
Selam! 4. Bölümle karşınızdayım! Umarım beğenirsiniz, keyifli okumalarrr🌺
(Bol bol oy ve yorum bekliyorum)
"İnsan, en çok kaçtığı yere tutsaktır"
~Franz Kafka
🌺🌺🌺
Babam beni affederdi, o bana kıyamazdı ki zaten. Hayatım boyunca ne olursa olsun arkamda durmuştu. Ama son 1 yılda yaşananlar onuda derinden etkilemişti. 1 yılda 10 yıl yaşlanmış gibiydi sanki... Gittikçe çöküyordu ve ben buradayken elimden birşey gelmiyordu.
Buradan çıkmam gerekiyordu, ama kaçak yollarla çıkamayacak kadar güvenlikliydi. Etrafta dev duvarlar ve duvarların üstünde geçmesi imkansız olan elektrikli teller vardı. Hastanenin tek bir girişi vardı ve üst seviye güvenlik önlemleri alınmıştı. Günlük olarak imza veriyorduk yani kaçmamızın üstünden yarım gün bile geçmeden farkedilirdik.
Kısaca kaçmak imkansızdı. Ama ben imkansızı başarırdım. Sonuçta imkansız diye birşey yoktu, sadece zaman alırdı...
Süremin dolmasına çok az kalmıştı ve benim bir dakika bile geç kalmamam gerekiyordu. Elimdeki hap poşediyle içeri giremezdim. Çünkü üstümü kontrol edeceklerdi. O yüzden hapları burada yutmam gerekiyordu.
İlk zamanlar herşeyden kaçmak için kullandığım bu şeyler artık kaçınılmaz olmuştu...
Artık içmek istemiyordum, ama kendimi durduramıyordum. En sonunda kendimi onu içerken buluyordum.
Elimdeki poşede son bir bakış attıktan sonra kilidini açtım ve haplardan birini ağzıma attım.
Bir anlığına dünya güzelleşmişti.
Hayatım kararıyordu, ama ben herşeyi toz pembe görüyordum....
İkinci hapı elime aldığımda içmeye cesaret edemiyordum. Bir süre beklediğimde bile içimden hiç içmek gelmiyordu. Ama krize girerdim, içmek zorundaydım.
Bir süre düşündükten sonra aniden hapı ağzıma attım ve düşünmeden yuttum. Midem kalkmıştı ama umrumda değildi. Eğer yutmazsam sonucu daha kötü olurdu.
Kendime geldikten sonra muhteşem hisseder olmuştum. Ayağa kalktım ve hoplaya zıplaya bahçede yürümeye başladım. Sanki bulutların üstünde yürüyor gibiydim, çok hoştu herşey.
Mutlulukla hastanenin içine girip imza vermek için görevlinin yanına gittim. Beni mutlu görünce şüphe eder gibi bakmıştı ama şuan umrumda değildi.
İmza atmak için kalemi elime almıştımki sesini duydum.
" İki dakika daha geç kalsan ceza yiyecektin farkında mısın?"
Bir anda modumu düşüren kadına ters bir bakış attım ve imzayı bitirip odama gitmek için ayaklandım.
Odama giderken görevli peşime takılmıştı çünkü üstüme kapıyı kilitleyecekti ve odama girdiğimden emin olmak zorundaydı.
Görevli arkamdan gelirken hızla odama gelmiştik ve beni odaya ittirir ittirmez arkamdan kapıyı kilitlemişti.
Neredeyse boş odada ilerledikten sonra yatağıma oturdum ve her zamanki gibi tavana bakıp düşünmeye başladım.
Aradan birkaç dakika geçmişti ki kapı açılmış, yemek tepsisi yere bırakılır bırakılmaz sertçe kapatılmıştı.
Yemek tepsisine göz ucuyla baktım. Soğuk bir çorba, plastik bir çatalın eşlik ettiği lapa gibi makarna ve üstüne zorla konmuş bir dilim ekmek... Her zamanki menüydü, zaten farklı olsa şaşardım.Tabağın kenarına yapışmış domates salçası bile benden daha canlı gibiydi. İşte bu, günün “akşam yemeği”ydi. Ne kadar acıktığımı düşündüm bir an. Ama bunları yemek bir ölüm gibiydi, yemezdim daha iyi...
Yemeklerin bile tadı tuzu yoktu artık.Belki vardı ama ben hissedemiyordum. Tıpkı ilaçlar gibi, mideye inmesi gereken bir zorunluluktu artık yemek. Belki de her lokma bir başka hap gibiydi. Beni susturmak için verilmiş, düşünmemem, hissetmemem, hatırlamamam için hazırlanmış bir karışımdı hepsi.
______________
Sanırım yemek yiyemeyecektim, zaten haplar bir süre tok tutuyordu. Sadece dinlenmeye ihtiyacım vardı. Bir süre dinlenecek ve yarın psikoloğun yanına gidecektim. Buraya geldiğim günden beri haftada bir psikolog Nalan Hanımın yanına gidiyordum.
Nalan hanım otuzlu yaşlarının sonunda, kısa ve kumral saçlı , mavi gözlü oldukça güzel bir kadındı. Yıllar onu dahada güzelleştirmişti.
Beni sever miydi bilmiyorum ama benim onu sevdiğim söylenebilirdi. Konuşma tarzı normal bir psikolog gibi değildi. Sanki arkadaşım gibiydi, sanki oda bu yollardan geçmiş gibiydi. Sanki psikologum değilde arkadaşımdı. Bu hastanede beni en iyi Nalan anlardı, eğer dahada delirmeme engel olan birşey varsa, oda Nalandı...
Kafamı yastığa koydum ve gözlerimi tavana diktim. Bu bomboş odada bana en çok şeyi tavan anlatıyordu, bakmasını bilene.
Tavandaki şekillere gözlerimi diktim. Dümdüz tavanda şekiller beliriyordu. Evet duvarda hiçbir desen yada şekil yoktu ama araya hayal gücümü kattığım zaman ortaya birsürü şekil, birsürü hikaye çıkıyordu...
Şekillere odaklanırken yavaştan gözlerim kapanmaya başlamıştı. Direnemeyince gözlerimi kapattım ve uykunun sıcak kollarına teslim oldum.
________
Koşuyordum, nereye gittiğimi bilmeden. Yolun sonunu görmeden sadece koşuyordum. Yemyeşil belime kadar gelen otların arasında koşuyordum. Ama koşuyor gibi değilde kaçıyorum gibiydi. Arkamdan karanlık geliyordu ve ben kaçıyordum.
Gölgelerin beni içine çekmemesi için karanlık dünyadan kaçıyordum. Otlar etimi kesiyordu ama umrumda değildi.Tek düşünebildiğim karanlığa kapılmamaktı, yolun sonu yok gibiydi. Sonsuzluğa doğru gidiyordum. Sonra...sonra...yere düştüm. Aniden ayağım takılmış ve yere düşmüştüm. Ellerimi yere koyarak destek alacağım sırada karanlık bir anda durmuş, birisi bana elini uzatmıştı. Elini tutmadan önce tedirgindim. Elini tutarsam olacakları bilmiyordum, korkuyordum ama ondan başka seçeneğim yoktu .
Yüzünün yanındaki eline baktım uzun uzun. Kafamı kaldırıp yüzüne bakmaya cesaretim yoktu . Benim elimin nerdeyse iki katı olan elini inceledim. Yavaş yavaş koca avucuna elimi uzatıp koyduğumda güvenle elimi sıkmıştı. Sonra yankılı bir ses beynimin içinde yankılandı.
"Güvendesin..."
Sesin sahibine bakmak için kafamı kaldırdığımda görüntü bir anda ortadan kaybolmuş ve boşluğa düşmüştüm.
_________
“Hey... Uyansana”
Kulağımın dibinde yüksek sesle bağrılmasıyla ve omzumun şiddetle dürtülmesiyle dünyaya dönmüştüm.
“Duyuyor musun beni? Uyan dedim"
Bir kez daha dürtmüstü ama bu sefer daha sertti. Uyanmamak için konuşmaya çalışmıştım ama sadece anlamsız sesler çıkarabilmiştim Son kez sertçe dürtüldukten sonra göz kapaklarımı yavaşça araladım. Bembeyaz ışık gözlerime dolarken tavanı gördüm yine… Her zaman baktığım, her gece hikayeler uydurduğum o tavan...
Ama bu sefer hikaye bölünmüştü.
“Sonunda...” dedi görevli sesiyle, yüzüme eğilmişti. “Bir an hiç kalkmayacaksın sandım . Psikoloğun saati geldi. Hadi hazırlan. Ama önce yemek yemen gerekiyor”
Hemşire eğildiği yerden doğrulurken bende gözlerimi zar zor açıyordum. Uykudan uyanmamıştım sadece, başka bir yerden dönmüştüm sanki… Derin bir nefes aldım. O rüya… O el… O ses…Bunları bir süre unutamayacaktım sanırım...
Güvendesin...
Kafamda hâlâ yankılanıyordu. Ama şimdi buradaydım. Gerçek dünyadaydım. Hiç olmak istemesemde...
Yataktan doğrulduğum sırada görevli odadan çıkmış ve kapıyı ardından sertçe kapatmıştı. Her şey aynıydı ama ben sanki biraz farklıydım. Ne farkıydı bilmiyordum… Ama belki de artık bir şeyler değişmeye başlamıştı. Ya da ben öyle sanmak istiyordum. Herşey bir rüyaydı ama ben gerçek olsun istiyordum.
Yatakta ayaklarımı aşağı sarkıtırken yüzümü ovuşturup tamamen uyanmaya çalışıyordum. Zorla gözlerimi açıp odayı taradığımda komodin üzerindeki yemek tepsisini görmüştüm.
Bu hastanede hiçbir yemeği yemek istemiyordu ama açlıktan ölmemek için yemem gerekiyordu. Zaten çok zayıftım, neredeyse kemiklerim sayılıyordu birde yemek yemezsem zayıflıktan ölürdüm en sonunda. Ölmeyi herşeyden kurtulmak için isterdim. Çünkü hayallerim vardı... Asla gerçekleşmeyecek hayallerim...
Midenin guruldamasıyla gözlerimi karnıma çevirmiştim. "Offfff... sende bir sussana yaa!" Resmen midem uluyordu ama canım hiç yemek istemiyordu, ama en azından ölmemek için bir kaç lokma yemek zorundaydım.
Ayağa kalkıp komodinin yanına gittim . Tepsiye bir bakış attığımda her zamanki menüyü görmüştüm. Tepsiyi elime alıp yatağa döndüm. Yatağa oturduktan sonra tek bacağımı aşağıya sarkıtıp yarım bağdaş kurdum. Tepsi önümdeydi ama bu sefer küflü kokmuş peynir yerine taze peynir vardı. Şaşılası dedim kendi kendime, gerçekten şaşılasıydı. Peynirler çok nadir taze olurdu ve yaklaşık 2 aydır taze peynir yemiyordum. Onun yerine yumurta sarısı ve bir kaç lokum ekmekle yetiniyordum.
Önce peynire uzandım. Çatala gerek duymamış ve bütün şekilde konulmuş peyniri elimle bölmüştüm. Bir parçayı ağzıma attığımda gözlerim kendiliğinden kapanmıştı . Ağzımda krem gibiydi ama sertti. Tam sevdiğim şekilde yani. Bir parça daha ağzıma attıktan sonra ılık çaya uzandım. Çay normalde soğuk olurdu ve dumanı üstünde çay içmeyi özlemiştim doğrusu. Ama burada mümkün değildi, belki kurtulursam içebilirdim.
Çatı tek yudumda yarısına indirdikten sonra peyniri ve ekmeği yemeye devam ettim. Bir süredir bu kadar çok yememiştim ama peynir taze olunca iştahım açılmıştı sanki.
5 dakika bile olmadan duymuştum. Son olarak tepsinin kenarındaki ıslak mendili aldım ve temizlenmeye çalıştım. Odadaki ceşmeden tek bir damla su akmaması acınasıydı
Ben tepsiyi yerine koyup yatağa tekrar oturduğum anda kapı tıklatılmadan açılmış ve benden sorumlu hemşirem Naz kafasını içeriye uzatmıştı.
" Psikolog saatin geldi Nalan Hanım seni bekliyor. Çabuk hazırlan, kapıda bekliyorum"
Tamam dememi beklemeden kapıyı kapattı, bende ayağa kalkmak bile istemiyordum. Sadece biraz daha uyumak istiyordum.
Üşenerek ayağa kalkıp komodinin yanına gittim. Tepsiye bir bakış attıktan sonra çekmeceyi açtım ve içinden rastgele kıyafetler çıkardım. En rahat tişörtüm ve bir tayt elime geçmişti. Tahta yüzümü buluşturarak baktım ama değiştirmedim. Taytı giyecektim, tek sorun zayıflığımı ortaya çıkaracak olmasıydı.
Kapı zaten kapalı olduğu için olduğum yerde üstümü değiştirdim ve kirli kıyafetlerimi geri komodine attım. Bir ara yıkardım nasılsa.
Kapı koluna uzandım ve kapıyı açtım. Naz kollarını göğsünde birleştirmiş umursamaz bir ifadeyle duruyordu. Beni görünce kapıyı kapatmamı beklemedi.
" Beni takip et"
Sert sesiyle gözlerimi devirmiştim. Bu kadar sert davranmak zorunda mıydı? Ne olurdu sanki biraz nazik davransa?
Beklemeden koridorda salına salına yürümeye başladığında ezbere bildiğim yolda onu takip etmeye başladım. Nalan Hanımın odası zaten odama yakındı. Koridorun sonundaydû ve hemencecik gelmiştik.
Naz benim kapım için yaptığının aksine saygıyla kapıyı tıklattı. İçeriden gel sesini duyduğunda kapıdan kafasını uzatmış ve benim geldiğimi söylemişti. Sonra Nalan'ın yumuşak sesini duymuştum. Hemen gelmemi söylüyordu.
Hiç çekinmeden dümdüz ifadeyle odaya girip kapıda dikildiğimde bana yumuşak bir ifadeyle bakıyordu.
"Hoş geldin, otursana"
"Hoşbuldum Nalan"
İşaret ettiği yere doğru yürüdüm ve hemen masasının önündeki koltuğa oturdum. Nalan hala şefkatle bana bakıyordu.
Benimde konuşmaya pek gönlüm yok gibiydi. Daha çok odayı inceliyordum.
" Bugün nasılsın Mayıs?"
"Aynı"
Onunla konuşmayı sevsemde şuan konuşmak istemiyordum. Zaten zorunda olduğum hiçbir şeyi sevmezdim ki, ben aklıma estiği zaman aklıma eden şeyi yapmak isterdim.
"Bugün pek konuşma havanda değilsin anlaşılan"
Konuşurken önündeki dosyayı açmış ve raporlarıma bakmaya başlamıştı. Raporu biraz inceledikten sonra kaşları çatılmıştı. İstediği sonucu görememişti sanırım.
"Mayıs bu raporların hali ne? Anlatmak ister misin?"
"Hayır"
Derin bir nefes aldı ve geri verdi. Bugün havasında değil gibiydi.
" Pekala ,o zaman şimdilik raporları bir kenara bırakalım. Bu hapları nasıl buluyorsun? Sana kim getiriyor?"
"Bunu anlayacak kadar salak değilim"
"Sana salak olduğunu söylemedim Mayıs. Sadece soruyorum ama sen anlamıyorsun. Böyle nasıl bir sonuca ulaşabiliriz?"
Koltukta arkama yaslanmış ve kollarımı göğsümde birleştirmiştim.
" Hadi ama bana biraz yardımcı olmalısın"
Ona ters bir bakış attığımda iç çekmişti. Bugün pek anlaşamıyorduk.
"O zaman başka şeyler konuşalım, kabusların devam ediyor mu?"
Beni nereden vuracağını iyi biliyordu.
"Evet"
"Pekiii en son ne zaman kabus gördün?"
Gördüğüm kabuslarla ne yapacaktı? Ben konuşurken bir yandan sürekli not alıyordu ve bu hoşuma gitmiyordu.
"Bugün"
Son kez birşeyler yazdıktan sonra bana döndü.
"Ne gördüğünü anlatmak ister misin?"
"Hayır, tekrar hatırlamak istemiyorum"
" Peki madem. En son ne zaman yoksunluk yaşadın Mayıs?"
"Bunların hiçbirini anlatmayacağım "
"Anlatmak zorunda olduğunu biliyorsun" " Hiçbir şeyin zorunda değilim"
"Seni zorlamak istemiyorum ama anlatman lazım güzelim. Ne zamana kadar bu hastanede kalacaksın? Eninde sonunda temizlenmen gerekiyor"
En sonunda temizlenmem falan gerekmiyordu, ben halimden memnundum.
"Hayır gerekmiyor. Zaten siz paranızı aldığınız sürece bu dizinde umrunuzda değil."
"Herşeyi neden aldığımız paraya bağlıyorsun?"
"Çünkü öyle. İşin ucunda para olmasa bu hastanedeki kimse yüzüme bakmazdı"
"Yanılıyorsun "
"Yanılmıyorum , ben doğruları söylüyorum ve artık odama gitmek istiyorum "
"Seni zorlamak istemiyorum ama çok zor birisin. Bundan sonra görüş saatlerimizi çoğaltıyorum. Derhal düzelmen gerekiyor, haftada iki veya üç gün yanıma geleceksin. Anlaştık mı Mayıs?"
Haftada üç gün fazla değil miydi? Evet iyi biriydi ama üç gün fazlaydı.
"Bakarız "
"Pekala çıkabilirsin."
Eliyle kapıyı işaret ettiğinde hemen ayağa kalktım ve yavaş adımlarla kapıya doğru ilerledim. Henüz kapının yanına gelmemiştim ki tekrardan sesini duymuştum.
" Ben senin her zaman yanındayım güzelim, senin için elimden gelen herşeyi yapabilirim. Bunu sakın unutma"
Şaşkınlıkla ona dönmüştüm.
"Herşeyi mi?"
"Yani...elimden gelen herşeyi..."
"Beni buradan çıkarır mısın?"
🌺🌺🌺
Umarım beğenmişsinizdir. Bu bölümü yazabilmek için gerçekten bir psikologdan yardım aldım... Umarım yazmayı becerebilmisimdir diyorum... Naz ablama saygılar ve sevgilerimle💐
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |