
Başlama tarihim: 9 Nisan 2025 Saat 02.50...
Sizinde başlama tarihinizi alabilir miyim?
Beklentinizi karşılaması ve birgün raflarda görme dileğiyle...
🌺
Gözlerimi açıyorum ve beyaz ışığı görüyorum. Öldüm diye seviniyorum önce, beyaz ışığı cennet sanıyorum. Işığa uzanmak istiyor elim, cenneti avuçlarında hissetmek istiyor.Sonra ölü bedenler hareket edemez diyorum kendi kendime. Demekki ölmemişim. Bu günde ölmedim diye üzülüyorum, intihar girişimim başarısız olmuş.
Zaten ölü bir ruhu yaşatmak istiyorlar. Bana deli diyorlar ama asıl deli kendileri, kim ruhu ölü bir kızın bedeninide öldürmesine engel olmak isterki? Ama onlar istiyorlar belliki...
Kafamı çeviriyorum sonra, beyaz duvarları görüyorum. Uğruna delirdiğim ilacın rengindeki duvarlar... Yokluğunu hissediyorum , bedenimdeki yoksunluğu ve yavaş yavaş gelen titremeyi. Soğuk terler akıyor şakaklarımda. Aniden gelen kusma isteğiyle kendimi yere atıyorum ve bulduğum ilk köşeye midemdekileri çıkarıyorum, midemdekileri çıkardıktan sonra iyice kendini belli eden titremelerimle baş başa kalıyorum.
Bedenim titriyor, terliyor ve ağlamaya başlıyorum. Onu derhal bulup içmem gerektiğini biliyorum ama bulamıyorum, ağlamaktan bulanık gören gözlerimle ceplerimi yokluyorum ama daha sonra üstümdeki deli elbisesini görüyorum. Bembeyaz elbiseyi gördükçe deliriyorum ve üstümdekileri paramparça ediyorum.
Krize girdiğimi biliyorum ama kendimi durduramıyorum, tek istediğim o oluyor. Gözüm tek onu arıyor ama olmadığını biliyorum. Kendimi paralayarak kapıya doğru emekliyorum ve küçücük odada bağırarak yardım istemeye başlıyorum. Kapıları yumrukluyorum, üstümdeki paramparça elbiseyi dahada çekiştirerek yırtılmasını sağlıyorum ve bir kenara atıyorum.
Titremeler iyice artıyor ve artık kemiklerim ağrımaya başlıyor. Her bir zerremin agrıdığını hissederken bu seferde üşümeye başlıyorum. Kendimi harap ediyorum ama soğuk odada üstüme örtecek birşey bulamıyorum. Yardım çığlıkları atıyorum ama bu seferde kimsenin gelmeyeceğini biliyorum. Durmak istesemde bedenim beynimden bağımsız çalışıyor ve deliriyorum. Ne yaptığımı bilemiyorum.
Sonra halsiz düşüyorum. Yere yığılıyorum ve umutsuzca kapıya bakıyorum . Hala deli gibi titrerken bir mucize olup onu bulmayı istiyorum, ama bulamayacağımı biliyorum. Bembeyaz odadaki tek renkli şey olan gri kapıya bakarken delirdiğimi düşünüyorum, zaten delirdim diyorum kendime. Daha ilerisi ne olabilir ki?
Beni bu odaya delirdiğim için attıklarını biliyorum. Yoksunluğunu çektiğim şeyi bulamayacağımı anlıyorum ama pes etmek istemiyorum. Öyle bir titriyorum ki artık kendimden geçiyorum.
Gözlerimi açamamaya başlamışken koridordan gelen ayak seslerini duymaya başlıyorum, son kalan gücümle sesleniyorum koridordakine. "Yardım et nolur.." sesim bir fısıltı gibi çıksada onun beni duyacağını umuyorum.
Sonra sanki duymuş gibi ayak sesleri odanın kapısına geliyor ve kapının altındaki boşluktan onun bembeyaz ayakkabılarının uçlarını görüyorum.
Geldi diyorum, gene kurtardı beni bu boşluktan. Onu kahramanım sanıyorum ama beni gittikçe bataklığa çektiğini biliyorum, umrumda olmuyor ama. Tek düşündüğüm bana vereceği şey oluyor.
Sadece ayakkabıların ucunu görürken görüş alanıma bir diz giriyor ve diz üstüne çöktüğünü anlıyorum. Sonra bir el ve küçük poşet kapının altına giriyor ve poşet kapının eşiğine bırakılıyor.
Bir anda bedenime güç geldiğini hissediyorum. Emekleyerek hızla kapıya gidiyorum ve onu elime alıyorum. Ayak seslerinin uzaklaştığını duyarken tek düşündüğüm elimdeki şey oluyor.
Elimdekine bakarken "İşte" diyorum kendi kendime,
"İşte cennet bu..."
Hemen poşetteki beyaz haplardan birini ağzıma attığımda rahatladığımı hissediyorum. Bedenim bir anda gevşiyor ve aklımdaki bulanıklık gitmeye başlıyor.
Sırtımı kapıya dayayarak bir hap daha atıyorum ağzıma, bu sefer hazla gözlerim kapanıyor. Beynim çalışmaya başlıyor, tamamen kendime geldiğimde ise yine başaramamanın verdiği hüzün kalıyor içimde. Kalbime vuruyor sancısı, boğazıma yumru oluyor. Yine diyorum... Yine verdiğim sözü tutamadım.
Ayağa kalkıp odaya bakıyorum, az önce midemden çıkardıklarımı görünce kusma isteğim yine gelsede umursamıyorum. Gözlerimi odada gezdirdiğimde bomboş odadaki tek şeyin yatak olduğunu fark ediyorum. Duvarlardaki bembeyaz fayanslar ve beyaz boyalı duvar içimi karartıyor.
Yatağın örtüsünün bile beyaz olması canımı sıkıyor ve iki adımda yanına gidip örtüyü çekerek kucağımda topluyorum. Çıkardığım şeylerin üstüne atıyorum ve biraz da olsa kötü kokuyu bastırmasını umuyorum.
Yatağa uzanıp tavana baktığımda bugünde ilacımı buldum diye seviniyorum ama yarın için garanti veremiyorum kendime, oysa her gün içmezsem krizlere gireceğimi biliyorum. Ama ne kadar krize girersem gireyim onu bırakmam gerektiğini biliyorum. Onu bırakarak verdiğim sözü tutmak istiyorum ama ne olursa olsun bırakamıyorum.
Bırakamadığım için beni bu odaya hapsediyorlar ama bir şekilde onu yine buluyorum. Hep bir yol buluyorum kendime, ne kadar yanlış olduğunu bilsemde vazgeçemiyorum.
Bu odada hiçbir şeyin olmaması canımın sıkılmasına neden oluyor, gündüz mü yoksa gece mi olduğunu bilmemem beni üzsede ona değer diyorum. Ona herşey değer...onun için herşeyimi verebilirim...
Tavana bakarken düşüncelere dalıyorum. Belki dakikalarca düşünüyorum belkide saatlerce, yada günlerce ama düşünmek için çok zamanım olduğunu biliyorum.
Cezam bitene kadar dışarı çıkamayacağıma göre çok zamanım var, belki hatalarımı düşünmek için, belkide yarın onu nasıl bulacağımı düşünmek için...
En sonunda yavaş yavaş kapanmaya başlıyor gözlerim, karşı koymuyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve karanlık dünyama merhaba diyorum...
Umarım beğenmişsinizdir... Nasıl buldunuz?
Buraya kadar geldiysen bir oyunu ve yorumunu alabilir miyim?
Yeni bölümde görüşürükkk!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |