
Bugün parkta otururken küçük bir sahneye şahit oldum.
Salıncakta oturan yetişkin bir adam vardı. Bir süre sonra yanına başka biri geldi ve o da salıncağa oturdu. Kısa bir soru soruldu, ardından yeniden sessizlik oldu.
Bu sahne bana insanın iç dünyasının dışarıya nasıl yansıdığını düşündürdü.
Hiçbir yetişkin sebepsiz yere salıncağa oturmaz. İnsan bedeni nereye gidiyorsa, aslında ruhu onu oraya çağırıyordur. Bazen çocukluğa, bazen huzura, bazen de içindeki boşluğu fark etmeden doldurmaya…
Yan yana oturan o iki insanın sessizliği bile bir şey anlatıyordu. Çünkü insanın iç dünyası, konuşmasa bile davranışlarıyla kendini açığa çıkarır. İçinde yalnızlık varsa, insan kalabalığın ortasında bile bir “yan” arar. İçinde soru varsa, dili farkında olmadan bir soru üretir.
Psikolojik olarak insanın en derin ihtiyacı görülmek ve hissedilmektir.
Manevi olarak ise insanın en derin ihtiyacı ait olmaktır.
Ve insan çoğu zaman bunu birbirinde arar.
Oysa hakikat şudur:
İnsan, kalbinin derinliklerinde aslında Allah’a ait olduğunu bilir.
Bu yüzden içindeki boşluk, hiçbir insanla tamamen dolmaz.
Ama Allah, o boşluğu hatırlatmak için insanları vesile kılar.
Belki de bu yüzden hayatımıza insanlar girer.
Kimi uzun süre kalır, kimi sadece bir soru sorar ve gider.
Ama her karşılaşma, insanın kalbine şu gerçeği fısıldar:
Sen yalnız değilsin.
Ve bu dünyada kimse sebepsizce karşına çıkmaz.
İçindeki yük dışarıdan boşluk gibi görünür
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.93k Okunma |
267 Oy |
0 Takip |
190 Bölümlü Kitap |