
"İnsan,kendini mahvederek var olur"
~Jean-Paul Sartre
🌺🌺
Bir yanım inanmak istemiyordu. Ama diğer yanım birebir şahit olmuştu. Bir baba kızına bunu nasıl yapar aklım almıyordu. Ama önceden eski kızımı istiyorum demişti. Eski temiz kızını...
Ama her insan değişirdi, zaman bizleri değiştiriyordu. Biz istesekte,istemesekte.
Biraz kendime gelmeyi bekledim çünkü şokun etkisinden çıkamamıştım.inanamıyordum hala. Elimi yavaşça indirdim ve telefonun ekranına baktım. Gerçektende kapatmıştı.
Hayal kırıklığıyla telefona ne kadar baktığımı bilmeden beklerken Feride gelmiş ve telefonu elimden almıştı. Robot gibiydim, boşluğa düşmüştüm.
Sonra Naz geldi, kolumdan sertçe tuttu ve odama geri götürdü. Odama ittirip kapıyı arkamdan kapattığında tek yapabildiğim kapıya yaslanarak yere çökmekti.
Karşımdaki duvarda bir noktaya odaklanmıştım ve sadece bakıyordum. Yine şekiller belirmişti ama bu sefer bir anlamı yoktu. Sadece şekillerdi işte.
Ne kadar bekledim, ne kadar boşlukta süzüldüm bilmiyordum ama kapının açılmaya çalışılmasıyla kendime gelmiştim.
Naz gelmişti. Kapı açılmayınca zorlamaya başlamıştı ama ben kapıya yaslandığım için açılmıyordu.
Kapıya yaslanmayı bıraktım ve ayağa kalktım. Zaten kapının önünden çekilir çekilmez naz içeriye dalmıştı.
"Kapının arkasında ne yapıyordun sen?"
Ne yaptığımı ben bile bilmiyorum ki.
"Hiç"
İnanmamış gibiydi. Beni inceliyordu, sanırım iyi olup olmadığımı merak etmişti.
"Biraz daha iyi misin diye bakmaya geldim"
Onu umursamadım ve yatağıma gidip üstüme oturdum. Doğru düzgün yüzüne bile bakmıyordum.
"İyiyim ben , git sende uğraşma benimle"
Zaten gitmeye dünden razıydı ama bu sefer bir farklı bakıyordu bana. Sanki acıyor gibiydi.
"İyi peki, meraklın değilim zaten senin. Saat 5'i geçti dışarı çık istersen. Akşam yemeğinden sonra dışarıya çıkamazsın ve bugün hava alman için 15 dakika daha fazla iznin var. 45 dakika dışarıda durabilirsin ama süreyi bir dakika bile geçirme."
"Tamam"
Oflayarak kapıyı kapattı ve oda tekrar sessizliğe büründü.
Cenneti içeli neredeyse bir gün olmuştu ama aklıma bile gelmemişti. Benimkisi bağımlılık değil, zorunluluktu ama ben artık burada olmak istemiyordum. İyiliğim için olsa da bu hastane beni dahada kötü yapıyordu. Tam 6 aydır gökyüzünü bile özgürce görememiştim ve bu benim iyiliğim için miydi?
Bir kaç saat içinde içmezsem krize girecektim ve bu krizi bir kez daha yaşamak istemiyordum. Oldukça acılı bir süreçti.
Dışarıya çıkmak iyi gelirdi, ama önce şu hastahane elbisesinden kurtulmam gerekiyordu. Sanki kefen gibi bembeyaz uzun bir elbise vardı üzerimde. Akıllıları bile delirtecek potansiyele sahipti.
Yataktan kalkmadan komidine uzandım. Çekmeceyi açtığımda birkaç parça kıyafetim gözüme çarpmıştı. Dışarıda hava serindi, kalın birşeyler giysem iyi olurdu.
Üstümdeki elbiseyi yırtarcasına çıkardım ve odanın bir köşesine fırlattım. Onu bir dakika daha görmek istemiyordum. Çekmeceden rastgele bir eşofman ve Kazak çıkardıktan sonra hemencecik üstüme geçirdim. Kıyafetleri giyene kadar üşümüştüm bile.
Kıyafetlerimi giyer giymez kapıya yürüdüm. Naz bu sefer kilitlememişti çünkü zaten dışarıya çıkacaktım. Dışarıya çıkacağım zamanlar kapıyı kilitlemiyordu.
Kapıda kol yoktu, onun yerine yuvarlak Kulp vardı. Dış taraftan kilitlendiği zaman kapıyı zorlamamızı engelliyordu ama ben rahatça açabiliyordum.
Tedirgince dışarıya çıktım ve koridora göz attım. Kimsecikler yoktu, kırık dökük koridorda tek başımaydım. Yavaş yavaş adımlar atarak hemşire odasına doğru gitmeye başlamıştım ama yolda Naz'la karşılaşmıştım.
"Dışarı mı çıkıyorsun?"
Göz devirdim, sanki bilmiyordu.
"Hıhı"
"İyi, imza vermeyi unutma. Ben 15 dakika fazladan hakkını haber verdim söylemene gerek yok"
Uğraşması şaşırtıcıydı.
"Tamam"
Naz'ın yanından geçtim ve merdivenlerden yavaş yavaş inerek zemin kata indim. Kapının önünde görevli beni bekliyordu. Yanına gittim ve imza için uzattığı kağıda imzamı attım.
Bana ters ters bakıyordu ama çokta umrumda değildi. Zaten konuşmamıştık, sadece görevini yapıyordu.
Dışarıya çıktığımda temiz hava yüzüme vurmuştu. Gene çiçek kokuyordu ama çiçekleri sevmiyordum. O yüzden pek ilgimi çekmiyorlardı.
Hastane bahçesinde hastalar vardı. Çoğu yerinde oturmuş boşluğa bakıyordu, geri kalanlar hoplayıp zıplıyordu ve kendisiyle ilgilenen hemşireyi hayatından bezdiriyordu. Çoğu 5 yaşındaki bir çocuğun zihniyetine sahipti, kendilerini ve ne yaptıklarının farkında değillerdi.
Etrafı biraz inceledikten sonra her zaman gittiğim arka bahçeye gitmek için hareketlendim. Her zaman gittiğim yoldan gidiyordum.
Bu sefer hızla yürümüyordum. Biraz daha yavaş, sindire sindire gidiyordum. İncir ağacının yanına normalin iki katı sürede gitmiştim.
Zaten incir ağacının arkasına geçer geçmez yere oturmuş ve ağaca yaslanmıştım. Her zamanki gibi gökyüzünün izlemeye koyulmuştum.
Nasılsa o gelirken haberim olurdu. Kendisinden önce kokusu gelirdi, sonra ayak seslerini duymaya başlardım. Şimdiye kadar hiç sesini duymamıştım ama bir gün duyardım elbet.
Onu tanımak istiyordum. Onu tanımak istememin sebebi belkide ona muhtaç hissetmemdi -ki zaten ona muhtaçtım- ama her ne olursa olsun tanıyacaktım. Belkide birgün yüz yüze konuşurduk. Benimkisi sadece bir umuttu.
Gökyüzüne bakarken onu düşünüyordum. Onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Cinsiyetini bile! Ama gözlemlerimden yola çıkarsak erkek olduğunu düşünüyordum. Çünkü o ağır adım sesleri bir kadına ait olamazdı. Ya bir erkekti, yada hafif kilolu bir kadın. Ama kokusunu hesaba katarsak hiçbir kadının o denli ağır bir kokusu olacağını düşünmüyordum.
Kaç dakika gökyüzüne bakarak onu düşündüm bilmiyordum ama bugün biraz gecikmişti sanki. Şimdiye kadar gelmesi gerekirdi ve hafiften terlemeye başlamıştım. Birkaç dakika içinde krize girecektim ve tek temennim bir an önce gelmesiydi.
Krizi düşünmemek için karşımdaki duvara odaklandım ve şekilleri bulmaya çalıştım. Benim için şekil bulmaya çalışmak binevi başa çıkmaya çalışma yöntemiydi. Ama gitgide daha fazla terlerken şekillere odaklanamıyordum.
Birkaç dakika geçmişti. Soğuk terler döküyordum ve en sonunda ayak seslerini duymaya başlamıştım. Bu haldeyken kokusunu alamıyorum ama sesler oldukça yakınımdaydı. Hemen gözlerimi kapattım. Çünkü onu görürsem, oyun biterdi. Ve oyun biterse, bende biterdim.
Yavaş yavaş yaklaştı ve incir ağacının etrafını döndü. Beni görünce dünki gibi duraksamıştı.
"Gözlerim kapalı, onları bana hemen vermelisin"
Nefes seslerini duyuyordum. Eğildi ve otların içine bırakırken poşedin sesini duydum. Bıraktıktan sonra ayağa kalktı ve geriye döndü. Gidiyordu.
Ama bir eksik vardı. Dün resim defteri ve kalem istemiştim. Ama getirmemişti. Zaten ne umuyordun ki? Dedi iç sesim. Gerçekten ne umuyordum ki?
Birde şu patron meselesi vardı. Beni görüştürmesini isteyecektim. En azından telefonla görüşebilirdik. Daha ilerisi olamazdı çünkü hastaneye benim için birilerinin gelmesi yasaktı ,babam dahil.
Birkaç adım uzaklaşmıştı, ama onu durdurmam gerekiyordu.
"Bir dakika!"
Yüksek sesle çıkan sesimi duyar duymaz adım sesleri de durmuştu. Sanki konuş der gibi bekliyordu. Bir iki adım ağaca doğru yürümüştü. Konuşmadan önce poşedi açtım ve iki haptan birini ağzıma attım. Yuttuktan sonra bir dakika içerisinde vücudumun rahatladığını ve terlemenin durduğunu hissetmiştim.Tekrar gözlerimi kapattım ve konuşmaya başladım.
"Dün resim defteri ve kalem istemiştim, getirmedin mi?"
Konuşmadı, zaten konuşmasınıda beklemiyordum.
"Neyse, zaten getirmeyeceğini biliyordum. Niye uğraşasın ki?"
Ses gelmiyordu ama yaklaşmıştı. İncir ağacının arkasında veya yan tarafında bekliyordu. Gözlerim kapalıydı ama hareket seslerinden az çok anlayabiliyordum.
"Bak ne diyeceğim"
Ufak bir 'hı' sesi duyar gibi olmuştum ama emin değildim. Sadece eğer ses gerçekten varsa kesinlikle bir erkeğe aitti. Sanırım yanlışlıkla sesi çıkarmıştı. Bozuntuya vermedim ve konuşmaya devam ettim.
"Beni patronla görüştürmeni istiyorum"
Biraz bekledim ama herhangi bir ses gelmiyordu. Durduğu yerde duruyordu.
"Hadi amaa, sadece ona birkaç birşey diyeceğim. Çok zamanım yok iki dakikalığına görüştüremez misin?"
Bir nefes verme sesi duydum. Ardından biraz bekledi ve hışırtılar duymaya başladım. Sanki telefonunu çıkarıyordu. Telefonu açtığında gerçekten telefon olduğuna emin olmuştum. Şifreyi çözdü ve birkaç dıt dıt sesleri duydum. Sanırım numara tuşluyordu.
Birkaç ses daha duyduktan sonra poşeti bıraktığı otların üstüne bir şey bıraktığınız farkettim ama gözlerimi açmadım. Uzaklaşmasını bekleyecektim.
Bıraktıktan sonra bir iki adım geri çekildi ve diğer tarafa dolandığını hissettim.
Yan tarafıma baktığımda telefonu görmüştüm. Uzanıp elime aldığımda ise bir numarayı arıyor olduğunu. Ben telefonu elime alır almaz telefon açıldı ve kısık seste bir "alo" sesi duydum.
"Alo"
Birkaç saniye ses gelmedi, sanırım beklediği kişi değildim.
"Kimsiniz?"
Sesi tedirgindi, büyük ihtimalle kim olduğumu düşünüyor ve ihtimalleri kafasında tartıyordu.
"Tanıyamadın mı?"
Sorusuna soruyla cevap vermiştim ve benim tanıdığım patron bunu sevmezdi.
"Hayır çıkaramadım"
"Normal, 6 ay oldu patron"
"6 ay mı?... Mayıs sen misin?"
"Benim"
Neden aradığımı merak ediyor gibiydi, çünkü 6 ay sonra birden aramıştım.
"Neden aradın, bir sorunmu var?"
"Hayır"
Derin bir nefes verdi, rahatlamıştı sanırım.
"Neden aradın o zaman?"
"Beni buradan çıkarmanı istiyorum"
Aniden söylediğim şey karşısında bir süre sessiz kaldı, şaşırmıştı.
"Ne saçmalıyorsun sen?"
"Saçmalamıyorum. Buraya senin yüzünden girdim ve çıkarmanı istiyorum."
"Birincisi, oraya benim yüzümden girmedim. Birşeyi bile saklayamayan bir beceriksiz olduğun için girdin. İkincisi senin için elimden geleni yaptım ve adamımı hastaneye soktum. Orada ölmemenin tek nedeni benim anladın mı? Şimdi şu telefonu kapat ve beni uğraştırma"
"Ama-"
Telefon kapanmıştı, babamdan sonra yüzüne kapanan ikinci telefon olmuştu.
Sinirle yumruğumu sıkarken telefonu sinirle otların arasına fırlattım ve dizlerimi kendime çekip kafamı gömdüm.
O incir ağacının etrafını dolandı ve sessizce telefonunu aldı. Ama delici bakışlarını üstümde hissediyordum.
"Herşey için teşekkür ederim"
Sesim boğuk çıkmıştı ama umrumda değildi. Zaten ben sözümü bitirir bitirmez gitmişti.
Bir süre öylece kaldım. Bir an önce buradan çıkmak istiyordum ama kime gitsem elim boş dönüyordum.
Fazla sürem yoktu, saati bilmiyordum ama süremin bittiğini hissedebiliyordum. Geri dönmem lazımdı.
Oflayarak arkama yaslandım. Gözlerimi son kez kapattım ve havayı derince içime çektim. Gözlerimi açıp elimdeki haplara baktığımda göğsüm daralmıştı. Hapları içeriye sokamayacağım için içmem lazımdı.
Son kalanı aldım ve düşünmeden ağzıma attım. Haz alıyordum. Hap ağzımda eridikçe başka dünyalara gidip geliyordum. Kafam bir milyondu, ama ben uçuşuyordum.
Hazzını alarak yavaşça yuttum ve gülümsedim. İşte bitmişti, bugünü mü de kurtarmıştım. Zafer benimdi...
Cennetin verdiği mayhoşlukla incir ağacının gövdesine tutundum ve ayağa kalktım. Etrafa bakındım, belki ondan bir iz bulurum diye ama yoktu. Elbette ki birgün onunla tanışacaktım, sadece zaman lazımdı.
Hastanenin kapısına giden taşlı yolda yürümeye başladım, hoplaya zıplaya gidiyordum. Mutluydum. Herşeye daha fazla hevesli olmuştum bir anda.
Patika yolda yürüdüm ve ön bahçeye geldim. Hastane kapısına doğru gidecekken ilerdeki bankta oturan, 20'li yaşlarının sonunda olduğunu düşündüğüm bir kız bana seslenmiş ve el hareketleriyle yanına gelmemi işaret etmişti.
Önce tereddüt etsemde yanına doğru yürümeye başladım, ne yapabilirdi ki?
Yanına doğru yürürken onu izledim, konuşuyordu ama yanında birisi yoktu. Önce bana seslendiğini düşünmüştüm ama seslenmek için fazlasıyla sessiz ve neşeliydi.
Oturduğu bankın yanına geldiğimde beni farketmişti.
"Anılll , aşkım bak sana arkadaş getirdim"
Anıl kimdi? Etrafıma bakındım birilerini görmek için ama yakınlarda bizden başka kimse yoktu. Kadın sürekli bir boşluğa bakıyordu,gülümsüyordu ve ileri geri hafifçe sallanıyordu.
"Anıl kim"
"Bak orda" dedi boşluğu işaret ederek . "Seni izliyor, kim olduğunu merak etmiş. Sanada selamı var"
Tırsmıştım. Kadın birileriyle konuşuyordu ve konuştuğu kişinin gerçek olmadığı belliydi. Zaten akıl hastanesindeydim. Kimseden normal olmasını bekleyemezdim, kendimin bile.
"Sende ona selam söyle"
Gülümsemeye çalıştım ama hala tedirgindim. Neşemden eser kalmamıştı.
"Adın ne?"
"Mayıs, senin adın nedir peki?"
Hala boşluğa bakıyordu. Bana ufak bir bakış attı ve ciddileşti. Biraz daha hızlı sallanmaya başlamıştı.
"Benim adım yok, benim adım yok , benim adım yok..."
Bir anda başını hızla sağa sola doğru sallamaya ve inkar etmeye başlamıştı.
"Şşş.. tamam sakin ol senin adın yok"
Ben öyle diyince durdu ve gülümsedi. Tekrardan gözlerini boşluğa dikerek gülümsemeyle başladı.
"Bak o Anıl, görüyormusun Anıl'ı"
"E-evet görüyorum"
Külliyen yalandı. Sadece başıma bela almak istemiyordum.
"Sevgilim bak" dedi beni işaret ederek. "Seni görüyormuş. Kimse seni görmüyordu hani gerçekten değildin? Demekli gerçekmişsin Anıl'ım"
Karşıdan ses geliyormuş gibi dinledi ve bana döndü.
"Kendini tanıtsana Mayıs, sevgilim merak ediyormuş. Hem belki arkadaş olursunuz"
Boşluğa doğru kadının baktığı yere baktım ve konuşmaya başladım.
"Mayıs ben, 18 yaşındayım. Peki sen kaç yaşındasın?"
Kadın hala boşluktan ses geliyor gibi dinliyordu ve piskopat gibi gülümsüyordu. Bana doğruyu bakıp konuşmak üzereyken bir hemşire yanımıza geldi ve koluma dokundu.
"Odama gidermisin canım"
"Nedenki? Konuşuyorduk"
"Pınar'ın yemek yemesi gerekiyor ve ayrıca senin diğer hastalarla iletişim kurman yasak diye biliyorum. Yoksa yanılıyor muyum?"
Elimde kolumu ovuşturmaya başladım. Evet diğer hastalarla konuşmam, iletişim kurmam yasaktı ama ne olurdu sanki sadece konuşsam? Altı aydır doğru düzgün kimseyle konuşamamıştım. Artık herşeyden bıkkınlık gelmişti ve özgürlüğümü, gerçekten bir genç olarak özgürce yaşadığım günlerinde çok özlemiştim.
"Hayır yanılmıyorsun,gideyim ben en iyisi"
"Görüşürüz canım,fazla oyalanma olur mu?"
Ağzımın içinde evet diye mırıldandıktan sonra tekrar hastane kapısının yanına gittim. İçeriye girer girmez imzalarımdan sorumlu görevli yanıma gelmişti.
"Tamda zamanında geldin! Saatin kaç olduğunun farkında mısın sen?"
Bağırıyordu ve ben yüksek ses sevmezdim.
"Üzgünüm. Bir saatim yok!"
Alaycı tavrım sinirini bozmuştu.
"Dua et baban var"
Yani ya, bana birşey yaparsa başına gelecekleri biliyordu. O yüzden birşey yapamazdı.
"Gerçekten babam olmasa ne yapardın merak ediyorum"
Sessizce mırıldandığım şeyi duymamıştı ama merakta etmiyordu. İmza kağıdını yüzüne doğru tuttu ve elime bir kalem verdi. Kısaca imzanı at ve git diyordu.
Kağıdı indirdikten sonra hızla bir imza attım ve görevlinin imza kağıdını koltuğunun altına sıkıştırmasını izledim. Bana başıyla beni takip et işareti yaptı. Beni odama kadar götürecekti, her zaman yaptığı gibi.
Onu takip ederken hastalar yavaş yavaş odalarından çıkıp yemekhaneye doğru gitmeye başlamıştı ve benim diğer hastaları görmemiştim istemiyorlardı. O yüzden normalde asansör kullanmamama rağmen asansöre bindik.
Asansörden çıktıktan sonra hızla odama doğru yürütmüş ve beni içeriye tıktıktan sonra yemeğimin birazdan geleceğini söyleyip kapıyı kilitlemiş ve ortadan kaybolmuştu.
Odama geldikten sonra etrafa bakındım. Odada değişen birşey yoktu ama dikkatimi çeken tek şey yatağımın üstündeki şeylerdi.
Biraz yaklaşıp yatağın üstünde ne olduğuna baktığımda ondan istediğim şeyler olduğunu görmüştüm.
🌺🌺
Nasıldı? Yorumlarınızı bekliyorum!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |