

BÖLÜM 12: ERTAN’IN VE ÜLKER’İN İŞBİRLİĞİ
Doğan’ın kafası hızla çalışıyordu. "Yani bu isimlerin arasında bir bağlantı bulmamız mümkün ve eski eşin Funda sana bilgi verebilecek durumda, öyle mi?"
"Kesinlikle. Ve bu konuda sana her türlü yardımı yapmaya hazırım" dedi Ertan. "İhtiyacın olursa, binadaki tüm sakinlerle bağlantı kurabilirim. Hatta katilin kaçabileceği rotaları bile birlikte planlayabiliriz."
Doğan derin bir nefes aldı. "Ertan, bu gerçekten büyük bir yardım olur. Ama senin bu işin içine daha fazla dahil olmanı istemiyorum. Tehlikeli olabilir."
Ertan gülerek omuz silkti. "Doğan, burada birinin daha ölmesine göz yummayacağım. Ayrıca, sana yardım etmenin bir yolunu bulmam gerekiyordu. Bu benim işimle bağlantılı ve elimden geleni yapacağım."
Doğan kâğıda bir kez daha baktı. "Tamam. Ama şu an için bir şey yapmanı istemiyorum. Bana bu çizimleri bırak ve sakinlerle ilgili bildiklerini yazılı olarak gönder. Gerekirse seni tekrar çağırırım."
Ertan ayağa kalktı, masasındaki kâğıtları düzeltirken dostça bir gülümseme ile Doğan’a baktı. "Her neye ihtiyacın olursa, beni ara. Bu işi birlikte çözebiliriz."
Doğan, arkadaşının kararlılığını takdir etti. Belki de bu dava sadece profesyonel değil, kişisel bir mesele haline gelmişti.
Komiser Ülker, Doğan’ın masasının önünde duruyordu. Üzerinde resmi kıyafet yoktu, çünkü hâlâ izindeydi. Ama yüzündeki ciddiyet ve gözlerindeki kararlılık, izinde olmaktan çok uzakta olduğunu belli ediyordu.
"Başkomiserim, sizinle konuşmam lazım" dedi Ülker.
Doğan, kağıtları bir kenara bırakarak ona baktı. "Ülker, izindesin. Bu konuşmayı yapmamız doğru mu emin değilim."
"İzinde olduğumu biliyorum" dedi Ülker. "Ama bu davadan uzak durmam mümkün değil. Sizinle işbirliği yapmak istiyorum. Kendi suçsuzluğumu kanıtlamadan rahat edemem."
Doğan, bir süre sessiz kaldı. Sonra sandalyesine yaslanarak derin bir nefes aldı. "Peki, Ülker. Dinliyorum. Ne öneriyorsun?"
"Benim bu davada adıma bir gölge düştü, farkındayım" dedi Ülker, sakin ama kararlı bir sesle. "Ama bu sadece beni değil, mesleğimi ve size olan sadakatimi de lekeledi. Bu yüzden, ne yapmam gerekiyorsa yapmaya hazırım."
Doğan’ın yüzü sertleşti. "Ülker, bu davada herkes şüpheli. Ben bile. Ama eğer gerçekten bana yardımcı olmak istiyorsan, sana bir görev vereceğim. Oldukça hassas ve riskli bir görev."
Ülker dikkatle dinlemeye başladı. "Ne emrederseniz yaparım."
Doğan masadaki dosyaları toparladı ve içlerinden bir tanesini Ülker’e doğru itti. "Bu görev kişisel olacak. Eşimi yakın takibe almanı istiyorum."
Ülker şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Ayça Hanımı mı?"
"Evet" dedi Doğan, sesindeki kararlılık sarsılmazdı. "Son zamanlarda olaylarla ilgili bazı garip bağlantılar ortaya çıktı. Eşim de bu bağlantılardan biri. Şüphelenmek istemiyorum ama gerçek neyse ortaya çıkmalı. Katil eşim bile olsa, onu adalete teslim etmekten kaçınmam."
Ülker, Doğan’ın sözlerindeki ağırlığın farkına varmıştı. "Anladım. Ama bu işte yanlış bir şey çıkarsa... Yani, eğer Ayça Hanım suçsuzsa, ona karşı yaptıklarımız size pahalıya patlayabilir."
"Bunu göze alıyorum" dedi Doğan. "Bu benim görevim. Ailemin bile üstünde."
Ülker, başını sallayarak dosyayı aldı. "Peki. Onu takip edeceğim. Ama size bir söz veriyorum, gerçek neyse mutlaka ortaya çıkacak."
Doğan, derin bir nefes aldı. "Teşekkür ederim, Ülker. Bu işin sonunda kimsenin üzülmesini istemiyorum ama adalet her şeyden önemli."
Ülker, dosyayı çantasına koyarak kapıya doğru yöneldi. Doğan’ın gözlerinde gördüğü kararlılık, ona bu işin şaka olmadığını bir kez daha hatırlatıyordu.
Kapıdan çıkmadan önce durdu ve arkasına baktı. "Emin olun Başkomiserim, sizi yarı yolda bırakmayacağım."
Doğan başını salladı. "Buna güveniyorum, Ülker. Bu sefer her zamankinden daha fazla."
Ülker odadan çıkarken Doğan tekrar masasına döndü. Kendi eşi hakkında böyle bir karar vermek onu içten içe yıpratmıştı ama artık katilin kim olduğu kesinleşmeden durmayacaktı.
Ertan, Başkomiser Doğan’ın talimatıyla bloklardan birine doğru yürüyordu. Yağmurlu havada ellerini cebine sokmuş, yüzünde hafif bir gerginlik vardı. Görev basitti: Geçmişte burada kimlerin oturduğunu, dairelerin şimdiki sahiplerini hatırlayacak ve dikkat çekmeden bilgileri Doğan’a iletecekti. Ancak bu basit görev, Ertan’ın zihnini karmakarışık hale getirmişti.
Bloklardan birine yaklaştığında, aklında eski eşi Funda belirdi. Ertan, yıllar önce Funda’ya boşanma tazminatı olarak bu bloklardan birindeki daireyi vermişti. Funda, o zamandan beri burada yaşıyordu ve Ertan’la yeniden bir araya gelmek istediğini birkaç kez açıkça dile getirmişti. Bu duruma Ertan’ın yanıtı çok net bir “hayır” olmuştu. Ancak son birkaç gündür, kafası karışıktı. Funda’yla yeniden iletişim kurmuş, hatta kısa mesajlar yoluyla küçük sohbetler yapmışlardı.
Blok girişine geldiğinde kendini toparlamaya çalıştı. “Şimdi zamanı değil,” diye mırıldandı. Funda’nın oturduğu daireyi net bir şekilde hatırlıyordu. Bunu Doğan’a bildirip geri dönecekti. Ancak apartmanın ışıklı pencerelerinden birinde Funda’nın siluetini görünce, adımları duraksadı.
“Ne yapıyorsun burada, Ertan?” diye kendi kendine söylendi ve kapının yanındaki zili çalmaktan kaçındı. Bunun yerine telefonuna sarıldı, Doğan’a mesaj atarak durumu bildirdi:
“Blok 2, daire 5: eski eşim Funda burada yaşıyor. İçeri girip bir şeyler öğrenmemi ister misin?”
Cevap neredeyse anında geldi. “Evet. Kendisinden blok hakkında bilgi al ve gerekirse şüpheli herhangi birini gözlemle. Funda’yla olan meseleler senin özel işin. Dikkatli ol.”
Ertan içini çekti ve nihayet kapının ziline bastı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve karşısında Funda belirdi. Saçları sarıya çalan kumral, ince çerçeveli gözlükleri vardı. Onu görünce yüzünde belirgin bir şaşkınlıkla gülümsedi.
“Ertan! Bu saatte burada ne işin var?”
Ertan, ellerini arkasında birleştirerek rahat görünmeye çalıştı. “Merhaba Funda. Biraz konuşmamız gerek.”
Funda, şaşkın ama sevecen ve güler yüzlü bir ifadeyle onu içeri davet etti. Ertan içeri adım attığında, geçmişe ait hatıralar üzerine hücum etti. Salondaki mobilyalar bile evliliği döneminden kalmış gibiydi.
Funda, Ertan’ı kahveyle ağırlarken her zamanki sıcak tavrıyla konuşmaya başladı. “Ertan, seni burada görmek ne hoş bir sürpriz! Ne için geldin, söyle bakalım?”
Ertan kahvesinden bir yudum alıp rahat görünmeye çalıştı. “Ah, sadece eski dostlarımı ve biraz da çevreyi görmek için uğradım. Bu bloklarda kimlerin yaşadığını pek hatırlamıyorum da. Ziya, Zekeriya ve Zühtü Bey hakkında biraz bilgi verir misin?”
Funda gülerek başını salladı. “Tabii ki! Kimseyi tanımayan o eski ‘işkolik’ halini bırakmamışsın anlaşılan. Ama burada herkes beni tanır. Bir yıl site yöneticiliği yapmıştım. Mesela şu karşı dairede oturan Ziya Bey, emekli öğretmen. Her sabah erkenden yürüyüş yapar, mahalledeki tüm çocukları tanır. Çok iyi bir insandır.”
“Ziya Bey” diye mırıldandı Ertan ve zihninde ismi işaretledi. “Peki ya diğer bloklarda?”
“Zekeriya Bey’i soruyorsun sanırım” dedi Funda düşünceli bir ifadeyle. “O da emekli postacı. B Blokta oturuyor. Şahane bir koleksiyonu var; eski pullar, mektuplar... Çocukları arada ziyarete gelir ama genelde yalnızdır.”
Ertan’ın kaşları çatıldı. “Yalnız mı?”
“Evet, ama çok sessizdir. Bir sorun çıkarmaz.” Funda hafifçe omuz silkti. Sonra yüzü ciddileşti. “Ama Zühtü Bey için aynı şeyi söyleyemem. C Blokta oturuyor o da. Adamın karısına ve çocuklarına nasıl davrandığını bilsen, kanın donar.”
Ertan hemen dikkat kesildi. “Zühtü Bey mi? Ne oluyor ki? Onu ben de tanıyorum aslında, dost canlısı biridir.”
Funda, sesini alçaltarak konuştu. “Adam sürekli bağırıyor, küfürler savuruyor. Daha kötüsü, onları dövdüğünü de biliyoruz. Geçenlerde komşular polisi aradı ama kadın şikayetçi olmamış. Sanırım korkuyor. Zavallı çocuklar...”
...
(Devam edecek)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 3.1k Okunma |
499 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |