
Selam! Yeni bir bölümle karşınızdayım. Keyifli okumalarr!
(Bol bol oy ve yorum bekliyorum)
🌺🌺🌺
"Hayat, yalnızca geriye bakarak anlaşılır; ama ileriye doğru yaşanmak zorundadır."
~Søren Kierkegaard
🌺🌺🌺
"Herşeyi mi?"
"Yani...elimden gelen herşeyi..."
"Beni buradan çıkarır mısın?"
"Nasıl?"
"Öyle işte, baya beni buradan çıkarır mısın?"
Zaten bunu bekliyordu ama başka şekilde bekliyor gibiydi. Şokla yüzüme bakıyordu.
" Mayıs sen ne saçmalıyorsun?"
" Sadece soru sordum"
"Sorduğun sorunun farkında mısın sen? Seni tabiki burdan çıkarırım ama nasıl çıkarabileceğimi biliyorsun"
Elbette çıkardım ama tek şart temizlenmekti. Yani aradan en az 21 Gün geçmesi gerekiyordu... Ben 21 gün boyunca burada kalamazdım ki. Yada temizlenemezdim, artık mümkün değildi... Belki sadece hayal olarak kalırdı.
"Nasıl çıkarırsın beni buradan Nalan?"
" Sende biliyorsun Mayıs. Bilmezden gelme temizlenmen gerekiyor senin. Başka yolu yok! Herşeyi çıkar aklından!"
Sinirle elindeki kalemi masaya vurduğunda gözüm bir anlığına kaleme gitmişti. Öylece duruyordum ve odadan çıkmak üzereydim, ama Nalan bağırdığı için bir kaç saniye içinde önümdeki kapı açılmıştı.
Ben birkaç adım geriye giderken içeriye Naz girmişti. Sorgulayıcı bakışlarını bize dikmiş ve olayı anlamaya çalışıyordu. " Bir sorun mu var?"
Nalan soruyla beraber kendine çeki düzen vermiş ve eski sakin haline geri dönmüştü . Gerçekten şaşırıyordum bu kadına. Her dakika ruh hali değişiyordu yada gerçekten oyunu kuralına göre oynuyordu. İnsanları kendisine inandırıyordu.
"Hayır" yüzünü ne olabilir ki dercesine büktü" Ne olabilir ki?"
Nazın yüzü utançtan şekilden şekile girmişti. "Şeyyy... Ben bağırış sesini duyunca onda-" daha kelimesini bitirmeden Nalan bölmüştü. "Anladım, çıkabilirsin Naz. Mayısta gelecek şimdi" Naz konuyu uzatmamıştı "Tekrardan kusura bakmayın" mahcup şekilde kapıyı kapattı ve biz baş başa kaldık.
Ona sorgulayıcı bakışlar attığımda anlamadan geliyordu.
" Sende çıkabilirsin Mayıs, kafanı çok yorma olurmu"
Ağzımı açar açmaz tekrar konuşmaya başlamıştı " O dediğin şey olmayacak güzel ağzını boşuna yorma tamammı. Bir an önce temizlenmeye çalış canım"
Tek çıkış yolum da beni geri çevirmişti. Uzun uzun oflayarak sinirle kapıya gittim. Dışarı çıkarken birkaç güne görüşürüz dediğiniz duymuştum ama umrumda değildi. Birkaç gün yüzünü girmek istemiyordum, sadece evime gitmek istiyordum. Oldukça özlemiştim, hem babamı hemde evimi...
Koridorda Nazın arkasından giderken düşüncelere dalmıştım. Çevreme olan dikkatimi kesmiş ve sadece düşüncelerime odaklanmıştım.
Sadece anılar aklıma geliyordu, kesik kesiktiler. Sanki bir fragmandaymışım gibi... Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu.
(3 Aralık 2024)
Soğuk bir kış günüydü. Hava artık kararmış, güneş aya yer vermişti... Hafif kar yağıyor, yollar buz tutuyordu. Gökyüzü mor ve mavinin arasındaki o güzel renkteydi ve biz arabayla yollardaydık.
Ruhumun üzerine kara bulutlar çökmüştü sanki, herşey o kadar karışık ve ani olmuştu ki...
Bir anda evde kıyamet kopmuş ve birkaç telefon görüşmesi sonucunda kendimi arabada bulmuştum. Arabada giderken kimseden çıt çıkmıyordu. Babam ne yapacağını, insanlara ne açıklama yapacağını düşünüyordu. Şoförümüz sessizce arabayı sürüyor ama arada bana kınayıcı bakışlar atmayı unutmuyordu.
Bense kafamı cama yaslamış ne olacağını düşünüyordum. Neler olacağını kestiremiyordum ama nereye gittiğimizin farkındaydım. Buraya geleceğimi biliyordum ve bu yüzden herşeyi ayarlamıştım zaten. Ama oraya gitmek... Evimden, babamdan ve arkadaşlarımdan uzak kalacağımı bilmek beni tedirgin ediyordu.
Evet herşey sağlığım için olabilirdi, ama ben istemeden oluyordu. Zaten kim isterdi ki?
________
Araba hastanenin yüksek güvenlikli kapısına geldiğinde görevliler tarafından büyük kapı açılmıştı . Oldukça pahalı olduğu belli olan, son model araba hastane bahçesine giriş yapar yapmaz tüm gözler arabaya dönmüştü.
Gerek hastalar, gerek hemşireler ve diğer görevlilerin gözü arabada ve bu arabanın neden burada olduğundaydı. Önce aylardır geleceği söylenen ama gelmeyen müfettiş olduğunu düşünmüşler, ama arabadan Mayıs Koral iner inmez konuyu anlamışlardı. Şimdi hepsi Mayıs'a acır gözlerle bakıyorlardı. Mayıs bundan rahatsız olmuştu ama tek yapabildiği küçük sırt çantasını almak ve sinirli babasını takip etmekti. Şoför arabadan inmemişti ve iki kişi gidip tek kişi dönecek patronunu bekliyordu.
Hızla hastaneye girdikten sonra yöneticinin odasına doğru emin adımlarla yol aldılar. Kemal Koral Mayıs'a yaptığının aksine kapıyı saygıyla tıklattı ve içeriden gelen gir sesiyle kapıyı açtı.
Odaya girdiklerinde onları hastahane müdürü Feride Hanım onları karşılamıştı.
______
Odaya girer girmez bir kadın ayağa kalkmış ve saygıyla babama selam vermişti.
"Hoşgeldiniz efendim"
"Hoşbulduk"
Kadının buranın yöneticisi olduğu belliydi. Giyim tarzı ve ciddiliğiyle oldukça otoriter birisine benziyordu. Kapıda gördüğüm tabelaya bakılırsa adı Feride'ydi. Şuana kadar Feride isminden hep korkmuşumdur diye geçirdim içimden. Feride ismi bana hep korku verirdi.
"Zaten telefonda konuşmuştuk. Kızınıza özenle bakacağımızdan emin olabilirsiniz"
Özenle bakmak mı? Sanki evcil hayvan almıştıda ona bakıyordu.
"Kızıma burada zarar gelmeyeceğinden eminim. Sizden tek istediğim onu eski kızım yapmanız."
Eski kızım... Tabi, artık eskisi gibi olmayacak kadar değişmiştim ama babam eski halimi geri istiyordu. Ama insanlar değişirdi ve siz ne yaparsanız yapın eskisi gibi olamazdı. Üzgünüm baba... Sana layık biri olamayacağım...
"Şüpheniz olmasın Kemal Bey. Kızınız en kısa zamanda eski haline dönecek ve temizlenecektir. Zaten hastaneden gelen raporlarınıza baktık. Kızınız bağımlılık yüzünden değil, şizofreni başlangıcı teşhisiyle akıl hastanesinde yatırılmış gibi gözükecek. Eğer yurt dışına gitmediği anlaşılırsa bağımlı olduğu hiçbir şekilde sızdırılmayacak. Emin olabilirsiniz"
Bu kadın ne saçmalıyordu? Gerçekten sahte rapor mu düzenlemişlerdi? Birde yurt dışı meselesi vardı. Bu konu git gide daha karmaşık bir hal alıyordu ve ben hiçbir şey bilmiyordum. Sadece bir ay kadar burada kalacağım bilgisi vardı. Zaten adamlarımı hazırladığım için sorun değildi. Sadece yatıp çıkacaktım, uzun bir tatil gibi...
En kısa zamanda buradan çıkacaktım nasılsa, paniğe yada alışmama gerek yoktu.
Babam keyifle gülümsedi. Artık onu tanıyamıyordum. Sanki... Sanki benim babam değil gibiydi. Herkese yalanlar atmıştı ama benim babam asla yalan söylemezdi. Devletine bağlı bir insandı, insanların onun hakkında ne düşündüğünü önemserdi ve bu huyu onu mahvediyordu. Sırf insanların tepkisi üzerine sahte rapor düzenlemişti.
Ona göre diğer insanlar kızından daha önemliydi...
Bu acı olsada bir gerçekti ve gerçekler acıtırdı.
"Güzell... O zaman kızım size emanet."
"Tabi efendim. İsterseniz siz bir kahvemizi için Mayıs'ta hastaneyi gezsin. Ona odasını göstersinler"
Babam dilini dişlerinde gezdirdi. Kısa bir düşünmenin ardından cevap vermişti.
"Tabii olur"
Kadın gülümsedi. Ama normal bir gülüş değildi. O gülüşün altında birşeyler yatıyordu ama çözemiyordum...
"Naz!"
Kadın seslenir seslenmez kapıyı otuzlu yaşlarının başında bir hemşire açmıştı. Kadının kahverengi saçları ve saçlarıyla aynı renk gözleri vardı. Küçük bir burnu ve ince dudakları vardı. Buğday teni ona ayrı bir hava katmıştı. Ama gözlerinin altındaki yorgunluğunu belli eden morluklar onu yaslandırmiş gibiydi, gözleri yaşanmışlık kokuyordu. Bakışlarına bakarak kolay bir hayatı olmadığını tahmin edebilirdim.
"Buyrun efendim."
"Bu Mayıs. Bundan sonra onunla sen ilgileneceksin. Şimdi ona hazırladığınız odaya götür biraz dinlensin. Daha sonra hastaneyi gezdirirsin"
Naz denilen hemşire bana kısa bir bakış attı ve tekrar Feride Hanıma döndü.
"Tabiki efendim. Beni takip et Mayıs"
Bana son bir bakış attı ve onu takip etmem için küçük bir baş işareti yaptı. Çekingence ayağa kalktım ve babama son bir bakış attım. Onu bir süre göremeyecektim ve özleyeceğimden emindim.
Ama babama tavırlıydım. O yüzden evlada bile dememiştim. Hemen hemşirenin peşine düşmüş ve arkamdan kapıyı sertçe kapatmıştım.
Nazla baş başa kaldığımızda bir anda ciddileşmişti. Az önceki saygılı halinden eser kalmamıştı.
Onun arkasından giderken etrafı incelemeye çalışıyordum. Ama ona yetişmeye çalışmaktan pek dikkatli baktığım söylenemezdi.
En sonunda bir odanın önüne gelmiştik. Naz elini kapı koluna attıktan sonra bana dönmüştü.
"Bu oda senin. Bundan sonra sürekli burada kalacaksın. Yemeğin odana gelecek yani diğer hastalar gibi yemekhaneye inmen yasak . Günlük yarım saat dışarıya çıkma hakkın var. Yemek saatleri haricinde istediğin saatte çıkabilirsin. Sadece görevliye adını yazdırman ve imza vermen gerekiyor. Şimdilik bu kadar bilgi yeterli. Diğer kuralları zamanla öğrenirsin. Şimdi içeriye gir"
O kadar sert konuşmuştu ki donakalmıştım. Bu kadınla değil bir ay bir saat bile duramazdım ki! Yani imkansızdı böyle birisiyle anlaşabilmek. Ama bir şekilde becermem gerekiyordu, olmadı müdüre gider hemşiremi değiştirmesini isterdim.
Ben boş boş bakarken o sinirlenmiş gibi kolumdan tutmuş ve beni odaya doğru itmişti. Odanın içine doğru sendeleyip düşmek üzereyken zor durmuştum.
Ben dengemi kurmaya çalışırken kapı üstüme kapanmıştı. Kapı kapandıktan sonra iki kere anahtar çevrildiğini duymuştum.
Kulaklarıma inanamayarak kapıya doğru gittim ve kapı koluna uzandım. Ama birşey farketmiştim. Kapı kolu yoktu. Kapı kolu yerine yuvarlak dümdüz bir topuz vardı. Yanlış gördüğümü düşünerek gözlerimi ovduğumda görüntü değişmemişti.
Nereye düşmüştüm ben? Herşey bana oynanan bir oyun gibiydi...
Yinede kapı koluna uzandım ve açmaya çalıştım ama içerden açılmıyordu. Ayrıca gerçekten odaya kilitlenmiştim. Hemde ilk günden...
Kapıyı zorlamayı düşündüm ama açılsa ne yapacaktım? Daha geleli yarım saat olmadan kaçmaya mı çalışacaktım? Bu daha fazla ceza almama neden olurdu, o yüzden vazgeçmeliydim.
Odaya döndüm ve kısaca göz attım. Çoğu eşya beyaz ve turuncudan oluşuyordu. Oda oldukça sadeydi ve hiç sivri köşe yoktu. Sanki gerçekten delirmişim gibi beni böyle bir odaya tıkmışlardı. Ama hak ediyordum.
Ayakta durmak istemiyordum. Bir köşeye oturmak ve halime yanmak, herşeyi uzun uzun düşünmek, kafamda tartmak istiyordum.
Odada biraz yürüdüm ve oturabileceğim yerlere bakındım. Zaten odada birşey yoktu, sadece yatak vardı üstüne oturabileceğim. Ama şimdilik yatağa oturmak istemiyordum. Odayı boydan boya yürüdüm ve duvar kenarındaki boş bir köşeye çöktüm. Kafamı duvara dayayıp düşüncelere daldım. Kafam çok karışıktı, kendime gelmem zor gibiydi.
Patronun ayarladığı adam nasıl gelecekti? Burada işe başlamıştı. Hapları o getirecekti ama nasıl? Sadece doktorların ve çalışanların üstü aranmadığı için işe girdiğini biliyordum. Parasını fazlasıyla almıştı, o yüzden herşeyin zor olsada kısa sürede halletmişlerdi. Sonuçta para her kapıyı açardı...
Nasıl birini ayarladığını bile bilmiyordum. Onları ispiklememem , açığa çıkarmamam için bana bile söylememişti kim olduğunu. Eğer bilirsem ağzımı tutmak zor olurdu , ama bilmediğim birini açık edemezdim. Patron oldukça zekiydi doğrusu.
Düşüncelerle dalmışken babamın sesini duyar gibi olmuştum. O kendine has kahkahası koridordan geliyordu, nerde olsa tanırdım.
Önce dikkat kesildim, emin olduktan sonra ayağa kalktım. Sanırım buraya geliyorlardı, bana bakmaya mı geliyordu? Yada vazgeçmiş miydi?
"Baba!"
Sesimi duymamış gibiydi, hala konuşuyordu ama ne konuştuğunu anlamıyordum. Sesler bulanık geliyordu.
"Babaa!"
Sesler hala aynı devam ediyordu, böyle olmayacağını anlayınca kapıya gittim ve hafifçe yumrukladım . Değişen birşey olmamıştı , sesler oldukça yakınımdaydı. Büyük ihtimalle odanın önünden geçiyorlardı am hiçbir pencere olmadığı için göremiyordum. Sadece sesler vardı.
Kapıyı biraz daha sert yumrukladım, duymadıklarını anlayınca kulağımı kapıya dayadım ve dinlemeye çalıştım. Babamın ve Feride Hanımın sesi geliyordu. Feride Hanım oldukça keyifli gibiydi ama ne dediklerini duyamıyordum. Sesler gittikçe uzaklaşıyordu. Babam gitmemeliydi, benim bu odada olduğumu bilmiyor muydu? Ona söylememişler miydi?
"Baba!"
Gözlerim sulanmıştı, babam beni duymuyordu. Artık duyulmayacak kadar uzağımdaydılar.
"Beni tek bırakma!"
Gitmişlerdi.
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu ve artık tek başımaydım.
Kafam kapıya yaslanık halde yere çökmüştüm. Mecalim kalmamış gibiydi, gitmesi beni yaralamıştı.
Nasılsa bir ay demiştim. Tek başıma kalabilirim demiştim ama olmuyordu, bunu daha ilk dakikadan anlamıştım.
Fısıltı gibi çıkan sesim, kalbimin yansıması gibiydi...
"Baba gitme.."
(Günümüz)
Odamın kapısına geri geldiğimizde hala kendimde değildim, anılara fazla dalmıştım.
Naz benim halimi farketmişti ama sormak yerine kolumu sıkıp kendime getirmeyi tercih etmişti. Acıyla kendimi geri çektiğimde odamın kapısını açtı ve içeriyi işaret etti.
Bana daha fazla dokunmasın istemediğim için hızla odaya girdim. Zaten odaya girer girmez kapıyı üstüme kapatmıştı. Kapattıktan sonra iki kez anahtar çevirdiğini duydum.
Canım sıkkındı, düşünceler beynimi esir alıyordu. Artık o kadar çok düşünmeye başlamıştım ki sağlıklı şeyler düşünemiyordum. Zaten sağlık bana çok uzaktı.
Odada ilerleyip kendimi yatağa attığımda aklıma o gelmişti. Zaten şu aralar hep onu düşünüyordum...
Nasıldı? Yeni bölümde görüşürükkk💐
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |