10. Bölüm
Yılmaz Örmeci / Konyaaltı Canavarı / BÖLÜM 10: DOĞAN'IN KONUKLARI

BÖLÜM 10: DOĞAN'IN KONUKLARI

Yılmaz Örmeci
yilmazormeci

BÖLÜM 10: DOĞAN’IN KONUKLARI

Teoman, Doğan’ın eşi Ayça’nın katilin tarifine uyduğunu ilk kez fark ettiğinde, içindeki huzursuzluk giderek artmaya başladı. Sofrada herkesin keyifli sohbetine katılırken, kafasının içinde dönen düşünceler onu yiyip bitiriyordu. Gözlükler, kır saçlar, kırklı yaşlar… Evet, Ayça tarifle tamamen örtüşüyordu. Ancak Doğan’ın eşini bir seri katille ilişkilendirmek, aklına bile zor geliyordu.

Ayça çay servisi yapmak için mutfağa yöneldiğinde, Teoman dikkatlice onu izliyordu. Ayça bir tepsiyle döndü, çayları zarifçe masaya bırakırken tekrar hafifçe gülümsedi. Teoman’ın bakışları anında kaşlarının arasına odaklandı. Evet, oradaydı. Sol kaşının tam bittiği yerde küçük ama belirgin bir simsiyah ben.

O an içinde bir savaş başladı. Ayça gerçekten bu cinayetlerle bağlantılı olabilir miydi? Yoksa yalnızca bir rastlantı mıydı? Bu düşünceleri Doğan’a açmak büyük bir risk almayı gerektiriyordu. Yanlış bir adım atarsa hem bir dostluğu kaybeder hem de büyük bir skandala yol açardı.

O an için susmayı seçti. Çayını alıp bir yudum içtikten sonra, “Ayça Hanım, çayınız harika gerçekten” dedi, yüzünde sahte bir gülümsemeyle.

Ayça, bu iltifata gülerek karşılık verdi. “Teşekkür ederim Teoman Bey. Sırf çay için her zaman bekleriz.”

Teoman, Ayça’nın bu sakin ve dostça tavrını izlerken, gerçekleri ortaya çıkarmadan önce daha fazla kanıta ihtiyacı olduğunu anladı. İçi içini yiyordu, ama sakin kalmaya mecburdu. Ayrıca kendi gazetecilik mesleği olarak edindiği bu bilgiyi polisten sakladığını Doğan’a nasıl izah edecekti?

Teoman, çaylar içildikten sonra salona geçilince sohbet konusunu ustalıkla döndürüp gazetede ve televizyonda çıkacak cinayet haberine getirdi. Bir yandan çayını yudumlarken, “Bu arada, yarın gazetede bir kadın cinayeti haberimiz var. Oldukça trajik bir olay, yerel televizyonlar da bunu haber yaptı bile. Hadi televizyonu açalım, belki denk geliriz” dedi ve televizyon kumandasını işaret etti.

Doğan televizyonu açtı ve kanal değiştirmeye başladı. Nihayet yerel bir kanalda, haber spikerinin ciddi bir yüz ifadesiyle bu cinayeti anlattığını duydular:

“Konyaaltı’nda aile içi şiddet nedeniyle yine bir kadın cinayete kurban gitti. Bu, bölgede son iki yılda yaşanan 28. cinayet olarak kayıtlara geçti. Polis, olayla ilgili soruşturmasını sürdürüyor.”

O an Teoman’ın gözleri belli etmeden Ayça’nın yüzüne kaydı. Ayça dikkatle ekrana bakıyor, dudaklarını hafifçe ısırıyordu. Ancak bu, herhangi bir insanın verebileceği sıradan bir tepkiydi. Doğan’ın göz ucuyla televizyona bakışı da farklı değildi.

Ayça’nın ardından, masadaki diğer kişilere de bir göz attı. Kendi eşi Dilek, ekrana dalmıştı. “Korkunç bir şey, değil mi?” dedi hüzünlü bir ifadeyle. Ayça, Dilek’e katıldığını belirten bir baş hareketi yaptı. “Gerçekten öyle” diye mırıldandı.

Teoman dikkatle her mimiği, her kelimeyi ölçüp biçiyordu. Ama Ayça’nın tepkisi ne fazlaydı ne de eksik. Gözlerinde rahatsız edici bir bakış, dudaklarında sahte bir gülümseme yoktu. Sıradan bir insan gibi davranıyordu.

Buna rağmen Teoman’ın içindeki şüphe sönmek bilmiyordu. Belki de katil, insanları yanıltmak konusunda düşündüğünden daha ustaydı. Belki de bu masanın etrafındaki herkes bir sır saklıyordu.

Televizyondaki haber sona erdiğinde Ayça, kumandayı alıp kanalı değiştirdi. “Hep bu tür haberler. İnsan biraz daha güzel şeyler izlemek istiyor” dedi. Ardından masadakilere bakarak gülümsedi. “Çayları tazeleyeyim mi?”

Teoman, Ayça’nın arkasından bakarken içinden geçirdi: “Ya çok iyi bir aktris ya da bende bir şeyler ters gidiyor, boşuna kuruntu yapıyorum, umarım hata bendedir.”

Doğan ise hâlâ haberi düşünüyordu. Bu sahte haberin nasıl bir yankı uyandıracağını kestiremiyordu. Ama bir şeyden emindi: Bu masada, herkesin farklı bir gündemi vardı.

Teoman, geç bir saatte vedalaşıp ailesiyle birlikte evden ayrılırken, içindeki şüphe artık suskun bir fırtına gibi büyüyordu. Şimdi en önemli soru şuydu: Ayça masum muydu, yoksa Konyaaltı Canavarı sandıklarından çok daha yakında mıydı?

Sabahın erken saatlerinde, Başkomiser Doğan’ın cep telefonu çaldı. Arayan Teoman’dı. Doğan, kahvaltı masasından kalkıp telefonu açarken kısık sesiyle sabah mahmurluğunu gizlemeye çalıştı.

“Hayırdır Teoman? Bu saatte araman pek hayra alamet değil.”

“Doğan, konuşmamız lazım. Hem de hemen” dedi Teoman, sesinde alışılmadık bir ciddiyetle. “Eşin Ayça’yla ilgili bazı kuşkularım var. Seni rahatsız edecek şeyler söyleyebilirim ama bilmen gerekiyor.”

Doğan kaşlarını çattı. “Teoman, lafı dolandırmadan söyle. Neymiş mesele?”

“Bak, dün gece ben fark ettim. Ayça’nın kaşının yanında bir ben var, değil mi?”

Doğan’ın yüzü gerildi. “Evet, var. Ama bunun ne önemi var?”

“Görgü tanıklarından biri katilin yüzünü görmediğini, ama kar maskesinin açık yerlerinden kaşının yanında böyle bir izi fark ettiğini söyledi. Bu bilgiyi kimseyle paylaşmadım çünkü emin olmadan birini zan altında bırakmak istemedim. Ama Doğan, bu detay eşinin tanımına uyuyor.”

Doğan bir an sessiz kaldı. Sonunda derin bir nefes alarak, “Teoman, çok ileri gidiyorsun” dedi. “Ayça’yı bu işin içine karıştırmam, o benim karım. Eğer bu bilgiyi paylaşırsan, elimden geleni ardıma koymam.”

Teoman’ın sesi yumuşadı. “Doğan, inan bana amacım kimseyi suçlamak değil. Ama doğru olanı yapmak zorundayız. Eşinle açıkça konuşmalısın.”

Doğan konuşmayı sonlandırıp telefonu kapattı. Derin bir nefes aldı ve mutfağa döndü. Ayça, çocuklara kahvaltı hazırlıyordu. Her zamanki gibi huzurlu görünüyordu. Ancak Doğan’ın aklında bin bir soru dönüyordu.

O gece, Doğan eşiyle yatakta yan yana uzanırken konuyu açmaya karar verdi. Ayça, tavana bakarak derin düşüncelere dalmış gibi görünüyordu.

“Bir şey soracağım, Ayça,” dedi Doğan, sesinde biraz tereddütle. “Geçmişte seni çok etkileyen bir şey yaşadın mı? Bazen benden uzaklaştığını hissediyorum.”

Ayça bir an sustu. Sonra yavaşça döndü ve Doğan’a baktı. “Biliyor musun, çocukken hiç kolay bir hayatım olmadı. Babam çok sert bir adamdı. Anneme yaptığı şiddeti izlemek beni hep yaraladı. Bir keresinde, annemi dövdükten sonra kendini savunmaya kalktı diye onu eve kilitlediğini hatırlıyorum. Günlerce çıkamadı.”

Doğan, eşinin anlattıkları karşısında şaşkındı. Daha önce hiç böyle bir açıklıkla konuşmamışlardı.

“Peki ya sonra?” diye sordu yumuşak bir sesle.

“Sonra annem bir gün dayanamadı ve evi terk etti” dedi Ayça, gözleri dolarak. “Ama her zaman içimde bir öfke kaldı. Kime ya da neye olduğunu bile bilmiyorum. Belki babama, belki o günlerde bana yardım edemeyen herkese…”

Doğan, eşine sarıldı. “Ayça, bunları yaşaman çok zor. Ama geçmişte kalmış şeyler bunlar. Sen güçlü bir kadınsın.”

 

...

(Devam edecek)

 

 

Bölüm : 02.01.2025 03:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...