

BÖLÜM 13: ESKİ SEVGİLİ
Ertan, eski karısı Funda’nın söylediklerini not edercesine zihnine kazırken elini cebine götürüp kulaklığını taktı. Hemen Doğan’a bağlanarak durumu aktardı.
“Doğan, burada işler karışık. Zühtü Bey dediğimiz bir şahıs var, aile içi şiddet geçmişi var. Katil onu hedef alabilir. Ne yapalım?”
Doğan’ın sesi hemen geldi. “Zühtü’nün dairesine yoğunlaşın ama dikkat çekmeyin. Sivil polisleri o daireye yönlendireceğim. Sen dikkat çekmeden oradan ayrıl, Ertan.”
Ertan, Funda’ya dönüp sanki konu değişmiş gibi gülümsedi. “Funda, çok yardımcı oldun. Artık gitsem iyi olacak. Yine görüşürüz.”
Funda biraz hayal kırıklığıyla başını salladı. “Tabii, ne zaman istersen gel. Bu arada, eğer o adam hakkında bir şey yapmayı düşünüyorsan, dikkatli ol, tamam mı? Tehlikeli birine benziyor.”
Ertan hızla evden çıktı ve blokun dışında, fark ettirmeden sivil polislerin yerlerini kontrol etti. Katilin hedefini biliyorlardı, ama işleri dikkatlice yürütmek zorundaydılar. Zühtü Bey’in dairesine yoğunlaşırken, herkes nefesini tutmuş bekliyordu.
Ertan, polis minibüsünden aldığı talimatlarla hemen harekete geçti. Bodrumdaki gizli geçidi kullanarak dikkat çekmeden Zühtü Bey’in dairesine ulaşacaklardı. Geçit, Ertan’ın projeyi tasarladığı dönemden beri bildiği eski bir mimari detaydı. Sığınak olarak tasarlanmış bu geçidin güvenlik amacıyla kullanılabileceğini hiç düşünmemişti.
Birkaç polis memuru geçidi Ertan’ın rehberliğinde hızlıca geçti ve sessizce asansör boşluğunun yanındaki koridora ulaştı. Diğer ekipler, Ziya ve Zekeriya Bey’in daireleri çevresinde güvenlik önlemlerini artırmış, binadaki tüm giriş çıkışlar kontrol altına alınmıştı.
Ertan, altıncı kata çıktığında derin bir nefes aldı. Zühtü Bey’in dairesine yaklaşıp kapıyı çaldı. Birkaç saniye sonra, Zühtü Bey kapıyı açtı. Ertan’ı görünce şaşkınlıkla gülümsedi.
“Ertan Bey! Hangi rüzgâr attı sizi buraya? Buyurun, buyurun içeri!”
Ertan, içeriye girmeden önce dostça bir şekilde Zühtü Bey’in elini sıktı ve ona sarıldı. Bu samimiyetle dikkatini dağıtmayı umuyordu. İçeri girdikten sonra kısık bir sesle konuşmaya başladı.
“Zühtü Bey, burada sizinle özel bir mesele konuşmam gerekiyor. Lütfen biraz ciddiyetle dinleyin, çünkü sizin ve ailenizin güvenliği söz konusu.”
Zühtü Bey’in yüzü bir anda ciddileşti. “Ne oldu, bir sorun mu var?”
Ertan, çevresine bakındı ve sesini daha da alçalttı. “Bakın, şu anda sizi hedef alabileceğini düşündüğümüz biri var. Bu yüzden eşinizi ve çocuklarınızı hemen güvenli bir yere göndermemiz gerekiyor. Yandaki daireye gitmelerini öneriyorum, sivil polisler onları orada koruyacak.”
Zühtü Bey biraz tereddüt etti, ancak Ertan’ın kararlı yüz ifadesini görünce ikna oldu. “Tamam, hemen toparlanmalarını söyleyeceğim.”
Ertan, Zühtü Bey’in eşine ve çocuklarına durumun aciliyetini anlattı. Kadın, Ertan’ın bu kadar ciddi olduğunu görünce tek kelime bile sormadan çocuklarını toparladı ve yan daireye geçti. Bu sırada, sivil polisler onlara eşlik ederek güvenlik çemberini oluşturdu.
Zühtü Bey kapıyı kapattıktan sonra derin bir nefes alıp Ertan’a döndü. “Şimdi bana tam olarak ne olduğunu söyleyecek misiniz?”
Ertan, bir an düşündü ve durumu daha fazla açmadan konuşmayı tercih etti. “Bu konuda size tam detay veremem, ama şu kadarını söyleyeyim: Sizin güvenliğiniz için buradayız ve her türlü önlem alınmış durumda. Sadece talimatlarıma uyun, olur mu?”
Zühtü Bey başını salladı. “Tabii, anladım. Ama umarım bir yanlış anlaşılma vardır.”
Ertan gülümseyerek omzuna dokundu. “Biz de bunu umuyoruz. Ama temkinli olmak her zaman daha iyidir.”
Bu sırada Ertan, kulaklığından Başkomiser Doğan’ın sesini duydu. “Ertan, içeride durum nedir?”
Ertan hemen yanıtladı. “Zühtü Bey güvende, ailesi yan daireye geçti. Şimdi onunla birlikte bekliyorum.”
Doğan’ın sesi kararlılıkla yankılandı. “Harika. Diğer ekipler yerlerinde mi?”
“Evet, tüm giriş çıkışlar kontrol altında” dedi Ertan, camdan dışarıyı gözetlerken. “Eğer katil harekete geçecekse ben de burada olacağım. Belki beni Zühtü Beyle birlikte görürse vazgeçer Ayça yenge.”
Antalya’nın bu serin ve yağmurlu gününde, Konyaaltı’ndaki üç bloklu site sessizliğe gömülmüştü. Ancak bu sessizlik, göründüğünden çok daha hareketliydi. Blokların arasında, ağaçların gölgesinde, apartman görevlisi ve bahçıvan kılığında sivil polisler nöbet tutuyordu. Her biri, kuşkulu bir hareket arayışıyla gözlerini dört açmıştı.
Başkomiser Doğan, blokların arasındaki ağaçlıkta gizlenen minibüsün içinde oturmuş, kameraları dikkatle izliyordu. Siteye yerleştirilen gizli kameralar, giriş çıkışları ve blokların çevresini net bir şekilde gösteriyordu. Kulaklıkla ve telsizle bağlantıda olduğu emrindeki polislerden raporlar alıyordu.
Komiser Ülker ise sahada Ayça’yı takip etmek için özel görevlendirilmişti. “Başkomiserim, Ayça Hanım az önce evden çıktı ve bir taksiye bindi. Onu arabamla uzaktan izliyorum.”
Doğan’ın elleri, kameraları izlerken istemsizce sıkıldı. “Nereye gidiyor?”
“Blokların bulunduğu yöne doğru ilerliyor” dedi Ülker. “Taksi şimdilik düzgün görünüyor, herhangi bir gariplik yok.”
Doğan derin bir nefes aldı ve kulaklığa konuştu. “Dikkatli ol. Eğer şüphe uyandırırsan takipte sorun yaşayabiliriz.”
Ülker’in sesi kararlıydı. “Anlaşıldı Başkomiserim.”
Kameralardan birinde taksi görünmeye başlamıştı. Doğan, minibüsteki ekibine dönerek emretti: “Dikkatle izleyin. Taksi durduğunda ne yapacağına odaklanın ve asla müdahale etmeyin.”
Taksi, blokların ana girişine doğru yaklaştı ve durdu. Ayça arka kapıyı açarak indi. Elinde siyah bir çanta vardı, Taksiye para uzatıp şoförü gönderdikten sonra şemsiyesini açtı, yüzüne siyah bir kar maskesi takmıştı. Doğan’ın sesi minibüsün içinde yükseldi. “Tüm birimler dikkat! Hedef bloklara giriş yapıyor.”
Komiser Ülker’in sesi tekrar duyuldu. “Takipteyim, maskesini taktı. Şüphe çekmeden yaklaşıyorum.”
Doğan’ın gözleri kamerada Ayça’nın yürüdüğü yolu takip etti. “Ülker, pozisyonunu bozma. Eğer durursa bekle. Diğer ekipler tetikte olsun.”
Ülker, blokların arasındaki gölgelik bir yola giren Ayça’yı uzaktan izliyordu. Onun dikkatini çekmeden ilerlemek kolay değildi. Ayça yavaşça bloklardan birine doğru ilerledi ve kapıyı açmak için çantasında bir şeyler aradı.
“Eyleme geçmek için ne bekliyor?” diye fısıldadı Doğan, minibüste otururken.
“Kapıyı açtı” dedi Ülker. “Bloktan içeri giriyor. Ne yapmamı istersiniz Başkomiserim?”
Doğan bir an duraksadı, kameradan Ayça’nın siluetini kaybetti. Blokların içinde ne yapacağını kestirmek zordu. “Dışarıda bekle. İçeri girersek onu korkutup kaçırabiliriz. Blok numarasını not al, içeride bir bağlantı kurmaya çalışırsa rapor et.”
Ülker’in sesi ciddiydi. “Anlaşıldı.”
Ayça, binanın içinde kaybolmuştu. Kamera görüntüleri artık onu takip edemiyordu. Doğan, minibüsün içinde saatine baktı. Beklemek, sabır isteyen bir işti, özellikle de konu ailesinden biriyse.
...
(Devam edecek)
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 3.1k Okunma |
499 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |