
Jimin, gözüne vuran güneş ışıkları ve ortamın rahatsız edici sıcaklığının verdiği rahatsız hisle gözlerini hafifçe aralayarak uyanmıştı. Gözlerini birkaç kez kırpıştırarak ortamın aydınlığına alışmaya çalışırken hissettiği yoğun baş ağrısı ile işaret ve baş parmağıyla alnını ovuşturmuş ve netleşen görüntünün ardından yattığı yerden hızla doğrularak etrafına bakınmıştı.
Burası kaldığı pansiyon değildi. Taehyung yoktu. Ve nerede olduğunu bilmiyordu.
Geniş yatakta tek başınaydı ve belli ki birinin evindeydi fakat kimin evinde olduğunu ve buraya nasıl geldiğini asla hatırlayamıyordu. Bakışlarını üstüne doğru çevirdiğinde, gece üzerinde olduğuna yemin edebileceği tişörtünün yerinde kendisine bol gelen bir tişörtün olduğunu görmesiyle ağzından bir küfür firar etmişti. "Hassiktir." Hiçbir şey hatırlamıyordu. Zihni dev bir boşluktan ibaretti ve Jimin aklını kaçıracak gibi hissediyordu. Neredeydi, kimin evindeydi ve geceyi kiminle geçirmişti?
Telaşla yattığı yerde telefonunu aramaya başlamış ve yatağın yanındaki komodinin üzerinde şarjda olduğunu görünce hemen telefonunu eline alarak saate baktığında saatin daha sabah dokuz bile olmadığını görmüştü. Telefonun kilidini açarak hızla Taehyung'u aradığında, esmer olan uykusunun bin beş yüzüncü aşamasında olduğu için çalan telefonu duymamış ve Jimin pes etmeyerek yeniden aramıştı.
Taehyung ısrarla çalan telefonun, yanıt alamadığı müddetçe çalmaya devam edeceğini anladığında, gözlerini açmadan el yordamıyla yastığının altına koyduğu telefonu alarak kısaca ekrana bakmış ve arkadaşının ismini görmesiyle kulağına götürmüştü. "Sabah sabah ne var Jimin?"
"Tae, ben neredeyim?" Taehyung homurdanarak gözlerini ovuşturmuştu yanıtlamadan önce. "Ben nerden bileyim amına koyayım ya Jimin dalga mı geçiyorsun?"
"Sabah sabah dalga geçer gibi bir halim mi var geri zekalı? Niye pansiyonda değilim ben?" Jimin'in ağlamaklı çıkan sesiyle iyice kendine gelen Taehyung hızla doğrularak yatakta oturur pozisyona gelmiş ve büyük bir kahkaha patlatmıştı. "Lan sen cidden hatırlamıyor musun?" Gülüşünün arasında sorduğunda Jimin iç çekmişti. "Ben yanına gelip belanı sikmeden gülmeyi kesecek misin?" Jimin içinde bulunduğu durumun gerginliğini üzerinden atamazken, Taehyung'un bu gevşek ve rahat tavırları sabah sabah iyice sinirlerini bozmaya başlamıştı. Gecesini asla hatırlamıyordu. Ne yaşandı, bir şey yaşandı mı, yaşandıysa da kiminle yaşandı, hiçbir şey hatırlamıyordu. Başındaki ağrı, geceyi hatırlamaya çalıştıkça daha da artıyor ve Taehyung da hiç yardımcı olmuyordu.
"Anlatsana dün gece bir şeyler oldu mu?" Taehyung sesindeki muzip tonu gizlemeden sorduğunda Jimin telefonu kulağından uzaklaştırarak telefonunu tek eliyle sıkmış ve fırlatmamak için kendiyle savaş vermek zorunda kalmıştı. "Hatırlamıyorumdan ne anlıyorsun amına kodumun salağı. Hatırlamıyorum. Nerede olduğumu da bilmiyorum. Buraya nasıl geldiğimi de bilmiyorum. Kimin evindeyim onu da bilmiyorum. Bir şeyler oldu mu onu da bilmiyorum oldu mu? Söyleyecek misin şimdi nerede olduğumu?" Jimin sabrının son demlerini de harcarken Taehyung arkadaşının bu durumundan inanılmaz keyif alıyordu ve oynamaktan da çekinmeyecekti.
"Söyleyeceğim ama şaşırmak yok." Jimin görmeyeceğini bilse de kafasını sallayarak onaylamış ve dinlemeye koyulmuştu. Taehyung da yalandan öksürerek boğazını temizlemiş ve ciddiyete bürüdüğü ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. "Dün gece Seungjo ve sen buradan birlikte ayrıldınız." Jimin şaşkınlıkla elini ağzına kapatmadan hemen önce "Hassiktir." diye mırıldanmış ve küfrünün yarısı da avucunun içine hapsolmuştu. "Sen neden engel olmadın bana? O kadar mı içtim, kafayı yiyeceğim nasıl olur bu?" Seungjo'nun bir yerden çıkabileceğini düşünerek sesini biraz daha kıstığında Taehyung gülmemek için dudaklarını ısırmaya başlamıştı. "Engel olmaya çalışmadığımı mı sanıyorsun Jimin? Mart kedileri gibi herife yapıştın kaldın, ayıramadım ki."
Jimin ağustosun sıcağında soğuk soğuk terliyordu bu duydukları karşısında. Saç diplerine kadar yanma hissini hissederken avuçları terden buz gibi olmuştu. "Kafama sıçayım ben, ne bok yiyeceğim şimdi?" Aceleyle yataktan kalktığında, uzun tişört bacaklarına doğru inmiş, dizinin bir karış üstünde biten şortunu tamamen örtmüştü.
"Sakin ol önce." Taehyung söylediğinde, Jimin'in kaldığı odanın kapısı tıklatılmıştı. "Lan, siktir, geldi galiba. Ne yapacağım şimdi?" Jimin sessiz bir şekilde panikle söylediğinde Taehyung, gelen kişinin kim olduğunu bildiği için rahattı ve bu durumdan alabileceği maksimum verimde eğlenceyi alıyordu fakat Jimin, stresten en az on yıl yaşlandığını hissedebiliyordu.
"Jimin-ah uyandın mı?" Hoseok kapıyı bir kez daha tıklatarak seslendiğinde Jimin olduğu yerde kalakalmış ve bir müddet hareketsizce doğru duyup duymadığını anlamaya çalışmıştı. "Hoseok'un sesi bu." Jimin kendini kızgın kumlardan serin sulara girmiş gibi hissederek rahatlarken kendi kendine mırıldanmış ve bunu duyan Taehyung dakikalardır içinde tuttuğu kahkahayı salıvermişti.
Jimin, esmer olanın ne yaptığını geç de olsa anlayarak öfkeyle derin bir soluk vermişti burnundan. "Bekle ulan, bekle. Taehyung yeminim olsun ki belanı sikeceğim senin. Böyle şaka mı olur geri zekalı!" Bunu söyledikten sonra telefonu arkadaşının suratına kapatarak telefonu yatağın üstüne doğru gelişigüzel atmış ve elleriyle yüzünü yelpazelemeye başlamıştı.
Çünkü sinirden tüm kan yüzüne toplanmıştı ve karşısındaki gardrobun aynasından kulaklarına kadar kızardığını görebiliyordu.
"Jimin-ah müsaitsen geliyorum." Hoseok bir kez daha seslendiğinde Jimin kapıda bekleyen büyüğünü yeni hatırlamıştı. "Müsaitim hyung, gelebilirsin." Hoseok kapının kolunu yavaşça indirerek kafasını aralıktan uzattığında Jimin'le göz göze gelmişlerdi. "İyi misin, sesin içeri geliyordu. Bir sorun mu var?" Jimin, Hoseok'un evine geldiğini anladığından itibaren sakinleşmesi daha kolay olmuştu çünkü Seungjo ile birlikte değildi ve endişelendiği hiçbir şeyin yaşanmadığından emin olabilecek kadar çok güvenmişti Hoseok'a.
"İyiyim hyung, bir şeyim yok. Taehyung'la konuşuyordum sadece." Hoseok anlayışla başını sallamıştı. "Ben kahvaltıyı hazırladım istersen duşa gir de kahvaltı yapalım. Sıcaklamış gibi görünüyorsun, yüzün kızarmış." Jimin kafasını hafifçe sallayarak onaylamıştı. "Banyo hemen yan kapı, sana temiz havlu ve çamaşır bıraktım oraya." Jimin minnetle gülümsemişti. Gece sarhoş haliyle kim bilir neler yapmıştı, ki burada olması bile ayrı bir vaka olmasına rağmen Hoseok hâlâ ona karşı inanılmaz kibar ve anlayışlıydı. "Teşekkür ederim hyung." Hoseok da gülümsemiş ve elini kapının kolundan çekmişti.
"Lafı bile olmaz, misafirimsin sonuçta." Bunu gülümseyerek söylediğinde Jimin, gözlerini kaçırmıştı. Emrivaki bir misafirlik olduğu ortadaydı ve Jimin ona rağmen kendisine hâlâ bu kadar iyi davranmasının altında eziliyordu. Hoseok onu odada bırakarak salona geçtiğinde Jimin elini, ritmi değişen kalbinin üzerine koymuş ve arkasındaki duvara yaslanmıştı. Kısa bir an Seungjo ile olmayışı ve Hoseok'un evinde oluşu rahatlık vermiş olsa dahi, daha o gün tanıştığı bir adamın evinde olması hâlâ çok rahatsız edici bir histi.
Yaslandığı duvardan sırtını ayırarak yatağa doğru adımlayarak biraz önce fırlattığı telefonunu alıp Taehyung'u geri aramış ve birkaç çalışın ardından açılan telefondan da esmer olanın bıkkın sesi duyulmuştu. "Ya sen benden ayrı bir gününü geçiremeyecek misin böyle ha bire aramalar falan? Bu kadar çok özleme beni şımarırım yoksa." Taehyung alaycı bir ses tonuyla konuşurken Jimin odanın açık kapısını kapatarak yatağa geri oturmuştu.
"Dün gece partide neler oldu?" Jimin, öğrenmesi gerektiğini bildiği için arkadaşını alttan almaya karar vermişti çünkü biraz daha üstüne giderse şerefsizlik yapmaya devam edeceğinden emindi.
Taehyung telefonu kulağı ve omzu arasında sıkıştırarak çiçekli kısa kollu gömleğinin düğmelerini iliklerken iç çekmişti. "Hoseok'la dans ettiniz." Jimin kafasını sallamıştı. "Orasını hatırlıyorum. Sonra ben bir şeyler içtim ve gerisi yok." Taehyung düğmelerini iliklemeyi bitirdikten sonra telefonu yeniden eline alarak yatağına geri oturmuş ve devam etmişti. "Hoseok'u öptün." Bu cevap karşısında Jimin sesli bir kahkaha atmıştı. "Siktir oradan Tae, inanmıyorum artık bunlara. Doğru dürüst anlat şunu."
"Jimin..." Taehyung nefesinin arasından arkadaşının adını ciddiyetle mırıldandığında Jimin duraksamıştı. "Sen ciddisin?" Sesinin tereddütlü tınısı artık Taehyung'u bile eğlendirmiyordu. "Gittin şak diye yapıştın adamın dudaklarına." Jimin o an, gözlerinin önünden şimşek etkisi gibi gelip geçen sahne ile arkadaşının söylediklerinin doğruluğunu kanıtlayan anıları yavaş yavaş hatırladığında stresten yanaklarının içini ısırmaya başlamıştı. "Bu adam niye bana hâlâ iyi davranıyor o zaman amına koyayım ya, mahvettim adamın hayatını da. Ben olsam şimdiye kıçıma tekmeyi basmıştım." Daha çok kendi kendine konuşur gibi söylediği şeyler esmer olanın dudaklarının kıvrılmasına sebep olmuştu. "Belki de sihirli öpücüğün sayesinde kendine aşık etmişsindir?"
"Siktir oradan, deli." Jimin istemsiz de olsa gülmüştü. "Ne yapacağım şimdi ben? Hayır kim bilir gece daha başka ne oldu? Galiba üstümü de değiştirmiş." Jimin üzerindeki tişörte bakarak söylediğinde Taehyung'un yüzünde, arkadaşının görmesinin imkansız olduğu muzip bir ifade belirmişti. "Sakın aklından geçeni cümleye dökme Taehyung, olmadı öyle bir şey." Jimin, arkadaşının sözünü daha başlamadan kestiğinde Taehyung kahkaha atmıştı. "Hatırlamadığını sanıyordum."
"Hatırlamıyorum dedim Taehyung, geri zekalıyım demedim. Sevişsem anlardım herhalde. Sus tamam hadi kapatıyorum ben yeter." Jimin telefonu kapattıktan sonra sıkıntıyla iç çekmiş ve kendini arkaya atarak sırtını yatakla bütünleştirmişti. "Bir daha da ağzıma alkol sürersem siksinler."
***
Jimin duştan çıktıktan sonra üzerini giyinip odadan çıkmış ve geniş salona açılan koridor boyunca yürüyerek Hoseok'un yanına gelmişti. Büyük olan bilgisayarından maillerini kontrol ederken Jimin'in gelişiyle bakışlarını ekrandan çekmiş ve misafirine gülümsemişti. Jimin'in gece olanları hatırlamadığını az önce odaya girdiğinde anlamış ve nedensizce rahatlamıştı. "Sıhhatler olsun." Jimin de tebessüm ederek sessiz bir teşekkür mırıldanmış ve dün gece izinsizce öptüğü adama karşı nasıl davranması gerektiğini bilememenin tedirginliğiyle olduğu yerde dikilmeye başlamıştı. "Otursana Jimin." Küçük olan komut bekleyen sims karakteri gibi Hoseok'un karşısındaki sandalyeye oturduğunda yerinde rahatsızca kıpırdanmıştı. "Dün gece umarım fazla zorluk çıkarmamışımdır."
Hoseok kafasını iki yana sallamıştı. "Pek sayılmaz." Biraz duraksamış ve devam etmişti. "Ama itiraf etmem gerekirse üçüncü aşama Jimin'le mücadele etmek biraz zordu." Göz kırparak söylediğinde Jimin anlamayarak bakmıştı büyük olana. "Üçüncü aşama mı?" Hoseok kafasını sallamıştı. "İkinci aşama duygusal Jimin ve üçüncü aşama-" Hâlâ anlamayarak bakan Jimin'i görünce sözünü yarıda kesmişti. "Bir dakika, sen kendi sarhoşluk aşamalarını bilmiyor musun?"
"Benim sarhoşluğumun aşamaları mı varmış?" Hoseok istemsiz bir kahkaha attığında Jimin hâlâ ne yapmış olabileceğini düşünüyordu.
Jimin'in yüzündeki tedirgin ifadeyi gören Hoseok gülümseyerek kafasını iki yana sallamış ve yanıtlamıştı. "Şaka yapıyorum Jimin, arabada sızıp kaldın zaten. Hiçbir zorluk da çıkarmadın, için rahat olsun." Jimin Hoseok'un yüz ifadesini incelemişti emin olmak ister gibi. "Gerçekten mi?" Hoseok durgunlaşarak dudaklarını birbirine bastırmış ve kafasını sallamıştı hafifçe. "Hmhm, gerçekten." Jimin rahat bir nefes verdikten sonra devam etmişti. "Hadi kahvaltımızı yapalım, geç kalacağız. Sana akşamdan kalma çorbası da yaptım, gerçi bu sıcakta pek iyi gitmez ama midene iyi gelir." Hoseok'un art arda sıraladığı cümlelerine Jimin gülümsemiş başıyla hafifçe onaylamıştı. "Teşekkür ederim." Sessizce mırıldanarak önündeki kaşığı almış ve önündeki kasenin içinde yüzen sebzeleri kaşığıyla dürterek kasenin içerisinde hareketlenmelerine sebep olurken, sanki bir şey söylemek istiyor da söylemeye çekiniyor gibi bir hali vardı. "Neden yemiyorsun?"
Jimin'in dalgınlığı büyük olanın dikkatini çektiğinde sormuş ve küçük olan bakışlarını kaseden çekerek Hoseok'a çevirmişti. "Hyung, dün gece," Jimin geceden bahsettiğinde büyük olan istemsizce gerilmiş fakat bozuntuya vermemeye çalışmıştı. Zaten Jimin de fark etmekten çok uzaktı şu durumda. Jimin "Partide," diye devam ettiğinde Hoseok rahatlayarak devam etmesini beklemişti. "Taehyung söyledi, sanırım seni öpmüşüm?" Cümlenin sonlarına doğru sesi kısılırken Hoseok iç çekmişti.
"Sorun değil Jimin, orada Seungjo olduğu için yaptığını biliyorum." Birkaç saniye durduktan sonra devam etmişti. "Hem zaten, sarhoştun." Rahatlatmak ister gibi gülümsediğinde Jimin, bunu bile neden sorun yapmıyor oluşunu düşünüyor; Hoseok ise içinden, 'en azından sen sarhoştun, ben sarhoş bile değildim' diye geçiriyordu.
"Hadi karnını doyur bir an önce de çıkalım." Hoseok içinde yeşeren sıkıntıyı görmezden gelmeye çalışarak yeniden söylediğinde Jimin en azından çorbayı bitirmesi gerektiğinin bilinciyle çorbasını hızla bitirmişti. Birlikte hızlıca sofrayı toparlayıp bulaşıkları yıkadıktan sonra Jimin neşeyle söylemişti. "Artık çıkabiliriz."
Bunun üzerine Hoseok, masanın üzerinde duran arabasının anahtarını alarak kapıya yöneldiği sırada Jimin durdurmuştu. "Ah, bir saniye, hemen telefonumu alıp geliyorum." Hoseok kafasını sallayarak onayladığında neredeyse koşarak koridorun sonundaki odada, yatağın üzerinde bıraktığı telefonunu alarak hızla büyük olanın yanına dönmüş ve evden çıkarak arabaya binmişlerdi.
"Bugün daha mı bir sıcak ne?" Hoseok arabayı çalıştırırken söylediğinde Jimin'in eli pencereyi açmak için düğmenin üzerinde basılı şekilde hazırda bekliyordu ve kontak çalıştığında cam da hızla açılmış, fakat esmeyen hava yüzünden pek bir faydası olmamıştı. "Gerçekten aşırı sıcak, daha yarım saat önce çıktım oysa suyun altından ama şimdiden kendimi yapış yapış hissediyorum."
Hoseok arabayı çalıştırıp, evin bahçesinden geri doğru çıkarken Jimin'in pembeleşen yüzüne bakıp gülmüştü. "Yanakların şimdiden kızarmış." Küçük olan elini yanaklarına değdirdiğinde gerçekten fazla sıcaktan ısınan yanaklarının kızardığına emin olmuştu. "Hyung, şöyle bi beş yüz kilometre hızla falan gidebilir misin, essin diye." Jimin yalancı bir ciddiyetle söylediğinde Hoseok sesli bir şekilde gülerek gaza basmış, beş yüz kilometre hızda olmasa dahi, araba azami hız sınırında hareket ettiğinde serin hava açık camdan içeri dolmuştu.
"Çok güzel!" Jimin kafasını dışarı çıkararak söylediğinde Hoseok küçük olanın bu haline gülümsemişti sadece. Deniz manzaralı yol boyu Jimin sürekli dışarıyı seyretmiş ve nihayet pansiyonun önüne geldiklerinde de kemerini çözerek arabadan inmişti. Hoseok da yanına geldiğinde birlikte bahçenin çit kapısından içeri geçmiş ve kendilerini kapıda karşılayan Taehyung ile karşılaşmışlardı.
"Ooo, çifte kumrular da gelmiş nihayet." Esmer olan göz kırparak söylediğinde Jimin arkadaşının sabahki münasebetsizliğini hatırlayarak yükseleceği esnada Taehyung kaş göz işareti ile durdurmuştu arkadaşını. "Dikkat et radara yakalanmayalım." Jimin bu cümlenin ardından etrafta göz gezdirdiğinde, Seungjo'nun Haerim ile kahvaltı yaptığını görmüş ve sabır dilenerek yerinde sinmişti.
"Ee enişte, ilk geceniz nasıl geçti?" Taehyung Jimin'i geride bırakarak Hoseok'un koluna girdiğinde büyük olan göz devirmiş ve bu konuşmayı duyan Jimin arkadaşının sırtına atlayarak Hoseok'tan uzaklaşmasına sebep olmuştu. "Tae," Esmer olan sırtındaki bedenden kurtulmaya çalışırken Jimin kulağına eğilmiş ve fısıldamıştı. "Korkma ulan, titre. Sikeceğim belanı." Bunu söylemesinin ardından Taehyung arkadaşından kurtulup koşmaya başladığında, Jimin de aynı hızda koşarak takip etmeye başlamıştı. "Taehyung, kaçma geri zekalı, buraya gel!"
Jimin arkadaşının peşinden koşmak için yanından hızla uzaklaşırken, Hoseok küçük olanın arkasından gülümseyerek kafasını iki yana sallamış ve bu ifade ise yanına gelen Jeongguk'un gözünden kaçmamıştı. "Hayırlı başarılar hyung." Hoseok, küçük olanın sağdan yaklaşan sesini duyduğunda ona dönmüştü. "Anlamadım?" Küçük olan muzip bir şekilde gülmüştü. "Bence anladın." Bunu söyledikten sonra elindeki çilekli meybuz paketini açmış ve büyük olanın yanından uzaklaşmıştı. Hoseok ise, Jeongguk'un ne ima ettiğini kafaya takmayarak mutfağa geçmişti.
***
01.23, parti gecesi
Hoseok tam arkasını dönüp gidecekken Jimin hissettiği mide bulantısıyla yattığı yerden doğrulmuş ve elini ağzına kapatarak ayaklandığında ise büyük olan midesinin bulandığını anlayarak belinden tutup banyoya doğru yönlendirmişti. Koridorun sağında kalan beyaz kapıyı açarak ışığı yaktığında Jimin koşar adım klozetin önünde çökmüştü hemen.
Hoseok hızla mutfaktan bir bardak su getirerek kapının dışında beklerken Jimin midesinde ne var ne yoksa boşaltmış ve ayağa kalkarak sifonu çektiğinde smer olan içeri girip ellerini lavaboya yaslayan Jimin'i görmüş ve yanına adımlayarak elindeki bardaktan biraz su içmesine yardımcı olduktan sonra suyu açarak Jimin'in yüzünü ıslatmıştı hafifçe. "Daha iyi misin?" Yüzü bembeyaz olan Jimin'e sorduğunda, küçük olan ayakta zor duruyor haliyle kafasını hafifçe sallayarak onaylamış ve gözlerini aynadaki görüntüsünden çekerek büyük olanın endişeli yüzüne çevirmişti bakışlarını. "İyiyim, teşekkürler." Jimin kısık bir sesle söylediğinde Hoseok ıslak elleriyle Jimin'in saçlarını geriye tarayarak yüzünün biraz daha açılmasına sebep olmuştu.
Alkol ve sıcak hava yüzünden pembeleşen yanakları soğuk suyla ferahlarken, gözlerini Hoseok'tan ayırmadan büyük olanın hareketlerini izliyordu sadece. Düşünmemek ve unutmak için tükettiği alkol miktarı tam o esnada, Hoseok dikkatlice onunla ilgilenirken, düşünmesine engel olamıyordu işte. Hâlâ büyük olanı düşünüyor ve gün boyu olan onca şeye rağmen neden hâlâ kendisine bu denli iyi davrandığını anlamlandıramıyordu. "Üzerine temiz kıyafetler vereyim senin, hadi gel." Esmer olan yumuşak bir tonda söylediğinde Jimin yutkunarak bakışlarını büyük olandan çekmiş ve loş koridorda ilerleyen Hoseok'un peşine takılmıştı.
Hoseok odasına girip gardrobundan bol bir tişört ve pamuklu bir şort çıkarıp Jimin'e uzattığında, Jimin büyük olanın verdiklerini almıştı iç çekerek. "Kendin giyinebilirsin değil mi?" Bunu sormasının sebebi, Jimin'in üflese düşecekmiş gibi görünen güçsüz duruşu ve bayık bakan bakışlarıydı. Her an bayılacak gibi duruyordu. Jimin gülümsemişti. "Giyinirim hyung, teşekkürler." Hoseok kafasını sallamış ve odadan çıkmadan hemen önce söylemişti. "Ben bekliyorum dışarıda." Ve kapıyı ardından kapatarak çıkmıştı.
Birkaç dakikanın ardından Jimin kapıyı açtığında Hoseok birkaç saniyeliğine kendi kıyafetleri içindeki Jimin'i incelemiş ve farkında olmadan yutkunmuştu. Jimin'in gözleri Hoseok'un hareket eden adem elmasına takıldığında alt dudağını dişleyerek bakışlarını kaçırmış ve büyük olanın yoğun bakışları yüzünden yüzünden yerinde kıpırdanmıştı, inceleniyor olmasının verdiği gergin hisle.
Hoseok nihayet gözlerini çekebilmiş ve birkaç adımla yatağa yanaşıp yatağın üzerindeki pikeyi kaldırarak Jimin'in uzanmasına yardım ettikten sonra Jimin'in çıkardığı pantolonunun cebinden küçük olanın telefonunu çıkararak başucundaki şarj aletine bağlayıp komodine yerleştirmiş ve gece lambasını yakmıştı. Büyük olan tüm bunları yaparken Jimin baygın bakışlarla onu izliyor, uyku için yalvaran gözlerini inatla açık tutarak direniyordu.
"Güzelce uyu Jimin-ah." Hoseok gece lambasını yaktıktan sonra odanın ışığını kapatırken söylemiş ve tam odadan çıkmak için arkasını döndüğü esnada Jimin'in sesi duyulmuştu. "Hyung," Hoseok yönünü küçük olana çevirmişti. "Hm, efendim?"
"Bana neden bu kadar iyi davranıyorsun?" Jimin'in ani sorusuyla şaşıran Hoseok, bir an ne demek istediğini algılayamamıştı. "Anlamadım." Hoseok odanın içine geri adımlayarak yatakta Jimin'den kalan boşluğa otururken söylediğinde Jimin yanıtlamıştı hemen. "Hyung, anladın. Neden bana bu kadar iyi davranıyorsun?" Ortamın loş aydınlatması, Jimin'in dolu gözlerini gizleyemediğinde büyük olan iç çekmişti. "Sana kötü davranmamı gerektirecek bir şey yapmadın Jimin-ah." Jimin gülümsemiş ve kafasını iki yana sallamıştı usulca. "Hayır," demişti sessizce ve devam etmişti. "Hayır hyung, Seungjo bile bana hiç bu kadar iyi davranmamıştı." Hoseok kaşlarını çatmıştı istemeden. "O ne demek şimdi?" Jimin dolu gözlerini tavana dikerek gözyaşlarının akmasını engellemeye çalışırken dudaklarını birbirine bastırmıştı.
"Hyung biz hiçbir şey değiliz, sürekli sana iş çıkarıyorum, daha bu sabah tanıştık ve tüm düzenini altüst ettim, neden bana hâlâ yardım ediyorsun?" Jimin yattığı yerde doğrularak sırtını yatak başlığına yaslamış ve bütün gün zihnini kurcalayan düşünceleri hafif çakırkeyifliğinin etkisiyle bir bir söylerken Hoseok'un içine bir ağırlık çökmesine sebep olmuştu. "Bilmiyorum." Bilmiyordu. Kendisi de bu çocukça oyuna neden dur demediğini, neden sınır çizmediğini, neden devam ettiğini bilmiyordu. "Kafamı karıştırıyorsun." Jimin gözlerini Hoseok'un gözlerine sabitleyerek söylediğinde, büyük olan yutkunmuş ve birkaç saniyelik bakışmanın ardından göz temasını kesme ihtiyacı duyarak gözlerini kaçırmıştı.
"O kadar iyisin ki," Jimin bunu söyledikten sonra duraksamıştı birkaç saniye boyunca. Sarhoş da olsa, kelimeler kendinden bağımsız dudaklarından dökülüyor da olsa, söylemek istediklerini toparlamak için biraz zaman tanımıştı kendine. "Başka bir zaman, belki başka bir şekilde," devam etmeden önce hafifçe gülmüştü, "tanışmış olsaydık nasıl olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum."
Bu konuşma, Jimin'in aksine ayık olan Hoseok için hiç iyi yerlere gitmiyordu. Bu sözler tuhaf bir hissin bedenini ele geçirmesine sebep olurken Jimin'e nasıl cevap vermesi gerektiğini bile kestiremiyordu. Hoş, Jimin'in de çok bir cevap bekler gibi bir hâli yoktu. Sadece düşünmekten bütün gün zihnini kurcalayan her şeyi ortaya dökerken tereddüt bile etmiyordu. "Hyung neden bu kadar iyisin ki? Olmamalısın."
Hoseok, duygusal Jimin'in böyle olacağını aklının ucundan bile geçirmemişti. Belki küçük olan biraz ağlardı ve o da teselli ederdi ama şu an bu konuşma elini kolunu bağlamıştı. Çünkü daha önce düşünmediği sorularla bir anda yüzleşmek zorunda bırakılmıştı. Hoseok acemisi olduğu duygularının üstünün böyle aniden açılması yüzünden afallarken Jimin konuşmaya devam ediyordu.
"Seungjo benim sevgilimdi ama o bile bana senin yarın kadar bile ilgi göstermedi biliyor musun?" Jimin hâlâ kıyas içerisindeydi. Zihnini ve zihninde dönüp duran düşünceleri susturamıyor, üstelik artık kelimelere dökülüp hayat buluyordu. Hoseok ise, sadece dinliyordu çünkü ne demesi gerektiğini o da bilmiyordu. "Hyung sana aşık mı oluyorum ben?" Bu soru, büyük olanı daldığı derin düşüncelerden sıyırırken, bu itirafın gerçek düşünceleri mi yoksa sarhoşluğun etkisiyle dökülen anlamsız kelimeler mi olduğunu bilmiyordu.
"Jimin, sarhoşsun." Yüksek çıkmayan sesi, loş odanın içinde kaybolup küçük olana ulaştığında Jimin kafasını iki yana sallamıştı. "Değilim." Jimin kısa bir duraksamanın ardından Hoseok'un itiraz etmesine izin vermeden yeniden başlamıştı konuşmaya. "Aslında sanırım biraz sarhoşum. Ama neden sarhoş olduğumu biliyor musun?" Hoseok cevabı duymaya hazır değildi fakat Jimin'in bunu önemsediği de yoktu zaten. "Çünkü kafamı karıştırıyorsun." İşaret parmağıyla büyük olanı göstermişti söylerken ve ardından iki eliyle yüzünü kapatmıştı. "Hyung neden bu kadar iyisin?" Yüzündeki elleri yüzünden boğuk çıkan sesiyle ağlamaklı bir şekilde söylediğinde Hoseok sıkıntıyla iç çekmişti.
"Jimin-ah uyumalısın, sabah hatırladığında pişman olacaksın bunları söylediğin için." Hoseok'un tereddütlü sesi Jimin'e ulaştığında, yüzünü kapatan ellerini çekmiş ve gülmüştü. "Hyung," demişti yine. Sanki lügatındaki tek bildiği kelime buymuş gibi devamlı tekrarlamak, Hoseok'a sürekli 'hyung' diye seslenmek istiyordu. "Efendim?" Hoseok ise hâlâ büyük bir sabırla dinliyordu sahte sevgilisini.
"Biliyor musun?" Yüzünü biraz daha yaklaştırdığında, yüzleri arasındaki mesafe azalarak bir nefes kadar yakınına girmişti büyük olanın. "Keşke Seungjo hayatıma hiç girmeseydi ve keşke seni daha önce tanısaydım." Hoseok'un gözlerinin içine bakarak söylediği bu itiraf büyük olanın yutkunmasana sebep olduğunda, ikisinin de birbirinden ayrılmayan gözleri, aralarında yoğun bir bakışmaya sebep olmuştu.
Hoseok, giderek yaklaşan Jimin'i fark etmesine ve bilincinin de yeterince açık olmasına rağmen neden onu durdurmak için hamle yapmak yerine küçük olanın onu öpmesini beklediğini anlayamadan Jimin'in dudakları, saatlerin ardından yeniden kendininkilerle buluştuğunda, ikisi de gözlerini kapatmış, partideki ufak temasın aksi bir öpüşmenin içine çekilmişlerdi.
Loş odada sadece dudaklarından çıkan ıslak seslere eşlik eden nefes sesleri duyururken Hoseok'un zihninde durmadan tekrarlayan 'engel olmalısın' komutu yankılanıp duruyor fakat beyninin iletmeye çalıştığı mesaj vücuduna ulaşmıyordu bile. Zira ulaşmış olsa, yataktan destek alan elini oradan çekerek Jimin'in beline atmaz ve küçük olanı kendine daha da çekmezdi.
Jimin, dudaklarını ayırmadan yatakta dizlerinin üzerine yükseldiğinde elleriyle Hoseok'un omzundan destek alarak büyük olanın kucağına yerleşmişti. Sanki hayatı boyunca bu ânı beklemiş gibi Hoseok bilinçdışı bir şekilde ellerini Jimin'in bol tişörtünden içeri sokarak kucağındaki bedenin ince belini sarmıştı elleriyle ve bu hareket, Jimin'in dudaklarından memnun bir mırıltının çıkmasına sebep olmuştu.
Öpüşmeleri giderek derinleşmeye başladığında, Jimin Hoseok'un gömleğinin düğmelerini yavaşça çözmeye çalışırken Taehyung'un bahsettiği üçüncü aşamanın ne olduğu yavaş yavaş zihninin meçhul bir noktasında belirmiş ve ani bir farkındalıkla elektrik çarpmış gibi elini Jimin'in belinden çekerek dudaklarını ayırmıştı. "Dur."
Nefes nefese söylediği tek kelimeyle yetinmeyerek devam etmişti. "Sarhoşsun şu an, dur." Hızla Jimin'i kucağından indirerek yataktan kalkmış ve elini saçlarının arasından geçirmişti. "Ben durdurmalıydım seni." Kendi kendine söyleniyormuş gibi bir hali vardı ve Jimin elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi hayal kırıklığıyla büyük olana bakıyordu.
Hoseok, son kez Jimin'e bir bakış atarak küçük olanın herhangi bir şey söylemesine izin vermeden odadan ayrılıp kapıyı da ardından kapattığında, elini hızla atan kalbinin üstüne koyarak birkaç on saniye kadar orada sakinleşmeyi beklerken, içeride ağlamamak için kendini zor tutan bir Jimin bıraktığından haberi yoktu.
Jimin, Hoseok'un rahatsız olduğunu düşünerek pişman olurken; Hoseok, Jimin'in sarhoşluğundan faydalandığını düşünerek vicdan azabı çekiyordu.
___
26.06.2023
03.30
keşke durmasaydınız niye durdunuz ki :((((((
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |