

BÖLÜM 14: OPERASYON BAŞLIYOR
Operasyonun tam ortasında, Ayça’nın zeki ve karmaşık planı devreye girmişti. Binaları birbirine bağlayan koridorda gizlenirken birkaç kişinin ayak seslerini duydu ve karanlık bir köşeye saklandı. Yanından koşarak geçip giden sivil polisler onu görmediler ve en arkadan gelen resmi giyimli kadın polisin koşarken ayakkabılarının bağı çözüldü. “Siz gidin, beni beklemeyin” diyen polis ayakkabılarının bağını bağlamak için eğildi. Öndeki polisler “Peki Komiserim” diyerek yollarına devam ettiler. Tam uzaklaştıkları anda Ayça saklandığı yerden çıkıp sessizce yaklaştı ve kadın polisin başına sertçe vurarak bayılttı. Hemen elbiselerini çıkartıp ellerini ve ayaklarını bağladı ve resmi polis kıyafetlerini çabucak giydi. Önde giden polislere yetişmek için daha hızlı koşmaya başladı. Böylece Ayça hem artık saklanmak zorunda kalmamış, hem de Zühtü’nün dairesine girme fırsatı elde etmişti. Emniyet Müdürlüğü’nün değişik bürolarından zorunlu olarak gelen polisler birbirlerini tanımadıkları için sorun da çıkmamıştı.
Altıncı kata geldiklerinde, polis kıyafetindeki Ayça öne çıkarak:
"Ben kapıyı açıp içeri gireceğim. Başkomiser Doğan’ın talimatı bu yönde. İçeride yalnız çalışacağım ve yakın koruma görevi yapacağım; siz aşağıda giriş çıkışları kontrol edin" dedi.
Polisler, resmi kıyafetli ve iki yıldızlı Komiser üniforması giymiş olan Ayça’nın kararlı tavrına ve inandırıcı açıklamasına itiraz edemediler. “Emredersiniz Komiserim “ diyerek söyleneni yaptılar. Birbirlerine bakıp sessizce başlarını sallayarak koridorun gerisine çekildiler ve aşağı kata indiler.
Ayça, eldivenli eliyle Zühtü Bey’in kapısının ziline bastı. Kapı hızla açıldı. Zühtü Bey, karşısında üniformalı bir kadın görünce önce şaşkınca baksa da Ayça’nın keskin bakışları onu susturdu.
"İçeri girin, Zühtü Bey" dedi Ayça. "Sizi burada koruma altına alacağız."
Zühtü, hiçbir şey söylemeden başını salladı, Ayça’ya yol verdi ve kapıyı kapattı. Ancak Ayça içeri adımını atar atmaz salonun köşesindeki koltukta oturan Ertan’ı fark etti. Gözleri bir anlığına irkilse de çabucak toparlandı. Başını biraz öne eğerek yüzünü gizledi ve sert bir tonla:
"Herkes sessiz olsun. Zühtü Bey, beklemek zorundayız" dedi.
Ertan, üniformalı kadının yüzüne dikkatle baktı ancak Ayça’nın göz temasından ustaca kaçınışı şüphe yaratmadı. Yine de içindeki huzursuzluk hissini bastıramıyordu.
Ayça, salondaki pencereden dışarıdaki yağmura bakarken yüzüne çelişkili bir ifade takındı. İçinde fırtınalar kopuyordu. Planın bu kadar kusursuz işlemiş olması bile onun için bir zaferdi ancak Ertan’ın orada bulunması işleri beklediğinden daha karmaşık hale getirmişti. Sessizce, bir sonraki hamlesini düşünmeye başladı.
Ertan, Ayça’nın hareketlerinden bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı. Onu daha dikkatli süzdüğünde, yüzündeki gerginlik ve kararlılığın ardında tanıdık bir gölge fark etti. Ayça! Bu imkânsız gibi görünse de her şey anlam kazanmaya başlamıştı.
Ertan bir anda Zühtü’ye dönüp, “Abi, ben mutfağa bir bakıp geleceğim. Komiser hanımı da alıyorum, bana bir şey gösterecekmiş” dedi ve Ayça’ya anlamlı bir bakış attı. Ayça bir an tereddüt etti ama maskesinin ardındaki ifadeyi gizleyerek Ertan’ı takip etti.
Mutfağa girdiklerinde Ertan, alçak bir sesle konuşmaya başladı. “Ayça yenge, bu sen misin? Ne yapıyorsun burada? Doğan seni merak ediyordur. Eğer şimdi vazgeçersen, seni buradan çıkarırım. Gizli geçitlerden kimseye fark ettirmeden seni götürebilirim. Bu iş burada bitsin.”
Ayça bir süre sessiz kaldı, yüzü gölgeler içinde kaldığı için ne düşündüğünü anlamak zordu. Ancak gözlerinde anlık bir yumuşama oldu. “Beni çıkarır mısın gerçekten? Doğan’a da söylemez misin?” diye sordu, sesi garip bir şekilde sakinleşmişti.
Ertan, başını salladı. “Söz veriyorum. Yeter ki bu iş daha kötüye gitmesin.”
Ayça yavaşça başını eğip düşündü, sonra ansızın yüzüne bir maskenin ardına saklanmış keskin bir kararlılık geldi. “Tamam” dedi. Ertan rahat bir nefes alacak gibi olmuştu ki Ayça, aniden elini belindeki tabancasına attı ve hızla mutfaktan çıkıp salona yöneldi.
Zühtü, olan biteni anlamaya çalışırken, Ayça silahı doğrultup soğuk bir sesle konuştu. “Sakın kıpırdama. Burada oturacaksın ve sesini çıkarmayacaksın. Yoksa bu iş daha da kötü olur.”
Ertan, peşinden salona girdiğinde Ayça ona döndü. “Ellerini başının üstüne koy ve yere yat. Hemen!” dedi. Ertan şaşkın ama sakin bir şekilde Ayça’nın dediklerini yaptı.
Ayça, omuzundaki telsizi açtı. Soğuk ve net bir sesle konuşmaya başladı. “Başkomiser Doğan, beni duyuyor musun? Bu son olacak. Ama olmazsa hepsi boşa gidecek.”
Doğan, minibüsteki ekranlardan durumu izliyordu. Ayça’nın sesiyle irkildi. “Ayça? Ne yapıyorsun? Sakın bir çılgınlık yapma. Bekle, geliyorum. Hiçbir şey boşa gitmeyecek. Ama önce konuşmamız lazım.”
“Konuşacak bir şey yok” dedi Ayça kararlılıkla. “Beni buradan çıkarırsan her şey yoluna girecek. Ama bir adım atarsanız, bu iş burada biter.”
Doğan telsizi tutan ellerinin titrediğini fark etti. “Tamam Ayça. Sana söz veriyorum, seni dinleyeceğim. Ama beni bekle. Oraya geliyorum.”
Ayça, telsizi kapatıp derin bir nefes aldı. Odaya sessizlik çöktü. Sadece Zühtü’nün hafif titreyen nefesi duyulabiliyordu. Ertan, yattığı yerden konuşmaya cesaret etti. “Bu işin böyle bitmeyeceğini sen de biliyorsun. Doğan seni seviyor, bunu ona yapma.”
Ayça, hiçbir şey söylemeden gözlerini pencereden dışarı dikti. Yağmur, camdan süzülürken adeta zaman durmuştu. Ama herkes biliyordu ki bu, az sonra kopacak bir fırtınanın sessizliğiydi.
Bir dakika sonra Doğan’ın adımları koridorda yankılandı, dairenin kapısına vardığında elini yavaşça tokmağa uzattı. Derin bir nefes aldı, sakin kalmaya çalışıyordu. Kapıyı açtığında Ayça, tabancası Zühtü’ye doğrultulmuş, yüzünde kararlı bir ifade ile bekliyordu. Ertan, yerde elleri başında yatıyor, çaresiz bir şekilde Doğan’a bakıyordu.
"Ayça... Bırak o silahı" dedi Doğan, yumuşak ama otoriter bir sesle. "Konuşabiliriz, çözebiliriz."
Ayça’nın gözleri bir an için kocasınınkilerle buluştu. Ardından titrek bir nefes alarak, "Çözüm yok Doğan" dedi. "Her şey bu noktaya gelmek zorundaydı."
"Hayır" dedi Doğan. "Sen bunu yapmak zorunda değilsin. Ne olursa olsun, hâlâ bir çıkış yolu var."
Ayça, bir an için kararsızlık yaşadı. Ardından tabancayı biraz daha sıkı tuttu. "Bu son olacak" dedi. "Ama olmazsa, hepsi boşa gidecek."
Doğan, Ayça’nın zihninde yankılanan travmanın derinliklerini görebiliyordu. "Bana anlat, Ayça. Ne oldu? Niye buradayız?" diye sordu.
Ayça gözyaşları içinde anlatmaya başladı. “İlk cinayetten birkaç gün önceydi. Rüyamda onları gördüm. Lilliput... Adem’in ilk karısı… Lucifer’le birlikteydi. Onlar bana... kadın cinayetlerinin ancak böyle durdurulabileceğini söylediler. Bir kadın öldüğünde, en geç üç gün içinde bir erkek öldürülmeli dediler. Alfabetik sırayla ve haritada L harfi oluşturacak şekilde...”
Doğan dikkatle dinliyordu. Bu anlattıklarının Ayça'nın travmasının ve akıl karışıklığının bir sonucu olduğunun farkındaydı. "Ayça, bunlar sadece rüya. Gerçek değil" dedi yavaşça. "Bu insanlar gerçek ve burada, şu anda. Onları kurtarabiliriz."
Ayça’nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu, ama tabancayı bir türlü bırakmıyordu. Salondaki gerilim dayanılmaz bir hale gelmişti. Tam o anda, koridordan gelen bir silah sesi yankılandı.
Salonda herkesin nefesi kesildi. Gözler yerde hareketsiz yatan iki kişiye çevrildi: Ayça ve Zühtü. Hangisinin vurulduğu ya da ne olduğu net değildi. Kan damlaları yerde belirmeye başlamıştı. Kapıda ise Komiser Ülker, elinde silahla gözleri faltaşı gibi açılmış bekliyordu. Ne yaptığını ve nasıl yaptığını kendisi de anlayamamış gibi bir hali vardı.
Doğan, dehşetle bir adım öne çıktı, ardından durdu. "Ertan! Ambulans çağır!" diye bağırdı.
...
(Devam edecek)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 3.1k Okunma |
499 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |