16. Bölüm

14. Bölüm

Yasin ve Berra
yasinveberrayazar

14. BÖLÜM

​"Hiç beklemediğin anda kader karşına çıkarır her şeyi."

​"Tuğçe, inanamıyorum, çok mutluyum!"

"Alya, ben de çok mutluyum canım dostum. İyi ki varsın, seni çok özlemişim."

​Birbirlerine sıkıca sarıldılar; adeta kenetlenmişlerdi. Onlar hasret giderirken Yağız ve Atlas, şaşkın bakışlarla bu manzarayı izliyordu. Kızların birbirini bırakmaya niyetinin olmadığını anladıklarında onlara seslendiler. Atlas "Alya!", Yağız ise "Tuğçe!" diye sesini yükseltti. Ancak kızlar onları hiç umursamadan kendi aralarında konuşup gülüşmeye devam ediyordu. Bu tablo karşısında erkekler de dayanamayıp birbirlerine sarılarak güldüler; komik ama bir o kadar da sıcak bir andı.

​Belli bir süre sonra hasret giderme faslı bitti ve hep birlikte oturup konuşmaya başladılar.

​"Eee anlatın bakalım, siz birbirinizi nasıl buldunuz böyle?" dedi Atlas.

​Tuğçe heyecanla anlatmaya başladı:

"Atlas abi, şimdi şöyle ki; biz Yağız’la çok ani karşılaştık. Ben dışarıda, sitedeki bankta otururken yanıma bir adam yaklaştı. Tanımıyordum, telaşlandım çünkü sürekli dibime kadar girip benimle konuşmaya çalışıyordu. Ona bağırarak karşılık verdim; tanımadığımı ve gitmesini istediğimi söyledim. Buna rağmen beni dinlemiyor, iyice üzerime geliyordu. Dayanamayıp ayağa kalktım ve yüzüne bir tokat attım. Bu sefer kolumu tuttu. O sırada ben bağırmaya devam ederken Yağız geldi."

​Tuğçe, bakışlarını Yağız’a çevirerek devam etti:

"Adamın kolunu tutup benim kolumu bırakmasını sağladı. Elleri arkada kalacak şekilde onu yere yatırdı ve sorular sordu. Kısa süre sonra polisler geldi; meğer çevredekilerden biri çoktan haber vermiş. Polisler adamı götürünce Yağız bana iyi olup olmadığımı sordu. O an sergilediği bu tavır beni çok etkilemişti. Âşık olmuştum ona... Tabii o da bana âşık olmuştu."

​Bu itiraf üzerine masada neşeli bir kahkaha koptu. Yağız sözü devraldı:

"Katılıyorum Atlas. O an ona gerçekten vuruldum. Tuğçe’nin o göz kamaştıran güzelliği ve kendini o adama karşı savunma biçimi beni çok etkiledi. Karakola şikâyetçi olmaya gittiğimizde, onunla yeniden buluşup sohbet etmek istediğimi söyledim. Tabii ki Tuğçe de beni reddetmedi, hemen kabul etti. O günden sonra her fırsatta buluşmaya başladık; neredeyse her gün beraberdik. Kurs çıkışlarına gidip onu alıyordum. Biraz dolaşıyor, bir şeyler içiyorduk. Birlikte motor sürüyorduk, hatta ona motor sürmeyi ben öğrettim." diyerek güldü.

​Tuğçe hemen söze girdi:

"Ya abi, yalan söylüyor! Ben zaten sürmeyi biliyordum, ehliyetim de var. Gayet de güzel kullanıyorum." diyerek kendinden emin bir şekilde konuştu.

​Yağız kahkaha atarak, "Ooo hanımefendi çok öz güvenli konuşuyorsunuz ama geçenlerde sizi durdurmasam duvara çarpıyordunuz. O nasıl oldu peki?" diye takıldı.

​Tuğçe, ciddi bir ses tonuyla, "Ya Yağız, o anlık bir dikkatsizliğime denk geldi, kullanışımla alakalı değil. Hem ona bakılırsa sen de az kalsın ikimizi birden motordan düşürüyordun!" dedi.

​Yağız hemen kendini savundu: "Tuğçe, hatırlarsın ki o an motorda uyuyakalmıştın. Düşecek gibi olunca seni tutmaya çalışmıştım, ne yapabilirdim?"

​Aralarındaki atışma devam ederken Atlas araya girdi: "Arkadaşlar, sizi kavga edin diye çağırmadım. Tartışmayın lütfen, durduk yere tadımız kaçmasın. Sakin olun."

​"Haklısın abi," diyen Yağız, Tuğçe’nin yanına gidip ona sarıldı. "Kusura bakma Tuğçe’m," diyerek onu alnından öptü.

​Alya, hayranlık dolu gözlerle onlara bakarak, "Ya abi, çok tatlı değiller mi?" dedi.

Atlas da gülümseyerek, "Evet güzelim," diye onayladı. "Hadi çifte kumrular, anlatın da şöyle güzel bir ziyafet çekelim. Sonrasında yapacağınız görev hakkında konuşup anlaşalım."

​"Olur Atlas," dedi Tuğçe. "O zaman biz Yağız’la eşyalarımızı odaya yerleştirelim, biraz dinlenip geri geliriz."

​Atlas, "Olur Tuğçe’m. Sen gel de biraz hasret giderelim, sana karşı hâlâ özlem doluyum." dedi.

"Olur Alyacığım, öpüyorum seni."

"Ben de balım."

​Atlas onlara odalarını tarif etti ve Yağız ile Tuğçe odalarına çekildi. Alya ise sıkılmış hissediyordu. "Abi ben biraz hava alayım. Sahil kenarına gidip oturacağım, kendime gelince yanına dönerim."

​Atlas tedbirli davranarak, "Olur güzelim. Mert’i de seninle gönderebilirim ya da adamlarımdan birini, kimi istersen?" diye sordu.

Alya reddetti: "Yok abi, ben giderim. Sahil çok uzak değil zaten. Olmadı biraz yürüyüş yapar gelirim."

"Peki güzelim, çok dikkat et kendine. Eğer şüpheli bir durum olursa beni hemen ara."

"Tamam Atlas abiciğim, korkma. Duruma göre ararım seni."

​Atlas, Alya’nın saçlarını okşayarak, "Ne yapayım be güzelim? Bana emanetsin. Emaneti geç, seni seviyorum abiciğim. Çocukluğumuz beraber geçti, kardeşimsin benim. Sana sahip çıkmam lazım." dedi.

Alya teşekkür edip abisine sarıldıktan sonra evden çıkıp sahile doğru yöneldi.

​"Şükür ya! Rahat bir nefes alacağım. Çok bunaldım, sürekli kapalı alandayım." diye kendi kendine söylenerek yürümeye devam etti. Ancak aklında sürekli bir isim yankılanıyordu: "Yiğit." Abisinin yanında olup Yiğit’e düşmanlık yapması gerekse de onu düşünmekten, yüzünün gözünün önüne gelmesinden kendini alıkoyamıyordu. Kısık bir sesle dua etti: "Allah’ım, ben niye bu çocuğu düşünüp duruyorum? O abimin düşmanı, yani bizim düşmanımız. Onu böyle düşünmemeliyim, yapmamalıyım. Lütfen beni doğru olana yönlendir Allah’ım."

​Müzik dinlemek için kulaklığını taktı. Hem şarkı söylüyor hem de yol boyunca dans eder gibi adımlıyordu. Birkaç dükkâna girip bakındıktan sonra sahile ulaştı. Kendini müziğin ritmine kaptırmışken aniden birine çarptı ve duraksadı. Karşısında iki adam duruyordu. Önce onları tanıyamadı ama dikkatlice baktığında adamın eski sevgilisi olduğunu fark etti.

​Adam, karşısına dikilmiş, sırıtan bir ifadeyle "Naber güzellik?" deyince Alya korkuyla kekeledi: "Senin... Senin ne işin var burada?"

​Korkuyordu ama bunu belli etmemeye çalıştı. Adam devam etti: "Seni merak ettim güzelim. Sevgilimi özledim. Burada olduğunu öğrendim ve ilk fırsatta seni görmeye geldim. O kadar özlemişim ki!" diyerek bir anda Alya’ya sarılmaya yeltendi.

​Alya adamı itmeye çalışarak, "Bırak beni! Ben senin sevgilin değilim, biz ayrıldık. Bırak beni!" diye bağırdı. Adamın yapılı vücudu karşısında çabası sonuçsuz kalıyordu. Sonunda can havliyle adamın kolunu ısırdı ve onu itip hızla oradan uzaklaşmaya başladı. Arkasından adamın arkadaşına, "Kızı tut!" diye bağırdığını duydu.

​Alya ilk bulduğu sokağa dalıp saklandı. Hemen telefonunu çıkarıp Atlas abisini aramak istedi ama durdu. Eğer Atlas öğrenirse o adamı yaşatmazdı. O an aklına gelen ilk isim Yiğit oldu. Yiğit, yabancı bir numara aradığı için başta telefonu açmadı. Alya şansını son bir kez daha denedi. Bu sefer Yiğit telefonu açtı ve sert, ciddi bir ses tonuyla "Kimsin, ne istiyorsun?" diye çıkıştı.

​Alya ağlayarak, "Ben... Ben korkuyorum Yiğit. Lütfen bana yardım et, çok korkuyorum." dedi. Daha önce bu adam onu öldürmeye kalkmıştı, dehşet içindeydi.

Yiğit’in sesi aniden değişti: "Alya, ne oldu? Neyin var? Numaramı nereden buldun? Cevap ver!"

"Onur peşimde... Eski sevgilim beni bırakmıyor. Bir yere sığındım ama..." Alya’nın sesi birden kesildi ve telefon kapandı.

​Yiğit, "Alya! Ses ver, bir şey de!" diye bağırdı ama hat çoktan kopmuştu. Ne yapacağını bilemedi. Bunun bir tuzak olabileceği ihtimali aklından geçti ama dayanamayıp hızla odadan çıktı. Emre’nin yanına giderek, "Emre, çabuk benimle gel!" dedi.

Emre telaşla, "Ne oldu Yiğit? Önemli bir şey mi var?" diye sordu.

O sırada Eren sakin bir şekilde araya girdi: "Emre, Yiğit çağırdıysa git, bize de haber verirsin."

​Yiğit ve Emre hızla dışarı çıktılar. Yiğit’i motosikletinin başında beklerken gören Emre, "Bu çocuk ne karıştırıyor?" diye içinden geçirdi. Yiğit, motoru işaret ederek, "Emre, şimdi bunun sırası değil. Arabaya atla ve sana atacağım konuma gel. Çabuk!" dedi.

Emre, "Derhal efendim," diyerek aracına atladı.

​1 SAAT ÖNCE

​Yiğit, Alya’ya ulaşamayınca Demir’i aramış ve numara üzerinden konumunu bulmasını istemişti. Demir başta sadece bir numarayla bunu yapamayacağını söylese de Yiğit’in sinirlenmesi üzerine hemen çalışmaya başlamıştı. Yarım saatin sonunda numaranın en son nerede sinyal verdiğine dair verilere ulaştı. Yiğit’i arayıp her şeyi anlattı ve konumu gönderdi. Yiğit, ilk iş olarak Emre’yi çağırdı ve yola koyuldular.

​Yiğit olay yerine ulaştığında her yeri didik didik aramaya başladı. Yaklaşık on beş dakika sonra Emre de oradaydı.

"Yiğit! Ne oluyor? İyi misin? Niye buraya geldik?"

"Emre anlatacağım, acele etme. Ama şu an bana buralarda saklanılabilecek güvenli bir yer bulman gerek."

"Yiğit, nedenini bilmeden ne istediğini anlayamam."

​Yiğit sabırsızca, "Emre, dediğimi yap! Biri peşinden koşsa, seni kovalasa nereye saklanırdın? Bunu düşünerek bir yer bul." dedi.

Birlikte tenha yerleri, kuytu köşeleri aramaya başladılar. Gitmedikleri yer kalmamıştı.

Emre, "Yiğit, hiçbir şey yok. Ne saklanacak bir yer ne de bir iz..."

"Emre söylenme de aramaya devam et hadi!"

"Off Yiğit, arıyorum zaten ama yok işte!"

"Tamam Emre, ben bakarım, sen otur." diyerek aramayı sürdürdü Yiğit.

​Aniden Yiğit’in bakışları bir noktaya kilitlendi. "Buldum işte... Ona dair eşyalar."

Emre şaşkınlıkla yanına geldi. "Yiğit neyden bahsediyorsun? Gerçekten anlamıyorum."

"Alya’nın eşyaları ve telefonu... Demek ki buradan kaçırdılar onu. Emre, derhal buradaki kamera kayıtlarına ulaşıyorsunuz. Hemen!"

​Emre, Yiğit’in kararlılığı karşısında başını sallayıp telefonu çıkardı. Demir’i arayıp yanlarına çağırdıktan sonra Eren’e de bilgi verdi. Ancak onları telaşlandırmamak için küçük bir yalan uydurdu: Yiğit’in arabasında sorun olduğunu, bu yüzden sanayiye götüreceklerini söyledi. Saçma bir yalandı ama o an aklına başka bir şey gelmemişti.

​Demir yarım saat sonra geldiğinde, Emre sahil kenarındaki dükkân sahipleriyle konuşmaya başlamıştı bile. Kamera kayıtlarını izlemek için izin almaya çalışıyorlardı.

​Yiğit ise elinde Alya’nın telefonunu tutarken tek bir ismi düşünüyordu: "Onur."

"Onur... Kim bu Onur denilen şahıs? Neden Alya’yı kaçırıyor? Yoksa Atlas’ın adamlarından biri mi? Bir dakika... Telefonda 'eski sevgilim' demişti. Yoksa..." diye düşünürken derin bir sessizliğe gömüldü.

​= BÖLÜM SONU =

Bölüm : 20.04.2026 18:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...