
Jimin'in sırtı yumuşak yatakla buluştuğunda, Hoseok'un iki eli de Jimin'in bedeninin iki yanında yerini almış ve kollarından destek alarak ağırlığını Jimin'e vermeden, Jimin'in üzerine doğru eğilmişti. Loş odada yalnızca dudaklarından çıkan ıslak sesler yankılanırken ikisi de bu duruma nasıl geldiklerini sorguluyorlardı zihinlerinin görünmez derinliklerindeki bir köşesinde. Lakin bu sorgulama öylesine silikti ki, kendilerini çoktan içinde bulundukları âna kaptırmışlardı bile.
Fakat, beklenmedik bir anda çalan kapı, ikisini de sanki yapmamaları gereken bir şeyi yaparken yakalanmış çocuklar gibi heyecanlandırıp panikletmişti. "Birini mi bekliyordun?" Jimin biraz önceki öpüşmenin etkisiyle nefes nefese sorduğunda Hoseok kafasını iki yana sallamış ve doğrulmaya çalışan Jimin'e engel olarak yüzleri arasındaki mesafeyi yeniden en aza indirmişti. "Bakmazsak gider bence. Biz," küçük bir öpücük kondurmuştu Jimin'in dudaklarına ve kafasını boynuna doğru götürürken de devam etmişti cümlesine, "devam edelim." Jimin, boynuyla temas eden dudakların gülümsediğini teninde hissedebiliyordu ve o da gülümseyerek sırtını yeniden yatakla buluşturmuş, kollarını da üzerine doğru eğilen bedenin omuzlarına sarmıştı.
"Edelim." Hoseok'un yüzünü boynundan çıkararak dudaklarını yeniden birleştirmiş fakat kapı yeniden çalmıştı. "Sikeceğim ama ben bu kapıyı da zilini de." Hoseok homurdanarak söylenip ayaklandığında, Jimin küfür eden Hoseok'un ne kadar çekici olduğunu düşünüyordu sadece. "Hemen kapıdaki densizi gönderip geliyorum, kaybolma bir yere." Hoseok söylediğinde Jimin hafifçe gülmüş ve başını sallayarak onaylamıştı büyük olanı. Ve Hoseok odadan çıkıp koridorda ilerlerken zil yeniden çalmış, Hoseok'un sitem dolu küfrü uzaklaşarak Jimin'in kulağına dolduğunda Jimin gülerek başını iki yana sallamıştı.
Hoseok ise elini kapının koluna attığında yeniden çalan zil ile sinirlerinin iyice gerildiğini hissederek kapıyı hışımla açmış ve bu saatte ısrarla zili çalan kimse onu azarlamak için açtığı ağzını, kapıdakileri görünce kapatmak zorunda kalmıştı.
"Anne?" Dudakları arasından şaşkınlıkla dökülen kelime ile orta yaşlı kadın gülümsemiş ve bu geç saate tezat bir enerjiyle karşılamıştı oğlunu. "Sürpriz!" Uzatarak söylediğinde Hoseok annesinin yanındaki babasına, onun arkasındaki eniştesine ve onun yanındaki ablasına ve onun da yanındaki çocukluk arkadaşı Soomin'e ve onların arkasında duran Taehyung'la Jeongguk'a bakmış, nasıl bir kabusun içinde olduğunu düşünüp kendini sorgulamaya başlamıştı.
"Baba?"
"Oğlum?"
"Noona?"
"Hoseok?"
"Enişte?"
"Kayınço?"
"Jeongguk?"
"Hyung?"
Kapıdaki bu anlamsız bakışma merasimi devam ederken Hoseok'un uzun zamandır dönmeme sebebini merak eden Jimin de yanlarına geldiğinde kadro tamamlanmış ve kapıdaki kalabalığı görünce şaşkınlığına engel olamamıştı. "Taehyung?" Jimin arkadaşına bakarak adını zikrettiğinde Taehyung Jimin'in beş dakika önce yiyiştim görüntüsüyle gözlerini kocaman açmış ve bakışlarını Jimin'in boynundaki bir noktaya sabitlemişti.
Bunu fark eden Jimin elini biraz önce Hoseok'un boynunda bıraktığı izin üzerine kapatırken Taehyung bakışlarını Hoseok'la Jimin arasında gezdirmişti. "Enişte?" Taehyung sorgularcasına söylediğinde Jeongguk esmer olanın yaptığı gafı fark ederek eliyle Taehyung'un ağzını kapatmış, fakat kapıdaki herkesin bakışlarının ona dönmesine engel olamamıştı.
Hoseok ise Taehyung'un kırdığı potun ardından ortamı toparlamak için eliyle yüzünü sıvazlamış ve "Kapıda kaldınız içeri girsenize." diyerek kapının önünden çekilip davetsiz misafirlerine yer açmıştı geçmeleri için. "Bir an bizi hiç içeri almayacaksın sandım oğluşum." Bayan Jung içeri geçerken söylenmiş, babası ise karısını takip ederken Hoseok'a göz ucuyla sitem dolu ters bir bakış atmıştı.
Herkes nihayet içeri geçtiğinde Hoseok Jeongguk'un kolundan tutarak yakınına çekmiş ve kimsenin duymayacağından emin olarak fısıldamıştı. "Ne işleri var onların burada?" Jeongguk şaşkınlıkla gözlerini açarak Hoseok'a dönmüştü. "Hyung ailenin neden burada olduğunu bana mı soruyorsun gerçekten de?"
Hoseok ise sorusunun saçmalığını yeni fark etmiş gibi iç geçirmişti. "Pansiyona geldiler evini sordular, Allah'tan buzdolabında ablanla olan fotoğrafın var da tanıdım hyung. Ailen olduğunu anlayınca da getirdim işte buraya." Hoseok anladım dercesine başını sallamış ve tuhaf kaçmaması için daha fazla oyalanmayarak salona geçmişlerdi birlikte.
Öte yandan Taehyung, kargaşanın ortasında Jimin'i kolundan tuttuğu gibi mutfağa sürüklemiş ve baştan aşağı süzmüştü. "Ulan biz de endişeden dokuz doğuralım herif gelsin burada manitasıyla yiyişsin." Jimin, açık mutfak yüzünden tedirginlikle salonu kontrol etmişti duyan oldu mu diye fakat kimsenin dikkatinin onlarda olmadığını görünce esmer olanın bileğinden tutup verandaya çıkarmış ve daha o sabah kahvaltı yaptıkları masanın kapıya en uzak köşesine yerleşmişlerdi.
"Dökül çabuk." Taehyung söylediğinde Jimin iç çekmiş ve iki elini avuç içleri havaya bakacak şekilde kaldırarak omuz silkmişti. "Ne görüyorsan o." Jimin söylediğinde esmer olan göz devirmişti sadece. "Manitiyle yiyişmiş, hülyalı hülyalı bakan bir Park Jimin görüyorum. Amına koyayım sabah daha her şey ayyuka çıkmamış, ortalık karışmamış, sen bin saat ortadan kaybolmamışsın gibi sizin bu gamsızlık şaka mı?"
Taehyung yalancı bir kızgınlıkla cümlelerini sıralarken Jimin nasıl cevap vereceğini bilmiyordu. Çünkü Hoseok'la gerçekten hiçbir şey konuşmamışlar ve bir anda kendilerini yatakta bulmuşlardı. Jimin sadece kalbinin değil, bedeninin de ona doğru çekildiğinin pek tabii farkındaydı, buna itiraz edemezdi. Fakat bu içgüdüsel çekim yüzünden de her şeyi mahvetmekten korktuğu da bir gerçekti.
"Ne oldu tüm gün inzivaya çekilince Seungjo'yu unuttun mu tamamen?" Taehyung kaşlarını kaldırarak imalı imalı sorduğunda Jimin konunun Seungjo'ya nasıl geldiğini kestirememişti bile. "Seungjo ne alaka oğlum?"
"Anlamadım kar tanesi, ne demek Seungjo ne alaka?" Jimin iç çekmişti yanıtlamadan önce. "Of Tae, onca şeyden sonra onu düşünüyor gibi bir halim mi var amına koyayım ya. Tutturmuş herkes Seungjo Seungjo, benden çok siz düşünüyorsunuz." Akşam da Hoseok'un Seungjo yüzünden kaçtığını düşündüğü aklına gelince tepesine kadar dolduğunu fark etmişti. İnsanların böyle düşünmesi şaşırtıcı değildi elbette ancak Jimin de onun gibi bir şerefsizi gece gündüz düşünüp dert edinecek biri değildi. Sadece ona yaşattıklarına katlanamıyordu. İçine düştüğü durumdan rahatsızdı. Aptal yerine konmak, hiçbir şey olmamış gibi buraya kadar gelmesi sorundu. Seungjo değil Seungjo'un yaptıklarıydı onun derdi. Fakat bugün o defter bu masada kapanmıştı bile.
Bakışları perdesi kapalı olmayan salona kaydığında ailesiyle gülüşerek sohbet eden Hoseok'a takılmış ve derince iç geçirmişti. Taehyung ise ondaki bu hızlı duygu değişimini fark etse de sessiz kalarak arkadaşının kendini dinlemesine izin vermişti bir müddet. Anlatmak isterse, anlatmak istediği yerden başlayarak anlatabilirdi.
Dakikalarını sessizlikle geçirirken yalnızca salondan yükselen gülüşmeler duyuluyordu verandanın açık kapısından. Jimin ara sıra bakışlarını salondaki aileye çeviriyor ve orada yerinin olmadığının farkındalığıyla sarsılıyordu. Daha yarım saat önce hissettiği o duygularla o kadar tezattı ki şu an hissettikleri, kendini berbat hissediyordu.
"O kız neden orada biliyor musun?" Jimin sessizliği bozarak arkadaşına dönmüştü sorusunu ona yöneltirken. Taehyung kafasını hafifçe iki yana sallamıştı bilmediğini belirtmek için. "Hoseok'un yaşlarında, güzel, alımlı ve yüzüğü yok. Çok belli değil mi?" Yüzüne buruk bir gülüş yerleşmişti. "Hoseok çok başarılı, zeki ve çalışkan bir adam. Ailesi elbette yanında böyle bir kadın görmek isteyecek. Torunları olsun isteyecek. O tabloda yerimin olmadığını görmek canımı yaktı." Cümlesini gülerek tamamlasa da hissettiği üzüntüyü hissetmişti Taehyung.
"Kafanda kuruyorsun Jimin." Jimin ona 'ciddi misin' der gibi bakmıştı. Bariz belli bir senaryoydu ve Hoseok'un annesinin oğlu her konuştuğunda bir şekilde kıza temas etmesi de tesadüf değildi. Jimin beden dili uzmanı değildi ama bunu yapmasının altında yatan anlamın Hoseok'un dikkatini kıza çekmek olduğunu biliyordu. "Hem öyle bile olsa, böyle bir kararı ailesinin ona dayatamayacağının da farkında olman gerekir. Herif otuz dört yaşında Jimin, gül gibi işinden istifa edip bu köy bozması yere servet harcamış. Sence ailesi hayatında söz sahibi gibi mi görünüyor?" Jimin bu sözler üzerine elini boş ver dercesine havada sallamış ve sandalyede arkasına yaslanmıştı.
"Aman ya, ben de niye bunları düşünüyorsam? İki gün içinde gidiyoruz zaten." Taehyung kaşlarını çatmıştı anlayamayarak. "Oğlum ben seni harbiden anlayamıyorum lan." demişti sesine yansıyan hayreti gizleyemeyerek. "Ailesi çat kapı gelmese işi pişiriyormuşsunuz bile sen niye hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun? Belli ki konuşmuşsunuz." Taehyung'un Jimin'i hayatından bezdirdiği anlar hep çok fazlaydı ancak Jimin'in en ihtiyacının olduğu anlarda ciddiyete bürünüp ona yardımcı olması Jimin için hep çok özeldi. Üniversitenin ilk yılından beri aynı evi paylaşıyorlardı ve Jimin esmer olanın olmadığı bir hayatı düşünemiyordu bile.
"Konuşmadık işte. Yani konuştuk biraz," devam etmeden önce duraksamıştı bir saniyeliğine. "Of, bilmiyorum. İki güne gidiyorum ve daha yeni salak bir ilişkiden çıktım Taehyung. Her şey olması gerektiğinden de hızlı ilerliyor. Daha günler öncesinden tanıştığım ve daha doğru dürüst tanımadığım biriyle ne kadar hoşlanırsam hoşlanayım uzak ilişki yaşama fikrinin mantıksızlığının farkında mısın acaba?" Evet buydu işte. Jimin'in Hoseok'la öpüşmeye başlamadan önce esmer olana söylemek istediği şey buydu tam olarak. Şimdi sesli olarak dile getirdiğindeyse tüm kafa karışıklığı gitmiş yerini netliğe bırakmıştı.
"Oh be!" demişti Jimin keyifle. Rahatlamış hissediyordu cevabı bulduğu için. Şimdi geriye kalan tek şey, bu düşüncesini Hoseok'a da söylemekti. Ondan deli gibi hoşlanıyordu fakat bu durum gerçekleri değiştirmiyordu işte.
***
"Eee hangi rüzgar attı sizi buraya?" Hoseok kendini gülümsemeye zorlayarak sorduğunda ablası göz devirmişti. "Hoş bulduk Hoseok." Hoseok ise ablasının oturduğu koltuğun kolçağına oturup ablasına sarılmıştı hemen. "Hoş geldiniz tabii ki, ben şaşırdım sadece beklemiyordum." Hoseok söylediğinde annesi lafı devralmıştı.
"Oğluşum aylardır davet edeceksin de yeni işini göreceğiz diye bekliyoruz ama sen buralara gelince unuttun bizi iyice. Biz de sana sürpriz yapmak istedik, hem bak sana kimi getirdim." Soomin'i gösterdiğinde Hoseok bir gün içinde bu kadar şaşırtıcı olayın üst üste gelişini kaldıramayarak kızın varlığını komple silmişti beyninden. "Ah evet, Soomin, hoş geldin." Soomin gülümseyerek "Hoş buldum." demiş ve bunun ardından dikkatler onun üzerinden çekilmişti.
"Ama bu saatte niye buraya kadar geldiniz ki, Jeongguk sizi pansiyona yerleştirirdi." Hoseok söylediğinde, saniyesinde annesiyle babasının onaylamaz bakışlarının odağına girmişti bile. "Ne o öyle yabancı gibi bizi otellerde mi ağırlayacaksın Hoseok?" Annesi ayıplayarak sorduğunda Hoseok sıkıntılı bir nefes almıştı yanıtlamadan hemen önce. "Evim bu gördüğünüz salondan ibaret anne, hepinizi nereye sığdıracağım? Pansiyonda size en güzel daireleri veririz, daha rahat edersiniz diye demiştim." Bu cevap üzerine annesi evde kısaca göz gezdirmiş ve başka odanın olmadığından emin olduğunda ise mecburen onaylamıştı.
"Biz kalkalım o zaman, yolda da yorulduk zaten. Bu uzun saçlı oğlan mı yerleştirecek bizi otele?" Babası Jeongguk'u göstererek sorduğunda Hoseok gülümsemişti. "Bu işlerle o ilgileniyor ama ben de geleceğim sizinle, ne de olsa benim misafirimsiniz. Evimde ağırlayamıyorum ama sizi güzelce yerleştireyim en azından." Hoseok da ayaklanmış ve o sırada annesi gecenin en saçma şeyini söylemişti. "Soomin kalsın ama burada. O bizden daha misafir, ayıp olur ona."
Hoseok annesinin bu tavrına anlam veremeyerek arkadaşına döndüğünde, Soomin'in de şaşkınlıkla annesine baktığını görmüştü. "Soomin kızım senin odanda kalır sen de salonda yatarsın." Bayan Jung ısrarla devam ederken Hoseok ani bir çıkışla itiraz etmişti. "Olmaz."
Tepkisinin fazla keskin olduğunu fark ettiğindeyse iç geçirmiş ve devam etmişti söyleyeceklerine. "Yani, burası küçük bir kasaba. Laf olur, söz olur." Hoseok cümlesini bitirdiğinde annesi keyifle gülmüştü. "Aman oğluşum olsun işte ne olacak? Adımız mı çıkacak sanki?" Hoseok ise sıkıntıyla ne cevap vereceğini düşünürken gözleri verandada Taehyung ile oturan Jimin'e kaymıştı. "Kalamaz çünkü başka bir arkadaşım kalıyor burada, onu gönderemem." Salondaki herkesin bakışı Hoseok'un üzerinde toplanmış, annesi gecikmeden lafa girmişti. "Kimmiş bu arkadaşın?" Hoseok soğuk terler döküyordu. Yarım saat öncesine kadar bahsi geçen arkadaşla çok ateşli dakikalar geçirmiyor olsaydı şayet, bu kadar gerilmeyeceğine emindi.
"Jimin, Park Jimin. O kalıyor evimde." Jimin sessizleşen salondan yükselen kendi adını duyduğunda perdesi kapalı olmayan camdan salona göz atmış ve Hoseok'la göz göze gelmişti. Ne olduğunu anlayamadan el hareketiyle ona 'gel' işareti yapan Hoseok'a anlamsız bakışlarını atarken sandalyesinden kalkmış ve Taehyung'u geride bırakarak açık bırakılan sürgülü veranda kapısından içeri geçmişti.
"Bana mı seslendin?" Jimin çekinerek sorduğunda Hoseok kafasını abartı bir hızla sallayarak onaylamış ve yanına çağırmıştı iyice. Jimin, Hoseok'un yanındaki yerini aldığında esmer olan eliyle Jimin'i işaret etmiş ve ailesine tanıtmıştı. "İşte arkadaşım bu, Jimin. Jimin, bu annem," annesini gösterdikten sonra devam etmişti. "Bu babam, ablam, ablamın eşi ve Soomin. Çocukluk arkadaşım." Herkesi tanıtırken tek tek eliyle göstermiş ve sonrasında da Jimin'e yaklaşarak kulağına fısıldamıştı. "Şimdi rövanş zamanı Park Jimin." Küçük olan ne olduğunu anlayamasa da Hoseok'a ayak uydurması gereken bir durumun içinde olduğunu anlaması için üstün zekalı falan olmasına gerek yoktu. "Memnun oldum tanıştığıma, Jimin ben de. Gerçi hyung çoktan söyledi ama olsun."
Jimin anlamsız bir telaşla kendini tanıttıktan sonra Hoseok ailesine dönmüştü yine. "Ben sizi pansiyona bırakayım, sabah da bana gelirsiniz burada kahvaltı yaparız ne dersiniz?" Ailesi Hoseok'un bu tuhaf tavırlarına anlam veremese de hepsi yol yorgunuydu. Bu nedenle üstüne gitmemiş ve onu onaylayarak ayaklanmışlardı. Herkes kapıya doğru ilerlerken Jimin de peşlerinden onları takip ediyordu, ta ki Hoseok kolundan tutup da onu durdurana kadar. Anlayamayarak bir kolunu tutan ele bir de esmer olanın yüzüne bakmıştı. "Ne oldu?"
"Sen nereye?" Hoseok sorduğunda Jimin yanıtlamakta gecikmemişti. "Bu gece pansiyonda kalacağımı söylemiştim ya?" Biraz önce olanları hiç olmamış gibi sayarak gitmeye çalışması Hoseok'u biraz bozuntuya uğratsa da çabuk toparlamıştı. "Ben de sana rövanş zamanı demiştim ya?"
"Hyung inan bana anlamıyorum, daha açık olmak ister misin?" Hoseok iç geçirmiş dışarıdan seslenen babasının sesiyle de duraksamıştı. "Hadi be oğlum, ağaç ettin bizi burada!" Jimin bu esnada kolunu Hoseok'un tutuşundan kurtarmış ve esmer olana bakmıştı bir yanıt ister gibi. "Sadece bu gece burada kal ve beni bekle Jimin." Bunu söylemiş ve dışarıya doğru seslenmişti. "Geliyorum baba, arabanın anahtarlarını arıyordum!" Jimin kesinlikle Hoseok'un iyi bir yalancı olduğunu bilmiyordu fakat üstün rol yapma becerileri sayesinde az çok tahmin etmişti. "Şimdi beni bekle lütfen, yarım saate gelirim." Bunu diyerek Jimin'in yanından ayrılmış ve dış kapıyı kapatarak uzaklaşmıştı.
***
Hoseok, annesi ve babasını kendi arabasına alırken Jeongguk ve Taehyung da arka koltukta, Bayan Jung'la birlikteydi. Ablası ve eniştesi ise Soomin'le birlikte arkadan geliyordu.
"Oğluşum Soomin'i nasıl buldun?" Orta yaşlı kadın, ortada oturan Taehyung'un üzerine doğru eğilerek araba kullanan oğluyla konuşmaya başladığında Taehyung kendini koltuğa iyice yapıştırmak zorunda kalmıştı ve bu çaresiz hali Jeongguk'u güldürüyordu. "Ne demek ne düşünüyorum anne? Soomin işte." Hoseok'un umursamaz cevabı kadını tatmin etmezken ön iki koltuğun arasına iyice yerleşmiş, Jeongguk'la Taehyung'u tek kişilik yere sıkıştırmıştı.
"Kucağıma alayım mı seni?" Jeongguk dibindeki Taehyung'un kulağına fısıldayarak söylediğinde esmer olanın dudağının kenarı kıvrılmıştı. "Bu teklifini daha münasip bir zamanda hatırlatacağım Jeonggukie, hakkımı saklı tut lütfen." bu cevapla Jeongguk istemsizce öksürmeye başlamıştı fakat arabadaki kimsenin dikkatini çektikleri söylenemezdi. Onlar daha derin mevzuların peşindeydi.
"Hoseok saf mısın oğlum sen? Kızı en son lisedeyken görmüştün. Şimdiki haliyle aynı değil. Büyüdü, olgunlaştı, güzel bir hanımefendi oldu." Hoseok hâlâ sadede gelemeyen annesinin sohbetinden bunaldığını hissetmeye başlamıştı. "Evet anne, Soomin büyümüş, yetişkin olmuş." Hoseok odağını yoldan çekmeden dalgın bir şekilde yanıtladığında kadıncağız hâlâ istediği yanıtı alamamıştı. "Çocuk doktoru olduğunu biliyor muydun?" Bayan Jung gurur dolu bir şekilde söylediğinde yanıt gecikmemişti. "Ben çocuk doktoru yaşımı geçeli epey oluyor anne." Hoseok gülerek yanıtladığında üst üste binmekten bir bütün olmuş ikili de kıkırdamıştı bu cevaba.
"Ben senin için mi söyledim oğluşum, biliyoruz herhalde senin çocuk doktoruna gitmeyeceğini." Annesi pes etmediğinde Hoseok iç çekmişti. "Çocuk doktoruna götürebileceğim bir çocuğum da yok." Hoseok ciddiyetle yanıtladığında kadının yüzüne keyifli bir gülüş yerleşmişti. "Ben de onu diyorum ya oğlum işte. Bu yaşına geldin hala çoluk çocuk yok. Senin de artık yuvanı kurma zamanın gelmedi mi?" Bayan Jung nihayet konuya girdiğinde Taehyung içinden 'Jimin haklıymış' diye geçiriyordu sadece.
"İyi de benim evlenmememin Soomin'in çocuk doktoru olmasıyla ne alakası var?" Hoseok anlamadığından değildi. Kesinlikle anlamıştı. Soomin'i kapıda gördüğü anda farkındaydı burada olma sebebinin. Çünkü annesi belirli aralıklarla yıllardır Hoseok'u bu evlilik konusu üzerinden darlıyordu. Daha önce de birkaç kör randevu ayarlamaya çalışmış fakat Hoseok bir şekilde hepsinden kaçmayı başarmıştı. Ancak işi gereği alışkanlık olmuştu artık. Hiçbir imaya cevap vermiyor, karşıdaki kişi asıl talebini doğrudan iletene kadar onları kıvrandırıyordu böyle. İşinde netlik gerekliydi ve bunu artık hayatına da geçirmişti istemeden.
"Soomin'in çocuk doktoru olmasıyla alakası yok zaten, Soomin'le alakası var. Ben diyorum ki bir görüşseniz mi acaba? Pek de yakıştınız. O bir içim su, sen bir içim su." Hoseok ise pansiyonun önüne geldikleri için arabayı park edip durdurmuştu. "Umarım kıza da bunları böyle söyleyip umutlandırmamışsındır anne. Çünkü olmaz, istemiyorum." Hoseok'un keskin bir tonla reddetmesi Bayan Jung'un önünü kesmemişti elbette. "Hoseok böyle kestirip atma hemen, bir düşün taşın."
Hoseok emniyet kemerini çözerken yanıtlamıştı annesini. "Anne düşünecek bir şey yok çünkü böyle bir şey olmayacak." Bunu diyerek arabadan inmiş ve arkasına park eden arabanın önünden geçerek bahçeden içeri girmişti. "Jeongguk!" İlerlerken küçük olana seslenmiş, Jeongguk ise hızla arabadan inerek büyük olanı takip etmişti. Taehyung ise arabadaki bu tuhaf atmosferden kurtulmak için bukleli yârinin peşinden arabadan inmiş ve hızla uzaklaşarak bahçedeki boş masaların birine yerleşmişti.
"Hangi odalarımız boş?" Esmer olan yanına gelen küçüğüne sorduğunda Jeongguk hemen resepsiyondaki bilgisayarın başına geçmişti. "Hyung deniz manzaralı olan süit dairelerden var boş bir tane, bir tane de normal olan var. Onun dışında da dört tane daire dışında gerisi boş. İstediğimiz yere yerleştirebiliriz nasıl yapalım?"
Hoseok ekrandaki kuşbakışı otel planına dikkatle bakarken dinlemişti küçük olanı. "Yarın şu süit boşalıyordu değil mi?" Jeongguk baş sallamasıyla onayladığında Hoseok bir dakika kadar daha ekrana bakmıştı. "Deniz manzaralı boş süiti annemlere verelim, diğer normal daireyi de ablamlara veririz. Şurayı da Soomin için hazırlayabilirsin. Yarın bu oda boşaldığında da ablamları oraya alalım. Ben o sırada burada olmazsam da sen halledersin." Hoseok söylediğinde Jeongguk esmer olanın söylediklerini not alırken kafasını sallayarak onaylıyordu.
Nihayet ailesi ellerinde valizleriyle geldiklerinde Jeongguk odaların anahtarlarını sahiplerine teslim etmiş ve onlara odalarına kadar eşlik etmeden önce Hoseok konuşmaya başlamıştı. "Otel hattımız geceleri de açık oluyor yani bir sorununuz ya da ihtiyacınız olduğunda odalarda bulunan telefonlarla ulaşabilirsiniz." Birkaç saniye düşünmüştü söyleyecek başka bir şeyi var mı diye ve devam etmişti. "Jeongguk da ben de geceleri burada olmuyoruz ancak çalışan personelimiz var. Mutfak da yedi yirmi dört açık, istediğinizi yapabilirsiniz. Mutfak müşteri kullanımına açık her zaman. Onun dışında da başka bir ihtiyacınız olursa zaten bana haber verebileceğinizi de biliyorsunuz."
Lafını bitirdiğinde annesi, babası, Soomin ve eniştesi Jeongguk'u takip ederken ablası Hoseok'un yanında kalmıştı. "Benim bundan haberim yoktu Hoseok, bilsem engel olurdum." Soomin'den bahsediyordu. Kolunu kardeşinin beline sararken söylemiş Hoseok da gecikmeden ablasına sarılmıştı. "Biliyorum, önemli değil." Bir müddet sarıldıktan sonra Jiwoo kollarını ayırmış ve aralarına mesafe koymuştu. "Ne diyorsun, bu gece abla kardeş gecesi yapar mıyız?" Genç kadın keyifle sorduğunda Hoseok'un yüzüne geniş bir gülümseme yerleşmişti.
"Şimdi olmaz noona, Jimin bekliyor." Bu cevap üzerine Jiwoo'nun yüzüne imalı bir gülüş yerleşmişti. "Hmm, demek Jimin bekliyor. Beklemesin Jimin, koş." Hoseok ablasının bir şeyler anladığını biliyordu. Ondan kaçmazdı zaten. Çünkü Jiwoo Hoseok'un bu hayattaki tek sırdaşıydı ve onu en iyi tanıyan kişiydi. "Ama konuşacağız bunu." Hoseok gülerek uzaklaşırken başını sallamıştı. "Konuşalım."
Ablası da arkasını dönüp odasına giderken kenardaki masalardan birine oturup telefonda hararetli hararetli birileriyle mesajlaşan Taehyung'u görmüş ve yanına gitmişti. "Bir ihtimal arabada olanları Jimin'e anlatıyor olabilir misin acaba?" Taehyung beklenmedik bir anda gelen Hoseok ve yakalanmışlık hissiyle yerinde sıçrarken telefonunu düşürmüştü. "Yok canım ne alakası var?" Hoseok yeme beni Taehyung der gibi baktığında esmer olan pes etmişti. "İyi de Jimin zaten biliyor ki. Ben sadece haklıymışsın diyecektim. Bir de senin cevaplarını yazıyordum. Enişte senin de ağzın iyi laf yapıyormuş he." Taehyung muzip bir şekilde söylediğinde Hoseok'un takıldığı nokta çok başkaydı.
"Ne demek Jimin zaten biliyor?" Taehyung omuz silkmişti. "Bas baya biliyor işte." Hoseok bazen Taehyung'la iletişim kurarken çok zorlanıyordu. Hem bu kadar gevşek olup hem de ağzından laf almanın bu kadar zor olduğu başka biriyle daha önce hiç tanışmamıştı. "Ulan nasıl biliyor, annem bana daha yeni söyledi." Taehyung oturduğu sandalyesinde iyice yayılarak arkasına yaslanmıştı. "Hyung kapıyı açtığın andan itibaren sen de biliyorsun ki, arabada öyle haberim yok ayağına yattın da anlamadık sanki. Anneni kandırabilirsin ama beni asla." Taehyung söylediğinde Hoseok diliyle dudaklarını ıslatmıştı. "Jimin de salak değil sonuçta, anladı tabii ki."
Hoseok bunun üzerine Taehyung'un yanından uzaklaşarak arabasına binmiş ve kasabanın hız sınırını zorlayarak beş dakika içerisinde eve ulaşmıştı.
Cebinden çıkardığı anahtarı ile dış kapıyı araladığında karanlık bir antreyle karşılanmıştı. Antrenin açıldığı salon da tıpkı evin girişi gibi karanlık ve boştu. Hoseok, Jimin'in gitmiş olabileceği düşüncesiyle yutkunurken kapıyı kapatmış ve birkaç adım atarak seslenmişti. "Jimin?" Karanlık evden yanıt gelmediğinde Hoseok temkinli adımlarla odasına bakınmış oranın da boş olduğunu görmesiyle odanın içindeki banyoya bakmış ve farklı bir şeyle karşılaşmamıştı.
Odadan çıkarak misafir banyosuna, verandaya ve bahçeye baksa da Jimin yoktu. Hoseok bunun olabileceğine ihtimal vermemişti mesela. Geri döndüğünde Jimin'in evde olacağına tamamen emindi. Fakat yanılmıştı.
Omuzlarını düşürerek eve girdiğinde ve gözleri antrenin solunda kalan dik merdivene takıldığında gözlerini kısmış, başını hafif yana eğmişti. Biraz sonra merdivenin başında durduğunda tavandaki küçük kapağın açık olduğunu görmüş ve birkaç büyük adımla basamakları tırmandığında Jimin'in eline aldığı bir kitabı okumaya daldığını görmüş ve gülümsemişti.
"Nasıl buldun burayı?" Hoseok dizlerini zemine yaslayarak terasa tamamen çıktığında, sorduğu soru ile Jimin'in dikkatini kendine çekebilmeyi başarmıştı. "Ne zaman geldin?" Jimin kitapta kaldığı sayfaya bakarak kapağını kapatmış ve yayılarak oturduğu minderlerin üzerinde doğrulmuştu. "Biraz önce." Jimin başını sallayarak onayladığında Hoseok devam etmişti. "Gittin sandım."
"Bekle dedin."
Hoseok bu cevaba gülümsemiş ve Jimin'in yanına oturmuştu. Üstü camla kaplı küçük bir çatı katı odası gibiydi burası. Duvarlardan biri kitaplıkla kaplıydı ve çeşitli kitaplar dizilmişti. Çoğu işletme ve yönetim hakkındaydı ve Jimin o kitapları görünce Hoseok'un işine ne kadar değer verdiğini, ne kadar çok çaba harcadığını net bir şekilde gördüğünü hissetmişti. Neden bırakıp da buralara geldiğini gerçekten merak ediyordu. Yılların emeğinin bir kalemde silinip atılmasının kolay olmadığına emindi. Şimdi dansı bırak deseler bırakamazdı mesela Jimin. Ya da kendi iradesiyle dans etmeyi bıraktığı herhangi bir alternatif evren yoktu bile ona göre.
"Neden bıraktın işini?" Jimin yalnız başınayken düşündüğü ve cevap bulamadığı sorusunu Hoseok'a yönelttiğinde esmer olan gülümsemiş ve oturduğu minderde daha rahat bir pozisyon almıştı. "Hayat çok hızlıydı." Diyivermişti sadece. Jimin ise anladığından pek emin değildi. "Yıllarımı masa başında çürüttüm Jimin. Ne lisede, ne üniversitede hayatımı yaşamak aklımın ucundan bile geçmedi." Jimin dikkatle dinliyordu büyük olanı. "Sonra bir sabah, hayatımı çok hızlı yaşadığımı fark ettim. Bir anda yaşıtlarımın üstü oldum mesela. Çok hızlı terfiler aldım. Onlarca seminer verdim, yüzlerce iş seyahatine çıktım. Ama elimde hiçbir şey yok şu an. Ne sevdiğimi hissettim ne sevildiğimi. Kahve içmek bile uyanık kalmak için bir araçtı, en son ne zaman bir kahvenin keyfini çıkardığımı bile hatırlamıyorum." Hoseok bunları anlatırken sesine yansıyan burukluğu duyumsamıştı Jimin ve dayanamayarak avuç içini esmer olanın yanağına yaslayarak baş parmağıyla okşamıştı yanağını. Hoseok'un ise dudaklarına bir gülümseme yerleşmiş ve yüzünü hafifçe çevirerek Jimin'in avuç içine minik bir buse kondurmuştu.
"Hayatımın sonuna kadar böyle yaşayabilirdim. Daha büyük bir ev alırdım sonrasında, arabamı bir üst modelle ya da daha iyisiyle değiştirirdim. İşim yüzünden içmeye bir türlü fırsat bulamayacağım pahalı şarap koleksiyonu yapmaya devam edebilirdim. Ama ne içindi ki? Niye bu kadar çok çalıştım ki? Niye üniversitede arkadaşlarımla partilere gitmek yerine sanki bir gece daha eğlenceden vazgeçtiğimde daha yüksek not alacakmışım gibi niye kendi hayatımdan vazgeçtim ki bu kadar?" Jimin başını Hoseok'un omzuna yaslamış, büyük olanın kemikli ellerini de avuçları içine almıştı. Onu dinlerken elinin üzerindeki damarlarla oynuyor, elinin her detayını hafızasına kazıyordu şimdi.
"Ama işini seviyorsun hyung, baksana istifa edip buraya gelmene rağmen hâlâ aynı işi yapıyorsun. Vazgeçememişsin ki." Jimin söylediğinde Hoseok düşünmüştü bir müddet. Bunu zaman zaman kendinin de düşündüğü oluyordu çünkü. Sonra ayağa kalktı, ahşap dolabın içinde açılıp yarım kalmış bir şarap şişesini ve yine oradaki kadehlerden ikisini alıp doldurdu. Birini Jimin'e verirken kalktığı yerine yeniden oturmuş, şarabından bir yudum aldıktan sonra kadehini minderin yanındaki boş betona bırakmıştı. "Ama hayat artık o kadar da hızlı değil Jimin-ah. Yaşadığımı hissediyorum. Durup şarap içmeye ya da kahve içerken keyif almaya zamanım var. Her gün ardımda geleceğe bırakabileceğim anılar biriktiriyorum." Duraksamış ve bakışlarını küçük olanın gözlerine sabitlemişti.
"En önemlisi de, sevdiğimi hissediyorum Jimin, kalbimin attığını hissediyorum." Yaklaşıp Jimin'in şakaklarına sakin bir öpücük bırakmıştı. Jimin aklının uçtuğunu, zihninin bulandığını ve Hoseok dışındaki her şeyin karanlık bir girdapta yok olduğunu hissetmişti o an. Duygular çok yoğundu ve o bile bu kadar yoğun hislere sahip olduğunun farkında değildi o âna kadar.
"Bana ilk aşkın olduğumu söylemeyeceksin değil mi?" Jimin duygusal andan sıyrılmak istercesine hafif alayla sorduğunda Hoseok da ayak uydurmuştu küçük olana ve gülmüştü. "Ah, otuz dört yaşındayım Jimin. İlk aşkım olman oldukça tuhaf olurdu." Hoseok keyifle söylediğinde Jimin de gülümsemiş ve kısa bir sessizlik çökmüştü aralarına.
"Hyung," demişti Jimin yutkunarak. "Hm?" Hoseok kalın bir tonda mırıldanmış ve dikkatini Jimin'e vermişti. "Sana bir şey söylemem lazım." Hoseok hâlâ dikkatle onu dinlerken gözlerini kaçırmış ve dudakları arasından kesikli bir nefes vermişti.
"Biz tanışalı dört gün oluyor." Nasıl toparlayacağını ve kendini nasıl ifade edeceğini bilemiyor gibiydi.
"Ve sen dedin ya hani, hayatı çok hızlı yaşadım diye. Ben hayatımı hızlı yaşamadım hyung, her ânımı dolu dolu yaşadım. Arkadaşlarımla eğlendim, okulu astım, derslerimden kaldım, sarhoş oldum, sorumsuzca tonla davranışım oldu. İstediğim her şeyi sırf istiyorum diye yaptım. Kahve içerken tadını aldım, en pahalısı değildi belki de ama şarap içerken keyfine vardım. Okurken kitapların kenarlarını kıvırdım, satırların altını çizdim. Sevdim, sevildim ve bunları hissettim de." Jimin Hoseok gelene kadar kurcaladığı kitaplığa atıf yapmıştı. Her kitabın okunduğunu biliyordu ancak hepsi sanki kitapçıdan yeni alınmış gibi duruyordu raflarda. Ne bir çizik vardı ne bir kağıt kıvrığı. O kitaplarda bile yaşanmışlık yoktu ve Jimin Hoseok'un neyden bahsettiğini çok iyi anlamıştı artık fakat Hoseok Jimin'in nereye varmaya çalıştığını anlayamamıştı.
"Hyung sen hayatı hızlı yaşamaya alışmışsın. Her şeyin planlı olmuş, mantığına yatmayan hiçbir şeyi yapmamışsın. Duygularını hep geri planda bırakmışsın ama yeri geldiğinde de onları dinlemesini bilip her şeyi ardında bırakabilmişsin. Ama ben öyle değilim, ben hayatı hep yavaş yaşadım. Hızlı yaşamaya alışık değilim, adapte olamıyorum. Bize ayak uyduramıyorum."
Hoseok bu konuşmayı yapacaklarını tahmin etmeliydi. Çünkü Jimin'i tanımak gerçekten zor değildi. O çok kolay bir insandı ve Hoseok onun böyle hissedeceğini anlamalıydı. Bu yüzden de başını sallamıştı anlayışla. "Pekala," demişti buruk bir tonda. "Sanırım bitiyor." Jimin'in dudaklarına da o buruk gülümseme yerleşmişti. "Sanırım bitiyor hyung."
"Bana kızgın değilsin, değil mi?" Jimin tedirginlikle sorduğunda Hoseok başını iki yana sallayıp gülümsemişti. "Bunun için sana kızsam nasıl bir insan olurum Jimin? Korkunç birine dönüşmek istemem." Jimin gülümsemiş ve Hoseok'un göğsüne yaslanarak kollarını büyük olanın bedenine sarmıştı. Hoseok'un böyle bir anda bile takındığı tavır Jimin'in içini sızlatmıştı. Gitmek istemiyordu. Burada kalmak, Hoseok'un koynunda sonsuza dek yaşamak istiyordu. Esmer olanın elleri de Jimin'in saçlarındaki yerini almış, bir müddet sessizce sarılmışlardı birbirlerine.
"Yine de Jimin, sen gidene kadar oyunumuza devam edebilir miyiz? Çünkü bu sefer de benim ihtiyacım var." Jimin gülümsemişti. "Rövanşını alacaksın hyung merak etme." Hoseok da gülmüştü hafifçe.
"Ama o kadar da sevgiliymişiz gibi olmayacak bu sefer. Annemle babamın kalp krizi geçireceği türden şeyler yaşanmasını istemem, yalnızca yanımda dur." Jimin hâlâ başı Hoseok'un göğsüne yaslıyken hafifçe sallayarak onaylamıştı büyük olanı. "Sabah kahvaltıya gelecekler."
"İyice evinde misafir ağırlayan yeni evli çiftlere döndük hyung." Jimin'in bu söylediğine Hoseok gülse de hissettiği üzüntünün de haddi hesabı yoktu. Fakat belli etmeme konusunda da gayet iyiydi.
"Bugün çok dolu bir gün oldu." Jimin gözleri kapanırken söylemiş, minderde biraz daha kayarak bir bacağını Hoseok'un bacaklarının üzerine atmıştı. "Burada uyumayalım Jimin, sen odaya git hadi." Hoseok Jimin'i omuzlarından hafifçe sarsarak söylediğinde Jimin hareket etmemişti. "Burası çok rahat hyung, kokun güvende hissettiriyor." Burnunu biraz daha esmer tene yaslamıştı uyku mahmuru sesiyle mırıldanırken.
"Keşke gitmek zorunda olmasaydım." Jimin kollarını Hoseok'un etrafına daha sıkı sararken söylemiş, Hoseok ise burnunu Jimin'in saçları arasına daldırarak yumuşak bir öpücük bırakmıştı. "Keşke," diye fısıldamıştı saçlarının arasına doğru. "Keşke gitmek zorunda olmasaydın."
Bunu söyledikten sonra kenarda duran ince pikeyi alarak üstlerine örtmüş, minderde biraz daha kayarak daha rahat bir pozisyon almıştı.
Jimin uykuya düşmeden önce düşündüğü son şey, bu anın sonsuza dek sürmesini istediğiydi. Hoseok'un da aynı düşüncelerle gözlerini kapattığını bilmiyordu.
___
14.12.2023
22.15
LAN YARABBİ ŞÜKÜR AMK BU LANET OLASICA UZUN GÜN ASLA BİTMEYECEK SANMIŞTIM BİR AN. YEMİN EDERİM AYLARDIR AYNI GÜNÜ YAZIYORUM ARTIK BİR NOKTADAN SONRA İLLALAH EDİP ÜÇ SENELİK ZAMAN ATLAMASI YAZACAKTIM ZOR TUTTUM KENDİMİ
her neyse, ben bu bölümü nedense gerçekten çok beğendim. bu bölüme, daha doğrusu bu bölümde olacaklara dair kafamda çok fazla kafa karışıklığı vardı. çünkü üzgünüm ama hopemin'i ayırmam lazımdı ama her fırsatta birbirlerine yapıştıkları için nasıl yapacağımı da asla bulamamıştım. daha doğrusu bulduğum yöntemler gelecekte olacak olayları da etkiliyordu ve yazmak istediğim sahnelerin önüne geçiyordu.
neyse, soomin'den nefret etmeyin onun geliş amacı kıskanç jimin'i gün yüzüne çıkarmak 😋
bakalım yetişkin bir park jimin kıskanınca nasıl bir insana dönüşüyor.
familya kahvaltısında görüşürüz (koreanyalıların yemek kültüründen hoşlanmadığım için yine serpme kahvaltı yapacaklar bu arada bu da bir spoiler olsun menemen falan görünce ne alaka olmanızı istemem.
BİR DE son olarak size hoseokun evini biraz tarif etmek istiyorum. Evi küçük bir ev değil, böyle canlanmasın aklınızda.
şimdi dış kapıdan içeri girdiğinizde orada geniş bir antre hayal edin, ve dış kapıdan girdiğiniz anda salon karşımızda. gerçekten epey geniş bir salon ve mutfakla bitişik. amerikan mutfak olduğunu zaten daha önce de defalarca kez betimledim ama yine söyleyim. kendinizi dış kapının önünde, yüzünüz salona bakacak şekilde konumlandırdıysanız eğer tam karşınızda salon, sağ tarafa baktığınızda da mutfağı göreceksiniz. meşhur veranda mutfaktan bahçeye çıkarkenki o yerde. yani balkon mutfakları olur ya öyle düşünebilirsiniz ama veranda işte. yemek masası falan var ve mutfakla verandayı boydan boya cam olan sürgülü bir kapı ayırıyor. aynı şekilde salon da bahçeye bakan boydan boya cama sahip. yani bulunduğunuz konumdan karşıya baktığınızda hiç duvar yok komple cam ve bahçe manzarası.
daha sonra dış kapıdan sırtınızı biraz ayırdıktan sonra sağ tarafta uzun sayılabilecek bir koridor var. mutfakla antreyi ayıran bir koridor gibi ve koridorun sonunda hoseok'un odası var. orası da geniş bir oda ama devasa değil tabii ki. çift kişilik bir yatak yatağın karşısında da bir gardrop var. odanın kapısını açar açmaz tam kapının karşısında başka bir kapı var ve orası da ebeveyn banyosu. salon ve mutfak gibi hoseokun odası da boydan boya cam. hatta evin bahçe cephesini duvarsız hayal edebilirsiniz gibi ya. çünkü tam olarak öyle gibi.
daha sonra koridorun sağında da normal banyo var. orası da epey geniş bir banyo aslında jakuzisi falan da var ama kullanmak bize nasip olmadı malesefkine :(
bahsi geçen teras da aslında tavan arası gibi bir şey ancak bir bölümünü hoseok sanki balkon gibi, teras gibi dizayn etmiş. yukarı çıkan merdivenler kat merdiveni olmadığı için de kimse evin ikinci bir katının olduğunu düşünmüyor. zaten dışarıda bakıldığında da tek katlı bir ev olduğu belli.
hoseok evinin bahçesine epey uğraşmış, güzel tasarlanmış bir peyzaja sahip. evinin dışı beyaz boyalı çitler de mavi. alaçatı stili işte ashjdhdhjkdhk
evi kesinlikle kıyı evi değil ama kıyıya paralel konumlandırıldığı için bahçeden baktığı zaman denizi görebiliyor ve dalgaların sesini duyabilecekleri kadar da yakın denebilir. ama yalı tipi artık ne deniyorsa onlara, onlardan değil.
evin dizaynı çoğunlukla beyaz ağırlıklı. mutfağa arkasını dönmüş bir L koltuk düşünün, iki tane de berjer var. ortada bir orta sehpa ve koltuğun karşısında da dev bir televizyon var. mutfak ve salon bir mutfak adasıyla ayrılıyor.
umarım zihninizde evin krokisini çizebilmişimdir. çok hayati değil ama bilseniz güzel olabilirmiş gibi geldi.
VE SONRA anlatmakla olmayacağına karar vererek gittim size krokisini çizdim. tabii ki ben bir mimar olmadığım için ölçüler falan bir acayip olmuş olabilir ama ekranı yan çevirirseniz görsel zihninizde daha net oturacaktır (sol üst köşedeki çizgili kutu terası ve terasa çıkan merdivenleri temsil ediyor.
şimdi cidden gidiyorum sonraki bölümde görüşürüz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |