
Atlas masasında otururken Ozan’a seslendi: “Ozan aslanım, bana bir Türk kahvesi, Alya ablana da çay getir.”
Ozan vakit kaybetmeden işe koyulmuştu ama aslında tek istediği buradan bir an önce çıkıp gitmekti. Yiğit abisinin yanına gitmek istiyordu. Kendi kendine, “Acaba onu bilerek mi burada bıraktılar?” diye düşünmekten de geri duramıyordu. Hemen Atlas ve Alya’nın içeceklerini hazırlamaya gitti.
O sırada Atlas, Alya ile bir şeyler konuşuyordu. Ozan, elinde tepsiyle geri döndüğünde kapının ardında durup konuşulanları dinlemeye başladı. Tam o esnada bir aksilik oldu ve tepsideki bardak devrildi. Sesi duyan Atlas hemen kapıyı açtı. Ozan’ı orada görünce ilk başta şüphelenmedi ama bu durumun ilerleyen zamanlarda aklını kurcalayacağından habersizdi.
Atlas, Ozan’ın tedirginliğini görünce, “Olsun aslanım, sana bir şey olmadı ya!” diyerek ona yardım etmek için eğildi. Tam o sırada Atlas’ın telefonu çaldı. Arayan Mert’ti. Mert telefonda aynen şu kelimeleri kullandı: “Abi mekanı hallettik, istediğiniz zaman gelebilirsiniz.”
Atlas, “Tamam, birazdan geleceğiz,” diyerek telefonu kapattı. Hemen kabanını giydi ve Alya’ya dönerek,
“Alya, gelmek ister misin? Burada canın sıkılır. İstersen benimle gel,” dedi. Alya hiç duraksamadan, “Olur, gelirim,” diye yanıt verdi.
İkisi birlikte aşağı indiler. Onların gidişini izleyen Ozan, bir saniyeliğine de olsa derin bir nefes alarak rahatlamıştı.
Ozan, Yiğit’i aramak istiyordu ama telefon numarasını bilmiyordu. Ne olursa olsun Yiğit abisine ulaşması gerekiyordu. Artık burada bulunmak istemiyor, sürekli yanında olduğu abisinin yanına gitmek için can atıyordu.
Kafasına koymuştu; bir yolunu bulup Yiğit abisini arayacaktı.
O sırada Atlas, Mert’i aradı. Mert telefonda, “Abi biz yaklaştık. Mekanın yanından kuş dahi uçmayacak, anladınız mı?” dedi. Atlas, “Anladım abi, sen rahat ol. Korumaların sayısını artırdık,” diye yanıt verdi. Mert, “İyi, güzel. On dakikaya oradayız,” diyerek telefonu kapattı.
Atlas, yanındaki Alya’ya dönerek, “Ee Alya, memnun musun buralardan?” diye sordu. Alya, “Buralar iyi de çok kalabalık ya! Bizim orası bu kadar kalabalık değil,” derken gözü yaşlı bir amcaya takıldı. “Sağa çek abi, yardım edelim. Anlaşılan gözü görmüyor. İnsanlık öldü mü yahu?” dedi.
Araba durur durmaz Alya indi ve amcanın kolundan tutup onu karşıya geçirdi. Atlas’ın gözleri yaşarmıştı; Alya’nın bu kadar yardımsever olduğunu görünce çok mutlu olmuştu. Yaşlı amca da Alya’ya dualar ediyor, çok mutlu görünüyordu. Kimsenin ona yardım etmediği bu anda birinin elini uzatması, ona insanlığın içinde hâlâ "küçük fidanlar" olduğunu hissettirmiş ve onu çok duygulandırmıştı.
Amca minnetle, “İnşallah o fidanlar yeşerir de büyük bir ormana dönüşür,” dedi.
O sırada Atlas araya girdi: “Amcam, bir ihtiyacın olursa biz seni buluruz. Sen adresini bize söyle.” Yaklaşık beş dakika süren bu kısa ve sıcak sohbetin ardından Alya ve Atlas, yollarına devam etmek için tekrar arabaya bindiler.
Atlas, arabayı çalıştırmadan hemen Alya’ya döndü.
Atlas, Alya’ya dönerek şunu dedi: “Yarın Mert’i yollayacağım; amcanın tüm sağlık masraflarını ben karşılayacağım.” Alya, bu sözden sonra çok mutlu olmuştu.
Atlas’ın artık ciddi olması gerekiyordu çünkü varacakları yere çok yaklaşmışlardı. Gitgide bina sayıları azalıyor ama bir yandan da uzun ağaçların sayısı artıyordu. Artık hedefledikleri yer uzaktan belli oluyordu. Atlas yapıyı görünce rahatlamış, yüzünde bir tebessüm oluşmuştu. Alya da bunu fark edince gülümsedi ama belli etmemeye çalıştı.
Artık varmışlardı. Mert onları kapıda ağırlamak için bekliyordu. Atlas arabanın el frenini çekti ve inmek için çamurlaşmış yere, yeni aldığı siyah botunu bastı; her adımında adeta asalet okunuyordu. Mert’in yanına gelince tokalaştılar.
Mert, “Naber yiğidim, nasılsın?” diye sordu. Atlas, “İyiyim abi,” dedi. Mert, “İyi, iyi... Hep iyi ol,” der demez gizli mekanlarına girdiler. İçerisini gören Atlas, “Burası çok güzel olmuş!” dedi. Yiğitlerin böyle mekanları var mıdır sizce? Hep bir ağızdan, “Hayır!” dediler tabii ki.
Mekanda sigara içmek yasaktı; Atlas buna çok dikkat ederdi. Boş yere kendilerini zehirlediklerini düşünür, hep böyle söylerdi. O sırada Atlas ve Alya’nın karnı acıkmıştı. Alya bunu Mert’e söylemek için yöneldi ama tam o anda gözüne bir şey çarptı. “Vay be! Ne güzel duruyor... Asaletine kurban!” dedi. Alya’nın böyle övüp bitiremediği şey, dalgalanan şanlı Türk bayrağıydı!
Atlas, şanlı bayrağımızı görüp gururlandıktan sonra yoluna devam etti. O sırada Mert’in yanlarından ayrıldığını fark etti ve kendi kendine, “Ne ara kayboldu?” diye sordu. Atlas hemen Mert’i aradı. Mert telefonu açınca Atlas, "Neredesin? Bir anda kayboldun,” dedi. Mert ise, “Abi, siz içeri girdikten sonra bir ses duydum, ona bakıyordum. Galiba kediydi,” diye yanıt verdi. Atlas, “Tamam gel, hadi bekliyorum,” dedi; Mert de “Tamamdır,” diyerek telefonu kapattı.
Atlas iyice acıkmıştı. Mert’in geldiğini görünce, “Sonunda geldin, ağaç olacaktım! Neyse, çok acıktım, Alya da acıkmıştır. Gidip yemek alıp gelsene,” dedi. Mert, “Tamam abi, gitmeme gerek yok, arayayım gelsinler,” diye cevap verince Atlas bir anda parladı: “Sakın Mert!” diye bağırdı. Ardından sesini biraz daha kontrollü bir tona çekerek, “Burası özel bir yer; kimin gelip gelmeyeceğini bilemeyiz,” dedi. Mert mahcup bir şekilde, “Haklısın abi, pardon,” diyerek ona hak verdi.
O esnada Alya, biraz hava almak için bahçeye çıkmıştı. Aslında o da Mert’in duyduğu o gizemli sesi duymuş ama pek üzerinde durmamıştı. Oysa o sesi çıkaran bir kedi değil, bir insandı; o insanlar Yiğit ve adamlarından başkası değildi! Yiğit, Alya’yı bahçede görünce büyük bir şok yaşadı. Az önce duydukları araba sesinden dolayı gizlenmişlerdi; o arabayla giden kişi yemek almak için çıkan Mert’ti.
Tam o sırada Atlas, içeriden Alya’ya seslendi: “Alya, içeri gel, sana odanı göstereceğim”. Alya büyük bir heyecanla içeri girdi ve Atlas’ı takip etmeye başladı.
“Gizli bir yer olmasına rağmen burayı bayağı beğendim,” dedi Atlas. Genelde bu tarz yerlerde eski yapılar olurdu ama burası sıfırdan yapılınca çok daha iyi olmuştu. Atlas’ın odası koridorun sonundaydı ve binadaki en büyük odaydı. Kapısının önünde iki tane kocaman koruma bekliyordu. Atlas’ı görünce hemen kapıyı açtılar. Atlas ve Alya içeri girerken Atlas korumalara, “Mert gelince haber verin,” talimatını verdi. Korumalar, “Anlaşıldı,” anlamında başlarını salladılar.
Atlas da odasını ilk defa görüyordu ve şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı. Masası tam istediği renkteydi; hiçbir masraftan kaçınılmamıştı ve her şey harika görünüyordu. “Beğendin mi Alya?” diye sordu. Alya, “Çok güzel olmuş abi, aşırı beğendim. Sen de beğendiysen bu iş olmuştur,” dedi. İkisi de bu duruma gülümsemişti.
Atlas koltuğuna oturdu; derisinin kalitesini test etmek için elini üzerinde gezdirdi. “İyi ürün ha!” dedi memnuniyetle. Alya, “Gerçekten güzel duruyor,” diye onayladı. Ve tabii ki olmazsa olmaz şanlı Türk bayrağı, tam karşıda duruyor ve odaya bambaşka bir asalet katıyordu.
Tam o sırada Atlas’ın telefonu çaldı; arayan yine Mert’ti. “Abi lahmacun, pide ve döner aldım, yanına da ayran... Başka bir şey istiyor musunuz?” diye sordu. Atlas, “Yok Mert, yeter; çok bile almışsın,” dedi. Mert, “Olsun, bol bol yeriz,” deyince Atlas telefonu kapattı. Gülümsiyerek Alya’ya döndü: “Mert yine döktürmüş, ne varsa almış. Buradan aç çıkmayız,” dedi. İkisinin de yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
Mert, mekana iyice yaklaşmıştı. Arabası o kadar büyüktü ki geçemeyeceği hiçbir yer yoktu. Artık onun gözünden bile mekan net bir şekilde seçilebiliyordu. Binanın önüne geldiğinde durdu ve elinde yemek paketleriyle içeri girdi. Kapıdaki korumaya, "Atlas Bey'i çağırın," dedi. Koruma, başıyla selam verip koridorun sonuna doğru ilerledi.
Atlas'ın odasının önündeki korumalara, "Mert Bey geldi," haberini verdikten sonra kendi yerine geri döndü. Odadaki korumalardan biri kapıyı tıklatıp içeri girdi. "Efendim, Mert Bey mekana giriş yaptı," dedi. Atlas, "Tamamdır, çıkabilirsin," diye yanıt verince Alya ile birlikte kapıya yöneldiler.
Ana salona vardıklarında yemekleri gören Atlas ve Alya çok mutlu oldular; hemen sofraya oturup iştahla yemeye başladılar. Atlas bir ara başını kaldırıp,
"Eyvallah Mertçiğim, maaşını artıracağım," deyince herkesin keyfi yerine geldi.
Yemekten sonra Atlas ve Alya eve gitmek için hazırlanmaya başladılar. Atlas, Alya’ya, "Yarın da gelelim," dedi; Alya da "Olur," diyerek onu onayladı. Ancak tam kapıdan dışarı çıktıkları anda Atlas, Alya ve Mert; Yiğit ile adamlarını karşılarında görünce neye uğradıklarını şaşırdılar. Alya bir an duraksadı; bu, geçen gün çarptığı adam değil miydi? Onu gördüğüne başta sevinse de hemen ardından yüzü asıldı. Kendi kendine sordu: "Onun burada ne işi vardı?"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |