15. Bölüm

13. Bölüm

Yasin ve Berra
yasinveberrayazar

"Onun kim olduğunu çok iyi biliyorum. Sana birazdan adını söyleyeceğim ama önce bana yardım edeceğinden emin olmam gerekiyor."

​Mert, "Tamamdır, haber edersin," dedi. Atlas, "Tamam, sana haber vereceğim," der demez telefonunun kilit ekranını açıp rehbere girdi. Yağız’ı aramak için "Y" harfine kadar listeyi kaydırdı. Sonunda aradığı ismi bulunca kendi kendine, "Sonunda buldum," diye mırıldandı ve numarayı çevirdi.

​Telefon çalmaya başladı ama karşı taraf açacak gibi durmuyordu. Atlas tam kapatacakken Yağız cevap verdi:

— Eski dostum! Bir an telefonu açmayacaksın sandım.

— Ben açmaz mıyım? Bir sorun mu var? Yıllar sonra beni aradın.

— Evet, bir işim düştü. Bu işi en iyi senin yapabileceğini bildiğim için seni aradım.

— İyi yapmışsın, tabii ki yardım ederim. Sonuçta eski dostuz ama şu an Ankara’dayım. Burada biraz işim var, dönmem geç olabilir, tamam mı?

— Olur, benim için sorun yok. Ama biraz hızlı olursan sevinirim, işimiz ne kadar erken biterse o kadar iyi.

— Tamam, elimden geldiğince çabuk bitirip iki güne gelirim.

— Tamam, bekliyorum, diyerek telefonu kapattı.

​Telefonda tam beş dakika konuşmuşlardı.

​"Mert, biliyorum merak ediyorsun. Gel, odama geçelim de orada anlatayım, ortalık yerde konuşmayalım." Odaya vardıklarında Atlas, "Hazır mısın Mert? Anlattıklarımdan sonra ağzının açık kalacağına eminim," dedi.

"Hazırım abi."

"O zaman başlıyorum ama beni dikkatle dinlemeni istiyorum, tamam mı?"

"Tamam, pürdikkat dinliyorum."

​"İyi, o halde anlatıyorum. Patlamayı hatırlıyorsun değil mi? İşte o patlamayı Yağız ile birlikte yaptık. Belgeleri yok etmek için tüm planları tek tek onunla hazırladık. Hatta geceleri uykusuz kaldığımız bile oldu. Neyse ki kimseye zarar gelmeyecek şekilde planladık ve başardık. Belgeleri tamamen yok ettiğimizi düşünüyorum, umarım öyledir. Şimdi anladın mı Yağız'ı seçme nedenimi?"

​"Anladım reis, güzel seçim yapmışsın."

"En azından Yağız'ı tanımıyorlar. O bilgisayardaki bilgilere ulaşmamız lazım ve o bu konuda çok iyidir. Hem Yağız evlenmiş, gittiğinde bir de tebrik ederiz artık," deyince ikisi de gülümsedi.

​O sırada Alya içeri girdi. "Neye gülüyorsunuz? Bana da söyleyin, ben de güleyim."

Hep bir ağızdan "Hiç!" diye bağırdılar. Alya, "Tamam be, sormuyorum. Tuğçe evlenmiş, onu haber vermek için geldim. Sevgilisi çok iyi biriymiş. En kısa zamanda buluşacağız inşallah, onu çok özledim," dedi.

Atlas, "Buluşursunuz, rahat olun; ben sizi bir araya getiririm," diye ekledi.

​"Tamam o zaman, ben parka gidiyorum, biraz hava alıp yürüyüş yapacağım." Alya odadan çıkar çıkmaz Mert’in telefonuna bir mesaj geldi. Mesajı atan Atlas’ın avukatıydı. Mert, bildirime tıklayıp mesajı sesli okudu:

"Mert, hemen Atlas Bey'i adliyeye getirin. Savcı Yasin görüşmek için çağırıyor."

​Mert'in bir an sesi kısıldı. Cümlesi biter bitmez Atlas'ı soğuk terler basmıştı. "Hadi Mert, hızlıca arabayı ayarlayın, çabuk gidelim!" dedi. Mert çevik bir hareketle koltuktan kalkıp dışarı yöneldi ve adamlara arabayı hazırlamalarını emretti:

"Tez zamanda araba kapının önünde olsun, Atlas Bey'in emri, ona göre!"

​Atlas hemen kabanını giyip Mert'in yanına gitmek için acele etti. Ne kadar hızlı gitmek istese de endişeden adımları ağırlaşıyordu. Normalde iki dakikalık yolu on dakikada varmıştı.

"Araba hazır mı?"

"Hazırdır efendim, buyurun binin," dedi kapıdaki adam. Atlas binince şoföre, "Hemen adliyeye!" talimatını verdi. Bir anlığına Mert'i unutmuştu; onun da bindiğini görünce, "Kusura bakma Mert, çok telaşlıyım, o yüzden seni unuttum," dedi.

"Sıkıntı değil ama soğukkanlı olmalısın, savcı her şeyi anlayabilir."

​"Haklısın, bu kadar telaşlı olursam her şey ortaya çıkabilir." Atlas derin bir nefes alıp kendini sakinleştirmeye çalıştı. Koltuktaki sudan birkaç yudum içince içindeki sıkıntı bir nebze olsun azaldı.

​Sonunda adliyenin önüne gelmişlerdi. Atlas, inmek için Mert’in kapıyı açmasını bekledi, ardından peşinden indi. Büyük merdivenleri çıkmadan önce, yanına aldığı su şişesinden en az üç yudum daha içti; sesini Mert bile duymuştu. Kapıda onları Savcı Yasin Bey bekliyordu.

​"Hoş geldiniz Atlas Bey, umarım bu sefer hazırlanmışsınızdır. Buyurun, sizi şöyle alayım," deyince Atlas, savcının önünden yürümeye başladı. Savcı arkadan seslendi: "Buyurun, odama geçelim, orada daha rahat konuşuruz."

​Atlas, odanın önüne geldiğinde kapıyı açması için savcıyı bekledi. Savcı, "Beklemenize gerek yok, açabilirsiniz," dedi. Atlas hiç durmadan içeri girip ilk gördüğü koltuğa oturdu. Savcı, "Hazırsanız başlayalım," deyince Atlas, "Olur savcım, başlayalım," diye yanıtladı.

​"O zaman sorularımı sormaya başlıyorum, hazırsın değil mi?"

"Hazırım savcım, başlayabiliriz." Bunu söylerken bile vücudundan terler boşanıyordu.

"O zaman tekrar soruyorum: Patlamadan önce neden olay yerindeydin? Kamera kayıtlarında açıkça görünüyorsun."

​"Savcım, bu bir tesadüf. Ben aslında oraya Mert’i almak için gitmiştim. İsterseniz ona sorun."

Mert söze girdi: "Evet savcım, beni almak için geldi. O gün halamlardaydım. İnanmıyorsanız halama sorun, o size cevap verir."

​Savcı ciddi bir duruşla, "Peki, yalan söylemediğinize nasıl inanacağım? Belki de halanızı tembihlediniz?" dedi.

"Haklısınız savcım, inanmamakta özgürsünüz. Ama eğer Atlas Bey'i gördüğünüz kayıtlardan bir saat öncesine giderseniz beni görebilirsiniz; çünkü halamda yaklaşık bir saat kaldım."

​Savcı, "Bunu araştıracağım, bakalım doğru mu söylüyorsunuz," dedi.

"Tabii ki savcım, buyurun bakın."

"O zaman siz çıkın, ben avukatınız aracılığıyla size haber ileteceğim."

"Tamamdır savcım, görüşürüz," dedi Atlas. Savcı da içinden, "Görüşeceğiz," diye mırıldandı.

​Mert ve Atlas adliyeden çıktıklarında yüzlerinde sahte bir gülümseme vardı. Camdan onları izleyen savcı ise kendi kendine, "Elbette yalan konuştuğunuzu biliyorum ama ben bunu yemem. Sizinle, özellikle de Atlas’la görüşeceğim. Patlamayı onun yaptığını biliyorum," diyordu.

​Mert o sırada, "Savcı yalanımıza kesin inandı abi, işimiz rast gidiyor," dedi. Atlas da aynı fikirde görünüyordu. İkisi de rahatlamış bir şekilde mekana dönebilirlerdi. Mert, "Güzel bir lahmacun söyleyeyim, hak ettik bence," dedi. Atlas, "Olur, yiyelim," diye onayladı.

​Hızlıca arabaya binip şoföre mekana gitmesini söylediler. Yaklaşık on dakika sonra varmışlardı. Atlas odasına geçerken Mert yemek siparişini veriyordu.

​30 Dakika Sonra

​"Mis gibi kokuyor! Ayranları koy abi, hak ettik bunu. Bir başlasak hemen bitiririz zaten." Atlas gülümseyerek, "Haklısın, hadi afiyet olsun," dedi.

​O sırada Alya odaya girdi. "Hani bana?" deyince Atlas, "Sen yemezsin diye sana söylemedik ama gel, benimkinden birlikte yiyelim, olur mu?" dedi.

"Olur olur, şaka yapmıştım zaten. Biraz Tuğçe ile konuştum, eşinin görevi nedeniyle buraya gelecekmiş. Onunla biraz eğleniriz. Bu arada Atlas abi, ben burada kalmaya karar verdim; beni ağırlarsınız değil mi?"

​"Tabii ki. Sana ya bir ev ayarlarım ya da benimle kalırsın, sana kalmış. Koca villada tek başıma sıkılıyordum, sana en büyük odayı veririm."

"Olur abi, boş yere ev almaya gerek yok."

"Tamamdır, birazdan eve geçeriz. Hem odanı belirlersin hem de dekorasyonuna karar verirsin."

​"Teşekkürler canım kuzenim, vallahi en sevdiğim kuzenimsin!"

"Başka bir olasılık var mı?" deyince odadaki ilk kahkaha Mert'ten geldi. Alya ve Atlas iki saniyeliğine donakaldılar, sonra Mert’in haline bakıp hep birlikte gülmeye başladılar.

​Gülmeleri bittikten sonra Alya’nın telefonu çaldı. Arayan Tuğçe’ydi. "Efendim Tuğçe," diyerek odadan çıktı. O çıkınca Atlas Mert’e dönüp, "Umarım görevi başarabiliriz. İki güne Yağız gelir, onun bunu halledeceğine inanıyorum," dedi. Mert, "Umarım başarır," diyerek önündeki son lahmacun parçasını ağzına attı ve üstüne bir yudum ayran içti. "Güzel geldi vallahi..."

​2 Gün Sonra

​Alya, Atlas’ın başucunda sesleniyordu: "Abi kalksana! Alo? Atlas kalksana, telefonun çalıyor hey! Duy beni artık!"

Atlas uykulu bir halde, "Ne oluyor be? Rüyanda beni mi gördün, niye sabah sabah kaldırıyorsun?" dedi.

"Rüyamda görmedim seni. Sesi duymuyor musun? Telefonun çalıyor, ben bile içeriden duydum, sen nasıl duymadın?"

"Uykum ağırdır, anlamışsındır... Neyse, oyalama beni."

​Atlas telefonu eline aldı, arayan Yağız’dı. İsmi görünce bir an irkildi ve hemen açtı:

— Ne oldu Yağız, geldin mi?

— Geldim geldim, otogardayım. Yarım saate oradayım, eşimle geliyorum.

— Tamam bekliyorum, mekana gelmeyi unutma.

— Tamam, biliyorum orayı zaten.

​Atlas telefonu kapatıp Alya’ya döndü: "Yağız geliyormuş, mekana gidelim."

"Olur, gidelim."

​Arabaya bindiler. Araçta Alya’nın sevdiği müzikler çalıyordu. Atlas nereye giderse gitsin hep onun sevdiği tarzda müzikler açılırdı; Atlas belli etmiyordu ama müzik zevkleri birbirine oldukça uyuyordu.

​Yarım Saat Sonra

​Atlas heyecanla Yağız’ı mekanda bekliyordu ama birazdan büyük bir şok geçireceklerdi; özellikle de Alya. On dakika sonra kapı çalındı. İçeri önce Yağız girdi, hemen ardından da Tuğçe...

​Alya, Tuğçe’yi görünce oturduğu kanepeden fırladı: "Tuğçe? Senin ne işin var burada?"

Tuğçe de şaşkınlıkla, "Alya, sen burada mıydın?" dedi. Birbirlerine doğru koşup sımsıkı sarıldılar. "Kadere bak, bizi buluşturdu. Yaşasın be!"

​Atlas ise olduğu yerde donup kalmıştı...

 

 

Bölüm : 10.03.2026 19:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...