
9. BÖLÜM
(Hayat bazen hiç istemediğin bir şeyi yapmana sebep olabilir.)
O gün Alya’nın niyeti Yiğit’le konuşup her şeyi öğrenmekti ama tabii ki Atlas buna izin vermeyecekti. Yiğit elindeki kayıt cihazını gösterince Atlas anlık bir ürpermiş, silahı indirecek gibi olduğunda tekrar geri kaldırmıştı. Alya ise kendini Yiğit’in önüne atmış, ona siper etmişti. Atlas ne kadar bağırıp bir şeyler dese de Alya umursamıyor, Yiğit’in önünde durmaya devam ediyordu.
Yiğit, Alya’ya: "Önümde durmana gerek yok. O bana bir şey yapamaz. Önümden çekil." deyip nazikçe itse de Alya oradan çekilmedi ve Yiğit’in önünde durmaya devam etti. Yiğit, Atlas’ın bir şey yapamayacağını bildiği için biraz da olsa rahattı.
Yiğit elindeki kayıt cihazını havaya kaldırıp: "Atlas, artık kuzeninin de öğrenme vakti geldi galiba. Ne dersin? Birlikte dinlemek ister misiniz?" deyince, bir anda silah sesi duyuldu. Silah sesi duyulduğu an Alya hızlıca arkasını dönüp Yiğit’i kendisiyle birlikte yere itti. Alya’nın bu habersiz itişi yüzünden Yiğit’in havada kalan elindeki kayıt cihazı onlardan uzağa uçtu.
Bunu bir fırsat olarak gören Atlas, kayıt cihazını aldı. Ama bir sorun vardı: Ateş eden Atlas değildi. Uzaktan, kim olduğu belirsiz birinden gelen bir silah sesi duyulmuştu ama kim olduğunu kimse göremedi. Yiğit üzerine düşen...
Yiğit, üzerine düşen Alya’ya iyi olup olmadığını sorduktan sonra onu kaldırdı. Tam o sırada arkasına dönüp baktığında, Atlas Alya’nın kolundan tutup götürecekken Yiğit engel olup Alya’nın diğer kolundan tuttu.
Atlas: "Çek ellerini lan! Kimsin de benim kuzenime dokunuyorsun? Çek o lanet ellerini kuzenimin üzerinden!" dedi.
Yiğit de dayanamayıp: "Ya sen nasıl böyle oldun? Benimle nasıl böyle konuşursun? Asıl sen çek kızın üzerinden ellerini. Kendi isteğiyle buraya geldi, eğer isterse gider. Sen kimsin? Sahtekârın tekisin sen!" dedi.
Alya: "Kollarım acıyor, bırakın beni! İkinizi de istemiyorum. Gerçekleri öğrenmek de istemiyorum. Canımı acıtıyorsunuz, bırakın beni!" diye bağırınca, ikisi de onu büyük bir şokla bıraktılar.
Yiğit özür diler gibi bakınca Alya da kafasını eğdi. "Gidelim artık Atlas abi." dedi kısık bir sesle. Yiğit tam bir şey diyecekken Alya susmasını işaret etti. Atlas’ın hoşuna gitmişti kuzeninin bu yaptığı. Resmen Alya, Yiğit’i görmezden gelmiş, onu umursamamıştı bile. Atlas, Yiğit’e sırıttıktan sonra oradan uzaklaştılar.
Yiğit arkalarından: "Bir daha görüşeceğiz eski dostum!" diye seslendi. Atlas duymazlıktan gelip yoluna devam etti. Yiğit içinden: "Tam bir pislik herifin teki... Nasıl bu kadar kötü olabildi bu? Aramızda bir şey de olmadı ama bana şu yaptıklarına bak. Düşündükçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Allah’ım yardım et, her şeyin kısa zamanda ortaya çıkması gerek." diye geçirdikten sonra arabasına atlayıp oradan uzaklaştı.
...bir şey düşünmeme kararı almıştı. Eve vardığında derin bir nefes aldı; çünkü aylardır bu eve gelmiyordu. Mekânlarındaki odalarında kalıyorlardı. Artık sonunda evine gelmişti. Birkaç gün önceden evini temizlemelerini söylemişti çalışanlarına.
Ev tertemizdi ve çok hoş kokuyordu. Bu koku Yiğit’e yine Alya’yı hatırlatmıştı. Evde mis gibi odalardan yayılan lavanta kokusu Yiğit’in içini doldurmuştu. "Bu koku Alya’nın kokusu gibi... En sevdiğim lavanta kokusu tıpkı Alya gibi kokuyor. Of, her şey bu kızı hatırlatıyor! Hiçbir şey olmamasına rağmen ben neden bu kızı düşünüyorum hâlâ? Aptal kafam... Bir sus artık! Şu kızı düşünmeyi bırak ve işleri, yapacaklarımızı düşün!" diye kendi kendine söylenirken kapı çalındı.
Yiğit bu duruma çok şaşırdı; çünkü kimse Yiğit’in eve geleceğini bilmiyordu. Kapıya doğru dönüp giderken hâlâ şaşkındı. Kapı deliğinden baktığında gördüğü şeyle şok geçirdi. Gelen kişi Ozan’dı. Yiğit hızlıca kapıyı açıp hemen Ozan’a sarıldı. Onu görünce çok mutlu olmuştu, yıllardır onu göremiyordu.
"Miniğim, seni gördüğüme çok mutlu oldum. Nerelerdeydin? Ses kayıt cihazını Emre’ye verdikten sonra gitmişsin. Seni çok merak ettim. Hoş geldin."
"Hoş buldum abi. Ben de seni çok özledim. Seni görmek çok hoş da içeri mi geçsek? Çok yorgunum. Senin için çok uzun yoldan geliyorum." deyip Yiğit’e gülümsedi.
"Tabii aslanım. Gel, buyur içeri. Seni görünce çok sevindim miniğim. İçeri davet etmeyi unutmuşum. Beraber oturalım da sohbet edelim biraz seninle." deyip ikisi birlikte içeri, salona geçtiler.
Yiğit: "Ben mutfağa gidip bir şeyler getireyim. Sen de dinlen güzelce." diyerek mutfağa yöneldi. Mutfakta atıştırmalık bir şeyler hazırlarken bir anda geçmişe daldı. Yaklaşık 4 yıl önce Ozan gitmeden bir gün öncesinde, Yiğit’ten ona çok sevdiği yemeği yapmasını istemişti. Yiğit o an aklına geldiği için gülümsemişti. Çok güzel, birlikte yedikleri son yemekti. Ama bugün, yıllar sonra yine birlikte yemek yiyeceklerdi.
Yiğit hemen Ozan’ın en sevdiği yemekleri hazırlamaya başladı. O sırada Ozan aç kalmasın diye atıştırmalık hazırlayıp Ozan’a götürdü.
"Abi bunlar ne? Çok teşekkür ederim."
"Ne demek miniğim. Bunlar şu an hiçbir şey. Güzel bir ziyafet vereceğiz bu akşam birlikte. 4 yıl oldu seni görmeyeli, çok özlemişim. Dedim ki birlikte güzel vakitler geçirelim. Hem sayende bir sürü bilgi edindik Atlas hakkında. Görevini yerine getirdin, tebrik ederim. Bugün geçireceğimiz vakitlerde benden sana bir teşekkür."
"Abi ne demek. Sen bana yıllarca baktın. Beni büyütüp okuttun. Bu benim yaptığım ne ki? Hiçbir şey... Ben zaten şu an seninle olduğum için çok mutluyum." deyip Yiğit’e büyükçe gülümsedi.
"İyi ki geldin be aslanım. İş güç derken seni hep unuttum, özür dilerim." derken kendini mahcup hissedip başını öne eğdi. "Abi hiç sorun değil. Ne kadar yoğun olduğunu biliyorum. Böyle olabilir. Sonuçta ben de görev başındaydım. Hiç sorun değil, hâlâ benim canım abimsin."
Yiğit onun bunları demesine çok sevindi. Mutfağa gidip hazırlıklara başladı. O mutfakta hazırlık yaparken Ozan da salonda dinleniyordu. Yaklaşık 2 saat sonra Yiğit mutfaktan Ozan’a seslendi: "Ozan gel aslanım, yemekler hazır. Ben de acıktım. Koş mutfağa."
Yıllar önce de hep Ozan’ı böyle yemeğe çağırırdı. Yıllar sonra yine bunları yaşamaları Yiğit’i hiç olmadığı kadar mutlu etmişti. Her şeyi unutup o an sadece kardeşi gibi sahip çıktığı Ozan’la vakit geçirmek istiyordu. Ama maalesef ki hiçbir şey istediği gibi olmadı...
Birlikte yemek yerken sohbet ediyorlardı. Ozan, 4 yıl içinde yaşadığı bazı olayları kısaca anlatıyordu. Yiğit: "Asıl şuraya gel sen bakalım. O ses kaydını sen nasıl aldın miniğim?"
"Abi biliyorsun ki ben Atlas abiye çok yakınlaştım. Yani o bana çok iyi davranıyor. Size söylediğim, onun hakkında bildirdiğim bazı bilgileri bile gelip kendisi söyledi bana. Nedense bir anda benimle konuşup sürekli yanında tutup işlerine yardım etmemi istedi. Ben anlamadım abi, bana nasıl çabuk ısınabildi?"
"Anlatacaktın." deyip Ozan'a baktı. "Abi şimdi ben sürekli Atlas abinin yanında oluyorum ya. İşte bir gün Atlas abinin telefonu çaldı. Ben de odasındaydım. Sesi biraz yüksek bir şekilde bana 'Adamdan çık diye' bağırdı. Ben de bir şey olduğunu, belki sana verebileceğim bir bilgidir diye düşünüp kapıda bekledim ve konuşmaları dinledim. Pek bir şey anlamadım. Sonra işte bir gün Mert'le konuşmalarını duydum. Hemen konuşmalarını kayıt altına aldım. Onlara çok yaklaşmadan dinledim. İşine yarayabileceğini düşünüp sana getirdim. Normalde verip geri gidecektim, başka bir şeyler de öğrenirim belki diye ama seni çok özlediğimi fark edip gidemedim."
"İyi yapmışsın miniğim. Ben de seni çok özledim. Bak ne diyeceğim, bu hasret bitsin. Artık oraya gitme. Senin görevin bitmiştir. Gitmeni gerektirecek bir şey yok. Artık benimle burada kalacaksın. Anlaştık mı küçük prens?" diye gülümseyip elini Ozan'a uzattı.
"Peki abiciğim, kabul ediyorum. Seni de çok özledim zaten. Bitsin bu işkence." deyip Yiğit'in uzattığı elini tutup sıktı. "Gel bakalım küçük prens, sarıl abine." diyerek kollarını açtı. Ozan hiç beklemeden hemen sarıldı. "Abi farkındaysan ben artık büyüdüm. Yani ben 22 oldum, sen zaten yaşlandın abi 28 oldun." dedikten sonra kıkırdadı. "Hey! O ne demek öyle? Ben daha genç bir adamım bıcırık. Kıkırdıyor bir de. Benim neyim yaşlı duruyor bakayım? Gayet karizmatik..."
"Yakışıklı bir adamım ben. Hem sen de daha küçücük bir çocuksun. Ne büyümesi bıcırık?"
"Ya abi, bana milletin içinde de böyle hitap etme bak."
Yiğit sırıtarak: "Nedenmiş o minnoş? Ne oluyor sana böyle hitap edince? Hem doğru hitaplar kullanıyorum."
Tam bu sırada Yiğit’in telefonu çaldı. Yiğit baktığında Emre’nin aradığını gördü. "Abiciğim bir dakika bekler misin? Telefonla konuşup geleyim."
"Tabii ki abi, beklerim."
Yiğit yan odaya gidip telefonu açtığında Emre: "Abi biraz gelsen konuşsak çok iyi olacak. Bu Atlas hakkında konuşmamız gerek." dedi. Sesi sakin ama sakladığı bir şey varmış gibi geliyordu.
Bunun üzerine Yiğit: "Tamam, yarım saat içinde orada olurum." diyerek telefonu kapattı. Ozan’ın yanına gidip her şeyi anlattıktan sonra evden ayrıldı. Ozan ise hâlâ yemek yiyordu. Yemek yedikten sonra canı sıkıldığı için evin içinde gezinmeye başladı...
~ BÖLÜM SONU ~
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |