
"Kurtuluş, bazen yeniden batmayı göze alabilenindir"
"SON BULUŞMA"
🌺🌺🌺
Selman doktor Nalan'ın ona uzattığı kan tüpüne iğneyi daldırdığında şaşkınlıkla onlara bakıyordum. Neler oluyordu burada?
"Neler oluyor burada!?"
Beni duymazdan geliyor, sadece ellerindeki işe odaklanıyorlardı. Selman doktor sakince tüpten kanı çektikten sonra iğneyi ters tuttu ve fazla kanın gitmesini sağladı.
Olanları ağzım açık şekilde izlerken kolum hala havada duruyordu. Kolumu hızla indirip hastahane yatağından kalktım.
Nalana döndüğümde o toparlanmış ve tüpü peçeteye dolayıp çantasına geri koymuştu.
"Nalan söylesene! Neler oluyor burada!?"
Nalan sadece gülümsedi ve elini omzuma koydu. Gözlerime bakıp göz teması kurarken ben delirmiş gibi hissediyordum. Kâle alınmadığımın farkındaydım.
Selman doktor kanla beraber odadan çıkmış ve ortadan kaybolmuştu.
"Sakin ol Mayıs... Seni buradan çıkaracağımı söylemiştim değil mi? Bak sözümü tutuyorum işte. Zaten en başından beri bunu istemiyor muydun?"
"Ya ne demek sakin ol!?"
Seslice ofladı ve bana doğru eğildi. Odada sadece ikimiz vardık, ben sinirle bağırıp çağırırken o sakindi. Her zamanki gibi.
"Off hadi ama uyum sağla."
"Kimin kanıydı o?"
Zaten bu soruları bekliyordu, elini omzumdan çekip doktor odasının ön kısmına geçip kapıya doğru gitti. Bende arkasından hızla gidiyordum.
"Bana bir açıklama yapmak zorundasınız!"
Nalan sesimi duymazdan gelip dışarıya çıktı ve koridorda kendi odasına doğru yürümeye başladı.
"Sadece boşver! Bak yakında buradan çıkıyorsun, sevinsene"
Evet sevinmeliydim, ama bu şekilde değil. Daha kimin kanı olduğunu bile bilmiyordum. Ya anlaşılırsa ne olacaktı? Bu sefer daha büyük cezalar almaz mıydım? Babam yüzüme bakar mıydı? İnsanlara rezil olmak işin en son bile düşünmediğim kısmıydı. Diğer insanlar benim umurumda bile değildi. Babam fazla önem veriyordu , benim tek düşündüğüm babamdı. Benim yüzüme bile bakmayan babam...
"Ya nasıl sevineyim söylesene?!Daha kimin kan-"
Nalan'ın hızla dönüp ağzımı kapatmasıyla lafım yarım kalmıştı. Koridorun ortasında bas bas bağırıyordum ve sanırım birilerinin duymaması gerekiyordu. Gizli kalmalıydı.
"Şştt...sessiz olsana duyan olacak."
Elini yüzümden zorla çekip ona baktım.
"O halde bana bir açıklama yapta bağırmayayım."
Geriye çekilip uzunca nefesini bıraktı.
"Zaten tahmin ediyorsun Mayıs.. hadi ama sorgulama, sadece akışına bırak ve sonuca odaklan."
"Sadece bir açıklama istiyorum"
Bıkkınlıkla ellerini beline koydu, gözlerini devirdi.
"Onuda sonraya bırak ve uzatma."
"Ama-"
Parmağını sus işareti yaparak dudağıma bastırdığında susmak zorunda kalmıştım.
"Aması yok, uzatma dedim. Şimdi doğru odana git ve dinlen. Akşama doğru yönetim kurulunda olacaksın."
"Yönetim kurulu mu?"
Kaşlarını çattı ve düşünüyormuş gibi yaptı. Bunu daha önce söylememişti.
"Sana söylemedim mi yoksa?"
Ona anlamsızca baktım.
"Söylemedin, hadi çatlatmada anlat şimdi. Neden çağırıyorlar?"
Kolumdan çekiştirip duvar kenarına doğru götürdü. Dar koridorun yolunu daha fazla kapatmamak için yapmıştı sanırım.
"Testler temiz çıkacak Mayıs. Dolayısıyla merak edecekler ve seni görmek isteyecekler, birkaç soru sorup salarlar diye düşünüyorum ama belli olmaz. Biz yinede hazırlıklı gitmeliyiz."
Testlerin neden temiz çıkacağını anlamıştım. Ama beni neden görmek istediklerine anlam veremiyordum.
"Ne sorabilirler mesela? Bilmediğim için soruyorum."
Kaşlarını sanki mümkünmüş gibi biraz daha çattı, bir süre düşündü. Ben kollarımı belime dolamış öylece duruyordum.
"Bilmem...belki neden bu kadar uzun sürdüğünü veya sadece nasıl göründüğünü, gerçekten temizlenmiş mi olduğunu merak etmiş olabilirler."
"Anladım. Kesin çağıracaklar mı peki? Sen nerede olacaksın?"
Duvara yaslanıp bana baktı. Sıkıntılı nefesler veriyordu, bugün Nalan'ı ilk defa böyle görüyordum.
"Ben Yönetim kurulundayım, seni ben çağıramam büyük ihtimalle. Başka birisini gönderirler."
Nalan Yönetim kurulunda mıydı? Bunu yeni öğrenmiştim. Kimi göndereceklerini merak ediyordum ama tek dileğim o kişinin Naz olmamasıydı. Onun yüzünü dahi görmek istemiyordum.
"O kişi naz olmaz değilmi? "
Bana şefkatle baktı ama gözlerinde bir boşluk vardı. İnsanların gözlerini okumayı bilirdim, gözlem yapmayı çok severdim ama buna anlam veremiyordum. Birşeyler olmuştu kesinlikle.
"Hayır Mayıs, Naz artık seninle ilgilenmeyecek. Hatta yoluna çıkmaya cesaret bulabileceğinden bile şüpheliyim."
Tek kaşımı kaldırdım ve Nalan'a baktım. Ona doğru yaklaştığımda kendisini geriye iter gibi olmuştu.
"Nedenmiş o? Ne yaptığını söyleyecek misin?"
Kurnazca gülümseyerek elini omzuma koydu.
"İnan öğrenmek istemezsin. Şimdi odana git hadi."
Gözlerimi belerterek bir iki adım geriye gittim. Yüksek sesle ofladığımda Nalan kıkırdamıştı.
"Daha fazla bekleme yapma hadi koş! Bende kendi odama gideceğim artık."
"Peki"
Beni biraz itti ve duvardan çekilip koridorda kendi odasına doğru gitti. Tek kalmıştım ve doğru odama gidecektim. Zaten birazdan incir ağacına gitmem gerekecekti.
Yavaş hareketlerle bende duvar kenarından çekildim. Koridor duvarlarını inceleyerek katıma çıktım. Koridorlar hasta odası olmadığı için bomboştu. Sadece arada bir hemşireler geçiyordu. Temizlik personelinin bile ayda bir gelip gelmediğinden şüpheliydim!
Odama giderken bir yandan düşünüyordum. Aklım sürekli birşeylerle dolu oluyordu ve ben buna engel olamıyordum. İster istemez bir şeylere kafa yormaya başlıyordum. Kendime gelmek için kafamı hızla sağa sola salladım. Hareketlerimi hızlandırıp hemen odama gittim.
Odama girdiğim anda burnuma yoğun bir koku gelmişti. Benden önce biri gelip odamı temizlemişti sanırsam, parfüm sıkmıştı ve parfüm beni boğuyordu. Yoğun kokuları sevmezdim. Umursamadan odama girdim, koku çıksın diye kapıyı sonuna kadar açık bıraktıktan sonra kendimi yatağa attım.
Yatakta sırt üstü yatarken gözlerim bana ihanet ediyordu. Yavaş yavaş kapandıklarını hissediyordum ama engel olamıyordum.
Rüyamda bir çiçek tarlasındaydım. Üstümdeki beyaz elbise ve şapkamla adeta bir prenses gibiydim. Elbisem kuşları andırıyordu. Adeta kuşlar gibi özgürce uçuşuyordu etekleri. Sarı papatyalar da ellerimi gezdiriyor, eğilip kokusunu içime çekiyordum. Yavaş yavaş adımlıyor ve çiçek tarlasını karış karış geziyordum.
Kendi halimde gezinirken yankılı bir ses duydum arkamdan. Sese karşın kaşlarımı çatıp arkama baktım ama kimse yoktu. Sadece uçsuz bucaksız çiçek tarlaları vardı. Sesin kaynağını göremeyince önüme döner dönmez tekrar aynı sesi duydum.
Hızla arkamı döndüğümde yine kimsenin olmadığını görüp kaşlarımı mümkün olabildiğince fazla çattım. Önüme dönüp gezinmeye devam etmek istedim ama bu sefer önümde bana ellerini uzatan bir gölge vardı. Gölge sanki bir insan gibiydi, ama karanlıktı.
Sürekli aynı sesi duyuyordum,"Güvendesin" diyordu ama sanki fısıltı gibiydi. Tek elini yardım eder gibi bana uzatan gölgeye baktığımda sesler git gide fazlalaştı ve dayanılmayacak hale geldi. Ellerimi kulaklarıma uzattım, sıkı sıkıya bastırdım. Ses beynimin içinde yankılanmaya başladı, gözyaşlarım istemsizce akıyordu. Yere cenin pozisyonunda çöküp yüzümü dizlerime gömdüm. Sanki yüzümü gizlersem sesler bitecek gibiydi, ama bitmiyordu.
Bir süre sonra çığlık çığlığa bağırmaya başladım. Yardım istiyordum, imdat diyordum ama ikimizden başkası yoktu. İnsan formundaki o gölge elini bana uzatmış, kafasını yana yatırmış şekilde sadece beni izliyordu. Sonra yakınlaşmaya başladı. İki adımda yanıma geldi, eğildi. Bana yakınlaşmasıyla etrafıma dolan karanfil kokusu tüm çiçek kokularını bastırıyordu. Elini çeneme uzatıp yüzümü kendisine çevirdiğinde sanki bana çok tanıdıkmış gibi hissettiğim bir yüz gördüm. Benden uzak durması için kendimi geri çekip son kez çığlık attığımda rüyadan koparılmıştım.
Birisi beni sallıyordu, uyanmam gerektiğini söylüyordu ama gözlerimi açmıyordum. Rüyanın etkisindeydim, ses hala beynimin köşesinde biryerlerdeydi.
Kaşlarımı çatarken uyanmamı söyleyen ses netleşti. Nalan'ın sesiydi. Gözlerimi açmadan önce nerede olduğumu anımsadım, en son yatağıma uzanmıştım ama uyuyakalmış olmalıydım.
Gözlerimi yavaşça açtığımda etraf bulanıktı. Doğrulmaya çalıştığımda Nalan yardım etti, yatak başlığına yaslandım. Görüşümü netleştirmek için kirpiklerini kırpıştırdığımda biraz olsun net görmeye başladım. Nalan endişeli bir şekilde bana doğru eğilmiş, yüzüme bakıyordu.
"İyi misin?"
Bir süre cevap vermedim, öylece duvara baktım çünkü rüyanın etkisinden hala çıkamamıştım. Elini omzuma koydu, yavaşça okşamaya başladı. Belkide beni rahatlatmak için yapıyordu.
"Mayıs..."
Sorar gibi çıkan sesiyle ona baktım. Biraz meraklı birazda endişeliydi. Neden yanıma gelmişti? Birisi ona kabus gördüğümü mü söylemişti yoksa tesadüf müydü?
"İyiyim"
Sesim çatallı çıkmıştı. Mahcup olarak boğazımı temizledim.
"İyi değilsin...Kabus gördün değilmi? Anlatmak ister misin?"
Daha kendim bile ne olduğunu tam olarak anlamamışken ona nasıl anlatacağımı bilmiyordum.
"Hayır"
Yatağa oturduğunda yatak ağırlığıyla çöktü.
"Benim psikolog olduğumu unuttun sanırım?"
"Unutmadım, sadece biraz kafa dinlemek istiyorum."
Kaşlarını çattı, ne olduğunu anlatmamı istiyordu ama anlatmayacaktım.
"Emin misin? Seni öyle kolay bırakmayacağım"
Gözlerimi devirdim, kendimi tamamen arkama yasladım. Sadece yalnız kalmak istiyordum, sonra incir ağacına gidecektim.
"Beni yalnız bırak Nalan. Aylardır kabuslarımla kendi kendime baş etmeyi öğrendim nasılsa."
"Ama artık ben varım Mayıs"
"Önceden yoktun... artık ihtiyacım kalmadığı zaman geliyorsun"
Bir an ne diyeceğini bilememiş gibiydi.
"Elimden bu geldi güzelim, İnan bende isterdim herşeyi en başından beri bilip sana destek olmak."
"Şimdi öğrendin ve yakında seninle bir bağım kalmayacak. Beni yalnız bırakır mısın?"
Uzunca nefesini dışarıya verdi. Bu sefer gitmeye ikna olmuş gibi geliyordu.
"Hadi ama Nalan! Sadece yalnız kalmak istiyorum, merak etme kendime birşey yapacak değilim."
"Bak Mayıs... Ben senin hiçbir zaman kötülüğünü istemem anlıyor musun? Elimden geldiğince sana hep destek oluyorum ama bunu anlamıyor gibisin. Kendi hayatını ellerinle mahvediyorsun güzelim. Buna artık bir son ver olur mu?"
Cevap vermek yerine ellerimi göğsümde bağlayıp gözlerimi kollarımda sabitledim. Oysa bir şey demedi. Sessizce, usul usul çıktı odamdan. Giderken arkasından kapıyı kapatmış ve beni benimle yalnız bırakmıştı.
Konuşamadığım çok şey vardı Nalan'la. Psikoloğum olsada ben onu ablam gibi görüyordum. İncir ağacındaki yabancıyı, Pınar'ı, önceki hayatımı ona anlatmak isterdim, hatta anlatmak için can atıyordum ama belki vereceği tepkiden, belkide bana inanmayacağından korkuyordum. Zaten ben buydum. Hep başkalarının beni yanlış anlamasından yada beni dışlamasından korkup ona göre karar verirdim. Kendime ait kararlarım olmazdı çünkü olursa yalnız kalmaktan korkardım.
İşte bunlar yüzünden neredeyse 7 aydır burada can çekişiyordum. Onlar farkedilince beni tek bırakmışlar ve işin içinden sıyrılmışlardı. Onlar yüzünden babamı hayal kırıklığına uğratmıştım ve babam değişmişti. Artık o eski, beni her koşulda seven adam yoktu karşımda. Sadece temizlenme koşuluyla beni sevecek gibiydi.
Nalan'ın gideli birkaç dakika oluyordu. Vücudumdaki değişiklikle saate baktım. Sanki biraz mayhoşlaşmıştım, hafif hafif terlemeye başlamıştım ve ben bunların neden olduğunu çok iyi biliyordum. Bizim saatimiz gelmişti...
Yavaş hareketlerle yataktan kalktım. Üzerime kalın birşeyler daha giyme ihtiyacı duymadan odadan çıktım ve doğruca hastanenin çıkış kapısına gittim.
Bahçeye çıkan kapıdan geçerken aklıma Nalan'a haber vermediğim geldi. Pek sorun edeceğini düşünmüyordum, içeriye girerkende haber verebilirdim nasılsa.
Umursamayıp yine o taşlı yoldan yürümeye başladım. Hava bulutluydu ve etraf yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Soğuktu, hemde çok soğuktu ama ben birazdan ısınacaktım. Kollarımı bedenime dolayıp hareketlerimi hızlandırdım. Arka bahçeye çıktığımda karşıma kimsecikler çıkmamıştı. Soğuktan dolayı kimseyi bahçeye çıkarmadıklarını düşünüyordum, zaten işime gelirdi.
İncir ağacının yanına gelip arkasına geçtiğimde hemen uzun çimleri karıştırmaya başladım ama poşet yoktu. İçimi kaplayan korkuyla daha hızlı kontrol etmeye başladım,bulamıyordum. Kalbim artık göğüs kafesimden fırlayacak gibi atmaya başlamıştı, ağlamama ramak vardı. Deli gibi etrafa bakınıyordum ama yoktu.
Kendime sakin olmam gerektiğini hatırlatarak derin nefesler aldım. Belki bugün geç kalmıştı, yada işi çıkmıştı ama aylardır bir dakika bile geçirmezken neden bugün yoktu?
Sakinleşmeye çalışarak beklemeye başladım. Parmaklarımı stresle birbirine vuruyordum. Aradan birkaç dakika geçmişti ama yoktu. Gelmek zorundaydı, elbette gelecekti ama geç kalması sinirimi bozuyordu.
Aldığım nefeslerle biraz olsun sakinleşmişken ağaca yaslandım. Gelmesini bekleyecektim. Nasılsa gelecekti zaten.
Hava iyice soğumuştu. Üzerimdeki incecik kıyafetler beni ısıtmaya yetmiyordu ama soğuk iyi hissettiriyordu. Sadece yüzüm üşümüştü. Burnumun kıpkırmızı olduğuna emindim. Yüzümü rahatlatmak için dizlerimi kendime çektim, yüzümü gömüp kollarımı siper ettim. Bir anda rahatlamıştım sanki. Kafamı koyunca tüm düşünceler beynimi istila etmişti.
Düşünmemeye çalıştım. Gözlerimi sıkıca kapattım ve bekledim. Çaresizce gelmesini bekledim...
Birkaç dakikalığına kendimden geçtim. Uyku ve uyanıklığın arasındayken adım seslerini duyup irkilerek kendime geldim. Kafamı kaldırıp yan tarafıma baktığımda küçük bir poşetin içinde hapları gördüm. Hala adım sesleri vardı, buradaydı ve bu son şansım olabilirdi.
Ayağa fırlayıp bahçeye doğru koştum. Oradaydı... Hızlı adımlarla taşlı yolun tam tersi olan taraftan gidiyordu. Ona doğru koştum, durmasını söyleyerek bağırıyordum.
Aramızda sadece birkaç metre vardı. Elini kaldırıp dur işareti yaptığında olduğum yere çakıldım.
Neden peşinden gelmiştim? Hapları görüp rahatlamam gerekirken neden sadece onun peşinden koşmuştum bilmiyordum. Sadece içimde bir ses onu son kez göreceğimi söylüyordu, birazda duygularımla hareket etmiştim. Onun kim olduğunu bilmemem gerekiyordu. En başından beri çok saçma gelmişti ama neden olduğunu az çok anlamaya başlamıştım. Çünkü onun kim olduğunu bilirsem, ifşa olurduk. Ama şuan tam karşımdaydı. Aylardır beni dahada bataklığa sürüyen kişi, tam karşımda duruyordu. Oyunun sonundaydık...
Uzundu, hemde çok uzundu. Havanın karanlığında bile belli olacak kadar karanlıktı. Baştan aşağı simsiyah giyinmişti. Üzerinde bol bir ceket vardı ve kapüşonu kapalıydı. Bol ceket varken bile heybetli görünüyordu. Buradan pek seçemiyordum ama dur işareti yaptıktan sonra daha fazla yaklaşacak cesaretim yoktu.
"Gelmezsin sanmıştım!"
Cevap vermedi, sadece kafasını yana çevirdi ama kapüşonun bolluğu yüzünden yüz hatlarını seçemedim. Sanki daha fazla konuşmamı istiyor gibi hissediyordum.
"Niye geç kaldın?!"
Sadece duruyordu. Ne ileri ne geri gidiyordu,kolunu indirmişti.Aniden başlayan rüzgarla saçlarım yüzümü kapladı. Onları düzene sokmaya çalışıp tekrar bağırdım.
"Dakikalarca seni bekledim!"
Cevap olarak aldığım tek şey sessizlikti.
"Cevap vermeyecek misin?"
Ne zaman cevap vermişti ki zaten.
"Seni ifşa edecek değilim. Sadece bir cevap istiyorum!"
"Gerçekten cevap vermeyecek misin?... Gerçi doğru ya niye cevap veresin... Paranı aldın ve bitti değilmi? Gerisi senin için önemli değil!... O zaman sevineceğin birşey söyleyeyim. Beni son kez görüyorsun! Yarın buradan kurtuluyorum ve beni bir daha görmeyeceksin! Anlıyor musun Gölge!..."
Gölge... Bir anlığına ağzımdan çıkmıştı. Sanki bilinç altım benimle oyun oynuyordu.
Cevap vermemesinin siniri vardı üzerimde. Zaten iyice üşümüştüm ve yoksunluk hissedilir derecedeydi. Gitmem gerekiyordu.
Aniden arkamı döndüm. Gitmesini beklemeden koşarak incir ağacının yanına gittim ve hapları bulup birden hepsini ağzıma attım. Zaten iki tane vardı. Pek zarar vermezdi.
Ufak bir sıcaklık ve mükemmel his... Vücudumdaydı... Memnuniyetten gözlerim kapanmış, ısınmıştım. Kendimi yere bırakıp, çimlere uzandım. Aldığım haz herşeye bedeldi , şuan umursadığım tek bir şey yoktu.
Birkaç dakika, belkide birkaç saat öylece kaldım. Gözlerimi açtığımda renkler bir başkaydı gözümde. Hepsi daha canlıydı. Yeniden hayat dolu hissediyordum kendimi.
Evet dahada çıkmaza sürükleniyordum, bataklığa dahada batıyordum. Farkındaydım herşeyin ama ben böyle mutluydum. Kendimi onsuz düşünemiyordum.En başta dediğim gibi. O herşeye değerdi. Onun için her şeyi feda edebilirdim.
Uzandığım yerden kalkmadan önce aklıma Nalan ve yönetim kurulu geldi. Onları tamamen unutmuştum ve büyük ihtimalle bu saatlerde toplantı olacaktı. Yöneticilerin karşısına çıkacaktım. Eğer onay alırsam yarın eve giderdim belki...
Nalan'ı bulmak için ayağa kalkıp hoplaya zıplaya hastaneye doğru yürümeye başladım. Birazdan herşey belli olacaktı. Ya kurtulacaktım, yada esaret devam edecekti...
~Devam Edecek~
Arkadaşlarrrrr!
Öncelikle nasılsınız? Sınavlarınız nasıl geçti? Buraya cevaplarınızı alabilir miyim? Umarım bölümü sevmişsinizdirr💕
Bu arada bugün 8 Kasım ve yarın,yani 9 Kasım benim doğum günüm🌺 Kutlamak için şuraya ufacık bir oy ve yıldız alabilir miyim acep🥲✨💕🌺
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |