3. Bölüm

1.BÖLÜM

Yasin ve Berra
yasinveberrayazar

"Bazı şeylerin ansızın bitmesi gerekir."

Mafya Lideri Yiğit

 

"Asla bu anlaşmayı kabul etmiyorum. İstediklerini vermeyeceğim. Gerekirse düşman olalım ama isteklerini vermeyeceğim."

 

Yiğit çok sinirliydi. Mafya lideri Atlas'tan böyle bir şey duyacağını hiç düşünmezdi. Atlas ondan, "Fabrikada ürettiğin tüm silahları bana ver. Karşılığında da bende sana paranın bir kısmını vereyim. Ne de olsa bana borcun vardı. Borcunu kapatmış olursun." dedi.

 

Yiğit, yıllarca beraber çalıştığı arkadaşından böyle bir şey duyacağını hiç düşünmüyordu. Çünkü herkes kendi silah markasına sahip olan silahları satar, parasını da kendileri alırlardı. Aralarında borç konuşması anlaşılmazlıkları olmaz, çok güzel anlaşırlardı. Ama o gün Atlas'a bir şey olmuştu.

 

Sabah geldiğinden beri Yiğit'le çok kötü konuşuyor, tersliyor, onu dinlemiyor, kendi bildiklerini yapıyordu. Bir şey olmamasına rağmen aralarında bir soğukluk vardı. Yiğit, Atlas'a açıklama bekler gibi bakıyordu.

 

Yiğit, Atlas'a ne olduğunu sorduğunda Atlas cevap vermedi. Yiğit bir süreliğine ne olduğuna anlam veremedi. En son ise toplantı vaktine kadar onunla konuşmayı bıraktı. Toplantıda ise Yiğit, Atlas'ın bir şey sakladığını düşündü. Çünkü daha önce toplantıda böyle bir şey yaşamamışlardı. Gülüp eğlenirler, kendi silahlarını üretip satmaya devam ederlerdi.

Ama o gün toplantıda Atlas Yiğit'in tüm silahlarını istemişti. Yiğit kabul etmeyince, Atlas "Artık sen benim düşmanımsın. Asla seninle anlaşma yapmayacağım. Bugün aramızdaki anlaşmayı kendi ellerine bozdun. Bundan sonra hiçbir konuşmamız, anlaşmamız olmayacak. Kendini kolla derim. Çünkü ne zaman, ne yapacağım belli olmayacak. Anlayamayacaksın." deyip bir anda odayı terk etmişti. Yiğit'in konuşmasına müsaade etmemişti. Yiğit çok şaşkın ve sinirliydi. Atlas'ın böyle bir şey demesini hiç beklemiyordu. Onu anlayamıyordu. Atlas'ın böyle yapması sadece Yiğit'i değil, diğerlerini de şaşırtmıştı. Yalçın sinirlenmişti. Öfkeyle doluydu. Çünkü silahlar onlar için çok önemliydi. Silahları üretebilmek için çok uğraşmışlardı. Atlas da bunu bilmesine rağmen böyle bir şey isteyince Yalçın şaşırmamış, öfkelenmişti. Yalçın, Atlas konuşmaya devam ettikçe daha çok öfkelenmiş. Ellerini sıkmaktan tırnakları etine girmiş, elleri kanıyordu. Yiğit de bunu fark edince Yalçın'a sakin olması için gözlerini kırpıp kafasını eğdi. Yalçın az da olsa sakinleşmişti. Ama hala çok öfkeliydi. Neyse ki Yiğit, Yalçın'ı sakin tutmuş ve hiçbir şey olmadan toplantı bitmişti. Atlas herkesin kafasında soru işaretleri bırakmıştı. Özellikle Yiğit'in kafasında bir sürü soru işareti bırakmıştı. Yıllarca çok iyi anlaşırken, anlaşmaları çok iyiyken nasıl bir anda böyle olmuştu? Atlas neden böyle demişti? Neden aralarında anlaşmayı kendi bozmasına rağmen Yiğit’i suçlamıştı? Ona bir şey mi yapmışlardı? Yoksa kendi mi bir şeye öfkelenmişti? Bunun gibi bir sürü soru vardı Yiğit’in aklında. Hepsinin cevabını öğrenmek istiyordu ama nasıl öğrenecekti? Bu olaydan sonra Yiğit ve arkadaşları odalarına döndü. Aralarında konuşurlarken patlama gerçekleşti. Patlama sonrası hepsinin, özellikle Yiğit’in kafası çok karıştı ve sorularla doldu. Uzun süre sonra ilk defa böyle bir olay yaşanmıştı. Patlama sonrası Yiğit yangın kulübesinin yanına gitti ve kulübe görevlisiyle konuştu. Geri dönerken çok şaşkın ve düşünceliydi. Onu görüp yanına gelen ilk kişi Eren olmuştu. Hemen Eren’den sonra da Yalçın, Demir, Emre ve Altay geldi. Hepsi şaşkın ve meraklı bir suratla Yiğit’e bakıyorlardı. Yiğit ise bu olayları bir araya getirip anlamlandırmaya çalışıyordu. Böyle şeyler ilk defa yaşandığı için herkes çok şaşkındı. Hepsi birlikte Yiğit’le konuşmak istediler. Yiğit’i odaya geri götürmek istediler. Yiğit önce durup Yalçın’a:

 

“Yangın daha fazla büyümeden tanıdığımız itfaiye arkadaşları çağırın. Yangını bir sorun olmadan söndürsünler. Gerekli parayı veya gereken şeyleri verin. Yangın söndükten sonra da beni çağırın. Kulübenin içine bakmam gerek,” diyerek Yalçın’ı uyardı.Yalçın da Yiğit’in dediklerini yapacağını belirtmek için saygılı bir şekilde durdu ve gözünü kırpıp başını eğdi. Yiğit, Demir’e de Yalçın’la birlikte durmasını söyledi. Sonrasında Yiğit ve arkadaşları odaya geri döndüler. Eren ve diğerleri oturmasına rağmen Yiğit yerinde duramıyor, telaşlı bir şekilde oradan oraya gidip duruyordu.

 

Altay, Yiğit’e: “Neler olduğunu anlayabiliyor musun? Daha doğrusu neler olduğunun farkında mısın? Bu olayı kim, neden yapmış olabilir? Aklında düşündüğün herhangi bir şey var mı?” dedi.

 

Yiğit, umursamaz bir şekilde düşünmeye ve telaşlı bir şekilde oradan oraya gitmeye devam ediyordu. Altay bu kez: “Abi, bir şey der misin?” diye bağırdı.

 

Yiğit: “Bende bir şey bilmiyorum. Yakında her şeyi anlayacağız.” dedi. Bu sözünün üzerine herkes Yiğit’e baktı. Eren: “Abi, bildiğin veya aklında planladığın bir şey mi var?” diye şaşkın bir ifadeyle sordu.

 

Yiğit, dönüp onlara baktığında dışarıdan sesler duyuldu. Herkes cama doğru gitti ve itfaiyenin gelip yangını söndürmeye çalıştığını gördüler. Herkes yangının sönüşünü izlemeye dalmışken Yiğit olanları düşünmeye devam ediyordu. Kısa bir süre sonra yangını söndürmeyi başardılar. Yiğit, düşünmekten yangının söndüğünü fark etmemiş, düşüncelere dalmıştı.İçeridekiler “Yangın söndü!” diye bağırınca, Yiğit yangının söndüğünü fark etti. Herkes biraz da olsa yangının sönmüş olmasına sevinmişti. Tam o sırada kapı açıldı ve içeri Yalçın geldi. Yangının durduğunu, artık gelip kulübeye bakabileceğini söyledi.

 

Yiğit hemen kapıya doğru yöneldi. Aceleli ama sakin adımlarla odadan çıktı. Kulübeye doğru giderken Emre, kolundan tutup onu durdurdu. Yiğit’e “Ne oldu?” der gibi bir bakış attı. Yiğit susup bir şey demeyince Emre de: “Kulübenin bulunduğu yerde bir şey mi var? Orada önemli bulduğun ne var? Bizden sakladığın bir şeyi mi var?” diye sordu.

 

Yiğit de: “Kulübeye baktıktan sonra her şeyi gelip anlatacağım.” dedi. Yiğit nazik bir şekilde kolunu sıyırıp oradan ayrılmak istedi ama Emre “Ben de seninle geleceğim.” diye bağırınca ona engel olmak yerine kabul etti.

 

Birlikte sessiz bir şekilde, bir kelime bile etmeden kulübeye gittiler. Gerçi artık bir kulübe gibi durmuyordu. Eski yıpranmış kalınamayacak kadar berbat, her yeri dökülmüş bir yer gibiydi. Emre ne arayacağını bilmediği için önce kulübeye, daha sonra Yiğit’e baktı.

 

Yiğit: “İçeride bir sandık arayacağız. Sandık göremezsen, eğer yanmış haldeyse belge ve dosyalar ara. Ulaşmak, bulmak istediğim şey bu belge ve dosyalar.” dedi.

 

Emre de başını eğerek onayladı ve birlikte kulübenin içine girdiler…

Bölüm : 27.11.2025 18:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...