13. Bölüm

13. Bölüm "Çıkış"

Sena İ.
mimoza_yaziyor

 

                                 🌺

“Yeni bir hayata adım atmak, eski acıların gölgesini de yanında taşımaktır.”

 

 

🌺🌺🌺🌺

"Hazır mısın Mayıs? Topladın mı eşyalarını?"

Komodindeki son kazağı alıp bavula tıkıştırdım, fermuarını kapatırken Nalan gelmişti. Kapıya yaslanmış beni izliyordu.

"Hazırım sanırım...Hala şaka gibi geliyor"

Buradakileri geride bırakacağımdan mı yoksa yoksa gerginlikten mi olduğunu bilemediğim bir duygu vardı içimde.

Bir tarafım seviniyordu, hatta havalara uçuyordu ama diğer tarafım karanlıktı. Sanki buranın dışarısında olan hayatı unutmuş gibiydim, sanki tek hayat burasıydı benim için...

Günlerce ağlamıştım, sinirlenmiştim, bu odada krizler geçirmiştim, cezalar almıştım, bayılmıştım, kabuslar gördüğüm de olmuştu ama sonuçta güzel arkadaşlıklarım olmuştu. Nalan'ı tanımıştım mesela, yaşı genç olsada annem gibi davranmıştı bana. Annemin vermediği değeri vermişti. Pınarı tanımıştım, bir insanın ne kadar sevebileceğini öğrenmiştim ondan. Bir inanın sevdiği uğruna nelere katlanabileceğini, sonuçların neler olduğunu öğrenmiştim.

Naz'ı, her kontrole gittiğimde benimle olan o hemşireyi, dışarıya çıkarken imza verdiğim o görevliyi, doktorumu, müdürü, bazen görüpte hakkında hiçbir şey bilmediğim onca insanı geride bırakıyordum.

Bazen insanlar ileriye adım atarken geride bıraktıklarını özlerdi, ben özleyeceğimi sanmıyordum ama bu günleri hatırlarken hep bir hüzün olacaktı içimde. Hep bir buruklukla hatırlayacaktım.

"Şaka değil... gerçekten kurtuluyorsun buradan güzelim..."

Gülümsedim, gerçekten kurtuluyordum.

Ayağa kalkıp bavulumu düzelttim ve tekerlekleri üzerine oturttum.

"Hadi gidelim artık, benim odamdan bir kaç eşyamı almam gerekiyor. Sende dışarıya çık beni bekleme fazla tamam mı?"

"Tamamm!"

Nalan son kez gülümseyip göz kırptıktan sonra arkasını döndü ve gitti.

Ardından odadan çıktım ve kapıyı kapatırken odaya son kez baktım. Yüzlerce, belki binlerce anım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyordu. Şimdi farkediyordumda ne çok anım geçmişti burada. Çıktıktan sonra boşluğa düşer mıydım? Eski hayatıma dönerken yabancılık çeker mıydım?

İşte bunları zaman gösterecekti.

Ağır ağır yürüdüm koridorlarda. Her adımımda farklı bir güne ışınlanıyordum sanki. Anılarım aklıma geliyordu. Ama artık uzatmanın manası yoktu.

Kafamı sallayarak kendime gelip hızlandım. Dışarıya çıkıp birkaç merdiven yükseklikte olan hastane çıkışına geldiğimde ilk gözüme çarpan oldukça lüks olan siyah arabaydı.

Bu araba 7 ay önce beni buraya bırakan arabanın aynısıydı.

Dışarıda bizi bekleyen sadece bir şoför vardı. Babam gelmemiş miydi? Belki görürüm umuduyla arabanın içini görmeye çalıştım ama filmler yüzünden sadece karanlık gözüküyordu.

Gelmesini gerçekten istiyordum, ama babam gelmemişti. Beni bu kadar mı önemsemiyordu?

Arabanın önünde bekleyen şoför bana doğru gelip seri hareketlerle elimden bavulu aldı. O bavulu bagaja yerleştirirken ben gözlerimi bahçede gezdiriyordum. O yabancının, gölgeye benzeyen adamın gelip gelmeyeceği aklımı kurcalıyordu.

Bir tarafım gelsin istiyordu, son kez karşılaşmak istiyordum. Belkide vedalaşmak. Diğer tarafımsa yeni hayatımda ona yer olmadığını, zaten veda ettiğimi söylüyordu.

Son kez incir ağacına gitmek istedim. Nalan belki geç kalırdı zaten o gelene kadar ben gidip gelmiş olurdum. Hızlı hareketlerle merdivenlerden inip taşlı yola yöneldim. Birkaç metre yürüyüp hastanenin yan tarafına dönecekken adımı duymamla duraksadım. Nalan gelmişti.

"Mayııs!"

Arkamı döndüm. Nalan elleriyle gel işareti yaparak bana sesleniyordu. Nalan'a birşey demedim ama son kez de olsa incir ağacına uğramak istemiştim.

Oflayarak arabanın yanına geri döndüğümde Nalan eşyalarını yerleştirmeyi bitirip yanıma geldi.

"Hadi bin arabaya, gidiyoruz!"

"Sevindim..."

Aylardır buradan çıkacağım günü iple çekerken sonunda amacıma ulaştığımda neden içimde hüzün vardı? Neden buruk duruyordum? Artık hiç bir yere ait değil miydim yoksa?

"Ne oldu sana Mayıs? Havan kaçtı sanki"

Nalan elini omzuma koyup yüzüme eğildiğinde sahte bir gülümseme takındım.

"Hiç, ne olabilir ki?"

Kaşlarını çatıp bana şüphelendiğini gösteren bir bakış attı.

"Bilemiyorum artık. İyi değilsen biraz bekleyelim güzelim."

"Hayır hayır... Çok iyiyim hadi gidelim artık. Çok bile kaldık biliyor musun?"

"Emin misin?"

"Evet!"

Nalandan ayrılıp arabaya doğru gittim. Kapıyı açarken Nalan bana bakarak ön koltuğa binmişti. Bizim arabada olduğumuzu gören şoför hiç beklemedi. Sakince arabayı çalıştırdı ve ardına hiç bakmadan yola çıktı.

Hastanenin büyük ön kapısından çıktığımızda dışarıdaki hayata birden atıldığımı hissettim. Cama doğru eğildim ve dışarıyı izledim uzunca.

Hastaneden uzaklaştıkça içimdeki eksiklik duygusu artıyor gibiydi. Alışkınlıktandır diyip geçiştirdim ama alışkanlık olmadığını çok iyi biliyordum...

Arabadaki kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes pür dikkat yolu izliyordu.

"Nalan"

Sessizliği bozduğumda şoförün bana ters bir bakış attığını hissettim ama bozuntuya vermedim. Şuan aklımda sadece babam vardı.

"Efendim güzelim, birşeymi oldu?"

Hemen birşey olduğunu düşünmesi bana biraz değişik geliyordu doğrusu.

"Hayır, sadece babam aradı mı diye soracaktım."

Nalan bir anlığına bana baktı. Şaşırmış gibiydi.

"Hayır Mayıs aramadı,sen aramak ister misin?"

"Peki neden beni almaya gelmedi?"

Sorusunu duymazdan gelmiştim. Nalan konuşmak için ağzını açtığı anda şoför lafa atlamış ve Nalan susmak zorunda kalmıştı.

"Şu aralar babanızın işleri çok yoğun küçük hanım." Dikiz aynasından bana doğru baktığında göz göze gelmiştik. "Siz geleceğiniz için şirkete gitmek yerine evden çalışmayı tercih etti. Şuan toplantıda olması gerekiyor, telafi edecektir merak etmeyin."

"Toplantısı benden daha mı önemli yani?"

Sorum havada asılı kalmış, ortam yine sessizliğe gömülmüştü. Daha fazla soru sormadım, çünkü cevabını biliyordum.

Babamın toplantısı ve işleri benden daha önemliydi.

Bu canımı acıtsada alışkındım zaten. Hep böyleydi. Babam işkolik bir adamdı, diğer insanların onun hakkında ne düşündüğünü çok önemserdi. Zaten bunlar yüzünden buradaydım.

Bir adam diğer insanların düşüncelerini, ne diyeceğini kızından daha çok önemseyebilir miydi? Benim babam önemsiyordu. 'Elalem ne der?' diye düşünmekten hayatı bana ya küçücük yaşımda zehir etmişti. Neden mi? Diğer insanlar mükemmel olduğumuzu, bizim sahip olduğumuz hayata asla ulaşamayacağını düşünsün diye.

Cama yaslandım, düşüncelerin beynimi esir almasına izin verdim. Binlerce tilki dönüyordu kafamda. Şimdi çıkıyordum ama geri dönme olasılığım var mıydı? Yakalanma olasılığım yüzde kaçtı? Hiçbir şeyin garantisi yoktu. Çok dikkatli olmak, hatta gerekirse kendi hayatımı kurmam gerekiyordu.

Boş bakışlarla dışarıyı izledim. Taki etrafın bana yabancı gelmediğini fark edene dek.

Evet, evime gelmiştim.

Birkaç sokak ötedeydi.

Gittikçe yaklaşıyordum.

Heyecanlanmama engel olamadım çünkü eve gelmiştim nasılsa. Artık hiçbir şey yabancı değildi. O tanıdık çiçeklerin kokusu açtığım camdan içeri giriyor, her zamanki sesleri yine duyuyordum. Sanırım gerçekten eve gelmiştim ve hala inanamıyordum.

Ben gerçekten kurtulmuştum.

Herşey tamda şuan beynimde netlik kazanıyordu. Ben kurtulmuştum yahu! Bir anda neşelenmiştim. Heyecandan ellerim titremeye başlıyordu, her zaman olduğu gibi. Ellerimin titremesi bile tanıdıktı.

Birkaç dakika bile geçmemişti ki evimizin kapısına geldik. Kalbim heyecandan göğüs kafesimi yırtacak şekilde atıyordu ve ben yerimde duramıyordum. Araba yavaşça açılan kapıdan içeriye girdiğinde bahçedeydik.

Etrafa olabildiğince fazla bakmaya çalıştım. Herşey nasılda tanıdık geliyordu ama çok değişmişti.

Mesela her zaman çiçeklerin olduğu kaldırım kenarlarında artık çiçekler yoktu, küçük çitler ve ışıkları döşenmişti. Gölgesinde oturup kendime vakit ayırdığım o ağacın dallarını budamışlardı. Fazlaca sade duruyordu. Evimizin rengi bile değişmişti. Artık lacivert-gri tonlarında duvarlarımız vardı. Eskiden renkler daha canlıydı ama şuan çok karamsar duruyor gibiydi.

Araba evimizin önünde geldiğinde küçüklüğümden beri bizim için çalışan Münevver teyzeyi gördüm. Gülüyor ve arabaya bakıyordu. Birazda gözleriyle beni arıyor gibiydi. Yanında Figen abla vardı. Figen abla münevver teyzenin yeğeniydi ve ben hastaneye girmeden birkaç ay önce bizim için çalışmaya başlamıştı. Zaten onu çok tanıyamadan büyük kavgalar sonucunda oraya kapatılmıştım.

Sadece ikisi vardı, babam yoktu. Babam geleceğimi biliyordu. Neden beni karşılamamıştı? İşleri daha mı yoğundu? Gerçekten anlamıyordum. Sadece birkaç dakikasını ayıracaktı ki onuda bana çok görüyordu.

Araba durduktan sonra birkaç saniye bekledim. Nalan inmişti ve çoktan benim kapıma gelmişti bile. Evi incelerken kapımı açıp inmemi söyledi. Daha fazla bekleyemeden indim ama hala etrafı inceliyordum.

İndikten sonra sanki inanamıyor gibi yere baktım. Sahiden ayaklarım yere basıyordu!

Münevver teyzelerin olduğu tarafa döndüm. Onlara doğru yürüyerek kollarımı açtım, sahiden özlemiştim.

"Ben geldim!"

Münevver teyze daha fazla bekleyemedi, sıkıca sarıldı bana. Gözleri dolmuştu bile, zaten hep duygusal bir kadın olmuştu.

"Hoşgeldin yavrumm! Ne çok özlemişim seni! Nerelerdeydin sen bakiyim, gözlerimiz yollarda kaldı vallahi"

"Bende seni özledim be münişim!"

Münevver teyzeye küçükken dilim dönmediği için hep müniş derdim. Sonradan alışkanlık olmuştu ve onun için lakap haline gelmişti.

Müniş sonunda beni bıraktığında Figen ablayla sarıldık. Hoşgeldin faslında konuşurken Nalan arkamızda bekliyordu. Arkamı dönüp elimi ona uzattım. Tanıştırma vakti gelmişti.

"Bakın bu güzellik Nalan. Bir süre bizimle kalacak"

Nalan elini tokalaşmak için münişe uzattı ama müniş elini umursamayıp aynı bana yaptığı gibi Nalan'a sarılmayı tercih etti. İkisi sıkı sıkı sarılırken Nalan şaşırmış gibiydi, böyle bir tanışma beklemiyor olmalıydı. Figen ve ben onları izlerken kıkırdıyorduk. Bu arada şoför valizlerimizi indirmiş ve kapı ağzına bırakmıştı. Arabayı bıraktığı yerden çekip garaja götürüyordu.

"Kızlar hadi yemek hazırladım içeri geçin daha fazla beklemeyin soğukta. Figen sende koş yemeğe bak gel, kızım, Nalan hadi yavrularım içeri içeri..."

İçeriyi işaret ederek neşeli neşeli konuşması beni güldürmüştü.

"Tamam sakin ol müniş, zaten bizde çok acıktık dimi Nalan?" Beni onaylar gibi mırıldanıp kafa salladı. "Siz ikiniz içeri gidin bende geliyorum hadi"

Müniş beni içeriye gelmek için zorlasada inkar ettim. Bahçeyi biraz gezmek istiyordum, hasret kalmıştım. Babamı çok merak ediyordum ama madem o gelmemişti, bende ayağına hemen gitmeyecektim. Tabi gördükten sonra kollarına atlamamak için kendime garanti vermiyordum.

Zor da olsa herkesi içeriye gönderip tek kaldıktan sonra bahçenin taş yolunda yürümeye başladım. Etrafa iyice göz gezdirdim ve arka bahçeye dolanan yolda yürümeye başladım. Arka bahçedeki küçük seram ve dinlenme çadırım hala duruyor mu merak ediyordum.

Evimizin bir ön kapısı, birde arka kapısı olmak üzere iki tane kapısı vardı ama arka kapıdan çıkınca karşınıza çıkmaz sokak çıkıyordu. Sokakta en sondaki ev bizimdi. Ev değilde villa tarzında dubleks evde oturuyorduk. Sadece ikimiz yaşadığımız için babam çok büyük bir ev istememişti.

Sadece ikimiz vardık çünkü annem ben daha küçükken kanser yüzünden vefat etmiş. Babam öyle söylüyordu ve annemin fotoğraflarını bana hiç göstermiyordu. Annem öldükten sonra babam benide alıp İstanbul'a taşınmıştı. O yüzden çevremde annemi tanıyan kimse, bir akraba bile yoktu.

Annemi hiç görmemiştim, babam anlatırdı bazen ama çok nadirdi. Gözlerimi annemden aldığımı söylerdi mesela. Annemin kopyasıymışım, hareketlerimiz bile benzermiş. İkimizde çabuk sinirlenirmişiz ama sinirimiz saman alevi gibiymiş, hiç ağlamaz ama bir kez ağladıktan sonra kendimizi durduramazmışız, gülüşümüz, hobilerimiz birbirinin tıpatıp aynısıymış. Böyle anlatırdı.

Çok kez keşke annemi görebilseydim diye geçirirdim içimden. İlk okulda onu okula annesi bırakan çocukları, lisede anne kız günü yapan kızları hep uzaktan izlerdim. Annem olsa nasıl olur diye düşünürdüm ama hiç cevap bulamazdım. Zaten bir süre sonra düşünmeyi bile bırakmıştım. Mezarını bile bilmiyordum ki annemin, sanki hiç dünyaya gelmemiş biri gibiydi benim için.

Düşüncelere dalmışken etrafa bakmayı bile unutmuştum, kendime gelip yola odaklandım ama gözüme çarpan şeyle olduğum yerde kaldım. Arka bahçedeki küçük kapıya doğru giden simsiyah giyimli birisi vardı.

Bu ona benziyordu, gölgeye...

Aynı onun gibi bol bir ceket giymiş ve kapüşonunu kapatmıştı. Boyu oldukça uzun ve yapılıydı. Kendinden emin adımlarla yürüyordu. Onu ilk gördüğümde zaten tanıyor gibi hissetmiştim.

"Hey, bekle!"

Adam bir an yerinde kaldı, gölgenin yaptığı gibi kafasını çevirdi ve bana doğru baktığını hissettim. O beni görebiliyordu ama ben onun yüzünü göremiyordum, ceketin bolluğu buna engel oluyordu.

Daha sonra sanki duymamış gibi önüne döndü ve hızlı hareketlerle kapıyı açıp dışarıya çıktı. Peşinden koşup yetişmeye çalıştım.

Kapıya geldiğimde zaten gitmişti. Kapının ardına geçip etrafa baktım ama sanki hiç gelmemiş gibi boştu. Gördüğümden emin olamadım, belki hayal görmüştüm. Olamaz mıydı?

İkna olmayıp etrafa daha fazla bakındım, biraz ilerledim ama yoktu. Sonunda pes ettim. İçeriye girip kapıyı kapattım, bahçede yürümeye başladım. Eve doğru kafamı çevirdim. Doğruca babamın odasının olduğu taraftaki pencereye baktığımda babamın silüetini görmüştüm. Yine kendinden emindi, dik duruşluydu. Onu gördüğümü farkeder farketmez geriye çekildi, ardından perdeler kapandı.

Ne olurduki öyle görsem?

Yavaş adımlarla geriye döndüm. Az önce yaşadıklarım gerçekti değil mi? Hayal olmamasını umuyordum. Eğer hayalse hepten kafayı sıyırdım demekti.

Evin kapısından girdiğim anda o çok özlediğim sıcak yemek kokuları etrafı sarmıştı. Eve göz atma fırsatını kendime vermeden önce babamın odasına doğru, ikinci kata gittim.

Çalışma odasının önüne geldiğimde kapıyı çalacak cesareti kendimde bulamadım. Birkaç derin nefesin ardından titreyen ellerimi kaldırdım ve kapıyı iki kere tıktıkladım. Bacaklarım bağımsızlığını ilan etmiş gibi titriyordu. Sanki bayılacakmış gibi hissediyordum.

"Gel!"

Babamın sesiydi, hala aynıydı. Yine o diktatör ses tonunu takınmıştı kendine. Gel derkenki o huysuzluğunu ve kaş çatışını hissediyordum. Sesi nefesimi derince bırakmama neden olmuştu. Aylar sonra ilk defa canlı olarak duyuyordum. Oysa daha geçenlerde telefonu yüzüme kapatmıştı, hala kırgınlığını taşıyordum. Sadece gönlümü almasını istiyordum.

Kapıyı yavaşça açtım, içeriye bir iki adım attım. Babam kafasını kaldırıp beni gördüğünde ilk yaptığı şey kaşlarını çatabildiğince fazla çatmasıydı.

"Gelmişsin."

Gelmişsin.Bu kadar mıydı gerçekten? Bana diyeceği tek şey bu muydu? Hoşgeldin bile diyemiyor muydu artık babam bana?

"Geldim..."

Tek kelimelik cevabımdan sonra karşısına geçtim. Gözlerimi ona diktim, oda bana bakıyordu. Hemde delici bakışlarla baştan aşağı beni süzüyordu. Bir süre ses çıkmadı ikimizdende, sadece birbirimizi izledik. Halbuki hastaneden çıkmadan önce nasıl güzel kavuşma planlarım vardı...

Sarıldığımızı, uzun uzun konuştuğumuzu hayal etmiştim. Karşılaştığım tek şey ise hayal kırıklığıydı.

"Temizlendin mi Mayıs?"

Sessizliği bozan taraf babam olmuştu. Ve sorduğu şeyde temizlenip temizlenmediğim.

🌺🌺🌺🌺

 

Selam! Nasılsınız?Ben çok iyiyim! Bazı nedenlerden iki haftadır bölüm gelmiyordu ama sonunda yazabildim✨ Gecikme için kusura bakmayın olur mu🥲

Umarım sevmişsinizdir, yeni bölümde görüşmek üzere💐🌺

 

(Benimle herhangi birşey üzerinden konuşmak isterseniz dm sonuna kadar açık✨)

Bölüm : 03.12.2025 22:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...