7. Bölüm

5. BÖLÜM

Yasin ve Berra
yasinveberrayazar

​"Bazı şeyler yanlış zamanda veya yanlış kişiyle yaşanabilir."

​Yiğit, cenaze bittikten sonra oradan ayrıldı. Arabasını oraya uzak bir yere koymuştu. O yüzden maalesef yürümesi gerekiyordu. Bu durum pek hoşuna gitmemişti. Normalde yürümeyi severdi ama kulaklığı olmadığı için müzik dinleyemiyor ve bu durum yürüyüşü sıkıcı yapıyordu. Ama zorunluydu. Yavaş, bir o kadar da acele adımlarla arabanın bulunduğu yere doğru yürümeye başladı.

​Yolda giderken telefonu çaldı. Telefonu eline alıp kimin aradığına baktığında, arayan kişinin onu şaşırtmadığını fark etti. Arayan kişi Altay’dı. Yine her zaman olduğu gibi neler olduğunu, Yiğit’in nereye gittiğini merak ediyordu. Bu soruların cevabını alabilmek için dayanamayıp Yiğit’i aramıştı. Yiğit de telefonu kapatıp gülümsedi.

​Tam telefonu cebine koyarken bir şeye çarptı. Dönüp baktığında tam “pardon” diyecekken ağzı açık kaldı. Karşısında; böyle güzel, tatlı, sevimli, gülümseyip özür dileyen, saçları çok güzel dalgalanan, gözleri parıl parıl, yüzü nur gibi çok güzel bir kız görünce donup kaldı. Ne diyeceğini bilemeyip, ağzı açık, şaşkın bir şekilde olduğu yerde kaldı.

​Zar zor bir şekilde kendine gelip, “Kusura bakmayın hanımefendi, dikkatsizliğime geldi. İstemeden oldu. Gerçekten özür dilerim,” deyip sustu.

​Kız ise, “Sorun değil beyefendi, benim de dikkatsizliğime geldi. Çok dikkat etmedim. Asıl siz kusura bakmayın, ben özür dilerim,” diyerek karşılık verdi.

​Yiğit, hipnoz olmuş gibi hayran hayran kıza bakarken, “Hiç önemli değil, ikimizin de dikkatsizliğine gelmiş olabilir böyle şeyler. Bu arada ad—” derken telefon zil sesi duyuldu.

​Yiğit tam lafını söylemeye devam edecekken kız, “Kusura bakmayın, gitmem gerek. İyi günler,” dedikten sonra arkasını dönüp gidecekken Yiğit nazikçe kolundan tutup onu durdurdu.

​Kız, şaşkın ama gülümseyen bir yüz ifadesiyle Yiğit’e baktı. Yiğit, “İzninizle, bir sakıncası yoksa adınızı öğrenebilir miyim?” diye sordu.

​O sırada kız yavaşça kolunu çekerken, “Alya, adım Alya,” dedi ve kapıya yöneldi.

​Hızlı adımlarla yoluna devam ederken Yiğit arkasından seslenerek, “Yiğit benim adım da, Yiğit!” dedi.

​Kız neşeli bir ses tonuyla, “Memnun oldum Yiğit Bey!” diye bağırdı ve uzaklaştı.

​Yiğit ilk defa böyle değişik hissediyordu. Kalbi çok hızlı atıyordu. Kendi kendine gülüyor, ne olduğunu kendisi bile anlayamıyordu. Çünkü Yiğit, ilk defa uzun bir süre sonra âşık olmuştu. Hem de ilk görüşte. Daha önce hiç görmediği, karşılaşmadığı birine bugün âşık olmuştu.

​Kızın adını sayıklaya sayıklaya arabaya doğru giderken karşıdan gelen birkaç kişiyi gördü. Kişiler hızlı hızlı geliyordu. Dikkatli bir şekilde baktığında gelenlerin Eren, Yalçın ve Altay olduğunu gördü. Onların kendisini bu hâlde görmemeleri için hemen toparlandı ve ciddi bir yüz ifadesi takındı.

​Üçü birden hızlı bir şekilde onun yanına gittiler. Tam ağızlarını açıp bir şeyler diyecekken Yiğit hemen susmalarını işaret etti ve arabaya doğru yürümeye devam etti. Hepsi çok şaşkın ve meraklı bir şekilde birbirlerine bakıp gülümsediler. Çünkü Yiğit, ne kadar saklamaya çalışsa da mutluluğunu ve heyecanını gizleyemiyordu. İlk defa böyle bir şey yaşıyordu. Dolayısıyla bu durum arkadaşlarının hem garibine hem de komiğine gitmişti.

​Ama Yiğit, Alya’yı o kadar düşünmeye dalmıştı ki arkadaşlarının konuşmalarını duymuyordu. Yiğit’in arkasından arkadaşları dalga geçmeye başladı ama Yiğit hâlâ onları takmıyordu. Onlar gülüp eğlenirken Yiğit de gülümsemeye, Alya’yı düşünmeye ve adını sayıklamaya devam ediyordu. Ama bu hâlinin ne kadar gülünç olduğunun farkında değildi.

​Sonra birlikte arabaya binerek oradan uzaklaştılar. Yolda söyledikleri şeyler Yiğit’in yüz ifadesinin ciddi ve sinirli bir hâl almasına neden oldu. Odaya geldiklerinde herkes yerine oturdu ve konuşmaya başladılar.

​Bir anda lafa Eren atladı: “Hatırlıyor musunuz? Bizim onlara gönderdiğimiz bir çocuk vardı. Şey… Adı da neydi ya? Of! Heh, hatırladım. Adı Ozan’dı,” dedi.

​Herkes şaşkın bir şekilde ona dönüp bakmaya başladı. “Eren Bey, niye öyle bakıyorsunuz? Nasıl hatırlamıyorsunuz? Hani vardı ya, dışarıda bulmuştuk. Öyle duruyordu, küçük bir çocuktu. Biz de onu buraya getirip güzelce doyurduk, güzel giydirdik. Bir süre bizimle kaldı. Sonrasında bize yardımcı olmak istedi. Biz de dört yıl önce, o 18 yaşındarken Atlasların yanına göndermiştik. Onlar hakkında bize bilgi vermişti. Hatırladınız mı şimdi?” dedi.

​Bu sefer herkes, “Aaa, doğru ya!” dedi.

​Fakat aralarından biri, “Ben niye hatırlamadım?” diye sordu. Bu kişi Yalçın’dı.

​Yiğit, “O zaman seni babamın yanına göndermiştik. Sen gelmeden birkaç gün önce de o çocuk gitmişti,” dedi.

​“Ah be! Ben de çok merak ettim çocuğu şimdi. Burada mı şu an? Bana da göstersenize, tanışalım. Hem aramızda çok yaş farkı yok, iki yaşçık var. Ben de tanışmak isterim o çocukla,” dedi Yalçın.

​Yiğit, “Merak etme, kısa zamanda buraya gelecek,” deyince herkes şaşkın gözlerle ona bakakaldı.

​“Nasıl yani?” dedi Yalçın, şaşkın ama aynı zamanda meraklı bir ifadeyle.

​Yiğit anlatmaya başladı: “Eren’in Ozan’ı hatırlatması iyi oldu. Ozan dört yıldır orada. Bize bilgi verirken söylediğine göre Atlas onu çok sevmiş. ‘Akıllı çocuk’ diyormuş galiba ona. Yani anlaşılan Atlas gerçekten Ozan'ı sevmiş. Ozan kendini ona nasıl sevdirdi ben bile merak ediyorum. Siz de biliyorsunuz, Atlas’ın birini tanıyıp sevmesi imkânsız gibi bir şey. Hatta sizi bile bir türlü sevememişti. Sırf benimle birliktesiniz diye sizinle konuşuyordu. Yani anlayacağınız, Atlas eğer Ozan’ı sevdiyse ona bazı bilgileri verebilir. Belki de bazı bilgileri ona veriyordur. Ama ona, biz çağırana kadar gelme demiştir. O yüzden bilgi öğrense bile bize söyleyememiştir,” dedi ve elini sakalına götürüp kaşıyarak düşünmeye başladı.

​Bir elini çenesinde, masaya yaslanmış bir şekilde durup düşünüyordu. O sırada diğerleri de düşünmeye başlamıştı. Çok şaşkın ama aynı zamanda meraklı ve düşünceli görünüyorlardı. Hepsi birden düşünürken Altay, “Abi, onu buraya çağırıp konuşalım işte. Neyi düşünüyorsunuz böyle?” dedi.

​Çok kendinden emin konuşmuştu. Yiğit, “Bakın, anlıyorum ama şimdi Atlas galiba bize düşman. Yani kimin patlamayı gerçekleştirdiğine tam emin olmasak da düşündüğümüz gibi patlamayı büyük ihtimalle Atlas yaptı. Bundan emin olmamız gerek. Öncelikle bunu öğrenmeliyiz. Yani dediğiniz gibi, Ozan'a ihtiyacımız var. Ama oraya gitmemiz tehlikeli. Sonuçta şu an Atlas bizi düşmanı olarak görüyor. Oraya girmemize izin vermez. Bizi takip bile ettiriyor olabilir. Atlas'ın ne yapıp ne yapmayacağı belli olmaz. O yüzden oraya Atlas'ın tanımadığı ama Ozan'ın tanıdığı birini göndermemiz gerek,” dedi.

​Demir, “Ama öyle birini nereden bulacağız? Ozan bizim haricimizde biriyle konuşmuyordu ki. Hep bizimleydi. Biz büyüttük onu. Nasıl yapacağız?” dedikten sonra Eren de, “Demir haklı. Ozan hep bizimleydi. Bizim haricimizde birini tanımıyor. Oraya göndermek için öyle birini bulamayız maalesef,” diyerek Demir'e hak verdi.

​Yiğit ise yanıldıklarını söylemek ister gibi kafasını salladı ve onlara baktı. Onun o bakışını görünce anladılar ki yanılıyorlardı. Yiğit'in bildiği bir şey vardı. Yiğit onları çok bekletmeden anlatmaya başladı:

​“Arkadaşlar, yanılıyorsunuz. Ozan'ın bizim haricimizde oynamayı, vakit geçirmeyi çok sevdiği başka biri var. Hatta onu bizden bile fazla seviyor.”

​Yiğit'in bu dediğinden sonra herkes sorgular gibi bakar ve Emre, “Abi, o bizden başkasıyla konuşmuyordu ki, nasıl oldu?” diye sordu. Bunun üzerine Yiğit, “Arkadaşlar, Ozan okula gitmiyor muydu? Okuldayken siz onun yanında mıydınız?” diye sordu. Bunun üzerine herkes kafasını salladı. Ardından Eren, “Peki o kişi kim?” diye sordu.

​Yiğit de, “Okulda onun sürekli birlikte vakit geçirdiği, birlikte ders çalıştığı bir kız vardı. Bu kız şu an nerede bilmiyorum ama büyük ihtimalle hâlâ buralardadır. Ozan gittikten sonra kız çok üzülmüştü. Belli bir süre evden çıkmamıştı. Bunun nedeni ise kızın Ozan haricinde başka bir arkadaşı yoktu. Ozan'ın da kız haricinde başka konuştuğu, eğlendiği bir arkadaşı yoktu. İşte bu yüzden ben de o kızı göndermeliyiz diyorum. Tabii onu bulup sormamız gerek. Kendi isteğinin de olması gerekiyor. Çünkü oraya giderken veya gittiğinde orada neler olacağını bilemeyiz. Her şeye hazırlıklı olmalıyız,” dedi.

​Konuşma bittikten sonra kızı aramaya başladılar. Ama birkaç sorun vardı. Bu sorunlar ise ne kızın adını biliyorlardı ne de hâlâ orada bulunup bulunmadığını. Yiğit sadece kızın görünüşünü hatırlıyordu. Hatırladığı kadarıyla Yiğit kızı tarif etti. Yalçın da kızı çizdi. Yalçın çizimi tamamladı. Bunun üzerine Yiğit, “İşte bu kız, aferin sana aslan parçası,” dedi ve gülümsedi. Bunun üzerine o fotoğraftan bir sürü çıkartıp kızı aramaya başladılar.

​Emre, Demir, Altay, Yalçın, Eren; beşi birden kızı ararken Yiğit ise planlar kuruyordu. Yiğit, kızın bulunamama ihtimali de olduğunu bildiği için ikinci bir plan da kuruyordu. Bu planı ise şöyle olacaktı: Eğer kızı bulamazlarsa Yiğit kendisi oraya gidecekti. Atlas’a yalandan birkaç teklifte bulunup onu kandıracak, orada Ozan’ı bulup gizlice konuşacaktı. Ama maalesef ki bu planı bu kadar kolay olmayacaktı. Çünkü Atlas, Yiğit’i düşmanı olarak görüyorlardı. Her an her şeyi yapabilirdi. Yiğit biliyordu ki Atlas sinirlendiğinde gözü döner ve kimin kim olduğu umurunda olmazdı. Yiğit bu yüzden artık ona güvenemiyordu. Atlas, sinirli olmasa bile Yiğit’i düşmanı olarak görüyordu. Bu plan o yüzden tehlikeliydi. Ama ilk plan da kız için tehlikeli olabilirdi. Buna çok dikkat etmeleri gerekiyordu.

​Yiğit planları düşünürken Emre aradı.

​Emre, “Yiğit, galiba dediğin kızı buldum. Yani pek emin değilim ama gelip baksan iyi olur,” der. Yiğit, “Konumunu at. Gelip bakayım,” der. Emre konumu atınca Yiğit arabaya atlayıp yola koyuldu. Emre’nin yanına doğru gidiyordu. Yiğit yolda giderken gittiği yere doğru yaklaştığında evlerin azaldığını, ağaçların daha da arttığını fark etti. Bu, garibine gitmişti nedense. “Ne dediyse geldi,” denilebilecek kadar yaklaştığında evlerin tamamen gittiğini, bittiğini fark etti. Artık etrafta ev yoktu, sadece yeşillik alanlar vardı. Biraz daha ilerlediğinde Emre’yi gördü. Emre onu durdurup arabaya bindi. Yiğit de, “Daha fazla arabayla ilerleme. Şurayı ağaçların arasına bırak,” dedi. Yiğit ne olduğunu anlamadı. Sorgulayacak gibi bakınca Emre de, “Arabayı park et. Ne olduğunu, neden çağırdığımı anlatacağım,” dedi. Yiğit arabayı park eder ve Emre’nin açıklamasını bekler. Emre de eliyle kapıyı göstererek inmesini işaret eder ve ikisi de arabadan inip arabanın önünde buluşurlar. Emre ağaçların arasından karşıya bakar. Emre’nin baktığı yere Yiğit de bakar ve gözleri faltaşı gibi açılır. Emre, “Bak, işte gördün mü? Ormanın en ücra yerinde bile çalıştıkları mekân varmış. Bir de o kadar yakın olduğumuz zaman bizden saklamış. Nasıl biri bu böyle?” dedi.

​Ama Yiğit mekâna değil, içindeki birine dikkat kesilmişti. Emre konuşmaya devam etti: “Aradığımız kız Atlas’ın… adamlarından biri olmasın? Buradaki sessizliğine göre, Atlas’ın onu tanıyor olması gerek ya da tanımıyor olabilir mi? Sen ne dersin?” deyip bakışlarını mekândan alıp Yiğit’e çevirdi. Yiğit ise hâlâ konuşmuyor, etrafı izlemeye devam ediyordu. Emre çağırmasına rağmen cevap vermiyordu. Bunun üzerine Emre, Yiğit’in kolunu sertçe kavrayıp hızlı ve sert bir şekilde onu salladı. “Yiğit, neye daldın öyle? Bir şey söylesene!” diye bağırdı.

​Bunun üzerine Yiğit, “Bir şey yok. En iyisi Erenleri falan çağır ve burayı araştırın. Takip edilmeden. Çok dikkatli olun, ne olur ne olmaz. Bir şey öğrenirseniz bana haber verin. Buranın açılış ve kapanış saatini öğrenip bana söyleyin,” diyerek oradan uzaklaşacakken Emre, “Sen nereye gidiyorsun? Bir işin mi var? Hem bu telaş nereden çıktı? Ne bu acele?” dedi. Yiğit, “İşim var Emre. Geleceğim bitince. Benimle bir işin mi var? Ne oldu da böyle sorguluyorsun?” diye ters tepki gösterince Emre hiçbir şey demeyip sadece sert bir bakış attı.

​“Şimdi lütfen dediğimi yap, Emre. Sonrasında konuşur, anlaşırız. Şimdi gitmem gerek, anlıyor musun beni?” deyip Yiğit, tek kaşını kaldırıp cevap bekliyorum der gibi Emre’ye baktı. Emre cevap vermek adına kafasını salladı. Yiğit elini hafifçe kaldırıp Emre’nin omuzuna vurarak oradan ayrıldı. Odasına gitmek adına yol aldı. En hızlı bir şekilde motoruyla odasına geri döndü. Yiğit’in bu kadar şaşkın olmasının sebebi, orada Alya’yı görmesiydi. Orada ne işi olduğunu, Atlas’ı tanıyıp tanımadığını merak ediyordu. Bunu öğrenmenin bir yolunu bulmalıydı. Çünkü ne kadar aklınca kabul etmese de Alya’dan hoşlanıyordu ve bunu öğrenmeyi çok istiyordu. Bir şekilde öğrenmesi gerekiyordu. Emreler mekanla ilgili bir şeyler araştırırken Yiğit ise orada çalışanlarla ilgili bilgi araştırıyordu. Alya'nın orada çalışıp çalışmadığına bakacaktı. Hepsi birlikte farklı konularda araştırma yapmaya başladılar ama Yiğit'in bilmediği bir şey vardı...

Bölüm : 25.01.2026 14:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...