16. Bölüm

15

tokyo
luvshobie

Hoseok kapıyı açmadan önce derin bir nefes aldı ve yanında onun kapıyı açmasını bekleyen Jimin'e döndü. "Unutma, bu sefer sevgili değiliz. Sen sadece benim evimde kalan misafirsin çünkü sen gittiğin an annem Soomin'in burada kalması için alttan girip üstten çıkacak ve ben bunun yaşanmasını istemiyorum." Jimin, Hoseok'un bir milyonuncu kez yaptığı hatırlatmayla göz devirip büyük olanın omuzlarından tutarak kapıya yönlendirmişti.

"Hyung, anladım. Tamam. Sakinleş. Kimse seni zorla istemediğin biriyle nikah masasına oturtamaz zaten niye bu kadar panik yaptığını anlayamıyorum." Jimin bıkkınlıkla söylediğinde Hoseok da tepkilerinin biraz abartı olduğunu fark ederek omuzlarını düşürmüş ve Jimin'in ellerini omuzlarından çekmesiyle de kapıyı açmıştı.

"Hoş geldiniz." Hoseok oldukça enerjik bir şekilde söylediğinde maaile açılan kapıdan içeri girmişlerdi sırayla. Jimin ise Hoseok'un biraz arkasında durmuş misafirlerin geçmesini bekliyordu.

Sabah Hoseok'la şiddetli sırt ve boyun ağrısı ile uyanıp kendilerini bir anda mutfakta bulmuşlardı. Hoseok bir ara markete gitmek için evden ayrıldığında Jimin masayı hazırlamayı bitirmiş, Hoseok geldiğinde ise kalan işleri halletmişlerdi. Bu evde ikinci kez birlikte misafir ağırlıyorlardı ve bu o kadar alışılmış gibi hissettiriyordu ki onlara, sanki hayatları boyunca yaptıkları bir şeymiş gibiydi. En basitinden Jimin mutfağa alışmış artık eşyaların yerini Hoseok'a sormuyordu mesela.

Oysa dün geceki konuşmalarından sonra birbirlerine karşı daha temkinli olmaları gerekirmiş gibi olsa da, ikisi de daha rahat görünüyorlardı. Çünkü artık ikisi de kendi gibi davranıyor, ikisi de hislerini söyleyip arada bir oyun olmamasının rahatlığını yaşıyordu. Çünkü ikisinin hisleri de karşılıklıydı. Birbirlerinden hoşlanıyorlardı ve bunun düşüncesi bile ikisinin içinde de kelebeklerin uçuşmasına yetiyordu. Aralarındaki bu şey bu şekilde nasıl olacaktı, ikisi de öylece ardında bırakıp hayatlarına bakabilecekler miydi bilmiyorlardı.

Sadece yaşıyorlardı işte. Hayatın neler getireceğini bilmeden, akıntıya da direnç göstermeden; razı da olmuş değillerdi ancak çabalamaya da yanaşmıyorlardı.

Hoseok Jimin'in sınırlarına saygı duymaya çalışırken, Jimin de ihtimaller arasındaki en kötü olasılıkları seçiyordu. Hatta sırf bu yüzden birbirlerini kaybedeceklerdi ancak içinde kayboldukları düşünceler bu ihtimallerden daha ürkütücü görünüyordu gözlerine.

Çünkü bazen sevmek her şeyin çözümü olamıyordu, beklentiler önüne geçiyordu bazı şeylerin. Her seven her şeye katlanamıyordu. Çünkü bazıları için sevdiğinin yanında olmaması, hiç olmamasından daha kötü olabiliyordu. Çünkü beklentiye girmez ve beklenti olmazsa hayal kırıklığı da olmazdı. Jimin hayal kırıklığından kaçmak istiyordu işte. Özlememek, dilediğinde sarılabilmek, öpebilmek, her istediğinde kapısında bitebilmek ya da bir gün öylesine hiç planlamadan sinemaya gidebilmek istiyordu. İhtiyacı olduğunda ilk yanına koşanın o olmasını, onun ilk koşanı de kendisi olmak istiyordu. Oysa Hoseok bu kadar uzaktayken bunların hiçbiri hiçbir zaman mümkün olmayacaktı.

Sadece sarılmak için bile saatleri, kilometreleri aşmak; kusursuz planlar ve hesaplar yapabilmeleri gerekiyordu. Jimin hesapsız bir ilişki istiyordu hayatında. En basitinden yardıma ihtiyaçları olduğunda sürekli rehberlerinde hep başka isimler aramak zorunda kalacaklardı. Jimin bunlara göğüs gerebilirdi ancak istemiyordu işte. Çünkü bunun nereye kadar böyle devam edeceği bile belli değildi ki. Hayatları hangi noktada birleşecekti mesela ya da birleşecek miydi? Jimin'in o kasabaya taşınması ve hayatını kazanabilmesi mümkün değildi. Küçücük kasabada kaç kişi dans edecek, kaç kişi turnuvalara katılacaktı? Jimin kimi eğitecek kime dans öğretecekti? Hoseok ise yeniden bu karmaşık hayata geri dönmek istemeyecekti. Jimin farkındaydı, geri dönmek istese bir sürü şirket kapısında yatardı Hoseok'un onları seçmeleri için ama büyük olanın istediği hayat bu değildi artık. Tam nefes almaya başlamışken yeniden kalabalığa ve plazalara hapsolamazdı. Bunu yapmak istese bile bu defa eskisi kadar iyi idare edemeyeceğini biliyordu Jimin. Çünkü hayatın tadını bir kere almıştı artık ve bundan sonra hep bu tadı arayacaktı.

Yani, elbette birlikte olmaları imkansız değildi ancak aşkın karşılayamayacağı duyguları tatmin edemeyeceklerdi birbirlerinde. Bir tarafları hep eksik kalacak ve bu eksikliğin ezikliği bir ömür boyu devam edecekti. Jimin yirmi yedi yaşındaydı. Bu yaşına kadar birçok duygu tatmış, birçok şey yaşamıştı ve bir tane daha Hoseok bulamayacağını biliyordu. Çünkü daha önce kaç tane ilişkisi olmuş olursa olsun Hoseok'un bir bakışının verdiği heyecanı bile verememişti kimse ona hiç. Jimin Hoseok gibi hayata yeni başlıyor değildi fakat yeniden başlıyordu. Başka hislerle, başka heyecanlarla yeniden başlıyordu hayata.

Bundan öncesinde yaşadığı ilişkilerindeki partnerleri Jimin'in hep egosunu doyururdu, o da memnun olurdu bundan. Güzel olduğunu duymak, güzelliğiyle onları deli etmek her zaman tatmin ederdi onu. Ancak güzel olduğunu en çok Hoseok'un bakışlarında hissetmişti. Sözlerden daha çok tesir etmiş, egosu değil ruhu doyuma ulaşmıştı. Hoseok'un dokunuşlarındaki hassasiyet çok başkaydı. Jimin böyle hassas dokunuşlara pek alışık değildi ve böyle güzel sevilmenin hoşuna gittiğini bile bilmiyordu mesela ama gitmişti. İçinde ılık bir hissin varlığını ilk hissettiği andı.

Belki de Hoseok'un yanında bu kadar sakin bir mizaca bürünüyor olması da bundan kaynaklanıyordu. Onun hassaslığı yansıyordu ona da ve bu yüzden sarhoş olduğunda başka bir tarafı çıkıyordu ortaya. Jimin içince çok da değişmezdi çünkü ama Hoseok için bu böyle değildi mesela. İçinden başka biri çıkmış gibi geliyordu ona. Çünkü Jimin aklından geçenleri saklamıyor, direkt harekete geçiyordu. Öpmek istiyor ve öpüyor, ileri gitmek istiyor ve gidiyordu. Jimin'in freni Hoseok'tu. Eğer o frenlemese dahasını da alırdı çünkü Jimin her zaman ne isterse istesin istediğini almıştı.

Ancak bilinci yerindeyken yapamıyordu bunu. Bu hassas duyguya olan saygısındandı belki de. Fevri hareketleriyle çarçur etmek istemiyordu bazı şeyleri. Ve belki de korkusu da bundandı. En güzelini elde edebilecekken ondan ayrı kalma düşüncesi hoşuna gitmemişti. Tıpkı Hoseok'un hayatın tadını ilk defa alması ve bunu kaybetmek istememesi gibiydi aslında. Hep o tadı alabilmek için yaşayacaktı bundan sonra ve Jimin aşkın tadını almışken ondan mahrum kalma düşüncesiyle baş edememişti.

Eğer bir kere alışırsa, bir kere teslim olursa, ona bir kere kapılırsa onsuz yapamayacağını biliyordu. Fakat kaçırdığı bir nokta vardı, Jimin çoktan alıştığının ve Hoseok'a çoktan teslim olduğunun farkında değildi.

Jimin, belinde hissettiği elle irkilmiş ve hafif yana dönerek elin sahibine, Hoseok'a bakmıştı. "Herkes geçti biz de geçelim sofraya, gel." Esmer olan sakin ses tonuyla söylemesinin ardından belindeki baskı hafif artmış ve onu verandaya yönlendirmişti. Birlikte verandaya çıktıklarında Hoseok'un annesi lafa girmişti hemen. "Oğluşum bak, şurası boş, oraya otur sen." Soomin'in yanını göstererek söylediğinde Hoseok iç çekmiş ve itiraz etmesinin de arkadaşına ayıp olacağının bilinciyle yerleşmişti arkadaşının yanına. Jimin ise gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmak zorunda kalmıştı. "Hyung ben çayları koyayım." Jimin mutfağa geçmeden önce söylediğinde Bayan Jung yerinde rahatsızca kıpırdanmış ve Hoseok'tan önce davranarak cevap vermişti Jimin'e.

"Oğlum sen otursaydın Soomin kızım yapardı." Jimin gülümsemiş ve Soomin'e çevirmişti bakışlarını. O da oldukça rahatsız görünüyordu bu durumdan fakat niye buradaydı çözememişti. "Ah evet, siz oturun lütfen ben hallederim." Tam Soomin ayağa kalkacakken Jimin eliyle kalkmaması için işaret vermiş ve Hoseok'un annesine dönmüştü. "Soomin noona bilemeyebilir şimdi bardakların yerini falan, ne de olsa misafir. Misafire iş yaptıramayız, öyle değil mi Hoseok hyung?" Topu Hoseok'a attığında esmer olan bıyık altından gülmüş ve onaylamıştı başıyla. "Haklısın," bunun üzerine Jimin mutfağa geçerken devam etmişti. "Dur ben de sana yardım edeyim." Jimin'in peşinden mutfağa geçmiş, çaydanlığın altını alarak tepsideki bardaklara dem koyan Jimin'in ardından suları doldurmaya başlamıştı.

"Nasılım hyung, istediğin gibi bir rol arkadaşı olabiliyor muyum?" Jimin keyifle sorarken Hoseok da gülümsemişti yanıt vermeden önce. "İstediğimden de fazlasısın Jimin." Hoseok bunu iltifat olsun diye söylememişti ancak Jimin'in hoşuna gitmişti yine de. Çay tepsisini Hoseok'un eline vermiş ve gülümsemişti. "Sen de öyleydin hyung, istediğimden bile fazlasıydın." Hoseok verendaya doğru elinde tepsiyle ilerlerken onun arkasından söylemiş ve büyük olanın gülmesine sebep olmuştu. Birlikte gülüşerek verandaya çıkmaları ise herkesin dikkatini çekmiş fakat buna anlam yükleyen yalnızca Hoseok'un ablası olmuştu. Çünkü kardeşini tanıyordu.

"Hayırdır, neye gülüyorsunuz bu kadar?" Hoseok'un babası babacan bir tavırla sorduğunda Hoseok önemli değil der gibi başını iki yana sallamış, Jimin de Hoseok'un tuttuğu tepsideki çay bardaklarından birini alarak adama uzatmıştı. "Jimin bir espri yaptı da ona gülüyordum." Bunu söylerken bakışları birkaç saniyeliğine kesişmiş, göz temasını kesen de Jimin olmuştu. Tepsiden aldığı diğer bardağı Bayan Jung'a uzatırken yanıtlamıştı Hoseok'u. "Aşk olsun hyung, ben ciddiydim oysa." Bunu yüksek sesle söylememiş olsa da masadakilerin duyması için yeterli olmuş, fakat kimse üstünde durmamıştı. Çay servisini yapmayı bitirdikten sonra Jimin Hoseok'un elindeki tepsiyi alarak mutfağa bırakmış, geri dönüp oturduğundaysa artık herkes başlamıştı kahvaltıya.

"Anlat bakalım Hoseok, işler nasıl gidiyor?" Hoseok'un babası elbette ki bu soruyu soracaktı, kaçınılmazdı. "Yaz sezonu olduğu için güzel bir başlangıç yaptık. Konseptimiz çok fazla müşterinin ilgisini çekti, verdiğimiz reklamlardan da güzel dönüşler aldık." Hoseok tabağına zeytin koyarken söylemiş ve cümlesini tamamladığında elindeki kaseyi bırakmadan Jimin'in tabağına da zeytin koymaya başlamıştı. Üçüncü zeytinden sonra Jimin onu durdurmuş ve kaseyi masaya geri bırakmış, aynı şekilde Jimin de Hoseok'un tabağına peynir koyarken Bay Jung'dan yeni bir soru gelmişti.

"Reklam işleri falan bütçeni aşmıyor mu, daha açılış yapalı kaç gün oldu ki?" Babası sorduğunda annesi de dahil olmuştu konuşmaya. "Oğluşum hangi kanalda veriyorsunuz reklamı, bizim gün grubuna söyleyim de açıp izlesinler onlar da." Bu söylenen masadaki herkesi güldürürken Hoseok yanıtlamıştı annesini. "Annem öyle bir reklam değil bu. Sosyal medya üzerinden yaptığımız ufak çaplı tanıtımlardan bahsediyorum. Maliyeti yüksek olmadığı için bütçeyi aşmıyor ve çok fazla kişiye ulaşıyor."

Bu esnada ablası da dahil olmuştu sohbete. "Son zamanlarda sosyal medya reklamları televizyondan daha etkili oluyor. Ben de kendi markamı sosyal medyadan tanıtıyorum daha çok." Jiwoo'nun Kore'de hızla yükselen kendine ait bir giyim markası vardı ve kendisi de aynı zamanda influencerlık yapıyordu. "Ah, evet. Hatta ablama da reklam vermiştim. Influencerların etki gücü inanılmaz. O paylaşım yaptıktan sonra rezervasyonlarımız yüzde elli dolmuştu bir gün içerisinde."

Bay Jung oğluyla kızının bu başarısından dolayı çok gururluydu ve gururu yüzüne de yansıyordu. Merakı giderilmiş, gururlu bir tebessümle kahvaltısına dönmüştü. "Yine de oğluşum gül gibi işini bıraktın geldin buralara. Ne güzel de bir evin vardı, yazık ettin tüm emeklerine." Annesi ise olaya tam olarak böyle bakıyordu. Hoseok'un istifası kadının gün grubuna bomba gibi düşmüş, inanılmaz sansasyon yaratmıştı. Kore'nin en önemli şirketlerinden birinde üst düzey yönetici olan oğlu bir anda işi gücü bırakıp taşraya göç etmişti resmen ve Hoseok'un bu kararından sonra ikisi çok ciddi kavga etmişlerdi.

Hoseok yüzünden ekonomi dergilerinin ve gazetelerinin hepsine abone olmuşlardı ve bu istifasını Hoseok'tan değil de gazeteden öğrenmiş olmanın kırgınlığı bir yana, gün grubuna atılan gazete kesitleri ile birlikte arkadaşlarının acımasız eleştirileri karşısında neye uğradığını şaşırmıştı kadıncağız. "Öylesi daha iyi olsaydı emin ol bırakmazdım anne ancak şu an daha mutluyum. Önemli olan da bu değil mi zaten?" Hoseok oldukça anlayışlı ve yumuşak bir tonda yanıtlamıştı annesini. "Bırak da oğlan nasıl istiyorsa öyle yaşasın hanım, kazık kadar oldu sonuçta." Bunun ardından derin bir sessizlik yaşanmıştı, Jiwoo'nun eşi sessizliği dağıtana kadar.

"Ben çok beğendim bu kasabayı, insanı dinlendiriyor. Burayı görene kadar neden böyle bir seçim yaptığını anlayamamıştım ama şimdi anlıyorum." Eniştesi cümlesini gülerek tamamladığında Hoseok da gülmüştü. "Gel seni de ortak yapalım çok beğendiysen." Hoseok yarı ciddi yarı alayla söylediğinde annesi keyifsizce homurdanmıştı. "Bir de sen çıkma başımıza oğlum. Gül gibi işin var işte." Hoseok başını iki yana sallayarak gülmüştü hafifçe ve yanındaki hareketlilikle Jimin'e dönmüştü niye kalktığını anlayamayarak.

Jimin'in, Bay ve Bayan Jung'un boşalan bardaklarını aldığını görünce anlamıştı. "Jimin-ah sen kahvaltını etsene ben doldururdum." Jimin ayaklanmaya çalışan Hoseok'u omzundan tutarak engellemişti. "Hyung, bölme sohbetini işte ya. Ben yapıyorum." Bunu diyerek mutfağa geçmiş ve bardakları doldurup geri geldiğindeyse konu değişmişti. Soomin konuşuluyordu.

Jimin, Soomin'in boşalan bardağını da alıp doldurmuş ve herkesin çayını tazeledikten sonra geri oturmuştu. "Soomin kızım da işte çocuk doktoru. Söylemiş miydim?" Bayan Jung kendi kızıymış gibi böbürlenerek söylediğinde Jimin iç çekmişti. O 'ideal' kişi değildi işte. Her ne kadar Hoseok'la olası bir ilişkinin önüne bizzat kendisi engeller koymuş olsa da, şartlar başka olmuş olsaydı da bu ailede kabul görmeyeceğinin farkındaydı sonuçta.

Çatalıyla zeytinleri yuvarlarken bakışlarını diktiği tabakta bir hareketlilik olmuş, tereyağlı ve reçelli kızarmış ekmeği tabağına bırakan Hoseok'un eli görüş açısına girmişti. Sohbet, arka planda devam ederken Jimin bakışlarını önündeki esmer elin sahibine çevirmiş ve sıcacık gülümseyen bir yüzle karşılaşmıştı. Tam o saniye ikisi için de masada dönen muhabbet boğuklaşırken farkında olmadan kendi dünyalarına hapsolmuşlardı bile.

"Doğru dürüst hiçbir şey yemedin Jimin." Hoseok masanın ortasındaki patates kızartması tabağına uzanıp Jimin'in tabağına doldururken söylemişti. "Hyung iştahım yok, sabah dondurma yemiştim o tuttu herhalde." Hoseok göz devirmişti. "O dondurmadan ben de yedim Jimin, şimdiye çoktan sindirmiş olman lazım yani." Jimin pes etmişti. Çatalını birkaç patatese batırıp ağzına atarken Hoseok keyifle gülümsemiş ve Jimin'in boş bardağını gördüğünde çay doldurmak için kalkmıştı. Boşalan kendi bardağının farkında değildi bile.

Sıcak çayı Jimin'in önüne bıraktığında küçük olan bir teşekkür mırıldanmış ve karşılığında sıcak bir tebessüm almıştı.

"Ben diyorum ki," Bayan Jung gözlerini oğlu ve adından başka hakkında hiçbir şey bilmediği adamdan çekerek heyecanla söylediğinde, yine nasıl bir sürpriz yumurtlayacağını merak etmeye başlamıştı Hoseok. "Sen Soomin kızımı al bugün kafanıza göre takılın. Özlemişsinizdir birbirinizi hem, hasret giderirsiniz." Jimin sıkıntıyla iç çekip tabağındaki patatese çatalını sertçe sapladığında bu Hoseok'un dikkatinden kaçmamış ve küçük olanın bu tavrı hafifçe gülmesine sebep olmuştu. Ve tabii bu gülüş annesi tarafından yanlış yorumlanmıştı elbette.

"Darlama çocukları anne, ikisi de yetişkin insanlar. Hâlâ ne yapacaklarını söylüyorsun onlara." Jiwoo dayanamayarak annesine çıkıştığında Hoseok ortamın gerileceğini anlamış ve iç çekmişti. "Çok isterdim ama çok işim var bugün. Başka zamana erteleyelim." Cümlesini Soomin'e bakarak tamamladığında, Soomin de onaylamıştı onu. "Zaten hava çok sıcak, denize girmek varken güneşin altında dolanmak pek akıllıca görünmüyor." Soomin gülerek söylediğinde Jiwoo da katılmıştı ona. "Gerçekten hava o kadar bunaltıcı ki, dün gece gözüme uyku girmedi bile."

Herkes yerinde rahatsızca kıpırdanıp Jiwoo'yu onaylamıştı. Seoul'ün aksine nemli olan iklim, gerçekten de alışması kolay bir şey değildi. Hoseok da ilk geldiği zamanlar alışana kadar uyuyamamıştı hiç. Hatta uykuyu geç kolunu kaldırmaya enerjisi kalmıyordu. "Aslında odalarınızda klima vardı."

"Oğlum klima beni hasta ediyor. Her yerim tutuluyor sabah kalkamıyorum sonra." Bayan Jung oğlunu yanıtlamış ve beş dakika önce masaya bıraktığı yelpazesini tekrar alarak sallamaya başlamıştı. "En azından ben işletmeci olarak elimden geleni yaptım." Hoseok hafifçe gülerek söylediğinde birkaç kişiyi daha güldürmüştü.

Bu esnada Jimin, küçük pankek parçasına sürdüğü çikolatanın üzerine muz ve çilek dilimleri yerleştiriyordu. Hazırladığı sahte waffleı Hoseok'un ağzına uzattığında büyük olan kendisine uzatılan şeyin ne olduğuna göz ucuyla baktıktan sonra bir ısırık alarak kalan parçayı eline almış ve Jimin de büyük olanın dudağına sürülen çikolatayı silmişti gülerek.

İkisi de bakışların üzerlerinde olduğunun farkında değildi o an için. Jimin hemen kalkarak salondaki sehpanın üzerindeki ıslak mendil pakedini alıp geri dönmüş ve içinden bir tane çıkararak Hoseok'un eline vermişti, eline bulaşan çikolatayı silmesi için. "Çikolata sıcaktan biraz fazla erimiş." Hoseok elini silerken söylediğinde Jimin başını hafifçe eğerek iki yana sallamıştı gülerek.

"Ellerinize sağlık, her şey çok lezzetliydi." Jiwoo Jimin ve Hoseok'a hitaben söylediğinde masadakiler de kafalarını sallayarak katılmış ve ikisi de gülümsemişti. "Bugün ben gerçekten hiçbir şey yapmadım desem yeridir, her şeyi Jimin hazırladı. O olmasaydı bugün aç kalabilirdik." Hoseok, bakışlarını Jimin'e çevirerek söylediğinde Jimin çekimser bir tebessümle cevap vermişti hemen. "Hyung, abartıyorsun, birlikte yaptık işte, tek başıma yapamazdım ki zaten bu kadar şeyi." Esmer olan dudaklarını birbirine bastırarak başını hafifçe iki yana sallamıştı. "Mütevazilik yapıyor." Jimin umutsuzca başını iki yana sallamıştı.

"Yedik, içtik, kalktık gibi olacak ama kusura bakmazsınız herhalde?" Jiwoo esprili bir şekilde kardeşine takıldığında Hoseok gülümsemekle yetinmişti. "Sofrayı kuran kaldırır zaten." Esmer olan Jimin'e bakarak söylerken yan bakışla bakıp tek gözünü kırpmıştı küçük olana. Ve Jimin, ailesinin yanında evin küçük çocuğuna dönüşen, espriler yapan, dışarıdaki o olgun görüntüsünden sıyrılmış bambaşka bir Hoseok'la tanışmıştı o sabah.

Uzun uzun kahvaltı yapmışlar, sohbetler edip espriler yapmışlardı birbirlerine. Jimin, Hoseok'un annesinden çok babasına benzediğini, yaşına rağmen ablasının küçük kardeşi olduğunu ve karşısına neyle gelirse gelsin annesine hayır demekte zorlandığını, hatta hâlâ annesinden bir parça çekindiğini fark etmişti.

Tüm bu Soomin meselesinin saçmalıklarına rağmen bile annesini kırmamak için türlü oyunlara başvuruyor, ne kadar çocukça davrandığının farkında bile olmuyordu. Jimin bu Hoseok'a da bayılmıştı. Seungjo'nun yanındaki o Hoseok'un sahte olmadığının, tüm o sahte ilişki oyununa ve rollere rağmen büyük olanın kalbinde sonsuz bir iyiliğin olduğunun kanıtıydı aslında her şey. Hoseok ona daha önce rol yapmadığını, her şeyin gerçek olduğunu söylediğinde bunun inandırıcılığı yoktu o an için çünkü Hoseok'u tanımıyordu ki. Tanımadığı bir adam vardı karşısında. En başından beri bu oyunun sorun olmadığını söylemesi, Jimin için elinden geleni yapması, sahte değildi işte. İlişki gerçek değildi ancak Hoseok o kadar gerçekti ki, Jimin bu farkındalıkla nasıl baş edeceğini bile bilmiyordu. Hoseok hayatı boyunca görüp görebileceği en centilmen insandı ve bu gerçek, Jimin'in gidişine iki gün kala daha bir ağır, daha bir üzücü hissettiriyordu.

Masadakiler teker teker ayaklandıklarında Jimin de daldığı düşüncelerden sıyrılmış ve elinde parçalara ayırdığı peçeteyi boş tabağına atarak kalkmıştı sandalyesinden.

Hoseok, eniştesiyle babasına civardaki en iyi plajların yolunu tarif ederken Jiwoo ve Soomin de masayı toplamaya başlamışlardı.

"Noona, siz bırakın lütfen biz hyungla hallederiz." Jimin, boş tabakları üst üste koyan Jiwoo'ya hitaben söylediğinde Jiwoo gülümsemişti. "Canım, elimize mi yapışacak iki tabak. Zaten çok güzel ağırladınız bizi, en azından boşları kaldıralım." Jimin, misafire iş yaptırıyor gibi hissetmesinin verdiği rahatsız hisle mutfaktan aldığı tepsiye boş bardakları yerleştirmeye başlamıştı. "Bunu nereye koyalım?" Mutfaktan Jiwoo'nun sesi duyulduğunda Jimin hemen kapıdan bakarak ne olduğuna bakmıştı cevaplamadan önce. "Noona, bulduğunuz boş yere koyun her şeyi ben hallederim sonra." Jiwoo onaylayarak yarısı bitmemiş patates kızartması tabağını mutfak adasına bırakmış, Soomin ise boş tabakları tezgahta lavabonun yanına koyduktan sonra konuşmaları biten erkekler hemen çıkışa doğru yönelmişlerdi.

"Haydi, çıkalım artık." Hoseok'un babası söylediğinde kızlar ellerini mutfak lavabosunda aceleyle yıkamış ve evden çıkanların peşinden gitmişlerdi. Jimin de misafirlerin ardından giderek Hoseok'un yanındaki yerini aldığında Jiwoo kapıdan çıkmadan önce kardeşiyle Jimin'e dönmüştü. "Her şey çok güzeldi," ikisi de gülümsemiş ve Jiwoo Jimin'e dönerek devam etmişti, "teşekkür ederim." Bu teşekkür doğrudan Jimin'eydi ve kahvaltıyla alakası yoktu ancak bunu Jiwoo dışında kimse bilmiyordu.

Jiwoo da ailesinin arkasından giderek kocasının biraz önce çalıştırdığı arabadaki yerini aldıktan sonra kapıda onları uğurlayan ikiliye el sallamış ve iki araba peş peşe evden uzaklaşırken Hoseok kapıyı kapatıp sırtını kapıya yasladıktan sonra Jimin'e bakmıştı gülümseyerek.

Küçük olan üzerindeki bakışlara anlam veremeyerek esmer olanın gülümseyen yüzünü izlemişti kısa bir müddet fakat Hoseok'un bakışlarında hiçbir değişim olmamıştı. Gözlerinin içi bile gülüyordu büyüğünün ve Jimin yavaş yavaş bu bakışların altında ezildiğini hissediyordu. Karnından yükselen o utanç duygusu yavaşça yüzüne kadar ulaşmış ve göz bebeklerinin titremesine sebep olmuştu. "Niye öyle bakıyorsun?" dayanamayarak sorduğunda Hoseok sırtını kapıdan ayırmış ve küçüğünün tam önünde dikilmişti cevap vermeden önce. "Mutluyum çünkü."

Jimin pek anlam veremiyordu. Daha bu sabahın başında gerginlikten ter dökerken birkaç saat içinde ne değişmiş olabilirdi, hiç bilmiyordu. Hoseok Jimin'in alnına düşen uzun tutamları işaret parmağıyla küçük olanın gözleri önünden çekmişti hafif bir dokunuşla. Jimin, kendisinden uzun olan Hoseok'un gözlerine bakmak için kafasını hafifçe kaldırmak zorunda kalmıştı. Çözmeye çalışıyordu. "Ben pek hayal kurmam," diyivermişti bir anda. "ama az önce, kendi evimizden misafirlerimizi aynı bu şekilde uğurladığımızın hayalini kurdum."

 

___
04.14
12.02.2024

 

planlarıma göre bu bölüm bu kadar kısa olmayacaktı AMA sabredemedim artık. ben de en az sizin kadar sabırsızlıkla bekliyorum çünkü yeni bölüm gelmesini😭

 

neyse işte siz bunu böylr çerez niyetine okuyun ben inşallah birkaç güne bu bölümün devamını da yazacağım ÇÜNKÜ ne yazacağımı falan biliyorum. haftalardır bu bölümü yayımlayamama sebebim olan o buhranımı da gguklumiere sayesinde aştım. en azından birkaç bölüm daha önümüz açık şu an. zamansal sıkıntılarım olmadığı müddetçe sorun yok.

 

umarım sıkılmamışsınızdır okurken, şimdilik hoşça kalın. ben en kısa zamanda yeni bölümle birlikte geleceğim

Bölüm : 03.10.2024 11:43 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
tokyo / bir yaz gecesi rüyası | jihope / 15
tokyo
bir yaz gecesi rüyası | jihope

84 Okunma

21 Oy

0 Takip
17
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...