
(yemin ederim ki daha düne kadar ağlayıp sızlıyordum(başak en yakın şahidi ona sorabilirsiniz. yani biraz daha görmeseydim hobimi sonum bakırköyde bitebilirdi) ama hoseokumun şu hotter daddy lookunu gördüğümden beri... neyse devamı malum.)
İzlediklerini filmin ortasında Jimin kafasını koltuğun başına yaslayarak uyuyakaldığında Hoseok televizyonun sesini kısarak yönünü küçük olana çevirmiş, başını avuç içine yaslayarak uyuyan Jimin'i seyre dalmıştı.
Deniz küçük olanı yormuş olmalıydı ki, yemeğini yedikten sonra bahçe kapısından esen hafif ılık rüzgarla hemen mayışmış ve filmin yarısını yarı kapalı gözlerle izlemişti. Ara sıra komik diyaloglarda dudağının kenarı kıvrılsa da gülemeyecek kadar yorgun oluşundan sebep, devamı gelemiyordu. Ve Hoseok tüm bunları, filmi izlemek yerine Jimin'i izlediği için biliyordu. Jimin yorgunluğunun ve mayışmış olmasının etkisiyle fark edemese de, Hoseok'un bakışları sürekli ekrandan kaçıp küçük olanda alıyordu soluğu ve buna kendisi de engel olamıyordu.
Küçük bir çocuğun annesi tarafından yasaklanan ve uzanamayacağı bir yere saklanan çikolatasından ayıramadığı gözleri gibiydi Hoseok'un gözleri de. Sanki Jimin, Hoseok'un gözleri için sabırsızlıkla yemek vaktinin geçmesini beklediği o çikolataydı ve gözlerini sürekli onun üzerinde buluyordu. Kaçamak bakışları, merakla inceleyen gözleri neyse ki Jimin'in dikkatinde değildi çünkü bu sayede Hoseok, gözlerine yeterince Jimin depolayabiliyordu.
Flaubert, aşkın birine karşı ansızın duyulan bir merak duygusundan ibaret olduğunu söylediğinde Hoseok'un varlığından hiç haberdar değildi fakat ona rağmen, esmer olanın içine düştüğü ve anlamlandıramadığı o durumun betimlemesini tâ o zamandan yapmıştı bile. Hoseok, kısa bir süre birlikte vakit geçirmelerine rağmen Jimin'e karşı beklenmedik bir merak duygusuna esir olmuştu.
Jimin'le eve geldiklerinde küçük olanla birlikte yemek yapıp, Hoseok'un asla alışkın olmadığı ama Jimin sayesinde hayır diyemediği ve ilk kez deneyimlediği şekilde, yani salonda, televizyonun karşısında film izleyerek yemişlerdi. Mutfak masasında değil, salonda, makarna dolu tabakları ellerindeydi ve Hoseok keyif almıştı. Televizyonun karşısında rastgele açtıkları bir Friends bölümünü izleyerek yemişlerdi yemeklerini.
Kalıpların ve sınırların dışına çıkmak, odaların arasına örülen duvarların sınırlarını aşarak tanımları değiştirmek... Ya da belki de Hoseok fazla romantize ediyordu. Emin değildi. Fakat bildiği bir şey vardı ki, o da Jimin'in hayatına renk kattığıydı. Sınırlı çevresinden ve ezberlediği tüm o kavramlardan çıkıyordu küçük olanın yanında.
Hoseok hayatı boyunca her zaman düzenli ve planlı yaşamıştı. Bu planlama gücü sayesinde kısa süre içerisinde kariyerinde gelebileceği o üst sınıra hızla ulaşmış fakat tüm bunları yaparken de yaşamayı her zaman ikinci planda bırakmıştı. Geleceği bile planlıydı fakat şimdisi yoktu hiçbir zaman. Şimdisi, geçmişte çoktan programlanmış anlardan oluşuyordu ve spontaneliğe yer yoktu. Mesela yemek mutfak masasında yenirdi ve yemek yerken televizyon izlenmezdi, gibiydi her şey onun için. Hayatı, Jimin'in tam aksiydi. Hoseok, hayatı boyunca hiç tatmadığı, hatta farkında bile olmadığı duyguları ve anları Jimin'le birlikteyken yaşıyordu.
Jimin'le birlikteyken geleceği planlayamıyordu ve şimdisi geçmişte programlanmış bir an değildi. Her an bir sürprizle karşılaşabilir, kendini beklenmedik bir durumun içinde bulabilirdi ve tüm bu yaşananlar Hoseok'u heyecanlandırmıştı. Hayatına dair bir merak oluşmuştu. Sabah uyandığı andan gece yatacağı âna kadar her şeyi bildiği ve bu yüzden merak edemediği hayatının aksine, Hoseok ilk defa beş dakika sonrasını merak eder olmuştu ve bu merak onu heyecanlandırmaya başlamıştı.
Ve bu sebepten ötürü, bu heyecanın asıl kaynağı, tüm bu aksiyonların asıl müsebbibine, yani Jimin'e de merak salmıştı. Çünkü küçük olan onun için pandoranın kutusu gibi, sürprizlerle doluydu. Ne zaman ne çıkacağı belli olmayan ve heyecanla beklemesine sebep olan renklere sahipti Jimin. Ve Hoseok, bir an için Jimin'in gidecek oluşunu aklından tamamen çıkarmıştı.
Bahçe kapısından aniden esen hafif serin rüzgar uyuyan Jimin'in ürpermesine sebep olduğunda Hoseok koltuğun kenarında duran pikeyi alarak Jimin'in üzerine örtmüş ve gözleri üzerine düşen saç tutamını hafifçe geriye çekerek küçük olanın yüzünün açılmasına sebep olmuş ve iç çekmişti.
Bugün Jimin'le konuşmaktan kaçtığını hatırlamıştı birden. O an için bir refleks gibi görünse de, Hoseok'un da bu kaçışının ardında mantıklı bir zemine oturtamadığı sebepleri vardı. Hoseok gerçeklerden kaçıyordu. Konuşmazlarsa dün gece de gerçek olmayacaktı mesela. Düşünmezse, üstünde durmazsa, konuşmazlarsa gerçek olmazdı. Çünkü tüm bu yaşananlar Jimin'e ne kadar pişmanlık ve suçluluk dolu hisler getiriyorsa, Hoseok da bir o kadar yadırgıyordu.
Yeni tanıştığı biriyle bir anda böylesine bir ilişkinin içinde bulmuştu kendini ve daha önce varlığından bile emin olmadığı körpecik duyguları içinde bir yerlerde filizlenmeye başlamıştı. Hoseok tedirgindi sadece. Anlam veremiyor ve kabullenemiyordu. Son birkaç günün hızına yetişmekte zorlanırken, geriye dönüp baktığında yaşananları idrak edemediği anlarda çareyi kaçışta buluyordu. Konuşmazsa, düşünmezse gerçek olmazdı. Çünkü gerçek olduğu anda, Hoseok duygularıyla yüzleşmek zorunda kalacaktı ve buna hazır değildi.
Bu düşünceleri zihninden uzaklaştırmak istercesine bakışlarını tavana dikmiş ve birkaç dakika boş tavanı izledikten sonra iç çekerek ayaklanmıştı. Kolunun birini Jimin'i bacaklarının altından geçirip diğeriyle de sırtına destek vererek tek hamlede kucağına aldığında, Jimin'in üzerindeki pike kayarak koltuğa düşmüş ve Hoseok da tutuşunu kucağındaki bedenin etrafında sıkılaştırarak koridorda ilerlemeye başlamıştı. Odasına girip de Jimin'in önceki geceden 'buradan bir Park Jimin geçti' dercesine dağınık bıraktığı yatağa doğru adımlayarak kucağındaki bedeni sakince yatağa yatırdığında Jimin yatakta dönerek cenin pozisyonunu almıştı hemen ve bu görüntü Hoseok'u istemsizce gülümsetmişti.
Hafifçe eğilerek yatağın ortasında toplanan ince pikeyi Jimin'in üzerine örtmüş ve odadan çıkarak salona gelmişti. Biraz önce Jimin'in üzerinden düşen pikeyi kendi üzerine alarak koltuğa uzandığında, ne ara uykuya daldığını kendisi de fark edememişti.
***
Güneş ışıkları ince tül perdenin ardından Hoseok'un evinin içine sızıp uyuyan iki bedenin üzerinde parlarken, Jimin rahatsızca yerinde kıpırdanmış ve gözlerini aydınlık odaya açtığında, ışığa alışabilmek için gözlerini kırpıştırmıştı birkaç kere. Sıcaktan inanılmaz bunalmış hissediyordu ve ensesine yapışan hafiften uzun saçları yüzünden duyduğu bu rahatsız his yüzünden dudakları arasından sıkıntılı bir 'off' nidası dökülüvermişti. Bu sıcaklar yüzünden sabah uyanmak her zamankinden daha tatsızdı.
Yattığı yerde doğrulup etrafına bakındığında, buranın salon olmadığını ve Hoseok'un odası olduğunu anlaması uzun sürmemiş fakat nasıl buraya geldiğini anlayamamıştı. Çünkü en son salonda uyuduğuna emindi. Yataktan kalkıp banyoya girerek elini yüzünü soğuk suyla yıkamış ve kurulama ihtiyacı bile hissetmeden çıkmıştı banyodan, çünkü zaten birkaç dakikaya yüzü yeniden kurak bir çöl gibi kuruyacaktı. Jimin bugün havanın diğer günlere nazaran daha sıcak olduğunu düşünmeden edememişti, sanki güneş gökyüzünden inip evin bahçesine konmuş gibi bir gündü.
Salona geldiğinde, koltukta kıvrılıp uyuyan Hoseok'u görmesiyle tebessüm etmişti istemeden. Gece Jimin'i odaya taşıyan belli ki Hoseok'tu ve Jimin uyuyor olmasına rağmen odaya kendisinin gitmemiş olması, Hoseok'un bu düşünceli davranışı Jimin'in hoşuna gitse de bir yandan da üzülmeden edememişti. Hoseok'un evini ve tüm düzenini işgal etmiş gibi hissederek iç çekmişti.
Daha fazla düşünmeyerek yanına ilerlemiş ve uyuyan bedenin rahatsız görüntüsüne dayanamayarak hafifçe seslenmişti büyük olana. "Hyung." Sesini duyuramayınca koltuğun önüne geçerek esmer olanın önünde çömelmiş ve yüzleri arasında küçük bir mesafe kalıncaya kadar yaklaşarak yeniden seslenmişti. "Hyung, uyan." Fısıltıya yakın sesinin büyük olan tarafından duyulmasının imkanı yokken, Jimin neredeyse burnunun dibinde olan esmer yüzle duraksamıştı bir anlığına. Ayık kafayla Hoseok'a hiç bu kadar yakın olmamış ve büyük olanın yüzünü hiç bu kadar incelememişti. Mesela dudağının hemen üstündeki o minik beni fark etmemişti daha önce.
Sadece yakından bakınca belli olan o küçük benin varlığını daha önce, kendisinden de önce, başka birinin de fark edip etmediğini merak etti Jimin. Ve belirsiz bir kişinin varlığından bile tüm hücrelerine kadar rahatsız olduğunu hissetti o an. Teninin o hafif yanık rengini, yakından bakmadan belli olmayacak o minik kusurları, kapalı göz kapaklarının ucunda sallanan kirpiklerini daha önce birinin dikkatini çekmesini bile istemedi. Sanki Hoseok o an onun için keşfedilmeye hazır bir mercan resifiydi ve bulduğu bu hazineyi ilk keşfeden kendisi olmak, tüm bu güzelliği kendine saklamak istiyor gibiydi.
Parmakları kendi iradesinden bağımsız olarak Hoseok'un hafif dalgalı siyah tutamlarına uzandığında ve saçların yumuşak dokusunu parmak uçlarında hissettiğinde, nefesini tuttuğunu henüz fark etmemişti. Sanki nefes alsa Hoseok uyanacak ve tüm büyü bozulacak gibi hissediyordu. Sanki birkaç dakika önce amacı onu uyandırmak değilmiş gibi şimdi tam aksini istiyordu. Hafif bir hareketle Hoseok'un saçlarını geriye tarayacağı sırada, esmer olan gözlerini açmış ve Jimin'le göz göze gelmişti.
Belirsiz bir müddet, ikisi de bu ani karşılaşmanın etkisiyle suskunluklarını sürdürürken gözlerini bile kırpmadan birbirlerinin gözlerinin içine bakmışlardı. Hoseok uyanır uyanmaz gözlerini Jimin'in bakmaya çekindiği yüzüyle karşılaşmasının şaşkınlığını yaşarken, Jimin suç üstü yakalanmış gibi hissetmesinin önüne geçemiyordu.
"Jimin?" Uyku mahmuru sesiyle sorgularcasına küçük olanın adını zikrettiğinde Jimin yutkunmuştu. "Hyung?" Hâlâ Hoseok'un saçlarında olan elini hızla çekerek büyük olandan hafifçe uzaklaştığında Hoseok yattığı yerde doğrulmuştu. "Şey diyecektim ben sana." Jimin söylediğinde Hoseok küçük olana bakmıştı. "Ney diyecektin?"
"Şey işte hyung, rahatsız görünüyordun da, yatağına git diyecektim." Hoseok kolundaki saatten saati kontrol etmiş ve uyku etkisiyle dağılan saçlarını iki eliyle arkaya doğru taramıştı. Pek bir faydası olmasa dahi, en azından biraz yatışmış görünüyordu. "Misafirlerimiz gelecek bugün. Saat yedi olmuş, anca hazırlarız."
Jimin anlayışla başını sallayarak yerden kalktığında, aralarındaki tuhaf atmosferi aşıp da diyaloğa giremiyorlardı.
Hoseok ayağa kalkarak pikeyi katlayıp koltuğun ucuna koyduktan sonra bir müddet kendisini izleyen Jimin'le bakışmış ve gülerek kafasını eğip iki yana sallamıştı hafifçe. Hoseok'un gülüşü Jimin'e de bulaştığında, küçük olan gülüşünü gizlemek adına bakışlarını tavana çevirmiş, yeniden Hoseok'a döndüğünde ise büyük olanın bakışlarıyla duraksamıştı. "Neden öyle bakıyorsun?" Merakla sorduğunda Hoseok anlayamamıştı. "Nasıl bakıyorum?"
"Öyle işte."
***
İkili kısa birer duşun ardından mutfağa geçtiklerinde Hoseok buzdolabından yapacağı krep için malzemeleri teker teker çıkarırken Jimin de kahvaltılıkları küçük kaselere koyuyordu. Aralarında dingin bir sessizlik hakimken ihtiyaç dışı çıt bile çıkmıyordu. Arada Jimin malzemelerin yerini soruyor Hoseok cevaplıyor, Hoseok kahvaltı için Jimin'e fikrini sorduğunda ise yalnızca 'fark etmez' cevabını alıyordu.
Sessiz geçen dakikaların ardından Jimin daha fazla dayanamayarak yönünü, tezgahta krep hamuru çırpan Hoseok'a dönmüştü. "Hyung, bir şey söylemem lazım sana." Esmer olan bakışlarını, çırptığı sıvı kıvamlı hamurdan çekmeden kısa bir mırıldanmayla dinlediğini belirtmişti. "Ama önemli bir şey söyleyeceğim."
Jimin nihayet büyük olanın dikkatini çekebildiğinde Hoseok çırpacağı kabın içinde bırakarak tezgaha yaslanmış ve kollarını bağlayarak Jimin'e bakmıştı gülümseyerek. "Pekala, dinliyorum."
"Önceki gece hakkında, dün seninle konuşmak istemiştim ama fırsat olmadı." Hoseok'un gülüşü yüzünde giderek solarken Jimin'in bakışları rastgele bir noktada olduğu için büyük olandaki bu ifade değişimlerini fark edememişti. "Ne konuşacağız ki o gece hakkında?" Hoseok sorduğunda Jimin iç çekmişti konuşmaya başlamadan hemen önce. "Ben hatırlıyorum, yani o gece olanları." Çekimser bir şekilde söylediğinde Hoseok başını sallamıştı hafifçe. "Biliyorum." Bunu demesinin ardından dakikalardır gözlerini kaçıran Jimin'in bakışlarını kendi üzerinde yakaladığında gülümsemişti hafifçe.
"Neden konuşmama izin vermedin o zaman?" Jimin şaşkınlıkla sorduğunda Hoseok omuz silkmiş ve yarım bıraktığı işine geri dönmüştü. "Jimin-ah şu aşağıdaki çekmeceden büyük tavayı çıkarabilir misin?" Jimin, büyük olanın konuyu değiştirme hızını algılayamayarak bir Hoseok bir de gösterdiği dolaba bakmış, hiçbir şey söylemeden esmer olanın istediği tavayı çıkararak ocağın üzerine koymuştu. "Hâlâ izin vermiyorsun konuşmama?" Jimin sorgularcasına söylediğinde Hoseok iç çekmişti. "Biliyorum çünkü ne söyleyeceğini Jimin, o yüzden şimdi kahvaltı hazırlayabilir miyiz? Gelirler birazdan." Hoseok tezgahtaki kabı alarak ocağa gitmek için Jimin'e doğru adımladığında Jimin yoldan çekilerek büyük olanın geçmesine izin vermişti.
"Hyung ne söyleyeceğimi nereden bilebilirsin ki?" Jimin'in dudaklarından hafif bir 'hah?' nidası çıkmıştı bu soruyu sormadan evvel. "Sen kaçıyorsun konuşmaktan?" Jimin, ısınan tavaya sıvı hamuru döken Hoseok'un duraksamasına sebep olduğunda Jimin'in dudağının kenarı kıvrılmıştı hafifçe.
Hoseok'un neyi bildiğini ya da ne söyleyeceğini düşünerek kendisinden kaçtığını bilmiyordu fakat yine de bu durumdan sebepsiz keyif almıştı. "Kaçmıyorum?" Hoseok tek kaşını kaldırarak meydan okurcasına baktığında Jimin Hoseok'a bir adım daha yaklaşarak bir elini tezgaha yaslamıştı. "Konuşalım o zaman?" Muzip bir tonda söylediğinde Hoseok çarpık bir gülüşle bakışlarını Jimin'den çekmiş ve tavayı sallayarak krepi havada çevirmişti. "Kahvaltıdan sonra konuşalım Jimin." Küçük olan pes ederek biraz öncesinde yaptığı ama yarım bıraktığı işine geri dönmüş, hazırladığı kahvaltılıkları verandadaki masaya yerleştirmeye başlamıştı.
"Kahvaltı tabakları nerede?" Jimin'in sorusuna Hoseok sadece parmağıyla bir dolabı işaret ederek cevap vermiş ve Jimin de dolabı açarak tabakları alıp masaya yerleştirmişti. Tuhaf bir durumun içerisindelerdi. Daha tanışalı kaç gün olmuştu ve Jimin şu an Hoseok'un evinde Hoseok'la misafir ağırlayacakları sofrayı hazırlıyordu. Son günler ikisi için de ziyadesiyle hızlı geçmişti.
Jimin masayı tamamen hazırlayıp da mutfağa geri döndüğünde Hoseok krepleri pişirmeyi tamamen bitirmişti. "Sofra hazır, misafirler de gelmedi daha, yani artık konuşabilir miyiz?" Hoseok krep tabağını Jimin'in eline tutuşturmuştu. "Jimin neden bu kadar acele ediyorsun?" Jimin elindeki tabağı mutfak adasına bırakmıştı. "Hyung çünkü geldiğim günden beri hayatını mahvettim, benim yüzümden saçma sapan bir sürü şey yaşıyorsun ve ben artık vicdan azabı çekiyorum." Jimin aklından geçen tüm o karmaşayı tek bir cümleye sığdırabildiğine şükrediyordu. "Ortaya bir yalan attım ve bencilce seni peşimden sürükleyip duruyorum. Sikmişim Seungjo'sunu ne düşünürse düşünsün umurumda değil artık." Jimin konuşmaya devam ederken Hoseok sadece dinliyordu sessizce. Konuşma sırasının kendine gelmesini bile istemiyordu. "Ben bugün söyleyeceğim gerçekleri Seungjo'ya."
"Jimin saçmalama gidiyor zaten bugün, son âna kadar gelip şimdi neden bunu yapasın?" Hoseok'un sorusuna Jimin'in verecek bir cevabı yoktu, çünkü düşünmemişti. Sadece Hoseok'un başını bu kuyruklu yalandan kurtarmak istiyordu. "Seungjo'nun benden uzak durması için benim başka birine ihtiyacım olmamalı hyung. Ya da ne bileyim, o hayatına devam ediyor diye benim ona mutluluğumu ispatlamak için sevgilimin olmasına da ihtiyacım yok. Bu şey en başından beri çok saçmaydı. Çok duygusal ve," birkaç saniyelik bir duraksamanın ardından devam etmişti. "Anlık bir karar verdim ve seni de sürekli zor duruma düşürdüm. Şu hâle baksana senin evinde misafir ağırlıyoruz. Ve o misafir de benim eski sevgilim." Son cümlesi dudaklarından ağlamaklı bir tonda çıkmıştı. Kafayı yiyecek gibi hissediyordu tüm bu olanları düşündüğünde.
Öte yandan Hoseok tüm bunların mantıklı bir zemine oturmadığını biliyordu ancak Jimin'in yanındayken mantık aramayı bırakmıştı artık. Bu şekilde, tüm bu saçmalıklar onu mutsuz etmiyordu. Aksine Jimin'le olmak, onunla vakit geçirmek, böyle çocuksu bir oyunun içinde olmak ona beklenmedik bir şekilde keyif veriyordu. Seungjo'nun saçmaladığı anları çıkardıkları zaman Hoseok bu oyundan kesinlikle keyif alıyordu ve bunu kendine itiraf etmekten bile çok uzaktı. O sadece, hâlâ Jimin'e nezaket gösterdiğini düşünüyordu fakat bu olay nezaketin ötesine geçeli bir müddet oluyordu.
Jimin, Hoseok'un sessizliğinden rahatsız olarak yerinde kıpırdanmıştı. Büyük olan o an söylemek için çok fazla şey düşünüyor fakat dile getirmek konusundaki tereddütlerini bir türlü aşamıyordu.
"Ayrıca, madem biliyordun bu söyleyeceklerimi neden kaçıyorsun ki?" Jimin sorduğunda, bu soruda hafif bir alaylı ton da vardı. Çünkü hâlâ Hoseok'un bilmesinin imkanının olmadığını düşünüyor, biliyor olsa dahi Hoseok'un işine gelecek bir şeyden neden kaçtığına anlam veremiyordu.
"Çünkü," demişti Hoseok iç çekerek ve devam etmeden hemen önce Jimin'in gözlerine bakmıştı. "Çünkü bitmesini istemiyorum." Ve Jimin, o an Hoseok'tan her şeyi duymayı beklerdi ancak bunu duymayı kesinlikle beklemezdi. "Ne?" Jimin şaşkınlıkla sorduğunda Hoseok konuşmak için ağzını açtığı anda zil çalmış ve ikilinin bakışları kapıya dönmüştü.
Sanki olmaması gereken bir şey yaparken yakalanmış gibi hissettikleri birkaç saniye birbirlerine anlamsız bir şekilde bakarlarken, kendini ilk toparlayan Hoseok olmuştu. "Ben, şey yapayım, kapıya bakayım." Hoseok Jimin'i ardında bırakarak kapıya doğru adımladığında Jimin sol elini kalbinin üzerine koyup tezgaha yaslanmıştı. Kapıdan içeri giren arkadaşlarının sesleri kulaklarına uğultu gibi ulaşırken kalçasını tezgahtan ayırarak hızla banyoya adımlamış ve kapıyı kapatarak sırtını kapıya yaslamıştı. "Bu neydi şimdi?" Jimin kendi kendine mırıldanarak lavaboya yönelmiş ve soğuk suyu açarak yüzüne su çarpmıştı.
Bakışları aynadaki simasına temas ettiğinde, dudaklarına yerleşmiş olan o gülümsemeyi gördüğünde iç çekmiş ve bir kez daha avuçlarına doldurduğu suyu yüzüne çarptıktan sonra kenarda asılı duran havluyu kağıttan birkaç parça alarak yüzünü kurularken içerden Hoseok'un sesi duyulmuştu.
"Jimin-ah!" Hoseok, mutfakta bıraktığı Jimin'i geri döndüğünde yerinde bulamayınca seslenmiş ve çok gecikmeden Jimin yanıtlamıştı büyük olanı. "Geliyorum hyung!" Alelacele ıslak peçeteyi çöpe atarak banyonun kapısını açmış ve koridorun başında bekleyen Hoseok'un yanına adımlamıştı. "Geldim."
Hoseok Jimin'in gözünün altına yapışan minik peçete parçasını alarak gülümsemiş ve ıslaklık yüzünden alnına yapışan birkaç teli de eliyle düzelttikten sonra söylemişti. "Herkes geldi, hadi geçelim biz de, bizi bekliyorlar." Ve avuç içi havaya bakacak şekilde elini Jimin'e uzatmıştı tutması için. Tüm bunlar yaşanırken, Jimin'se nefesini tutmakla meşguldü çünkü o, Hoseok kadar hızlı bir şekilde adapte olamıyordu olaylara. Sahneler gözünün önünde hızla gelip geçerken Jimin, yine, Hoseok'a teslim etmişti kendisini. Gerçekten de bu oyunu başlatan Jimin ve Jimin için kusursuz bir şekilde devam ettiren Hoseok'tu. Esmer olanın bu rahat tavrı Jimin'e de yansıdığında, elini Hoseok'un avuç içine bırakmıştı sakince.
Hoseok gülümseyerek verandaya doğru adımlarken küçük olanı da mecburen peşinde sürüklemişti. Mutfaktan verandaya çıkan kapının önüne geldiklerinde Hoseok bir şey hatırlamış gibi Jimin'i hafifçe kenara çekmiş ve gözlerinin içine bakmıştı. "Jimin, saatler sonra zaten her şey bitecek. Bu zamana kadar oynadık, şimdi gerçekleri söylememiz işleri sadece daha fazla karıştırır. Ayrıca, Haerim'e ne diyeceksin, neden yaptın diye sorarsa?" Hoseok haklıydı. Haerim varken olmazdı. "O yüzden birkaç saat daha devam edeceğiz ve bir şey söylemeyeceğiz, anlaştık mı?" Jimin kafasını sallamıştı hafifçe. "Sanırım sen haklısın." Hoseok gülümsemiş ve Jimin'e yaklaşmıştı hafifçe.
"Seungjo bize bakıyor bozuntuya verme." Jimin'in kulağına fısıldadıktan sonra hızlıca küçük olanın yanağına minik bir buse kondurmuş ve sonra yeniden elinden tutarak verandaya çıkmışlardı.
Ve aslında Seungjo, onlara bakmıyordu.
___
08.08.2023
02.33
GEÇEN GÜN BÖYLE BİR ŞEY YAŞANDI 😭😭😭 VE GÖRÜNCE ÜÇ SAAT EKRANA GÜLEREK BAKTIM BEŞ SAAT DE AĞLADIM 😭😭😭
bu yüzden bu bölümü @arcturushy_'a ithaf ediyorum. gerçekten panomda şu mesajı görünce çok fazla güzel şey hissettim. gerçekten çok mutlu oldum ve sadece mutlu olmak da değil, sıcacık bir histi bu. nasıl tanımlayacağımı bile bilemiyorum. ama teşekkür ederim tekrardan 🥺 gerçekten çok hoşuma gitti...
salonda uyuyan hoseok 🥺
ve jimin'in romantize ettiği hoseokumun dudağındaki o minik ben de burda işte...
KEŞKE ÖPSEMMMMMMMMMMMMMM😭😭😭 jiminim benim yerime bolca öpüyordur umarım ki😔😔 bu konuda sana güvenim tam jiminim lütfen çokça öp. hazır hoseok da izinde. doya doya öpüp koklayın birbirinizi çünkü yemin ederim ben sizin yerinize bile sizin birbirinize duyduğunuz özlemin acısını çekiyorum... bizim payımıza da şöyle helalinden bi selca düşer umarım ki.
ayrıca evet baya türko kahvaltısı yapıyorlar çünkü yemin ederim sabah o sahneyi yazarken hava O KADAR sıcaktı ki saçma sapan pilavlı kimchili baharatlı çorbalı koreanya kahvaltısını midem almadı... ferah ferah domates salatalık varken pilav ne😭😭
NEYSE...
bi de şey,
ben bu bölümü yazmaya başladığımda böyle bir şey hiç yoktu ve sabah birden gözlerimi yoongi'nin askerlik haberiyle açtım... arkadaşlar zaman geçtikçe daha kolay olması gerekmiyor muydu bu şeyin? NİYE KOLAYLAŞMAK YERİNE ZORLAŞIYOR???
neyse işte bugün malum haberi alınca buraya koştum mecburen hepimizin yaralarının sarılmaya ihtiyacı var... TAMAM SUSUN AĞLIYCAM ŞİMDİ GELDİLER BANA YİNE😭
bi de şey
size bir yaz gecesi rüyası gibi hissettiren şarkıları eklemeniz için bir spotify listesi oluşturdum. düzenleme davetini profilimde paylaşacağım. oraya size bir yaz gecesi rüyası gibi hissettiren şarkıları eklerseniz çok mutlu olurum 🥺💛
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |