

BÖLÜM 8: CANER’İN ZİYARETİ
Ertesi gün Başkomiser Doğan makam odasında dosyalara gömülmüş, çalan telefonu ve kapıya vurulan hafif tok sesleri neredeyse duymuyordu. Kapı bir anda açılınca başını kaldırdı. Caner elinde bir poğaça paketi ve kahveyle içeri girdi.
"Yine kahvaltıyı atlamışsın baba" dedi Caner, poşeti masaya bırakırken. "Annem gönderdi, aç kalmayasın diye."
Doğan gülerek başını iki yana salladı. "Kendi derdin yetmiyor, şimdi annenin özel ajanı mı oldun? Neyse, gel otur bakalım."
Caner, odayı hızlıca süzdü. Gözleri duvardaki panoya takıldı. "Bu nedir? Cinayet mahalleri mi bunlar?" dedi, işaret ederek.
Doğan sandalyesini geriye yaslayıp başını salladı. "Evet. Şu sıralama işleri kafamı karıştırıyor. Katilin bir mantığı var ama çözemedik henüz."
Caner yerinden kalktı, panonun önüne geçti. Cinayet mahallerinin işaretlendiği haritayı inceledi. "Bu yerler numaralandırılmış. Neden?"
"Cinayet sırasına göre işaretledik" dedi Doğan. "Bir şey fark edecek misin bakalım?"
Caner, işaretlenmiş noktaları dikkatle izledi. "Baba, bir kalem verir misin?"
Doğan masasındaki kalemlerden birini uzattı. Caner, haritada numaralı noktaları sırasıyla birleştirmeye başladı. Birkaç saniye sonra, geri çekilip haritaya baktı. Gözleri büyümüştü, yüzünde bir şaşkınlık vardı.
"İnanamıyorum..." diye mırıldandı.
Doğan, sandalyesinden kalkarak oğlunun yanına geldi. "Neye bakıyorsun?"
"Baba" dedi Caner, eliyle haritanın üzerinde çizdiği şekli göstererek. "Bu bir L harfi."
Doğan kaşlarını çattı. "L harfi mi? Bu ne anlama geliyor?"
"Henüz bilmiyorum" dedi Caner, hala haritayı incelerken. "Ama katilin cinayetleri tesadüfi işlemediği kesin. Bu bir mesaj olabilir. Ya da bir ipucu."
Doğan birkaç adım geri çekildi, haritaya uzaktan bakarak düşündü. "L harfinin bittiği yer nereye denk geliyor? Orada ne var?"
Caner haritayı biraz daha detaylı inceledi. "Burada üç bina var. Ve bu binalarda yaşayanların listesini bulabilirsen... Katilin sıradaki kurbanı büyük ihtimalle bunlardan biri."
Doğan, oğlunun çözümlemesinden etkilenmişti. "Tamam, hadi bakalım. Bu harita sayesinde bir adım öndeyiz. Şimdi sıradaki hamleye karar vermeliyiz. Bu üç binayı araştıracağız."
Caner başını salladı. "O zaman ben bu işi seninle birlikte çözene kadar burada kalıyorum. Bu katili yakalayacağız baba."
Doğan, oğlunun omzuna dostça dokundu. "Seninle çalışmak güzel olacak. Ama unutma, bu işin sonunda annene çok şey anlatmak zorunda kalabiliriz."
Caner göz kırptı. "Anneme bu sefer hiçbir şey söylemeyeceğim. Ama bir başarı hikayem olursa onunla da paylaşacağım."
Başkomiser Doğan telefonu kaldırdı, Cinayet Masası çalışanlarını makamına çağırdı ve bulunan son gizemi onlarla paylaştı. Hepsi de ayrı ayrı haritaya bakarak bunun doğruluğunu anlarken Komiser Ülker itiraz edecek gibi oldu ama sonradan vaz geçti. Başkomiser Doğan da zaten bunu bekliyordu ve onun muhtemel itirazına hazırlanmış bir halde tam Ülker’in gözlerinin içine bakıyordu. Komiser Ülker dudağını ısırdı ve susmak zorunda kaldı. Doğan hepsine dönerek konuşmaya başladı:
“Arkadaşlar, bu bilgi kesinlikle aramızda kalacak. Gazeteci Teoman da dün akşam bana buradaki muhbirinin kim olduğunu açıkladı. Şimdi kendisinin bunu itiraf etmesini, aksi halde bundan sonra kendisini pasif görevlere vereceğimi söylemek zorundayım. Hatta ayak işleri de yaptırabilirim, buna yetkim var. Ayakkabılarım boyanacak, arabam yıkanacak, bir sürü işim var benim.”
Bunları söylerken gözlerini Komiser Ülker dışındaki iki memur üzerinde gezdirirken biri hafif terlemeye başladı ve söz alarak konuştu:
“Başkomiserim, Teoman Bey bizim aile dostumuz. Aynı zamanda yakın akrabamız. Bana yaptığı birçok iyiliğin karşılığı olarak ona bazı haberleri sıcağı sıcağına ulaştırıyorum. Buna kendimi zorunlu hissediyorum çünkü kendisi sizin de bildiğiniz gibi güvenilir birisidir.”
“Tamam Kürşat, seni gayet iyi anlıyorum. Teoman seni bir şekilde ikna etmiş ama bir dizide geçen söz gibi: İki kişinin bildiği sır değildir. Bundan sonra Teoman’a benim bilgim ve haberim dışında kesinlikle bilgi sızdırmayacaksın, tamam mı?”
Kürşat hemen ayağa kalkarak gür bir sesle: “Emredersiniz Başkomiserim” dedi. Ancak Başkomiser Doğan ona bir ceza da vermeliydi.
“Şimdi sana ceza olarak da yarın öğleyin hepimize bir tepsi baklava ısmarlıyorsun ve seni affediyoruz, geçmişi de unutuyoruz. Böylece işi tatlıya bağlıyoruz. Değil mi arkadaşlar?”
Komiser Ülker ve diğer polis memuru Alptekin espriyi hemen anlamışlar ve gülümsemişlerdi, bunu makul bulduklarını ifade ettiler ve şimdilik iş tatlıya (!) bağlandı.
O gece saatler gece yarısını çoktan geçmişti. Başkomiser Doğan, masa lambasının sarı ışığı altında cinayet dosyalarına gömülmüş, her bir satırı gözleriyle tarıyordu. Yorgunluğun yüzüne çizdiği izleri görmezden gelmeye çalışarak bir yudum daha çayından içti. O sırada dosyanın bir köşesine iliştirilmiş bir gazete kupürü dikkatini çekti: "Kadın cinayeti Antalya'yı yasa boğdu!"
Doğan, kupürü eline alıp inceledi. Tarih, L harfi şeklinde dizilmiş cinayetlerden ilkine üç gün öncesini gösteriyordu. Aniden yerinden doğruldu. "Lan yoksa?.." diye mırıldandı ve diğer dosyalara sarıldı. Kısa süre sonra aynı şeyi diğer cinayetlerde de bulmuştu: Her cinayetten önce, bölgede bir kadının aile içi şiddet sonucu öldürüldüğü haberleri vardı.
Sabaha karşı saat üçte, Doğan telefona uzanıp Teoman’ı aradı.
"Teoman, hemen görüşmeliyiz. Acil bir şey fark ettim" dedi, sesi hem yorgun hem de heyecanlıydı.
"Saatin farkında mısın, Doğan Başkomiserim? Umarım bu çağrıya değecek bir şeydir" dedi Teoman, esneyerek.
"Söz veriyorum, buna değecek. Gel, ofiste konuşalım."
...
(Devam edecek)
Not: Görsel yapay zeka ChatGPT ile oluşturulmuştur.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 3.1k Okunma |
499 Oy |
0 Takip |
15 Bölümlü Kitap |