benim dans stüdyosundan arkadaşım, onunla geçmişimiz daha eski." Jimin gülümseyerek konuştuğunda Hoseok kafasını sallamıştı hafifçe. "Ah, anladım. Burada karşılaşmanız gerçekten büyük tesadüf." Hoseok samimi olarak söylediğinde Haerim gülümsemişti esmer olana.
"Siz nereden tanışıyorsunuz?" Genç kız Hoseok'la Jimin'i işaret ederek sorduğunda, büyük olan cevap vermek üzere ağzını açmıştı. "Jimin b-" Jimin devamını getirmesine izin vermeden lafı devralmıştı çabukça. "Sevgilim, Hoseok benim sevgilim, sevgiliyiz biz, evet."
Bu beklenmedik cevap karşısında, Hoseok şaşkınca Jimin'e dönmüş ve küçük olanın gözlerindeki o ifade sayesinde ve arkalarında gizlenen eliyle Hoseok'u dürtmek suretiyle anlamasını umarak verdiği mesaj esmer olana ulaşmıştı ve büyük ve samimi bir gülüş yerleşmişti yüzüne. "Evet, Jimin benim sevgilim diyecektim ben de tam." elini Jimin'in beline atıp küçük olanı kendine çekmişti biraz.
Seungjo ifadesindeki şaşkınlığı gizleyememiş, bakışları birbirine gülümseyerek bakan ikiliye takılı kalmıştı. "Çok yakışmışsınız, sizin adınıza çok mutlu oldum Jimin-ah." Ortamdaki tuhaf atmosfer Haerim'in tebriği ile dağıldığında Jimin bakışlarını arkadaşına çevirmişti. "Teşekkür ederim Haerim-ah."
"Ben artık hiç sevgilin olmadan yaşlanıp gideceksin diye düşünmeye başlamıştım biliyor musun?" Jimin, arkadaşının gerçekten her şeyden habersiz olduğunu ve bu hikayede en masum kişi olanın o olduğunu bilmesine rağmen sinir olmadan edememişti. "İnsan doğru kişinin karşısına ne zaman çıkacağını bilemiyor maalesef." Bu cümleyi Seungjo'nun gözlerinin içine bakarak söylemişti, inadına. Ve elini belindeki Hoseok'un eline kenetleyerek kafasını hafifçe büyük olana doğru yaslamıştı.
Esmer olan, tamamen olayın şaşkınlığı içerisinde, bir anda sürüklendiği bu kaotik olayı çözmeye çalışıyordu. "Ah, madem eski arkadaşlar tesadüfen burada karşılaştınız, neden bir yerde oturup güzel bir yemek yemiyoruz? Hem siz de yoldan gelmişsiniz, acıkmışsınızdır. Bildiğim güzel bir yer var." Hoseok elini Jimin'in belinden çekerek küçük olanın elini tutarken söylemişti. "Harika fikir, hem sizin tanışma hikayenizi de dinlemiş oluruz." Seungjo samimiyetten uzak bir şekilde söylediğinde Jimin gülümsemişti eski sevgilisine. "Anlatırız tabii, inan çok seveceksiniz." Sinir bozucu olmasını umduğu bir gülümsemeyle söylemiş ve birlikte otoparka giden yürüyen merdivenlere binmişlerdi.
"Arabayla biz önden gideriz, siz bizi takip edersiniz, zaten çok uzakta da değil." Hoseok söylediğinde Seungjo onaylamış ve kendi arabalarına binmek üzere ayrılmışlardı yanlarından.
"Teşekkür ederim." İkili iyice uzaklaştığında Jimin ağlamaklı bir tonda söylemiş ve Hoseok iç çekmişti. "Rica ederim ama, sanırım artık dahil olduğum bu durumu açıklamak zorundasın." Jimin kafasını sallayarak onaylamıştı. "Arabadan giderken özet geçsem olur mu?" Hoseok onaylamış ve elindeki anahtarın düğmesine basarak arabanın kilidini açmıştı. İkisi de arabadaki yerlerini aldıklarında, Hoseok kontağı çalıştırarak otoparktan çıkmış ve çıkışta bekleyen Seungjo'nun arabasının yanından geçerken işaret vermek için hafifçe kornaya basıp önlerine geçmişti. Arkalarındaki araba onları takibe aldığında, Hoseok bakışlarını yoldan çekip Jimin'e çevirmişti birkaç saniye.
"Başla bakalım anlatmaya."
___
10.05.2023
03.50
güzel yerde kestim ama kabul edelim :)
sonraki bölümde görüşmek üzere hoşça kalınız ve kendinize iyi bakınız efendim
(bu sefer bu kadar uzamayacak bölüm arası emin olabilirsiniz 🥺
bi de hopeminciler derneği yönetim kurulu üyelerimizden (üç kişiyiz zaten) gguklumiere 'nin doğum günüsü bugün 🥺🥺 ona da iyi ki doğdunlar dileyip bu bölümü ona ithaf etmek istiyorum. bol hopeminli günlerimiz olsun, iyi ki doğdun tekrardan 💕💕
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |