
"Karanlığı dost sanan biri, ışığı çoktan kaybetmiştir"
14. Bölüm; EV
🌺🌺🌺🌺🌺
Şimdi ne diyecektim? Daha doğrusu ne diyebilirdim? Temizlenmiş miydim? Hayır. Peki eve ne için dönmüştüm? Temizlendim diyerek.
Gerçekten ne yapmıştım ben?
Tabii ki herkese temizlendim diyecektim. Gerçeği 3 kişi biliyordu. Ben, Nalan ve doktor. Doğru ya, bir de gizemli adam vardı. Nasıl unutabilirdim onu? Ben onu tanımasam da o beni tanıyordu belki. Ya da karşılaşmıştık, kim bilir?
"Gerçekten bunu mu soracaksın baba?"
İfadesiz bakıyordu. Ne hissettiğini çözemiyordum. Ben hastaneye girmeden önce babam kesinlikle böyle bir adam değildi, aradan geçen aylar herkesi çok değiştirmişti.
"Başka ne sorabilirim ki?"
Ellerini bilmiyorum der gibi yaptı. Benimle dalga geçip geçmediğini anlayamıyordum gerçekten.
"Aylar sonra beni kapattığın yerden çıktım ve sen bana temizlendin mi diyorsun. Benimle dalga mı geçiyorsun ya?!"
Sesim sinirlendiğimden olsa gerek yükselmişti. Her sinirlendiğimde böyle olurdu zaten. Ve babamın yüksek sese asla tahammülü yoktu. Heleki kendisine karşıysa.
"Sakın bana sesini yükseltme kızım! Hastanede nasıl davranman gerektiğini unutmuşsun sanırım. Ama sorun yok, nasılsa buralardasın, öğrenirsin değil mi?"
Babam psikopat gibi sırıttığında bir adım geriye gittim. Artık babamı tanıyamıyor gibiydim. Hal ve hareketleri, bana davranış biçimi o kadar değişikti ki. Aradan geçen 7 ayda bambaşka birisi olmuştu, eski babam gitmiş yerine asla tanımadığım bir adam gelmişti.
"Seni tanıyamıyorum baba"
"Nedenmiş o?"
"Eskiden böyle değildin. Sen bana bağırmazdın ki."
"Değişen tek şey sen değilmişsin demek ki Mayıs."
"Ama sen bambaşka birisi olmuşsun. Ben babamı böyle görmek istemiyorum."
Hızlı hareketlerle odadan çıkıp kendimi dışarıya attım. Neler yaşadığımı anlamak için kafamı dinlemem lazımdı. Nereye gideceğimi bile bilmiyordum ki artık, bu ev bana yabancıydı.
Sanırım en doğrusu odama gitmekti, babam bana seslensede umursamadım. Çatı katına yani odamın bulunduğu kata çıktım.
Odamın kapısına geldiğimde etrafa baktım. Hiçbir şey değişmemişti, hala benim koyduğum yerdeydiler. Kapıya astığım tabelalar, girme yazılı stickerlar hala duruyorlardı. Hemde tozlanmamışlardı bile.
Kapıyı açtım ve içeriye girmeden önce uzunca bir göz attım.
Her şey bıraktığım yerdeydi. Geleceğim için temizlenmiş gibiydi. Birkaç adımda eşyalarının yanına gidip üstlerinde elimi gezdirdim.
Küçük oyuncak koleksiyonum, aylardır beni bekliyordu. Çok sevdiğim peluşlarım, artık eskisi kadar tatlı gelmiyordu. Peluşlarım her yerdeydiler. Yatağımın üstünde süs olarak, neredeyse benim boyumda olanlar ise duvara yaslanmış duruyordu.
Yatağım odanın bir kenarındaydı, yanına gittim. Yağmurla beraber duvara yapıştırdığımız fotoğraflar olduğu yerden bir santim bile yer değiştirmemişti. Uzanıp birisini elime aldım. Fotoğraf bir kaç yıl öncesindendi. Yağmur ve ben kameraya odaklanmış gülüyorduk. Büyük ihtimalle yazın gitmeyi iple çektiğimiz o lunaparktaydık yine. Zaten oradan başka yere gitmezdik o zamanlar.Arkada atlı karınca olduğu görülüyordu, sıra bekliyor olmalıydık.
Fotoğrafı yanımdaki çöpe doğru fırlatıp bir başka fotoğrafı duvardan söktüm. Bir okul gezisine gittiğimizde çektiğimiz bir fotoğraftı. Yağmur kadraja bizi almıştı, ben yemek yiyip ona beni çekmemesini kahkahalarla söylerken o kocaman sırıtmıştı. Her zamanki gibi.
Onu da çöpe doğru attım ve tüm fotoğrafları tek tek söktüm. Bir kaçına göz gezdirdim. Fotoğraflarda okul bahçesindeydik, yazın zorla gittiğimiz o yatılı dershanenin yemekhanesinde sıra bekliyorduk, birlikte pijama partisi vermiştik bir fotoğrafta. Diğerinde sinemada , el sanatları kursunda ve daha birçok yerdeydik. Ne çok anımız vardı sahiden.
Ve hepsinde gülüyorduk, üzüldüğümü gördüğüm bir fotoğraf bile yoktu. Onlarca anı vardı hatırlayamadığım. Ama artık hiçbirisi önemli değildi benim için. Tüm fotoğrafları buruşturarak çöpe attım.
Bana ihanet eden eski en yakın arkadaşımı daha fazla görmek istemiyordum. Nereye baksam o vardı.
Odanın bir köşesine bana 15. Doğum günümde aldığı küçük pembe peluş ayıcık vardı. Ayıcığın yanına gidip elime aldım ama elinde o gün çektiğimiz bir başka fotoğrafı fark ettim. Fotoğrafı görür görmez kopardım ve buruşturup yere attım. Ayıcıkta fazla kalmıştı zaten. Onun yeri çöpteydi.
Başka bir yerde hediye ettiği kar küresi, taç tokalar vardı. Hepsi çöpü boylayacaktı.
Hiçbir şeyi duymadan odamı temizledim. En azından ben öyle sanıyordum çünkü tüm hatıraları çöpe atmıştım. Artık aklıma gelmezdi.
Yani en azından ben öyle sanıyordum.
İnsan yıllarca beraber olduğu dostunu unutabilir miydi? Emin değildim. Tek bildiğim artık onlardan tamamen uzak durmam gerektiği yada geri dönüp intikam almamdı. Peki ben ne yapacaktım?
Tabikide yanlarına bırakamazdım.
Olduğum yere çöküp öylece oturdum. Bir yandan gelecek planlarım, bir yandanda bu evde ne yapacağım kafamı kurcalıyordu.
Sonra dönüp odama baktım son kez. Kavuşmak için aylardır gün saydığım odama... Değmiş miydi bilmiyordum ama şuan bulunduğum yerde mutluydum.
Ben dizlerimi kendime çekmiş halde boşluğa odaklanmışken kapı çaldı. Nalanın geldiğine emindim çünkü kapı iki kez tık tıklanmıştı.
Gir dedikten sonra kapı yavaşça açıldı ve Nalan kafasını uzattı. Gözleri beni bulmadan önce odada epeyce gezinmişti.
"Mayıs, gelmeyince merak ettim"
"Dalmışım. Özür dilerim Nalan"
Kaşlarını çattı ve içeriye girdi. Arkasından kapıyı kapatıp doğruca yanıma geldi. Ama arada gözü çöpe doğru kayıyordu. Sanırım öpün kapağını kapatmayı unutmuştum.
"Niye özür diliyorsun güzelim, ortada özür dilenecek bir şey yok ki"
Kafamı kaldırıp ona baktım. Oda yere eğilmiş beni izliyordu.
"Sizi beklettim ama..."
"Öyle şey mi olur? Biz seni sabaha kadar da bekleriz.Hem bugün senin en mutlu günün, sonunda odana,evine döndün sonuçta."
"Bilmiyorum Nalan."
Yüzü dehşete düşmüş gibi bir hal aldı. Ne yapmaya çalıştığımı anlamıyor gibiydi.
"Ne demek bilmiyorum. Sen bu günü iple çekmiyor muydun?"
"Yani.. evet iple çekiyordum ama babamın tepkisini görmedin mi? Sanki gelmemi istemiyor gibiydi ve o kadar değişik davranıyor ki!"
Ben ellerimle oynarken o bana bakıyordu. Her hareketimi izlediğini hissediyordum.
"Babanın değişik biri olduğunu kabul edebilirim sanırım" dedi yüzünü ekşiterek. Yüz ifadesi beni güldürmüştü.
"Yaaa eskiden böyle değildi ama!"
"Pek emin olamayacağım" Nalan hala yüzünü ekşitiyordu. Onu böyle görmek daha yakın hissetmeme sebep oluyordu"Bak ne diyeceğim Mayıs. Bence babanı uzaylılar falan kaçırmış sonra geri dünyaya salıvermiş gibi ne o haller edalar"
Geri çekilip babamın taklidini yapmaya başladı. Yüzüne memnuniyetsiz bir ifade yerleştirmeyi ve kaşlarını olabildiğince çatmayı unutmamıştı.
"Nalan hanımcığım Mayıs'a olan özel ilginizden dolayı sizi takdir ediyorum." Dediğinde artık sesli kıkırdıyordum. Sesini olabildiğince kalınlaştırmıştı ve bazı kelimeleri garip şekilde söylemişti.
"Gerçekten böyle mi dedi!? Bir dakika bir dakika, seni yanına mı çağırdı yoksa?"
Rolünden çıkmadan sesini düzgün çıkarıyordu.
"Maalesef evet. Hatta şöyle de dedi iyi izle!"
Boğazını temizleyip konuşmaya devam etti.
"Bundan sonrada ona ilgili davranacağınızdan şüphem yok ama ters bir durumda elimden geleni yapacağıma emin ol"
Kahkahamı artık tutmuyordum. Zaten Nalan'da dayanamamış oda kahkahayı basmıştı.
"Nasıl bir ters duru-"
Kapının tıklatılmadan açılmasıyla cümlem yarıda kalmıştı. Ve kapıda duran kişiylede vücudum bu kesmişti. Kesinlikle buna şahit olmasını istemediğim bir kişiydi.
Yavaşça kafamı çevirdiğimde Nalan'la göz göze geldik. O utancından domatese dönüşmüş şekilde put gibi duruyordu. Bir an yüzünün moraracağından korkmuştum.
Kapı pervazına yaslanan takım elbiseli babam kaşlarını kaldırarak bir süre bizi izledi. Üçümüzden de çıt çıkmıyordu.
"Sert davrandığım için özür dilemeye gelmiştim ama..belli ki siz fazlaca eğleniyorsunuz." Derin bir nefes aldı, yada nefesini bıraktı. Emin değildim ama kalbimin çarpıntısını babam bile duyuyor gibi geliyordu.
"Tiyatronuz bittiyse yemeğe gelin. Sizi beklemeyeceğim"
Son sözünü söyledikten sonra giden babamın arkasından bir süre sessiz kaldık. Ta ki Nalan'la tekrar göz göze gelene kadar. Önce kıkırdamayla başlamış ve yere yatmalı kahkahalarla sakinleşene kadar tepinmiştik.
Sakinleşir sakinleşmez uslu uslu yemek masasının olduğu salona gittik. İnce uzun masanın başında babam ciddi bir ifadeyle oturmuş bizi izliyordu.
Yavaşça yerlerimize oturduk. Nalan babamın sol tarafına, bense sağ tarafa oturmuştum ama masa fazlasıyla büyük olduğu için yinede babamla aramızda fazla mesafe kalıyordu.
Sofraya bir göz attım, sarmalar börekler ve çeşit çeşit mezeler vardı. Biz masaya yerleşir yerleşmez Müniş ve Figen ana yemek servislerine başladılar. Genellikle en sevdiğim yemeklerin yapılmış olduğunu fark etmiştim.
Müniş ve Figen servislerini yapıp mutfağa geri döneceklerken onlardan bizimle beraber yemelerini istedim. Ama ikisi de babamdan çekiniyorlardı. Zaten babamda o ağır bakışlarıyla onları kaçırmıştı. Çıtımı çıkarmadan yemeğime devam ettim. Zaten kimse konuşmuyordu, masada sadece metal çatal kaşıkların porselen tabaklara çarpış sesi duyuluyordu.
Yemek yerken birden vücuduma gelen titremesi hissettim. Ellerim hafif hafif titriyordu, zaten yeterince yemek yemiştim. Kalksam kimse bir şey demez diye düşünüyordum ama emin olamıyordum.
"Ben doydum,kalkabilir miyim?"
Babam çatalını elinden bırakmadan bana baktı. Nalan'da yemek yemeyi kesmiş ikimizi gözlemliyordu. Ellerimi masadan çekip kucağıma indirdim, babamın farketmemiş olmasını diliyordum.
"Daha tabağın bitmedi Mayıs"
Zaten babamdan da bunu demesini beklerdim. Tabağım bitmeden sofradan kalkmama izin vermezdi.
"Ama doydum baba, gitmek istiyorum"
"Sana tabağın bitmedi dedim Mayıs, önce tabağını bitir. Sonra gidebilirsin"
Gözlerimi bir saniyeliğine sıkıca kapatıp sakinleşmeyi dilerim. Gözlerimi açtığımda ikiside pür dikkat beni izliyorlardı. Nalan'a baktığımda göz göze geldik, sanki bana güç vermek istermiş gibi bakıyordu.
"Kemal bey bence Mayıs yeterince büyüdü, ne kadar yemek istediğine kendisi karar vere-"
Nalan'ın sözünü kestim. Şuan beni savunmasını istemiyordum.
"Beni savunmana gerek yok Nalan. Yeterince büyüdüm sonuçta"
Tabağımı alıp ikisinin gözleri önünde yere bıraktım. Tabağın yere çarpmasıyla çıkan çınlama sesi babamın kaşlarını çatmasına neden oldu. Üzülmüş gibi bir ifade takınarak ayağa kalktım, babama döndüm.
"Ben gidiyorum, tabağım bitti nasılsa"
Arkamı dönüp salondan çıkmak için bir iki adım attım ama babam ayağa kalkıp adımı seslendi. Sesinden sinirli olduğunu anlayabiliyordum. Hatta fazlasıyla sinirliydi ama umurumda değildi.
Arkamı dönmeden yoluma devam ettim. Nalan'ın babamı durdurduğunu ve sakinleştirmeye çalıştığını duyuyordum. Beni yalnız bırakmak istemişti belli ki.
Odama girer girmez kapıyı ardımdan kilitledim. Doğru adımlarla odamın balkona açılan kapısına gittim ve açmaya çalıştım. Ama aylar önce bu kapıyı kilitlemiştim, balkona kimsenin girmesini istemiyordum.
Giyinme odama gittim, çekmeceleri karıştırıp gizli bölmenin nerede olduğunu hatırlamaya çalıştım. Gizli bölmeyi tam olarak hatırlıyordum ama tam olarak nerede olduğunu anımsayamıyordum.
En alttaki çekmeceyi açıp tek tek kıyafetleri dışarıya çıkardım. Çıplak çekmece tahtasında elimi gezdirdim ama herhangi bir çıkıntıya rastlamadım. Aklıma çekmece tavanına bakmak gelmişti, sanki orada bir tuş var gibi hissediyordum.
Elimi tavanda gezdirdiğimde en arka kısımda ufacık bir tuş çıkıntısını hissettim. Gülümsedim. Ufak bir rahatlama eşliğinde titreyen ellerimle tuşa bastım. Tuşa basmamla çıt sesinin gelmesi bir olmuştu.
Çekmecenin tabanındaki gizli bölme açılmıştı. Elimle biraz daha ittirdim. Belki bir gün ihtiyacım olur diye biriktirdiğim paralar,dolarlar, kimsenin görmesini istemediğim evraklar ve balkon kapısının anahtarı karşımda duruyordu.
Hiçbir şeyi karıştırmadan doğruca anahtarı aldım. Elimde iyice sıkarken balkon kapısına bu sefer koştum. Biraz zorlamam gerekmişti ama neredeyse küflenen kapıyı açabilmiştim.
Balkona adımımı atar atmaz her yere doluşan kuru yaprakları hissettim. Birazda tozluydu ama balkon benim eski balkonumdu. Yeni bağımlı olduğum zamanlar, kimseyi yanımda istemeyip depresyondayken hep burada olurdum. İhanetleri düşünürdüm, ne yapacağımı, geleceğimin nasıl olacağını düşünürdüm. Yine birgün bu balkonda otururken babam gelmişti. Gözlerimin kıpkırmızı olduğunu farkedip ne olduğunu öğrenmeye çalışmıştı. Zaten fark ettiği anda önce kendimi hastanelerde sonra da orada bulmuştum.
Aylar sonra, farklı bir Mayıs olarak yine aynı yerdeydim. Bu sefer düşüncelerim farklıydı, yaşadığım felaketler farklıydı. Hayata bakış açım farklıydı, hayatımdaki insanlar farklıydı. Aynı olan tek bir şey vardı,bir tek onu unutamamıştım...
Düşüncelerimi bir kenara atmaya çalışarak balkonun o köşesine adımladım. Önce titreyen ellerimle yaprakları temizledim. Tozları önemsemeden ufak bir parkeyi kaldırdım ve bir diğer gizli bölme karşıma çıktı. Bu seferki ufacık bir bölmeydi. Sadece birkaç ufak poşet vardı. Zaten poşetler için buradaydım.
Elimi uzatıp bir tanesini elime aldım, içinde birkaç tane hap vardı. Şu an sadece bir tanesine ihtiyacım vardı ama iki taneden de zarar gelmezdi değil mi?
Poşeti açtım. İçinden bir tanesini alıp incelemeden cenneti ağzına attım. Biraz bayat tadı geliyordu ama önemli değildi. Artık özgür hissediyordum, sanki bulutların üzerinde uçuyormuş gibiydim.
Hazzımı biraz daha arttırmak için bir tanesini daha ağzıma attım.
Evet gittikçe daha fazla bataklığa batıyordum. Ama ben mutluydum, nasılsa bir hayalim yoktu. Eskiden olsa vicdan azabı çekerdim belki. Ben doktor olacağım diye kendimi paralardım ama artık boşvermiştim. Sadece hazzın peşindeydim.
Yaprakların üzerine oturup sırtımı duvara verdim. Gökyüzü tam üstümdeydi. Yıldızlar bana göz kırpıyordu, yada ben öyle görüyordum. Güzel şeylerdi, güzel hislerdi.
Yazar'dan
Mayıs Koral kendinden geçiyordu. Bugün içtiği cennet bayattı, ama o kendisini mutlu hissediyordu.
Önce giyinme odasına gitmiş ve anahtarı aramıştı. Odasında dolaşırken, balkona gittiğinde ve şuan gökyüzünü izlerken. Hep onu izleyen birisi vardı.
Bir taraftan Mayıs kendisini hazza bırakmış. Diğer tarafta ise karanlık onu göz hapsine almıştı. İşin kötü tarafı ise Mayıs karanlığı kendisine dost biliyordu. İntikamı yanlış insanlarda arayacaktı.Belkide yanlış insanlara gönül verecekti. O kendisini bu oyunun baş kahramanı olarak bilsede bir oyuna, bir intikama kurban gidiyordu...
Mayıs Koral hergün bir intikam uğruna can veriyordu...
🌺🌺🌺🌺🌺
Selam! Nasılsınız? Bölüm baya geç kaldığı için özür dilerim🥲 sınavlarınız ne zaman başlıyor? Benimkiler bu hafta başlayacağı için bölüm gelirmi bilmiyorum ama en kısa zamanda atmaya çalışacağım. Sınavlarınızda başarılar dilerim💝🌺
Unutmadan! Buraya kadar geldiysen yıldıza basar mısın? Birde bölüm hakkındaki düşüncelerini merak ediyorum👉🏻👈🏻
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |