
"İnsanın en çok sevdiğinden öğrenmesi ne acı: Vazgeçmeyi"
~Nazım Hikmet
🌺🌺🌺
Acaba bugün istediklerimi getirecek miydi? Dün sesini çıkarmamıştı. Çünkü eğer sesini duyarsam onu tanıyabilirdim. Ve bunu istemiyorlardı.
Onu açık edeceğimden korkuyorlardı ama asla böyle birşeyi yapmazdım.
Yatağa boylu boyunca uzandım, gözüm yine tavana ilişmişti. Bu sefer farklı şekiller vardı, zaten her baktığımda farklı birşeyler görüyordum. Bazen yüzler görüyordum ve bu seferde onlardan biriydi.
Babamın yüzü şekilleniyordu tavanda. Bana sevgiyle bakıyordu...
Kaç ay olmuştu babamı görmeyeli? Beni özlemiş miydi? Sesini son duyduğumda oldukça neşeliydi, zaten o günden sonra ne bir haber almış, nede yüzünü görmüştüm. Ne çok özlemiştim, onu tekrar göreceğim günü iple çekiyordum ama çok uzak gibiydi.
Eğer Nalan teklifimi kabul etseydi görürdüm belki, babam benimle gurur duyardı. Sahte olsada sevinirdi belki, eskisi gibi olurduk.
Nalanın teklifimi kabul edeceği yoktu. O halde geriye tek bir kişi kalıyordu.
Patron...
O beni çıkarırdı buradan, doktorlarla görüşürdü. Yöneticiyle görüşürdü ve bir şekilde özgürlüğüme kavuştururdu. Sonuçta bana bunu borçluydu. Eğer beni bu şeye bulaştırdıysa, temizlemesini de bilecekti.
Yada tek seçeneğin o dedi iç sesim. Tek seçeneğim o muydu? Başka kimsem yoktu sanki...
Babamla hiçbir şekilde görüşmemiştim. Ama artık canıma tak ediyordu, Feride Hanım'a gidip söyleyecektim.
En azından ufak bir telefon konuşması yaptırabilirdi değilmi? Çok birşey istemiyordum zaten, iki dakika bile yeterdi bana...
Sesini duysam yeterdi, iyi olduğunu bilsem dünyalar benim olurdu.
Sıkıntıyla bir nefes verdim ve yan tarafıma döndüm. Bomboş duvarı görünce içim dahada daralmıştı. Hafiften midem bulanıyordu, lavaboya gitsem iyi olur gibiydi. Hem Feride Hanımlada görüşürdüm.
Tabi odada lavabo yoktu. Eski püskü bir çeşme vardı ama bozulalı çok olmuştu. Tek bir damla su gelmezdi.
Biraz daha uzandım, boş boş duvarı izledim ve düşüncelerin beynimi ele geçirmesine izin verdim.
Midem iyice bulanmaya başladığında buna bir son vermem gerektiğini biliyordum ama mümkün değildi. Düşüncelerle başa çıkamıyordum. Bir süredir oldukça dalgındım ve bunu hemşirelerde farketmişti. Bazen bahçeye çıktığımda bana acıyarak baktıklarını görüyordum. Ben yanlarından geçerken aralarında konuşmaya başlıyorlardı. Muhtemelen bana ne kadar acıdıklarını falan söylüyorlardı ama umrumda değildi.
Vücudumu kapıdan tarafa döndürdüm ve bir süre bakındım. En sonunda elim yatağın yanındaki komidinin üstüne gitti ve kırmızı butona bastım.
Kırmızı butonu normalde kriz geçirirken kullanırdık. Ama ben hemşiremi yanıma çağırmak istediğimde yada acil durumlarda kullanıyordum.
Butona bastıktan sonra en geç 5 dakika içinde odaya gelmesi gerekirdi. Aksi takdirde işinden bile olabilirdi ama pek umursadığı yoktu. Naz, yani hemşirem sadece çalışma saatlerini doldurup parasını alma peşindeydi.
Normal maaşına ek olarak babamdanda bir miktar para alıyordu ve bana o yüzden katlanıyordu. Buraya geldiğim ilk günden beri bir kez bile güldüğünü görmemiştim. Duyguları yoktu sanki, çok acımasızdı. Kimseyi düşünmezdi. Bunu daha buraya geldiğim ilk günden göstermişti.
Yatakta öylece beklerken dizlerimi kendime çekerek bulantıyı gidermeye çalıştım ama bir işe yaramadı. Arada bir böyle oluyordu ama bir türlü alışamıyordum.
Birkaç dakika içinde kapı yavaşça açıldı ve Naz içeriye girdi. Elinde orta boylarda bir şırınga ve sakinleştirici olduğunu bildiğim ilaçlar vardı.
Kriz geçiriyorum sanmıştı. Zaten kriz geçirmediğimi gördüğü anda yüz ifadesi gene sertleşmişti. Kapıyı kapattı ve yatağın yanına geldi, hiç sesini çıkarmıyor ve halimi anlamaya çalışıyordu. Bense sakince onu izliyordum. Bu sakinliğim onu şaşırtıyordu.
"Butona neden bastın?"
Bana bakarken hafif eğilmişti.
"Midem bulanıyor"
Böyle küçük şeyler için onu çağırmazdım. Hele butona hiç basmazdım eğer butona basıyorsam çok kötü veya sıkışmış olmam gerekiyordu.
Şaşkınlığını gizlemeye çalışırken gözlerini üstümde gezdiriyordu.
"Bozuk birşey mi yedin?"
Şaka mıydı bu? Sanki hastane yemekleri çok güzeldide bu soruyu soruyordu.
"Sence?"
"Önemli birşey yoksa gidiyorum"
Hemen gitme peşindeydi, klasik Naz.
"Lavaboya gitmem lazım"
Biraz düşündü. Önce götürmek istememişti ama zaten nadiren onunla giderdim. Yarım saatlik iznimin dönüşünde girmeyi tercih ediyordum
"İyi, düş önüme"
Yatakta ayaklarımı yere uzattığımda bir anlığına başım dönmüştü. Ama umursamadım. Ayağa kalktım ve Naz'ın önüne geçtim.
Koridorda yürürken naz peşimden geliyordu. Hızlı hızlı yürüyordum ve midemin bulantısını karnıma bastırarak geçirmeye çalışıyordum. Naz farketmişti ama umrumda değildi, revire götürmesi gerekiyordu ama uğraşmazdı.
Uzun koridorun sonuna geldik ve kendimi içeriye attım. Naz arkamdan gelmişti ve tuvaletin kapısında durmuştu.
Ben içeriye girdiğimde sırayla tüm tuvaletlere baktım ama hepsi boştu. İçlerinden rastgele birine girdim ve klozete eğilip kusmaya çalıştım.
Öğürüyordum ama kusamıyordum. Soğuk terler döktüğümü hissediyordum, gözlerim kararıyordu ve ayakta duramamıştım. Eğildiğim yerde yere düştüm ve iki elimle klozetin iki yanına tutundum.
Oldukça kötü durumdaydım. Kriz gibiydi ama şuan yoksunluk hissetmiyordum. Zaten krizler daha berbattı. Bu sefer ne olmuştu bilmiyordum ama normal olmadığı kesindi. Bir an önce revire gitmem lazımdı.
Ben bir süre tuvaletten çıkmayınca Naz merak etmiş olsa gerek tuvaletin kapısına geldi. Kapıyı tıklattığında gel demeye çalıştım ama sesim çıkmamıştı. Sadece öğürmeye çalışıyordum. Uyanıktım ama kendimde olduğum söylenemezdi.
Naz sesimin çıkmadığını anlayınca kapıyı yavaşça açtı ve tuvalette yanıma eğildi. İfadesi sertti ama anne şefkati gibi hissetmiştim. Belkide annesiz büyümemdendir diye düşündüm ama Naz bu seferde gerçekten farklıydı.
"İyi misin"
Sadece başımı iki yana saklamakla yetinmiştim. Sesim yok gibiydi.
"Kalk revire gidelim"
Elini sırtıma koyduğunda hafiften irkildim. Kalk diyordu ama ayağa kalkarsam bayılacağımı biliyordum.
"Ayağa kalkamayacak mısın?"
Ona bakmaya çalıştım ve yine kafamı iki yanıma salladım. Bana bir anlığına şefkatle yaklaşmıştı ama yine eski haline dönmüştü. Kendisinden taviz vermiyordu.
"Burada bekle birilerini çağıracağım"
Tepki vermemi beklemeden hızla ayağa kalktı ve dışarı çıktı. Bense kendimi bırakmış ve duvara kafamı yaslamıştım. Gözlerimi açamamaya ve etrafı uğultulu duymaya başlamıştım. Sanırım kendimden geçiyordum.
Ne kadar beklediğimi bilmeden öylece durdum ve en sonunda kapının açıldığını hissettim.
O tanıdık koku yine etrafı sarmıştı. Kim olduğunu görmek için gözlerimi açmaya çalıştım ama açamıyordum.
Ellerini önce yanağımda , sonra alnımda hissettim. Sanırım ateşime bakıyordu. Yanındakine birşeyler söyledi ama duymuyordum. Sesler çok uzaktaydı.
Yavaşça havaya kaldırıldığımı hissettiğimda kafam birisinin omuzuna düşmüştü. Yine o tanıdık kokuyu yakından alıyordum . Kim olduğunu öğrenmek için gözlerimi açmak istiyordum ama karanlığa çekilmiştim. Sesler yavaşça susmuş ve algılarımı yitirmiştim.
____________
Gözlerimi açar açmaz beyaz tavanı görmüştüm. Neredeydim ben? Daha net görmek için kirpiklerimi kırpıştırdım. Kafamı yan tarafıma çevirdiğimde odanın boş olduğunu ve revir yatağında yattığımı farketmiştim.
Hiçbir şey hatırlamıyordum ama büyük ihtimalle kendimden geçmiştim ve revire getirmişlerdi. Ama şuan odada tektim. Öncedende revire gelmiştim ama hiç tek başıma bırakılmamıştım, benim gibi birisini tek başına bırakmak ne kadar doğruydu?
Bir an önce kendime gelmek için gözlerimi sertçe ovuşturdum ve yatakta doğruldum. Bacaklarımı aşağı sarkıtıp etrafa bakınırken kapı açılmış ve Naz içeriye girmişti. Odaya girer girmez gözlerimi ona dikmiştim çünkü bana olanları anlatmasını istiyordum. Anlatacak gibi durmuyordu ama şansımı denemekte fayda vardı. İlaçların yanına gittiğinde konuşmaya başlamıştı.
"Biraz daha iyi misin?"
Nasıl olduğumu umursamayan birisi için bu sorduğu şaşırtıcıydı.
"Bana tam olarak ne oldu"
Sorusuna soruyla cevap verdiğim için kısa bir bakış attıktan sonra işine geri döndü ve birkaç ilaç hazırladıktan sonra cevap verdi.
" Sadece tansiyonun düşmüş, önemli birşeyin yok"
Sadece ufak bir tansiyon muydu? Daha önemli birşey olmuştur sanıyordum çünkü bana ufak bir kriz gibi gelmişti. Ama kriz geçirsem bile bana doğruyu söyleyecekler miydi? Burada hiçbir şeye güvenmemek gerekirdi ve bazen kendime bile güvenemediğim oluyordu.
"Sadece tansiyon yüzünden mi bu hale düştüm yani"
"Halinde birşey yok, kolunu aç"
Elindeki şırıngayla bana doğru döndüğünde iğne yapacağını anlamıştım. Yanıma doğru gelirken sessizce giydirdikleri hastane elbisesinin kolunu yukarı çektim ve kolumu ona uzattım.
İğneyi tenime sokup çıkardığında birşey hissetmemiştim. 5 saniye bile sürmemişti zaten. İnsanlar iğnenin neyinden korkuyordu anlamıyordum, ben küçük bir kızken bile iğneden korkmazdımdım.
İşini bitirdikten sonra eldivenlerini çıkardı ve boş şırıngayla birlikte çöpe attı.
" Buradaki işin bitti. Hemen odana gidiyorsun"
Sanki biraz geç gitsem odam kaçacaktı. Benim Feride Hanım'la görüşmem lazımdı. Babamı özlemiştim, en azından telefonla görüştürmesini isteyecektim. Yada babam buraya gelebilirdi, sadece yarım saatliğine. Uzaktan bile görsem yeterdiki bana...
"Feride Hanım'ın odasına gideceğim. Onunla konuşmam gerekiyor"
Bana neden dercesine sorgulayıcı bir bakış attı.
"Nedenmiş?"
"Sana anlatacak değilim"
"Bence ayağını denk al"
Ne diyordu bu? Sanırım ona saygı göstermemi falan istiyordu ama saygı görmek için saygılı olmak lazımdı.
"Derken?"
Sorgulayıcı çıkan sesimle baygınca baktı ve of çekti.
"Derdini Feride 'ye anlat. Yürü"
Yanıma gelip kolumu tutmaya çalıştı ama buna izin vermedim. Kolumu sertçe çekip önüne geçtim ve doğrudan kapıya yürüdüm. Naz şaşkınlığını gizlemeye çalışıyordu. Hemen arkama düşmüştü ve sanki kontrol onun elindeymiş gibi davranıyordu.
Gerçekten acınasıydı. Naz insanların yüzüne gülüp arkasından şeytanlık yapan bir kadındı. Feride'nin yüzüne gülüp saygılı davranıyordu ama arkasını döndüğü anda Feride Hanım sadece 'Feride' oluyordu. Halk arasında buna ne dendiğini biliyordum ama Naz'la ters düşmek istemiyordum. Naz'la ters düşmek demek, tüm hastaneye meydan okumak demekti. Burayı bana zehir ederlerdi.
Kontrol onun elinde değildi. Şuan kendi bildiğimi okuyordum ve bu ona meydan okumak demekti. Sadece saygıyla yapıyordum.
Koridora çıktım ve doğruca Feride'nin odasına doğru yürüdüm. Naz arkamdan hızla yürüyordu.
Uzun sayılabilecek bir süre kovalamaca oynadıktan sonra Feride'nin odasına gelmiştik.
Naz önüme geçti ve sakince kapısı tıklattı. İçeriden gir sesi gelince kapıyı açmış ve bana içeriyi işaret etmişti. Yanından geçtim ve içeriye girdim. Feride keyifli bir şekilde telefonla konuşuyordu ama beni görür görmez aceleyle telefonu kapatmıştı. Bu kadar paniklemesine gerek varmıydı?
"Mayıs, hoşgeldin geç otur"
Samimi sesi karşısında afallamıştım. Sanırım gerçekten keyifli bir zamanını denk gelmiştim.
Bana masasının önündeki koltuğu işaret edince gidip oturdum. Neden geldiğimi açıklamamı bekler gibi bakıyordu.
"Neden geldin? Bir sorun mu var?"
"Ben babamla görüşmek istiyorum"
Aniden konuşmam ve konuya girmem onu şaşırtmıştı. Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi.
"Neden görüşmek istiyorsun? Bunun kurallara aykırı olduğunu biliyorsun değilmi?"
"Sadece babamla konuşmak istiyorum, nedeni yok. Kurallara gelince de ufak bir telefon görüşmesinin önemli olacağını sanmıyorum"
Bir süre düşündü ama kabul etmeyecekti.
"Bu yasak Mayıs"
"Kurallar diğer hastalar için geçerli. Ben normal bir hasta değilim biliyorsunuz değilmi?"
"Elbette biliyorum"
"O zaman beni babamla görüştürün. Sadece sesini duymak istiyorum"
"Babana sormam lazım. Bana iki dakika izin verir misin?"
Babama niye soracaktı ki? Alt tarafı sesini duyacaktım bu kadar uzatmasına gerek yoktu.
"Peki..."
Gülümsedim ve ağzının içinde ufak bir teşekkür etti. Ayağa kalkıp yarı koşar vaziyette giderken giydiği kısacık eteği görmüştüm . Bu kadar kısa bir eteği iş yerinde giymesinin ne kadar uygunsuz öldüğünü düşündüm. Kadınlar özgürdü, istediğini istediği yerde giyerdi ancak iş yerinde ve bir hastanede uygunsuz bulmuştum.
Kapıyı ardından kapattı ve odada tek başıma kaldım. Bu odaya İlk gelişim bu hastaneye geldiğim gündü, babamla beraber gelmiştim ve babamı en son yanımdaki koltukta otururken görmüştüm. İkinci gelişim yaklaşık 5 ay önceydi, kurallara uymadığım ve sürekli sorun çıkardığım için gelmiştim. Beni sert bir şekilde uyarmış ve birdaha beni bu odada görmek istemediğini söylemişti.
Bu odaya üçüncü gelişim oluyordu. Daha önce odayı inceleme fırsatım pek olmamıştı ama şuan tektim. Odayı dilediğim gibi inceleyebilirdim.
Oda oldukça büyüktü, hastane bahçesine bakan boydan boya pencereleri vardı. Bordo rengindeki perdeler oldukça şık görünüyordu ama biraz demode kalmıştı. Duvarın orta kısmında Atatürk portresi, yanlarında İstiklâl Marşı ve Gençliğe Hitabe asılıydı. Kitaplığın önünde Feride'nin masası ve masanın önünde ki koltukları oldukça yer kaplıyordu, koltukların ağır misafirleri karşılamak için olduğu her halinden belli oluyordu.
Parke zemin kahverengi ve ahşap desenliydj, odaya bambaşka bir hava katmıştı. Yan taraflarda büyük Kitaplıklar, ödüller ve ne olduğunu çözemediğim birsürü belge vardı. Hastanenin zaten adı geçen, başarılı bir hastane olduğunu biliyordum ama bu kadarı fazlaydı.
Gözlerimi odada yavaşça gezdirirken neden diğer odalara da bu kadar özen göstermediklerini düşündüm. Koskoca hastanede sadece bu oda böylesine lüks döşenmişti. Koridordaki fayanslar döküldü dökülecek gibiydi ve boyalar o kadar eskiydi ki pul pul dökülmeye başlamıştı.
Sonra bu ihmallerin Feride'nin bencilliği yüzünden olduğunu düşündüm. Hastaneye ait tüm paranın büyük kısmını kendi odası için kullanıyordu. Kalan paralar ise temel ihtiyaçları zor karşılıyordu zaten.
Feride her ne kadar babama şirin gözükse de aslında bencil, ukala bir kadındı.
Ben kendi içimde Feride'nin ne kadar kötü birini olduğunu düşünürken kapı açılmıştı. Feride yüzüne zorla yerleştirdiği belli olan o gülümsemeyle bana baktı ve telefonu uzattı. Sanırım bu babam görüşmeyi kabul etti demekti.
İçim bir anda heyecanla dolmuştu. Ellerim terlemeye başlamıştı ve ne yapacağımı bilemiyordum. Hemen ayağa kalktım ve elinden telefonu aldım. Telefonun öbür ucunda babamın olduğunu düşünmek sahada heyecanlanmama neden oluyordu.
Feride odaya girerken ben odadan çıkmıştım. Tek başıma konuşmak istiyordum ve Feride kendinden beklenmedik bir hareket yaparak buna izin vermişti. Telefonu kulağıma götürdüm, ne diyeceğimi bilemiyordum ve gözyaşlarım akmamak için zor duruyordu.
"Baba..."
Umutsuz ve heyecanlı çıkmıştı sesim, içim içime sığmıyordu.
"Mayıs"
Babamın sert çıkan sesi bir anda buz tutmama neden olmuştu. Sesi sanki hiç tanımadığı birisiyle konuşuyor gibiydi.
"Ben...şeyy"
"Benimle niye görüşmek istedin?"
Sesi hala buz gibiydi ve gerçekten bunu soruyor muydu?
"Ben seni özledim baba"
Babamdan bir süre ses gelmemişti, zaten artık heyecanımdan eser kalmamıştı. Gözyaşlarım sessizce akıyordu ama mutluluktan değil, hayal kırıklığından... Belli etmeyecektim yaşlarımı, güçlü duracaktım. Sesimin normal çıkmasına özen gösterecektim.
"Temizlendin mi?"
Ne? Bu benden daha mı önemliydi? Aylar sonra ilk defa aramıştım ve o özlem gidermek yerine bunu mu soruyordu?
"Ne?"
"Beni duydun Mayıs. Temizlenip temizlenmediğini sordum"
"Baba..."
"Uzattığına göre temizlenmemişsin. Sana bu şeyden temizlenmeden önce bana ulaşma demiştim"
"Ama..."
Fısıltı gibi çıkan sesim hayal kırıklığımın, belkide kalbimin yansımasıydı.
"Aması yok. Sana son kez söylüyorum, temizlenmeden önce sakın beni arama"
Babam cümlesinin bitirir bitirmez telefondan dıt dıt sesleri gelmişti. Gerçekten bunu bana yapmış mıydı?
~Devam Edecek~
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |