
Sabahın erken saatlerinde, birbirinden tamamen alakasız olan altı kişinin toplandığı bir kahvaltı masasında sohbet ne kadar akıcı ve keyifli olabilirse eğer, Hoseok'un evinde hazırlanmış olan kahvaltı masasında da sohbet tam o kadar keyifliydi. Her şeyden habersiz olan Haerim, sevgilisinin aklına gelen bu fikri Jimin ve Hoseok'a iletmek için seçilen elçi olarak arkadaşına söylediğinde, olumlu yanıt almasına gerçekten sevinmişti ve bu sebepten ötürü de masada durumdan en keyif alan kişi kendisiydi.
Tatilinin son günüydü ve arkadaşıyla arkadaşının sevgilisinin, bu emrivaki davete karşı bile onları oldukça nazik karşılamaları içini bir nebze olsun rahatlatırken, gitmeden önce Jimin'le keyifle sohbet etmeye çalışıyordu. Fakat Jimin, zihninde dolanıp duran tonlarca düşüncenin arasında Haerim'in söylediklerine odak veremediği için, genç kadın nihayet pes ederek masada bulunan herkes gibi yemeğine odaklamıştı. "Krep enfes olmuş ellerinize sağlık." Haerim söylediğinde Jimin yanıtlamıştı arkadaşını. "Afiyet olsun, Hoseok yaptı." bir yandan da esmer olana dönüp gülümsemeyi ihmal etmemişti elbette.
İkili masaya geldiğinden beri Seungjo'nun tuhaf bir bakışı vardı ikisine karşı. Hoseok her ne kadar aldırış etmese de Jimin oldukça rahatsızdı bu durumdan ve bu sebepten ötürü de ikide bir yerinde rahatsızca kıpırdanıyordu. Bu durum ise yanında oturan Hoseok tarafından fark edilmiş, Jimin'in kucağında birleştirdiği elleri arasına kendi elini sokarak parmaklarını birbirine geçirmelerine sebep olmuştu. Jimin elinde hissettiği temasla esmer olana döndüğünde ise Hoseok'un güven verici gülümsemesiyle karşılaşmış ve bu ufak temas bile rahatlamasına sebep olduğunda, Jimin için bile beklenmedik olan bu reaksiyon, küçük olanın yüzüne hafif bir tebessümün yerleşmesine sebep olmuştu.
Masadaki sessizlik hakimiyetini sürdürürken, bu derin sessizlik istemsiz bir gerginliği de beraberinde getirmişti. Herkesin iç dünyasında yaşadığı çatışmalar ve düşünceler somut hâle gelmiş ve her an patlamaya hazır bir bomba misali, masanın ortasına düşmüştü adeta. Fakat tam o saniye, Jimin ve Hoseok ortamdan yavaş yavaş soyutlanırlarken, Seungjo'nun sinirden titrettiği dizleri, yüksek masa sayesinde sadece yanında oturan Haerim tarafından fark edilmiş ve genç kadın sevgilisindeki bu gerginliğe anlam verememişti.
"Hayatım iyi misin?" Elini Seungjo'nun dakikada sayısız kez salladığı bacağına atarak yumuşak bir tonda sorduğunda, Seungjo dalgınlığından sıyrılmış ve sevgilisine dönerek gülümsemişti. "İyiyim bebeğim, sıkıntı yok." Haerim anlam veremese de üstünde durmamayı seçtiğinde, bu manzara elbette ki Hoseok'un gözünden kaçmamış ve krizi fırsata çevirmek adına tabağındaki krepten bir parça keserek üzerine çilek reçeli sürmüştü.
"Sevgilim, doğru dürüst hiçbir şey yemedin." Hoseok, elindeki çilek reçeli sürdüğü krep parçasını Jimin'in ağzına verirken söylediğinde, bir gözü de Seungjo'nun üzerindeydi. "İştahım yok hyung, yemek istemiyorum." Jimin, esmer olanı kırmamak için verdiği lokmayı zor da olsa ağzında çevirse de dahasını istemediğini belirtmişti. "Jimin, hiçbir şey yemedin ki ama en azından birkaç lokma ye." Hoseok bunu biraz öncekine nazaran daha sessiz söylemişti, bu defa odağı Seungjo'dan çok Jimin'di çünkü.
"Hyung gerçekten midem almıyor." Hoseok telaşla elini Jimin'in alnına çıkarmıştı. "Ateşin de yok, hasta gibi de görünmüyorsun." Jimin başını sallamıştı iki yana. "İyiyim hyung merak etme, biraz midem bulanıyor sadece." Jimin bakışlarını kaçırarak söylemiş ve sadece büyük olanın duyabileceği şekilde devam etmişti. "Sanırım gerildim biraz. O yüzden." Hoseok bunun asıl sebebinin Seungjo olduğunu anlamış ve burnundan derin bir nefes vermişti. "Bana bak bakayım bi," İşaret ve baş parmağıyla hafifçe Jimin'in çenesinden tutarak sarışın olanın bakışlarını kendisine çevirmiş ve gülümsemişti. "Seni bu kadar germesine izin verme Jimin-ah. Fark ediyor ve bundan keyif alıyor." Bunu, kimsenin duymaması için hafifçe Jimin'in kulağına eğilerek söylemişti.
"Elimde değil, her şey o kadar saçma ki şu an, daha sabah kendim söylemeyi düşünürken şimdi açığa çıksa ne yaparım diye düşünüyorum." Jimin, sandalyede bir bacağını altına alarak Hoseok'a dönmüş ve öyle konuşuyorlardı bir süredir. Hoseok ise, sandalyesini küçük olana çevirmiş, aralarındaki mesafeyi iyice kapatmıştı. Jimin'in havada kalan dizi Hoseok'un bacağından destek alıyor ve biraz önce esmer olan elini Jimin'in avuçlarına koyduğundan beri de Jimin, Hoseok'un uzun ve zarif parmaklarıyla oynuyordu. Bunu ne kadar zamandır yaptığının kendisi de farkında değildi ancak Jimin'in bakışları ellerinde, Hoseok'un bakışları ise Jimin'in üzerindeydi.
Masadaki diğer herkesin varlığını ve sabahki aralarında geçen konuşmayı unutalı henüz birkaç dakika oluyordu. Şimdi sanki, sevgili rolü yaptıkları ilk günkü Hoseok ve Jimin gibilerdi. Olabildiğince yakın ve samimi, fakat bu sefer rol yapmayan versiyonları Seungjo'nun radarındaydı. Birbirlerine karşı daha rahatlardı artık iki sevgiliymiş gibi davranma konusunda. İlk günkü o tereddütleri, oyunun son gününde artık kalmamıştı. Az çok birbirlerinin sınırlarını öğrenmiş ve hangi durumda nasıl davranmaları gerektiğini daha iyi kavramışlardı. İlk günkü gibi rol yapmış olmak için yapılan tüm hareketler artık yerini samimi bir gerçekliğe bırakmıştı.
Hoseok'un Jimin'in hiçbir şey yemediğini fark etmesi gibi ve bu duruma gerçekten endişelenmesi gibi gerçeklerdi tüm bunlar. Ya da ilk günkü temasların aksine, yapay bir sarılma değil, sarılmaktan bile gerçek bir temasın içerisine çekilmişlerdi, kendileri bile fark etmeden. Ve bu durumun farkında olmayan tek kişi de onlardı. Taehyung ve Jungkook masanın diğer köşesinde birbirlerine bakıp imalı imalı gülümserken, Seungjo da ilk günden itibaren göz hapsine aldığı bu çiftin davranışlarındaki değişimin farkındaydı artık. Kendi elleriyle Jimin'i Hoseok'a teslim etmiş gibi hissediyordu.
"Böyle düşünmene ve endişe etmene gerek yok ki." Demişti Hoseok sankince ve cümlesinin devamını getirmek için ağzını açar açmaz vazgeçerek geri kapatmıştı. Onun yerine, "Zaten bitti her şey, son saatlerimiz. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik." demekle yetinmişti, hafifçe gülümseyerek. Asıl söylemek istediği ise, kesinlikle bundan çok daha farklıydı. "Hadi, şimdi birkaç lokma bir şeyler ye." Esmer olan söylediğinde Jimin başını hafifçe sallayarak onaylamış ve Hoseok'un elini serbest bırakarak sandalyedeki oturuşunu düzeltmişti.
Hoseok'la ufak bir iletişimin bile onu bu denli rahatlatıp iştahını açmasına şaşıramadan, önüne konulan kızarmış ekmeğe ve onu koyan ellerin sahibine bakmıştı. Hoseok masadaki her şeyden yavaş yavaş sevgilisinin tabağına doldururken, Jimin yüzüne yerleşen gülümsemeyle büyüğünü izliyordu. "Bundan da ister misin?" Peynir çeşitlerinden birini göstererek sorduğunda Jimin başını iki yana sallamıştı. "Teşekkürler hyung, bunları bitireyim sonra alırım." Hoseok gülümseyerek elindeki tabağı yerine bırakmış ve yeşillik dolu tabağı yaklaştırmıştı sevgilisinin önüne doğru.
"Enişte, her şeyi Jimin'in önüne doldurdun biz ne yiyeceğiz şimdi?" Taehyung sesine yansıyan alaycılıkla sorduğunda -kesinlikle gözünün önünde oynayan dramadan keyif aldığı belliydi- Jimin'den ters bir bakış kazanmış ve Hoseok ise gülerek göz devirmişti. "İçeride her şeyden fazla fazla var Taehyung-ah, doya doya yiyebilirsin. Çekinme lütfen, kendi mutfağın gibi." Hoseok'un yanıtı Taehyung'u güldürdüğünde Jimin önündeki kızarmış ekmeğe tereyağı sürmekle meşguldü. Arkadaşının alaycılığı, acıktığını bile yeni fark ettiği midesi yanında odak noktasından çoktan çıkmıştı bile. Taehyung'la Hoseok ilgilenebilirdi. Çünkü zaten kendisi yıllardır esmer olanla mücadele ediyordu ve biraz tatil, Jimin'in de hakkıydı sonuçta.
"Hem misafirliğe çağırıp hem de self servis demek ayıp değil mi Hoseok-ssi? Jimin şu kocana bir şey söylesene." Taehyung kesinlikle kendisini umursamayan arkadaşının dikkatini nasıl çekebileceğini çok iyi biliyordu ki, ağzındaki çayı püskürten Jimin de bunun kanlı canlı kanıtıydı. Sarışın olan öksürüklerinin arasında Taehyung'a laf yetiştirmeye çalışırken, esmer olan kesinlikle bu durumdan ziyadesiyle keyif alıyordu. "Jimin tamam konuşmaya çalışma daha çok öksürüyorsun." Hoseok endişeyle söylerken bir yandan sırtına vuruyor diğer yandan da Jeongguk'un getirdiği su dolu bardağı Jimin'e vermek için bekliyordu.
"Niye bu kadar şaşırdın Jimin, evlenmeyecek misiniz nasıl olsa?" Taehyung hâlâ devam ederken Jeongguk dirseğini esmer olanın karnına geçirmişti sertçe. "Susacak mısın artık?" Jeongguk kendini gülümsemeye zorlayarak söylediğinde, Taehyung yeterince kaotik olan ortamdan biraz da yazlık yârinin nasiplenmesin istemiş olacak ki, ona da bulaşmaya karar vermişti. "Sustursana." Göz kırparak söylediğinde, Jeongguk'un ağzının payını vermesine fırsat kalmadan, havadan ona doğru uçan cismi son anda algılayarak kafasını eğmiş ve Jimin'in fırlattığı tuzluk kafasının yanından teğet geçerek bahçedeki çimlerde yerini almıştı.
"Yuh amına koyayım füze atsaydın bir de." Taehyung kınayan bakışlarla bakarken, öksürüğü geçip de Hoseok'un tuttuğu bardaktan bir yudum su içmeyi başaran Jimin göz devirmişti. "Keşke füze atsaydım amına koyayım ya kökten çözüm olurdu en azından." Jimin öfkeyle soluduğunda Hoseok, Jimin'in küfürlü konuştuğu anına ilk defa denk geldiği için şaşkınlıkla bakıyordu küçük olana fakat Jimin farkında olmaktan çok uzaktı. "Sen bensiz yapamazsın ki ama, deme öyle." Taehyung gülerek söylediğinde Jimin göz devirmişti.
"Taehyung elinin de dilinin ayarı yok belanı sikeceğim artık senin." Jimin'in bir anda bu kadar öfkelenmesi Taehyung için beklenmedik değildi çünkü arkadaşını tanıyordu. Jimin genelde son âna kadar Taehyung'a sabreder ama en sonunda patlardı. Siniri de yarım saat falan sürerdi. Taehyung bunu bildiği için rahat olsa da Hoseok ve Jeongguk gerilmişti ikilinin bu atışmasına. "E yeter amına koyayım sen de abarttın iyice, ne dedik sanki sevgiline kocan dedik." Taehyung söylediğinde, Jimin sinirle iç çekmişti. "Tae, siktir git uğraşma benimle. Nedir senden çektiğim çile anlamıyorum ki." Jimin'in bu kadar ani yükselip sert tepki vermesinin altında yatan sebep belki de Seungjo'nun bakışlarının yarattığı gerginlikti, kendisi de pek anlam verememişti fakat Taehyung'un durumu bilmesine rağmen böyle boşboğazlık yapması, sinirlerini bozmuştu. "Çile demeyeceksin, hayatına renk katıyorum Jimin. Yat kalk şükret varlığıma." Taehyung göz kırparak söylediğinde Jimin de istemeden gülmüştü arkadaşının söylediğine. Saman alevi gibiydi tartışmaları, bu kadardı. "Ne renk ama, yüz yirmi sekizli sulu boya paketine döndüm amına koyayım." Jimin de gülerek söylediğinde, Hoseok da Jimin'in esprisine gülmüş ve küçük olanın hiç görmediği bir yanıyla yeni tanışıyor olmasından sebep, arkasına yaslanıp ikilinin atışmalarını izlemeye başlamıştı, tartışmanın gerçek bir öfke olmadığını anladıktan sonra.
"Sen niye bu kadar gerildin ki ben anlamadım." Deminden beri varlıklarını bile unuttukları Seungjo Jimin'e sorduğunda, sarışın olanın bakışları masanın karşısındaki eski sevgilisine dönmüştü. "Efendim?" Jimin sorduğunda Seungjo hafifçe gülmüş ve masada öne doğru eğilmişti. "Diyorum ki, sevgili değil misiniz zaten, Taehyung'un söylediğine neden bu kadar yükseldin?" Sesinde, Jimin'i inanılmaz sinir olduğu bir ton gizliydi ve sarışın olan sinirle gülmüştü. "Sana ne Seungjo? Sana ne? Neye sinirlenip sinirlenmeyeceğime de mi karışacaksın?" Jimin'in bu ani çıkışı karşısında Haerim kaşlarını çatmıştı. "Jimin-ah sakin ol, Seungjo kötü bir şey demedi. Taehyung'a sinirlenip öfkeni Seungjo'dan çıkaramazsın." Genç kadın haklı olarak sevgilisini müdafaaya kalkıştığında Jimin hafifçe gülmüş, Hoseok ise Jimin'in ağzından bir şeyler kaçırmasından korkarak dikkatini nasıl dağıtabileceğinin yollarını düşünmeye başlamıştı. Bulduğu tek çare ise Jimin'in masanın üzerinde boştan tuttuğu elini alıp kendi elleri arasına çekmek olmuştu. Sanki Jimin'in kontrol düğmesi elindeymiş gibi.
"Aynen ya, Seungjo hiçbir şey yapmadı, haklısın." Jimin kendi kendine hafifçe gülerek mırıldanırken bir yandan da delici bakışları eski sevgilisinin üzerindeydi ve bu bakışlar Seungjo'nun yerinde sinmesine sebep olmuştu. "Jimin, Seungjo ile derdin ne anlamıyorum. Geldiğimizden beri bir garipsin ona karşı." Haerim'in bu tavrı, her şeyden habersiz oluşuna verilebilirdi belki ancak Jimin sinir olmasına engel olamamıştı yine de. "Haerim-ah bu konuyu kapatalım olur mu? Kalbini kırmak istemiyorum." Jimin, yine de son bir nezaketle sorduğunda Haerim'in üstelememesine sevinmişti sarışın olan.
"Taehyung kaostan mı besleniyorsun anlamıyorum ki sikip attın ortamın moralini." Jeongguk yanında oturan ve ilişki durumlarının karışık olduğu esmer oğlana söylediğinde Taehyung gülümsemişti. "Ortamın morali dediğin de bir sikime benzese bari Jeon. Son Akşam Yemeği tablosundan biraz daha az gergin bir ortam var şu an. Küçük kıyamete üç kala." İkili masanın en uzak köşesinde oturdukları için karşılarında oynayan filmi full hd kalitesinde izleyebiliyorlardı ve Jeongguk da dikkatle baktığında Taehyung'un haklı olduğunu görmüştü.
Hoseok ise bu defa olayı biraz geriden seyrediyordu. Jimin'in herhangi bir fevri hareketine dur diyebilecek kadar yakın ancak müdahale etmeyecek kadar da gerisindeydi ve bir yandan da müdahale etmek zorunda kalacağı şekilde ortalığın karışmaması için dua ediyordu.
"Bence bu konuya bu kadar sinirlenmenin sebebi, Hoseok-ssi ile ciddi düşünmüyor olman. Yanılıyor muyum yoksa?" Seungjo, yeniden konuşmaya başladığında Jimin bunun bir meydan okuma olduğunu anlamıştı artık. Seungjo'nun amacı belliydi, bir oyunun içerisinde olduklarını açığa çıkarmak istiyordu. Jimin bunu fark ederek arkasına yaslanmıştı rahatça. "Düğünümüze gelemeyeceksin diye bu kadar endişelenme Seungjo, seni mutlaka çağıracağım." Jimin gülümseyerek söylediğinde Hoseok ortamın hızla değişen renklerine yetişmekte güçlük çekiyordu artık.
Seungjo sesli bir şekilde güldüğünde Hoseok derin bir nefes vermişti dudakları arasından. "Seungjo-ssi, Jimin'le benim aramda olması gereken bir konuya bu kadar dahil olman normal mi sence de?" Esmer olan dayanamayarak konuşmaya dahil olduğunda bakışlar ona dönmüştü. "Jimin benim kaç yıllık arkadaşım Hoseok-ssi, bundan bu kadar rahatsız olmana gerek yok." Hoseok gülerek başını hafifçe iki yana sallamıştı. "Seungjo, tehlikeli sularda yüzüyorsun koçum bence sus." Taehyung Jimin'in alev saçan bakışlarını fark ederek söylediğinde Haerim bu gereksiz gerginliğin sebebini anlamaya çalışıyordu sadece. "Ne oluyor size bugün böyle, hepiniz Seungjo'ya düşman gibi davranıyorsunuz." Bu olayın en masum kişisi de Haerim'di belki de ve Jimin gerçekleri bilip de arkadaşına hâlâ söylemediği için vicdan azabı çekiyordu.
Fakat bu durum, başrollerinde kendisinin de oynadığı çetrefilli bir dramaya dönüştüğünden beri, arkadaşına açıklamakta zorlanıyordu. Çünkü kendisini bu olayın mağduru değil faillerinden biri olarak değerlendiriyor ve arkadaşına karşı inanılmaz bir suçluluk duygusu hissediyordu.
"Evet ya, biz neden senden bu kadar nefret ediyoruz Seungjo, sen açıklamak ister misin?" Taehyung, birikmiş öfkesini nihayet dışavurabileceği bir fırsat bulmuştu. "Tae, sen karışma." Jimin'in uyarısına sadece omuz silken Taehyung kollarını önünde bağlayarak sandalyesine geri yaslanmıştı. "Jimin ve Hoseok'un ilişkisinin sahte olduğunu biliyorum. Belki bu yüzdendir." Seungjo, bombayı patlatıp Jimin'in kucağına atmıştı son anda. Jimin, hissettiği öfkeden tüm kaslarının kasıldığını hissederken, Hoseok ne yapacağını şaşırmıştı. Biraz önce kendi elleri arasına aldığı Jimin'in eli sinirden buz kesip bembeyaz olurken, yüzüne yerleşen gülümseme, Hoseok'u tedirgin ediyordu.
Haerim ise şaşkınlıkla arkadaşına bakıyordu. "Jimin gerçek mi bunlar? Neden böyle bir şey yaptın ki?" Genç kadın şaşkınlıkla karışık sorduğunda, Jimin bakışlarını Seungjo'dan çekmiyordu. Bakışlarla insan öldürmek gerçek olsaydı eğer, Seungjo şu an milyonuncu kez azrail ile ruhani bir yolculuğa çıkıyor olabilirdi fakat ne yazık ki Jimin henüz bakışlarıyla insan öldürme gücüne sahip bir süper kahraman konumuna ulaşamamıştı. "Sevgiline sorsana Haerim, her şeyi bildiği gibi onun da cevabını biliyordur kesin." Jimin, meydan okurcasına yanıtladığında Seungjo gözlerini kaçırma ihtiyacı hissetmişti. "Seungjo nereden bilsin Jimin, saçmaladın iyice."
"Sen sor yine de, eminim ki biliyordur. Öyle değil mi Seungjo? Yoksa ben mi cevaplayım?" Seungjo Jimin'in keskin bakışlarından daha fazla kaçamayarak yakalandığında, eski sevgilisinin gözlerindeki bu tehlikeli bakış, biraz önceki öz güvenini tamamen alıp götürmüştü. "Jimin ne demek istiyor Seungjo? Neler oluyor?"
Elinizde pimi çekilmiş ve patlamaya hazır bir bomba tutarken, öyle sağa sola savuramazdınız. Elinizi kolunuzu öyle rahatça hareket ettiremez, bombanın patlama ihtimaline karşı tetikte olurdunuz çünkü o bomba sadece düştüğü yeri dağıtmazdı. Fakat Seungjo günlerdir bunun tam aksiydi. Elinde tuttuğu bombadan habersiz bir şekilde Jimin'e saldırmak için sürekli tetikte bekliyordu. Elindeki bombanın Jimin'i patlatacağını düşünürken, pimini çektiği bombayı bir anda kendi kucağında buluvermişti ve patladı patlayacaktı.
"Cevap versene Seungjo. Ben orospu çocuğunun önde gideniyim desene. Niye cevap vermiyorsun, kız senden cevap bekliyor." Jimin içinde biriktirdiği öfkeyi böyle sakin bir şekilde dile getirmeyi beklemiyordu fakat böyle olması daha iyiydi. Çünkü Jimin'in sakinliği Seungjo'yu daha da geriyordu. Haerim'in öfkeli bakışları Jimin ve Seungjo arasında gidip gelirken, Jimin sakin çıkan sesine rağmen bütün hücrelerine kadar titriyor fakat dışarıya renk vermediği için şükrediyordu.
"Günlerdir benim üzerime oynuyordun Seungjo, Hoseok'la mutlu bir ilişkimin olabileceğine bile inanmadın. Onun senden daha iyi olduğunu gördükçe içten içe kinlendin, onunla daha mutlu olduğumu gördükçe yediremedin kendine. Senin için bu kadar inanılmaz olan neydi anlamıyorum. Kendi egonda öyle boğulmuşsun ki senden başka birini sevebileceğime ihtimal bile veremiyorsun." Jimin günlerdir söylemek istediklerini söylemeye başladığında, içindeki zehir akıtabildiği için rahatlamış hissediyordu. Haerim ise duyduklarını doğru anlayıp anlamadığını çözmeye çalışmakla meşguldü. Zihnindeki anıları yapboz parçaları gibi birleştirmeye ve çıkarım yapmaya çalışıyordu fakat beyni, duyduklarını idrak etme konusunda yeterli değildi işte. İhtimal vermenin zor olduğu her olasılığı değerlendirmeye alıyor fakat idrak yolundan geçemiyordu bir türlü.
"Sürekli gözün bizim üzerimizdeydi, bir açığımızı aradın sürekli. Bulabilmiş misin bak bakalım? Ben hâlâ Hoseok'la birlikteyim ancak senin Haerim'e vermen gereken bir hesap var." Jimin bunu söyleyerek ayaklandığında Hoseok da sandalyesinden kalkarak küçük olanın peşinden gitmişti.
"Jimin-ah," hızlı adımlarla dış kapıya doğru yürüyen eski sahte sevgilisinin kolundan yakalayarak durdurmayı başardığında Jimin'in kendini sıktığı için kıpkırmızı olan gözleriyle karşılaşmıştı. "Nereye gidiyorsun?" Endişeyle sorduğunda Jimin yutkunarak boğazındaki yumruyu yok etmeye çalışmıştı büyük olanı yanıtlamadan önce. "Hyung, biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var." Bunu dedikten sonra kolunu Hoseok'un tutuşundan kurtarmış ve evden çıkarak kapıyı ardından kapatmıştı. Hoseok ise bir müddet Jimin'in arkasından beyaz kapıyla bakışmış ve iç çekerek verandaya çıkmıştı.
"Jimin nerede?" Taehyung sorduğunda Hoseok sıkıntıyla bir nefes vermişti. "Hava almak istediğini söyledi." Esmer olan anlayışla kafasını sallamış ve ayaklanmıştı. "Ben de kalkayım artık." Jeongguk da onunla birlikte kalkmıştı. "Ben de otele geri döneyim." Hoseok anlayışla başını salladığında ikili yanlarından ayrılırken Seungjo ve Haerim de kalkmışlardı hiçbir şey söylemeden.
Hoseok herkesi uğurlamak için misafirlerinin arkasından onları takip etmeye başlamıştı. Taehyung kapıyı açıp çıkmadan hemen önce Hoseok'un omzunu sıkmıştı hafifçe ve büyük olan da güçsüz bir tebessümle karşılık vermişti. Bu destek ne içindi bilemese de, iyi hissettirmişti.
"Hyung bugün pansiyona gelme istersen, ben hallederim işleri. Taehyung da yardım eder zaten." Hoseok gülümsemişti. "Taehyung hâlâ bizim müşterimiz Jeongguk." Büyük olan söylediğinde Jeongguk gülmüştü. "Hyung bir şey olmaz, müşteri halinden memnun sonuçta." Küçük olan söylediğinde Taehyung da sohbete dahil olma ihtiyacı hissetmişti. "Halinden memnun derken?"
"Ne yani değil misin sanki? Dibimden ayrılmıyorsun Tae, biraz işe yara en azından." Taehyung gülmüştü. "Yine de bir köşede oturup seni dikizlemek daha keyifli oluyor biliyor musun?" Jeongguk omuz silkmişti. "Gülü seven dikenine katlanır Taehyung-ssi."
"Gül müsün sen?" Jeongguk göz devirmiş ve Taehyung'u yok sayarak büyük olana dönmüştü. "Dediğim gibi bugün biz hallederiz, senin aklın kalmasın." Hoseok gülümseyerek kollarını Jeongguk'a sarmış ve sarılmıştı hafifçe. Hoseok farkında olmasa da tüm bu yaşananlar onu da mental açıdan epey yormuş gibiydi. Şimdi her şeyin bitmiş olması üzerinden büyük bir yükün kalkmasına sebep olurken bir yandan da buruk hissediyordu. Çünkü şimdi gerçek sorunlara sahiplerdi. Hiçbir şey rol değildi ve gerçek hayata geçiş yapmışlardı artık.
Jeongguk, Hoseok'un bu kasabada tanıdığı ilk kişiydi ve geldiğinden beri de hep yanında olmuştu. Arkadaşı, kardeşi ve şimdi de destek almak istediği o kişiydi. "Teşekkürler Gguk, sen olmasan ne yapardım?" Jeongguk gülümseyerek ayrılmıştı Hoseok'un kollarından. "Dinlen bugün sen, bir şey olursa ararsın." Hoseok başını sallayarak onaylamıştı. Taehyung ve Jeongguk çıktığında Seungjo ve Haerim de kapıya yönelmiş, Hoseok ve Seungjo bir müddet birbirlerine bakmışlardı. Sanki ikisi de bir şey söylemek istiyor fakat söylemekten vazgeçiyorlar gibiydi ve bu bakışmayı, dışarıya adımını atarak Seungjo kesmişti.
"Seungjo-ssi." Hoseok, bahçe yolunu yarılayan adama seslendiğinde Seungjo arkasını dönmüş ve Hoseok'a bakmıştı. "Efendim?" Hoseok birkaç adımla aralarındaki mesafeyi kapattığında birkaç saniye sessizlik oluşmuştu.
"Seni ilk gördüğüm andan itibaren sana vermek istediğim bir şey vardı, gitmeden önce vereyim dedim." Hoseok gülümseyerek söylediğinde Seungjo meraklanmıştı. "Neymiş o?" Hoseok karşısındaki adamın iki yakasını birden sağ eliyle tutmuş ve diğer eliyle yaptığı yumruğu Seungjo'nun yüzüne geçirmişti. "Oh be, inanılmaz rahatladım şu an." Hoseok, Seungjo aldığı darbenin etkisiyle hafifçe geriye savrulurken söylemiş, Haerim'in ağzından tiz bir çığlık firar ederken bahçe çitlerinin ardından onları izleyen Taehyung ve Jeongguk ise güçlü bir "Ooo!" nidası ile tepki vermişlerdi. "Helal olsun enişte, eline sağlık." Taehyung söylediğinde Hoseok gülümsemiş ve esmer olana göz kırpmıştı.
"Bu neydi şimdi?" Seungjo kendini toparlayarak öfkeyle sorduğunda Hoseok bakışlarını Taehyung'tan çekerek ona dönmüştü. "Anlamadıysan bir daha anlatabilirim." Hoseok alayla söylediğinde Seungjo gülmüş ve güldüğü için patlayan dudağı acıdığında hafifçe sızlanmıştı. Haerim ise ortalığın bu kadar kızışacağı kadar sevgilisinin ne yapmış olabileceğini düşünürken iyice sessizleşmiş ve olayları uzaktan izlemeye başlamıştı. Çünkü duyduklarını kabullenmek zordu ve zihni kendini tamamen kapatmıştı artık. Bir çeşit savunma mekanizması gibiydi şu an bu olayları tam anlamıyla algılayamaması. Birisi karşısına geçip tane tane anlatmalı gibi hissediyordu. Çünkü anca öyle olursa anlayabilecekmiş gibiydi. Diğer türlü parçaları birleştirmek yorgun zihninin yapabileceği bir şey değildi o an için.
"Jimin'in sevgili rolü yaptığı biri olarak olayları sence de fazla içselleştirmiyor musun?" Seungjo, Hoseok'a yaklaşarak kimsenin duymayacağı şekilde fısıldadığında Hoseok sinirle Seungjo'nun yakasını kavrayarak sıkmış ve kendine çekmişti iyice. "Bu yumruk Jimin'in sevgili rolü yaptığı Hoseok'tan değil, Jimin'e gerçekten aşık olan Hoseok'tan geldi zaten." Elini sertçe çekmiş ve aralarına az da olsa mesafe koymuştu. "Şimdi git ve bir daha da Jimin'in hayatına dahil olma. Seni onun etrafında görürsem ya da senin yüzünden üzüldüğüne şahitlik edersem bu sefer her şey çok başka olur Seungjo-ssi. O zaman bu kadar kibar olmam." Seungjo diyecek bir şey bulamadığında, konuşmak için açtığı ağzını kapatarak arabasına doğru hızla yürüyerek sürücü koltuğuna oturmuş ve kapıyı çarpmıştı hızla.
Haerim de bir şey demeden arabadaki yerini aldığında, onlar için zorlu bir yolculuğun başladığından emindi. Seungjo arabayı çalıştırıp hızla gözden kaybolduğunda, Taehyung ve Jeongguk da otele doğru yürümeye başlamış, Hoseok ise eve girerek kapıyı kapatmıştı.
___
03.16
29.08.2023
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |