
Nasılsınız? Yeni bir bölümle karşınızdayım. İyi okumalarrr💕
(Bol bol oy ve yorum bekliyorum)
__________________
Sözünü unutma Mayıs demişti değil mi? Söz... Sözünü unutma... Sahi, kaç ay önce vermiştim bu sözü? Bir kaç gün sonra 6 ay doluyordu ve ben hala buradaydım, çünkü sözümü tutamamıştım...
Normal odaya geçtiğimde önce üstümdekileri değiştirip normal bir kot pantolon ve tişört giydim. Eğer bir deli hastanesindeyseniz normal kıyafet bulmak bile zor oluyordu ama ben babam sayesinde bunlara ulaşabiliyordum.
Biraz bekledikten sonra benden sorumlu hemşireyi bulmak için koridora çıkmıştım.
Hemşireyi arıyor gibi görünsemde asıl amacım onu bulmaktı. Önce hastanede arayacaktım onu, eğer bulamazsam her zamanki yerimize gidecektim.
Oraya gelirdi mutlaka. Bir süredir cezam yüzünden gidememiştim ama artık cezam bittiğine göre gidebilirdim. Ama gitmek için hemşireden izin almak zorundaydım. Yoksa önce ceza veriyor, sonra ise babama haber uçurup onun gözünde daha da düşmemi sağlıyorlardı.
Hemşire normalde buralarda olurdu ama bu sefer yoktu. En alt kata inip hemşire odasının yanına geldim. Tüm hemşireler burada toplanır ve çalışmadıkları zamanda burada olurlardı . Büyük ihtimalle şu anda kahve molasındalardı. Kapıyı tıklamak yerine açıp kapıda dikildiğimde tüm hemşerilerin gözü bana dikilmiş, etrafa bir sessizlik çökmüştü.
Ben ise bana bakmalarını umursamadan gözümü onların üstünde gezdiriyordum. Acaba hangisiydi bana cenneti getiren?
Evet her gün hapları getiriyordu ama ben istediğim için getiriyordu. Buraya gelmeden önce akıl hastanesine kapatılacağımı bildiğim için patrondan bana her gün hap getirecek birini ayarlamasını istemiştim.
Ona yüklü miktarda para verdikten sonra kabul etmiş ve bana birini ayarlamıştı. Bana sadece git demişti, sen sadece git ben sana bakacağım...
O günden sonra ceza aldığım günlerde kapının altından hapları atar olmuştu . Ceza almadığım, bahçeye çıktığım günlerde ise arka bahçede, herkesten uzaktaki o incir ağacının altına bırakırdı paketimi. İncir ağacının altına bırakırdı çünkü kör noktaydı, biz heryeri görebiliyorduk ama onlar bizi göremezdi. Ayrıca kimse ondan şüphelenmezdi çünkü ben buraya gelmeden aylar önce işe girmişti.
Her gün haplarımı getirsede hiç yüzünü görmemiştim onun. Sadece kokusunu bilirdim ama şuan kimsenin kokusunu alamıyordum. Çok sayıda hemşire vardı ve parfüm kokuların birbirine karışmıştı.
Karanfil kokusuna benzer bir kokusu vardı. Karanfil ve yağmur sonrası ortaya çıkan koku gibiydi, ferahlık veriyordu...
Uzun uzun baktım yüzlere. Aklımda yüzlerce düşünceyle baktım... Onlar ise bana bakarken tek şey düşünüyorlardı, oda 'bu kızın burada ne işi var?'dı.
Sessizliği bozan hemşiremin herkese birazdan geleceğini söylemesiydi. Yanıma geldikten sonra beni dışarı çıkarmış ve kapıyı sertçe kapatmıştı. Beni koridorda kenara çektikten sonra sadece sertçe "Ne oldu, neden geldin?" demişti.
Ama beni merak ettiği için değil, eğer bana birşey olursa herşeyden onun sorumlu tutulacağını bildiği için...
"Dışarı çıkmak istiyorum" gözlerini kıstı ve biraz düşündü. "Cezan bittiği için günde yarım saat bahçeye çıkma hakkın var." "Biliyorum. Sadece dışarı çıkarken sana söylemem gerekiyor" "Evet. İstediğin zaman çık ama yarım saat içinde geri dön. Ayrıca çıkarken hastane kapısında imza vermen gerekiyor, geri döndüğünde ikinci imzayı atacaksın" "Tamam."
Beni sıkıştırdığı yerden kurtuldum ve arkamı bile dönmeden alt kata inmek için merdivenlere gittim.
Zemin kata inip her zaman girişte olan ve hiç ayrılmayan görevlinin yanına gittim. Uzattığı kağıda imza attıktan sonra kuralları tek tek anlatmasını dinlememiş ve saati sormuştum. Saat 5'i çeyrek geçiyor demişti. Yani akşam yemeği saatine 45 dakika vardı ve 15 dakika kala gelmem gerekiyordu. Ayrıca onun incir ağacına gelmesine de 15 dakika kalmıştı. Hemşireye ağzımın içinde bir teşekkür ettikten sonra kendimi bahçeye atmıştım.
Bahçeye çıktığım ilk an derin bir nefes aldım. Çiçek kokuyordu. Bahçenin heryerinde çeşitli çiçekler vardı, ama en çok papatya kokusu geliyordu. Önceden çiçekleri sevmezdim, hala sevmiyordum ama buradaki tek güzel koku çiçeklere aitti..
Etrafa baktım uzun uzun, en son dışarıya birkaç hafta önce çıkmıştım çünkü cezam vardı. Küçük bir odaya kapatılmıştım ve o çok sevdiğim gökyüzünü bir kere bile görmemiştim.
Hastane bahçesinde birsürü insan vardı. Ama hepsi boş boş oturuyordu, sanki karanlığa düşmüşlerdi. Sadece yaşıyorlardı ama kendi düşünceleri bile yoktu. Onlara verilen ilaçlar düşünmemelerini ve sadece boş boş oturmalarını sağlıyordu.
Bir süre insanları izledim ama yarım saat sürem olduğunu hatırlayınca hemen arka bahçeye giden yola ilerledim. Taşlı yolda biraz yürüdükten sonra bahçenin en kuytu köşesindeki incir ağacının dibine gelmiştim. İncir ağacının arka kısmına dolandığımda artık kameralar bizi görmüyordu çünkü incirin gövdesi beni saklayacak kadar büyüktü. Biraz ilerde bahçenin uzun çevre duvarı ve elektrikli teller vardı.
İncirin kökünün yanındaki otları biraz karıştırdığımda paketi bulamamıştım, demekki her zaman olduğu gibi dakikası dakikasına gelecekti.
Yere çöküp sırtımı incir ağacına verdim. Bahçe duvarına karşılıklı kaldığımda kafamı yukarı çevirip gözlerimi kapadım ve iyice ağaca yaslandım.
Kafamı dinliyordum. Kollarımı göğsümde kavuşturduğumda biraz üşümüş gibiydim çünkü hava soğumaya başlamıştı ve ağacın gölgesi serindi.
Ama yinede gözlerimi açmamıştım. Etrafı dinlediğimde uğultulu insan sesleri ve duvarın arkasındaki köpek havlamaları geliyordu.
Aradan birkaç dakika geçmişti ki yavaş yavaş adım seslerini duymaya başlamıştım. Ama gözlerimi açmamıştım. Çünkü kim olduğunu görürsem oyun biterdi. -kendi kendime bunu oyun gibi düşünüyordum-
Kendinden emin adım sesleri yaklaşmıştı ve o tuhaf koku yine etrafı sarmıştı.
Kalbim sanki göğüs kafesinden çıkacak gibi atıyordu.
Sakin ol kalbim.
Onu ağacın arkasında hissettiğimde ellerim terlemeye ve kalbim kulaklarımda atmaya başlamıştı.
Yavaş yavaş ağacı dolandı, arka tarafa geçtiğinde beni görmüş olduğundan gerek duraksamıştı. Kendimi açıklamam gerektiğini hissetmiştim ama sesimi bulamıyordum.
"Gözlerim kapalı, bırakıp gidebilirsin"
Biraz tereddüt etsede elini otlara uzatmıştı ve poşet sesi ufaktan geliyordu.
"Kaç tane hap getirdin?"
Ses yok.
"Yarın da gelecek misin?"
Geleceğini biliyordum ama o yine ses vermemişti. Konuşmayı sevmiyordu anlaşılan.
Poşeti koymuş ve doğrulmuştu. Artık gidiyordu, zaten çok bile kalmıştı.
"Sana son birşey diyebilir miyim?"
Tam giderken bunu söylemiştim ve adım sesleri durmuştu, onun hareketlerini seslerden tahmin edebiliyordum. Sanırım durması söyleyebileceğim anlamına geliyordu.
" Odada tek başıma canım çok sıkılıyor ve kimse benimle ilgilenmiyor. Senden başka isteyebileceğim kimsem de yok. Yarın bana resim defteri ve kalem getirir misin?"
Ses gelmiyordu ve benim gözlerim hala kapalıydı. Sonra... gittiğini hissetmiştim. Yavaş yavaş kokusunun ortadan kaybolduğunu ve adım seslerinin uzaklaşarak duyulmamaya başladığını. Kalbim düzene girmişti ve artık normale dönmüş gibiydim.
Bir süre gözlerim kapalı durdum, açmaya cesaret edemiyordum sanki. Ama gitmem gerekiyordu, yarım saati geçersem yarın dışarı çıkamazdım. Ve bunu göze alamıyordum. Eğer onun haberi olmadan ceza alırsam olacakları düşünmek bile istemiyordum.
En sonunda yavaş yavaş gözlerimi açtım. İlk bulanık görmeye başlamıştım, renkler birbirine giriyordu . Birkaçı kez gözlerimi kırpınca düzelmişti.
Yan tarafıma bakmaya cesaret edemiyordum, hemen yan tarafımda küçük poşet vardı ve bu poşet benim hayatımı karartıyordu. Ama elimden birşey gelmezdi...
Gökyüzüne uzun uzun baktım, birgün özgürce dolaşabilecek miydim? Şimdilik çok uzak bir seçenek olarak gözüküyordu.
Yan tarafa bakmaya cesaret edebilmek için kendimi toparlamamam gerekiyordu. Poşeti uzun çimlerin arasında gördüğümde kalbimin tekrar hızlanmasına engel olamamıştım. Elimi uzatıp almak için aradan 2 dakika geçmesi gerekmişti . Sonunda poşeti alıp kucağıma koyduğumda ellerim kilitli poşetin açma kısmındaydı.
Poşetin içinde küçük, bembeyaz iki tane hap vardı. Aynı ağrı kesici gibi görünüyordu ama bu bir aldatmacadan başka birşey değildi. Asıl olay çok başkaydı.
Ellerim poşeti çevirirken aklımda deli düşünceler vardı. Söz kelimesi aklımı çok karıştırıyordu. Doktor aklıma sokmuştu ve ne yapsam gitmiyordu.
Sözünü unutma Mayıs demişti, ama ben çoktan unutmuştum. Babam beni buraya bırakırken onu bırakacağıma dair söz verdirtmişti, ama ben sözümü tutamamıştım. Hemde en değerlim, babam Kemal Koral'a verdiğim söz...
Gözlerim kapanıp kafam geriye doğru düşerken dudaklarımdan kelimeler dökülmüştü.
"Özür dilerim baba... Sözünü tutamadım... Ama sen beni affedersin değil mi? Sen bana kıyamazsın..."
Nasıldı? Yeni bölümde görüşürükkk
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |