10. Bölüm

9

tokyo
luvshobie

(sekiz buçukuncu bölümü okumayı unutmayınnnnn bakın o da önemli bi bölüm ve HİKAYENİN AKIŞI İÇİNDE

daha okumadıysanız eğer okuyun da öyle gelin bu bölüme)

Jimin ve Taehyung tatillerinin üçüncü gününde nihayet kendilerini plaja atmayı başardıklarında, kiraladıkları şemsiyenin sağladığı gölgeliğin altına yerleştirdikleri şezlonglara oturmuş sırasıyla birbirlerine güneş kremi sürüyorlardı.

"Sonra Seungjo gelip de sevgilin varken otelde mi kalıyorsun diyince eniştem durur mu?Yapıştırdı hemen cevabı." Taehyung söylediğinde Jimin elindeki kremi esmer olanın sırtına yaymakla meşguldü ve gün içinde Taehyung Hoseok'a o kadar çok enişte demişti ki, Jimin artık alışmış, tepki vermemeye başlamıştı. "Ne dedi?" Merakla sorduğunda işini bitirmiş ve elinde kalan kremi peçeteyle silmişti. Taehyung da yönünü arkadaşına dönerek anlatmaya devam etmişti kaldığı yerden. "Benimle kalıyor zaten, dedi seni kucakladığı gibi götürdü." Jimin gözlerini kocaman açarak şaşkınlıkla baktığında Taehyung dudaklarını birbirine bastırarak kafasını sallamıştı hafifçe. "Dalga mı geçiyorsun gerçekleri mi anlatıyorsun anlamıyorum ki."

"Bir daha Jeongguk'un götünü kesmek nasip olmasın ki bu sefer yalan söylemiyorum." Taehyung büyük bir ciddiyetle en büyük yeminini ettiğinde Jimin göz devirerek gülmüştü.

"Kucağına aldı yani?" Sesine yansıyan ve farkında olmadığı hafif heyecanla sorduğunda Taehyung gülümsemişti. Arkadaşının Hoseok'tan hoşlanmaya başladığının, hiç değilse bile kafasını meşgul ettiğinin farkındaydı. "Sen baya sarhoştun, ayakta zor duruyordun tamam mı, Hoseok baktı yürüyecek gibi değilsin, hop diye aldı kucağına seni. Sanki her gün kucağına alıyormuş gibi. Çok rahat, çok profesyonel..." Jimin o ânı hayalinde canlandırmaya çalışırken gece boyu kaçtığı tüm düşüncelerini kabullenmiş ve düşünmekten çekinmez hale gelmişti artık. Belliydi yani, fark etmişti artık. Hoseok gerçekten de ilgisini çekmeye başlamıştı ve bu gerçeğe teslim olmayı seçmişti. Çünkü zaten birkaç gün sonra Seoul'e geri dönecekti. Ve geri döndüğünde ise Hoseok hayatından tamamen çıkmış olacaktı. Bu yüzden de düşüncelerle kendine işkence çektirmek yerine kendini akışa bırakmaya karar vermişti.

Hoseok'la birkaç günlük sahte ilişkisinin tadını çıkaracak, Seungjo gittiğinde ise, ki yarın gidiyordu, normale döneceklerdi. Büyük olanın da bu durumla ilgili herhangi bir sorunu varmış gibi görünmüyordu zaten ve sadece bir buçuk gün daha devam edecekti bu oyun. Sonra, sonrası, yoktu işte.

"Daldın yine düşüncelere." Taehyung arkadaşına seslendiğinde Jimin bakışlarını denizden çekerek esmer olana dönmüştü. "Efendim?" Dalgınlıkla söylediğinde Taehyung iç çekmiş ve konuyu Jimin fark etmeden değiştirmişti. "Hadi kalk denize girelim artık. Geldiğimizden beri bir türlü su yüzü göremedik." Ayağa kalkarak Jimin'in bileğinden tutup çekiştirirken söylemiş ve koşarak denize girmişlerdi.

Sıcak güneşin yeterince ısıtamadığı serin suyun içinde yeterince vakit geçirdiklerine kanaat getirerek sudan çıkıp şezlonglarına vardıklarında Jimin hemen havlusuna sarınıp oturmuştu. "Of ya, ayaklarıma kum yapıştı hep." Sarışın olan rahatsız bir ses tonuyla söylerken bir yandan da elleriyle kumu temizlemeye çalışıyor fakat deniz suyunun yapışkan hissi yüzünden pek başarılı olamıyordu. "Tae," Ayaklarını tamamen sıcak kumun içine gömen arkadaşına seslendiğinde, esmer olan bakışlarını Jimin'e çevirmişti. "Efendim?"

"Şey yapsak ya, ben şimdi denizde ayaklarımı yıkasam sonra kuma basmadan sen beni kucağında buraya getirsen, olur mu?"

"Jimin, zaten bir daha kum olmayacak mı, niye uğraşıyoruz ki?" Jimin göz devirerek iç çekmişti. "Tamam desen zaten ölürsün." Esmer olan gülerek ayaklandığında Jimin de keyifle yerinden kalkmış ve koşarak ayaklarını denizin serin suyuna sokmuştu. Kumların tanecikli dokusu yerini serin suyun ferah hissine bırakırken rahatlamış ve o rahatlık hissiyle gülümsemişti. Asla tahammül edemiyordu kumun verdiği o tahriş edici pürüzlü ve tozlu hisse.

Taehyung da arkasından gelerek suyun içinde adımlayarak arkadaşının yanına gelmişti. "Tamam mı, çıkıyor muyuz?" Jimin kafasını sallayarak onayladığında Taehyung arkadan doğru Jimin'in beline sarılarak arkadaşını havaya kaldırırken sarışın olan da ayakları yeniden yere değmesin diye bacaklarını kendine çekerek iyice havaya kaldırmıştı. Dışarıdan bakınca fazlasıyla komik göründüklerine eminlerdi fakat ikisi de bunu umursuyor sayılmazlardı.

Sudan çıkıp şezlonglara doğru yürürlerken, Jimin'nin gözü yanlışlıkla, öpüşen bir çifte takılmış ve ne olduysa o andan sonra olmuştu. Önce gülüşü yüzünde solmuş, sonra havaya kaldırdığı ayaklarını indirerek kuma basmıştı. "Ya Jimin!" Esmer olan haklı bir gerekçeyle yüksek desibelden söylenerek arkadaşını kucağından tamamen indirirken söylenmeye devam ediyordu. "Madem yeniden basacaktın kuma, kendini bana niye taşıtıyorsun anlamıyorum ki." Fakat Taehyung'un söyledikleri Jimin'e ulaşmıyordu çünkü o, hatırladığı anılarla sert bir yüzleşme içerisindeydi. "Siktir, siktir siktir siktir!" Arkasına dönüp arkadaşıyla göz göze geldiğinde esmer olan iç çekerek göz devirmişti. "Bakma bana öyle, taşımam seni bir daha. Basmasaydın yere."

Taehyung Jimin'in yaşadığı duygusal sarsıntıdan habersiz bir şekilde arkasını dönüp Jimin'i geride bırakarak şezlonga doğru yürümeye başladığında, Jimin son bir kez öpüşen çifte birkaç saniye daha bakmış ve koşarak Taehyung'a yetişmişti. "Tae, sıçtım. Çok fena bir şeyler oldu." Oturduğu yerden buzlu limonatasını yudumlayan arkadaşına hitaben söylediğinde, Taehyung olayı anlamaktan çok uzaktı. "Ne diyorsun Jimin anlamıyorum." Jimin de oturmuş ve Taehyung'tan ödünç aldığı çiçekli gömleği üzerine geçirerek ortadaki bir düğmesini bağlamıştı hemen. "Anlatacağım, ama nolur dalga geçme yoksa kendimi gidip şu denizde boğarım." Tehdidini de yaptığında esmer olan kafasını sallayarak onaylamıştı. "Anlatmaya böyle başladığına göre kesin dalga geçilecek bir şey anlatacaksın," Oturur pozisyona geçtikten sonra devam etmişti. "Ve dalga geçme hakkımı elimden alıyorsun Jimin, umarım ki önemli bir şeydir." Hafif alaya alarak söylediğinde Jimin göz devirmiş ve derin bir nefes alıp vererek girmişti konuya.

"Ben Hoseok'u öpmüşüm." Dehşete kapılmış bir ses tonuyla söylediğinde Taehyung kaşlarını çatmıştı. "Sabah Hoseok'u öptüğünü ben sana söyledim ya zaten." Jimin hızla ellerini sallayarak itiraz etmişti. "Hayır, hayır o değil, gece, evde." Konu şimdi Taehyung'un ilgisini çekmeye başlamış olacak ki dikkat kesilmişti. "Hassiktir, ben Hoseok'la dalga geçiyordum gerçek mi oldu?" Sarhoşluğun üç aşamasından bahsederek kahkaha attığında Jimin anlamayarak kaşlarını çatmıştı. "Ne dalgası?"

"Önce sen anlat, ben söylerim sonra." Taehyung yanıtladığında Jimin sıkıntıyla iç çekmişti. "Ne yapacağım Taehyung, şimdi bir daha nasıl bakacağım adamın yüzüne amına koyayım ya." Taehyung gülmüştü bu söylenene. "Lan senin derdin Hoseok'u bir daha göremeyecek olmak mıydı? Üzülme ya, enişte de halinden pek şikayetçi gibi durmuyor." Jimin, arkadaşının bu cevabına karşı omzuna sertçe vurduğunda Taehyung acıyla inleyerek kolunu tutmuştu. "Lan yavaş, kırdın amına koyayım." Koluna bakarak söylediğinde Jimin sadece arkadaşının abartılı tepkisini izliyordu. "Bitti mi?" Bıkkınlıkla sorduğunda Taehyung gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken kafa sallamıştı. "Hmhm, bitti."

"O zaman konumuza dönebilir miyiz artık? Yardım et lan, ne yapacağım ben şimdi?" Güneş yavaştan batmaya başlarken sahildeki kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı ve bu da, pansiyona dönüş zamanının yaklaştığının habercisiydi. "Ne kadar ileri gittiniz?" Jimin hafızasını yoklamak için birkaç saniye kendine izin verdiğinde hatırladıkları yüzünden yüzü ağlamaklı bir hâl almıştı. "Bence ben kafamı şu kumlara gömsem iyi olacak." Yerdeki kumları göstererek ciddiyetle söylediğinde Taehyung gözlerini kocaman açmıştı. "Lan, seviştiniz mi yoksa? Bi de geri zekalı değilim anlarım diyordun, sen baya salaksın Jimin." Taehyung yargılayan bir yan bakışla imalı bir şekilde söylerken Jimin göz devirmişti.

"Of! Sevişmedik dedim ya!" Bağırarak söylediğinde, etraflarındaki birkaç kişinin bakışları onlara dönmüş ve Jimin yerinde rahatsızca kıpırdanmıştı. "Aferin sana artık tüm sahil sevişmediğinizi öğrendi." Taehyung alayla karışık gülerek söylemiş ve devam etmişti. "Ne yaptınız peki?"

Jimin iç geçirmişti. "Birazcık," baş parmağı ve işaret parmağı arasında minik bir boşluk bırakarak görsel betimleme yaparken devam etmişti. "Bak çok azıcık," Taehyung hâlâ sonuca varmayı beklerken Jimin cümlesinin devamını da getirmişti. "Kucağına çıkmış olabilirim ve onun eli de tişörtümün içinden belimi okşamış olabilir," hızlı hızlı söyledikten sonra birkaç saniye kadar duraksamış ve devam etmişti. "Birazcık." Cümlenin sonuna doğru sesi kısılmış, Taehyung ise gözlerini kocaman açarak şaşkınlığını belirtmişti. "Sen çok fenasın yemin ederim, buldun yakışıklı herifi sarhoşluk ayağına götürüyormuşsun az kalsın." Hafif gülerek manidar bir tonda söylediğinde, Jimin bundan rahatsız olmamış, aksine hafifçe o da gülmüştü. "Ama anlamadığım şey şu, aşamaya kadar gelmişken, tam o noktada sizi durduran şey neydi tam olarak?" Taehyung gülerek söylediğinde Jimin sessizleşmişti.

"İşte orası sıkıntı biraz," Hatırladığı anı yüzünden sıkıntıyla iç çekmiş ve devam etmişti. "Hoseok durdurdu." Kafasını hafif arkaya doğru boşluğa yaslayarak renkli şemsiyenin kapattığı gökyüzüne çevirmişti bakışlarını. "Aslında, sarhoş olduğum için durmamız gerektiğini söyledi." Dalgınlıkla söylediğinde, bu cümlenin kafasını bu kadar karıştırdığını kendisi de bilmiyordu.

"Ne yani, sarhoş olmasanız devam eder miymişsiniz?" Taehyung ilgiyle ve merakla, hatta ondan beklenmeyen bir ciddiyetle sorduğunda Jimin omuz silkmişti. "Bilmem, öyle demek istediğini sanmıyorum." Morali bariz bozulduğunda, bu düşüklük esmer olanın dikkatini çekse de üstelemek istememişti. Her ne kadar Jimin'le sınırsız dalga geçiyor olsa da, Hoseok konusunda arkadaşının kafası büyük ölçüde karışıktı ve Taehyung bu duruma müdahale etmek istemiyordu. Jimin kendi yolunu kendi bulmalıydı. "Bence Hoseok'la konuşmalısın. Çünkü sabah gayet normaldi, sanırım senin hatırlamadığını anlayınca sana çaktırmamaya çalışıyordu."

Taehyung yumuşak bir tonda söylediğinde, Jimin'in gözleri dolmuştu sebepsizce. Hoseok'un bu ince davranışları, onu ağlatacak kadar duygulandırıyordu ve sahte de olsa içinde bulunduğu bu romantik ilişkide gördüğü insancıl muamele, daha da ağlamak istemesine sebep oluyordu. İkili bir süre sessizleştiğinde, bakışları manzaraya sabitlenmiş, dalgınca denizin sakin hareketlerini izliyorlardı. Güneş artık denizin içinde kaybolmaya yüz tutmuş, turuncu rengiyle tüm suyu kendine boyamıştı.

"Taehyung," Jimin düşünceli bir şekilde arkadaşına seslendiğinde, esmer olan yanıt vermese dahi kendisini dinlediğinin bilinciyle devam etmişti. "Hoseok çok iyi birisi ve bu saçma sapan oyunun içinde benim peşimden sürüklenmeyi hak etmiyor."

"Ne yapacaksın peki, bitirecek misin?" Taehyung sorduğunda Jimin iç çekmişti. "Bitmesini istemiyorum." Sarışın olanın yanıtına Taehyung gülümsemişti. "Çünkü gerçek olmasını istiyorsun." Normalde Jimin'in bu cevaba sinirlenip Taehyung'a çıkışması gerekirdi fakat arkadaşının, içini okumuş gibi yaptığı tespit sadece yüzüne buruk bir gülümsemenin yerleşmesine sebep olmuştu. "Hoseok'la konuşmalısın Jimin."

***

"Hyung, dalgın görünüyorsun iyi misin?" Jeongguk bahçedeki masaların birinde düşüncelere dalmış bir şekilde oturan Hoseok'un yanına gelip karşısındaki boş sandalyeye otururken söylediğinde, büyük olan bakışlarını önündeki limonatadan çekerek Jeongguk'a bakmıştı. "İyiyim, yok bir şeyim." Kısaca yanıtladığında bu cevap tatmin etmemişti küçük olanı. "Hyung, var bir şey, belli. Dün gece bir şey mi oldu?"

"Hayır, ne olmuş olabilir ki, nerden çıktı o?" Hoseok kısa cümlelerini telaşla hızlı bir şekilde peş peşe sıralarken Jeongguk şüphelenmişti artık bir kere ve ne olduğunu öğrenmeden de bırakmayacağı bir gerçekti. "Hyung bana anlatabilirsin, Jimin'le mi alakalı?" Hoseok iç çekerek sandalyede arkasına yaslanmıştı. "Dün gece bir şeyler olmuş." Jeongguk cümlesinin sonunu uzatarak muzip bir şekilde söylediğinde Hoseok göz devirmişti. "Sana baktığımda Taehyung'u görüyorum artık Gguk, iki günde birbirinize bu kadar benzemeyi nasıl başardınız?" Küçük olan kahkaha attığında Hoseok sıkıntılı bir nefes vermişti. "Hyung benzemedik zaten benziyorduk sen şimdi benden iki tane görünce şaşırmış olabilirsin ama ben hep böyleydim." Gülerek söylemiş ve devam etmişti. "Ama sen onu bunu bırak da, ne olduğunu anlat."

Jeongguk sorusunu yinelediğinde Hoseok kaçışın olmadığını anlamıştı artık. Ya da sadece içindeki karmaşayı anlatmak ve rahatlamak istiyordu. "Bilmiyorum." Esmer olan söylediğinde Jeongguk kaşlarını çatmıştı. "Ne demek bilmiyorum?"

"İnan bana gerçekten de bilmiyorum. Ne oluyor, bir şey mi oluyor ya da bir şey oluyor mu, olmuyor mu, bilmiyorum." Jeongguk hyungunun bu sıkıntılı hâlinden anlamıştı Hoseok'un kafasını karıştıran bir şeylerin olduğunu. "Seni yargılamayacağımı biliyorsun değil mi?" Jeongguk, büyük olanın bundan emin olmasını ister gibi bir ciddiyetle söylediğinde Hoseok usulca kafasını sallamış ve sessizlik olmuştu kısa sayılmayacak bir müddet. Zaten anlatamama sebebinin temelinde yatan şey bu değildi. O sadece, bilmiyordu işte. Şimdi de bir şeyleri iç muhasebesinde tartıyor, anlatıp anlatmamak konusundaki ikilemini kendi içinde halletmeye ve nasıl anlatacağını toparlamaya çalışıyordu.

Hayatı boyunca kelimelerle arası hep iyi olmuştu çünkü işi gereği iletişime ihtiyacı vardı ve insanları etkilemesi için kelimelerle arasını hep iyi tutmak zorundaydı fakat bu tip meseleler, art arda sıralanan rakamlarla açıklanan grafikleri ve tabloları çözümleyip analizlerini yapmak kadar kolay değildi onun için. Hoseok somut verilerle açıklayamadığı her soyut kavram karşısında bocalıyordu. "Jimin'le biraz yakınlaştık dün gece." Esmer olan nihayet sessizliği bozarak hafif mırıltıya kaçan bir şekilde söylediğinde Jeongguk anlayamamıştı tam olarak. "Yakınlaştık derken?" İşaret ve baş parmağı arasında biraz boşluk bırakmış, "Bu kadar mı," parmakları arasındaki mesafeyi azaltıp boşluğu küçülttükten sonra devam etmişti. "Yoksa bu kadar mı?" Esmer olan elini saçlarından geçirerek arkasına yaslanıp iç çektiğinde, küçük olan hâlâ cevap bekliyordu.

Hoseok da küçük olanın görsel betimlemesine ayak uydurarak iki parmağı arasında küçük bir boşluk bırakarak yanıtlamıştı. "Sanırım bu kadar." birkaç saniye duraksadıktan sonra devam etmişti. "Yani şey gibi, öpüşmek?" Hoseok'un tereddütlü yanıtına Jeongguk göz devirmişti. "Hyung ben de başka bir şey oldu sandım, gördük ya biz de onu. Milletin içinde öpüştünüz sonuçta." Hoseok hafifçe gülmüştü devam etmeden önce. "Hayır, Gguk, evde."

"Hassikt-" Jeongguk'un şaşkınlıkla ağzından çıkan küfrünün yarısında karşısında Hoseok olduğunu hatırlayarak eliyle ağzını kapatmış ve yarıda kesmişti. "Affedersin hyung." Hoseok gülerek kafasını iki yana sallamıştı 'sorun değil' anlamında. "Sen ciddi misin?"

"Sarhoştu." Yanıt verirkenki dalgınlığının sebebi, Jimin'in tüm o söylediklerini sarhoş olduğu için mi söylediğini ve yaptığını, yoksa gerçekten de öyle hissettiği için mi söylediğini ve yaptığını bilememesinden kaynaklanıyordu. Ve Hoseok'un kafasını karıştıran şey zaten fiziksel yakınlaşmaları değil duygusal konuşmaydı. Çünkü bir şeyler yaşanır ve bitebilirdi ancak duygusal bağlar kolaylıkla aşılabilecek şeyler değildi ona göre.

"Ama sanırım sorun onun öpmesi değil benim ona engel olmamam." Jeongguk sorunun ne olduğunu az çok anlasa da, yorgun atı yokuşa sürdüklerimi düşünüyordu yine de. "Jimin'le neden konuşmuyorsun ki bu konuyu?" Hoseok gülmüştü hafifçe. "Hatırlamıyor ki." Sesindeki durgunluk bariz bir şekilde hissediliyordu ve bu durum Jeongguk'un içinde bir sıkıntı oluşmasına sebep olmuştu. "Hem zaten, ne diyebilirim ki Gguk, sarhoşken duygusal boşluğuna geldi işte. Konuşsak ne diyebilirim?" Bu cevaplar Jeongguk'tan çok kendineydi aslında. İç çatışmasını susturmaya ve kafasındaki soru işaretlerini gidermeye çalışıyordu.

"Hyung," demişti küçük olan çekimser bir şekilde, sesi soru soracakmış gibi çıkmış ve Hoseok da bakışlarını mavi renkli ahşap masadan kaldırarak Jeongguk'a bakmıştı. "Acaba diyorum, bir ihtimal, küçük de olsa, Jimin'den hoşlanıyor olabilir misin?" Bu soru, Hoseok'un istemsiz bir kahkahasına sebep olduğunda, Jeongguk bozulmuştu biraz. "Saçmalama Gguk, daha dün bir bugün iki, saçmalama." Fakat bunu söylerken bile, sesindeki tereddütü gizleyememişti. Kendi inkarına kendi bile ikna olabilmiş değildi sanki ve Jeongguk, büyük olanın hızlı ifade değişimlerini izlerken sorusunun cevabını almıştı, büyük olanın dili farklı söylese de. Jeongguk cevap vermek için ağzını açtığı esnada Hoseok'un arkasından onlara doğru gelen Jimin ve Taehyung'u görmesiyle susmuştu.

Taehyung masanın etrafından dolanarak Jeongguk'un yanına gelmiş ve elini küçük olanın omzuna atmıştı. "Bütün gün yoktum, özledin mi beni hayatım?" Esmer olan sorduğunda Hoseok şaşkınlıkla ikiliye bakarken Jeongguk omzundaki ele bir şaplak atarak Taehyung'un elini oradan çekmesine sebep olurken gözlerini kocaman açmış Taehyung'a bakıyordu. "Ben ne zamandan beri senin hayatın oluyorum be?" Çatık kaşlarıyla sorarken Taehyung ona aldırmayarak yanıtlamıştı. "İki gün öncesinden beri işte, seni gördüğüm ilk an yani." Soruyu, biraz önceki alaycı tavrının aksi bir şekilde ciddiyetle yanıtladığında Jeongguk sessiz kalmış ve Taehyung devam etmişti. "Gguk, hayatım olur musun?" Esmer olanın bu ayaküstü çıkma teklifi, Jeongguk tarafından kale alınmamış olacak ki, göz devirmekle yetinmişti sadece. "Cevap vermeyecek misin ya?"

Taehyung, Jeongguk'u ağına düşürmeye çalışırken Hoseok bakışlarını onlardan çekip, dakikalardır ayakta öylece dikilen Jimin'e bakmıştı. "Jimin, otursana." Yanındaki boş sandalyeyi çekerek söylediğinde Jimin gerginlikten ağlayacak gibi hissederken yavaşça sandalyeye oturmuştu. "Hyung, biraz konuşabilir miyiz?" Çekingen bir şekilde sorduğunda Hoseok kafasını sallamıştı hafifçe. "Konuşabiliriz tabii." Jimin bakışlarını karşılarında flört eden ikiliye çevirmiş ve yeniden Hoseok'a dönmüştü. "Hyung, özel." Büyük olan anlayarak ayağa kalkmıştı. "Gel, şu masaya geçelim o zaman." Jimin de kafasını sallayarak kalkmış ve büyük olanı takip ederek bahçenin insanlardan uzak olan köşedeki masalarından birine yerleşmişlerdi.

"Ne hakkında konuşmak istemiştin?" Hoseok sorduğunda Jimin gözlerini masanın üzerinde birleştirdiği ellerine sabitlemiş ve söze nasıl gireceğini düşünmeye başlamıştı.

"Hyung, dün gece hakkında," tam konuşmaya başlayacağı sırada yanındaki sandalyenin çekilmesiyle dikkati dağılmış ve Hoseok'un bakışlarını takip ederek yanına oturan kişiye bakmıştı. "Oturabilirdim değil mi? Sormadan daldım gibi oldu." Haerim Jimin ve Hoseok'a bakarak söylediğinde Jimin arkadaşıma gülümsemiş ve Hoseok da rahat bir nefes almıştı. Çünkü Jimin'in kendisiyle ne konuşmak istediğini az çok tahmin edebiliyor ve bu konuşmaya kendini hazır hissetmiyordu. "Sorun değil." Jimin gülümseyerek arkadaşını yanıtladığında Haerim de aynı tebessümle karşılık vermişti.

"Bir şey mi diyecektin sen?" Jimin'in sorusuyla Haerim usulca kafasını sallamıştı. "Biz yarın Seoul'e geri dönüyoruz biliyorsun." Cümlenin başlangıcı Jimin'in keyfini yerine getirirken Haerim devam etmişti. "Ve seninle de doğru dürüst vakit geçiremedik hiç, ben düşündüm ki yarın kahvaltıyı birlikte yapsak? Sonra zaten biz yola çıkacağız." Haerim sözünü bitirdiğinde Jimin'in bakışları Hoseok'u bulmuştu. "Bence olur." Yanıt Hoseok'tan geldiğinde, büyük olan bakışlarını Jimin'in gözlerine sabitlemiş ve öyle cevaplamıştı. "Hatta bize gelin isterseniz, daha samimi bir ortam olur. Öyle değil mi Jimin?"

Jimin, Hoseok'un ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu. "Bilmem, öyle mi olurmuş?" Sesindeki imayı gülüşünün ardına gizlemeye çalışarak söylediğinde Haerim neşeyle yanıtlamıştı. "Ay evet, bence de öyle olur. O zaman yarın sabah görüşürüz." Keyifle oturduğu yerden kalktığında masadaki ikili bir müddet genç kadının uzaklaşmasını izlemiş ve sevgilisinin yanına gidip oturduğunu gördükten sonra Jimin hızla Hoseok'a dönmüştü. "Hyung ne yapıyorsun ya?" Sesine hakim olan sitemle söylediğinde Hoseok, Jimin'le yüzleşmeden kaçmanın yolunun sonuna kadar oyunun içine kendilerini hapsetmekle olacağını düşünmüş ve bu yüzden de anlık bir kararla ortaya atmıştı bu fikri. "Jimin, fena mı oldu? Eski sevgilin inanmıyordu zaten, sürekli açığımızı arıyordu. Gitmeden görmüş olur işte." Hoseok gelişigüzel cümlelerle yanıtlıyordu Jimin'i ama haksız da sayılmazdı. "Yine de eve çağırmaya gerek var mıydı ki? Başına bir ton iş açıp duruyorum." Küçük olan sıkıntıyla söylediğinde Hoseok gülümsemişti. "Jimin bunu konuşmuştuk seninle, sorun yok. Zaten yarın gidiyorlar. Hem alt tarafı iki tabak fazla koyacağız, büyütülecek bir mesele değil."

"Hyung, üç tabak fazla koyuyoruz ama işte." Jimin kendisini de ötekileştirirken Hoseok bu durumda hoşlanmamıştı sebepsiz yere. "Seni onlarla aynı kefeye koymadığımı biliyorsun." Esmer olan sessizce söylerken Jimin'in içi titremişti bu söze. "Hyung ne farkım var ki? Bir anda hayatına dahil olup her şeyi altüst eden bir yabancı değil miyim senin için?" Jimin bir noktada kafasını kurcalayan sorunlardan birini açıksözlülükle dile getirdiğinde Hoseok kafasını iki yana sallamıştı. "Değilsin." Jimin'in gözlerine bakarak verdiği bu tek cevap, yeterince açıklayıcı olduğundan değildi belki de ama Jimin üstelemek istememişti. Çünkü derinliklerde bir yerlerde onun da kaçmak isteyeceği bazı şeylerin var olduğunu hissedebiliyordu.

"Sen ne konuşacaktın benimle?" Hoseok ömürlük gibi hissettiren sessizliği kırarak usulen sorduğunda Jimin omuz silkmişti. "O kadar da önemli değildi, sonra konuşuruz." Hoseok rahatlayarak gülümsemişti sahte sevgilisine. "O zaman birlikte bir yemek yer miyiz, ben biraz acıktım." Esmer olanın sorusu Jimin'in az önceki gerginliğini atmasına sebep olurken, Hoseok'un gülümsemesi ona da bulaşmış ve aynı şekilde karşılık vermişti büyük olana. "Olur."

Hoseok ayağa kalkarak elini Jimin'e uzattığında Jimin önce Hoseok'un eline sonra Hoseok'a sonra da uzaktan uzağa kendilerini izleyen Seungjo'ya bakmış ve kafasının içinde dolanıp duran düşüncelerin hepsini zihninin meçhul bir boşluğuna atarak kendisine uzatılan eli tutup kalkmıştı sandalyesinden.

"Evde mi yemek istersin yoksa restorana mı gidelim?" Pansiyonun çıkışına doğru yürürlerken Hoseok sormuştu. "Evde yiyelim bence, ben yaparım yemekleri." Konuşa konuşa resepsiyondaki Jeongguk'un yanına geldiklerinde Hoseok kasaya bıraktığı arabasının anahtarını ve telefonunu almıştı. "Jeongguk, biz çıkıyoruz burası sana emanet." Küçük olan başıyla onaylamış ve Jimin'le Hoseok'un birleşik ellerine bakmıştı şaşkınlıkla fakat bir şey sormasına ya da söylemesine fırsat kalmadan ikili bahçe çitlerinden çıkarak arabaya binmişlerdi bile.

 

___
11.07.2023
04.09

 

çok sakin bir bölüm oldu sanki ya
olaysız... seungjosuz...

 

ama jiminle hoseok bi ara konuşmalı bence çünkü böyle halının altına süpürerek oluyor mu böyle şeyler? çünkü hani ikisi de birbirine çekiliyorlar belli napacaklar konuşmadan etmeden tatili bitirip ayrılacaklar mı?

 

AY NEYYYSEE hoseok önce bi kendi düşüncelerini bi keşfetsin de sonrasına bakarız.

 

şimdi afiedle jimin'in yaptığı yemeklerden yesinler 😋

 

 

Bölüm : 03.10.2024 11:43 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
tokyo / bir yaz gecesi rüyası | jihope / 9
tokyo
bir yaz gecesi rüyası | jihope

84 Okunma

21 Oy

0 Takip
17
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...