2. Bölüm

2. Bölüm "Hastahane"

Sena İ.
mimoza_yaziyor

Selam! İkinci bölümle karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz, iyi okumalarrrr!

(Bol bol oy ve yorum bekliyorum)

_____________________

Ne kadar uyuduğumu bilmeden gözlerimi açtığımda yine o beyaz tavanı gördüm. Burnuma deterjan kokusu geldiğinde ise odayı temizlediklerini anlamıştım. Eğer odayı temizledilerse yemekte getirmişlerdir diye düşündüm ve kafamı yan tarafa çevirip kapıya baktığımda yanılmadığımı gördüm.

Tepsiye baktığımda hiçbir delici aletin olmaması canımı sıkmıştı, en son çatalla kendime verdiğim zararlardan dolayı çatal bile vermemeleri normal diye düşündüm. Göz göre göre bana nasıl kendime zarar vereceğim aletleri verirler ki zaten?

Tepside ne olduğuna baktığımda her zamanki kahvaltı menüsünün olduğunu görmüştüm. Fazla haşlanmış yumurta, lastik gibi uzayan peynir ve şekersiz çay...

Canım yemek istemedi, zaten kim bunları yemek ister ki?

Karnımın aç olduğunu hissetmiştim ama tepsidekileri görünce iştahım kaçmıştı.

Ne zaman çıkacağım buradan diye düşündüm. Ne zaman kabus son bulacak...

Kabus gibi geçiyor günler, cehennemde yaşıyorum sanki. Oysa cenneti unutmam için beni buraya tıkıyorlar. Benim cennetimi, tek iyi hissettiren şeyi...

Ayağa kalktım ve odada birkaç tur attım, cennetin üstünden kaç saat geçmiş olduğunu düşündüm ama saatleri bilmiyordum. Bilinmezlikte delirmek üzere oldum ama zaten delirmis olduğumu biliyordum. Zaten delirmiş olmasam beni buraya tıkmazlardı ki.

Ayağa kalkınca iyice aç olduğumu, vücudumdan garip sesler çıkardığını farkettim. Yemezsem ölecek gibi olmuştum birden , tepsinin yanına gittim ama elim varmadı tepsiye. O iğrenç şeyleri yemek istemedim. Ama başka seçeneğimin olmadığını biliyordum. o yüzden yere oturup tepsiyi milim kıpırdatmadan içindeki peynirden ufak bir parça aldım.

Ağzıma attığımda por tadını hissetmiştim, midem kalksada o peyniri yuttum. İkinci kez peynire uzanmak istemedim ve bu sefer soyulmuş yumurtaya uzandım. İçinden sarı olması gereken ama çok piştiği için yemyeşil olan iç kısmını çıkardım. Ağzıma atıp kolay yutmak için hemen çaya uzandım ve büyük bir yudum aldım. Artık buz gibi olan çay midemi dahada kaldırdığı için dayanamamış ve kendimi odanın köşesine zorla atmıştım

Duvara yaslanıp dizlerimi kendime çektim, hala çıplak olan bedenim üşümüştü. Açlık bastırıyor ve aklım gidiyordu. Bir anda renkler birbirine girmiş ve kafamın içinde dönmeye başlamıştı, yeniden kusma isteği geldiğinde kendimi durduramamış ve midemdeki azıcık şeyi çıkardıktan sonra boş yere öğürmeye başlamıştım

Bir süre sonra bedenim isyan bayraklarını çekti ve yorgun düştüm. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış ve kendimi yere atmıştım. Çünki artık dayanamıyordum. Kafam soğuk beton zemine düşerken gözüm kapının altına takılmıştı

Acaba dedim, acaba bugün gelecek mi? Bugünde beni kurtaracak mı bu sefaletten? Eğer gelmezse ne olur diye düşünmek bile istemiyordum ama hayatımın ona bağlı olduğunu hissediyordum

Şuan krize girmesemde cenneti birkaç saat daha içmezsem yine krize gireceğimi biliyordum, onu içmek zorunda olduğumu biliyorum. Bırakmak zorunda olduğumu, buradan çıkıp hayatıma devam etmem gerektiğini biliyorum.

Ama kendimi durduramıyorum. Babama verdiğim sözleri tutamıyordum. Ona en son verdiğim söz okulumu bitirip başarılı bir doktor olacağımdı. Ama asla gerçekleşmeyecekti. Ben daha bu hücreden çıkamıyordum, birde okul okuyup doktor mu olacaktım?

Gülünçtü gerçekten, uyuşturucu bağımlısı bir kızın doktor olma hayali...

Belkide bu illete bulaşmasam mutlu bir hayatım olurdu, şimdi bu hücrede olmak yerine tatilde olurdum yada istemeye istemeye okula giderdim. Kim bilir? Belkide şuan okul gezisinde, cafede, kütüphanede yada rastgele bir şehirde olurdum. Ama ben şuan bir hücredeydim ve her gün o ilacımı getirene kadar krizlere giriyordum...

Ama Bu hayattan kurtulmak ister misin diye sorsanız net bir şekilde hayır derdim. Çünkü onu bırakmak istemezdim, onsuz bir hayat geçirmek istemezdim. Küçük, beyaz bir hap tüm hayatıma yön veriyordu ve ben bu durumdan şikayetçi değildim. İşin acı yani ise onu bir kez daha fazla icebilmek için tüm hayatımı verebilirim...

Gene düşüncelere daldığımı farketmiştim. Kendime geldiğimde aradan belki dakikalar, belkide saatler geçmişti.

Ama hiçbir şey yapmak istemiyordum, ne düşünmek nede yemek yemek. Sadece uyumak ve birdaha uyanmamak istiyordum.

Kendimi odanın en köşesine attım ve bedenimi yere bırakıp gözlerimi tavana diktim. Bembeyaz tavana bakarken düşünceler yavaşça beynimden uçmuş ve karanlıkta dünyama merhaba demiştim.

Bol kabuslu rüyalar gördüğüm, ağlama krizleriyle uyandığım uzun bir uykudan sonra birinin beni dürtmesi ve uyan diye sayıklamasıyla tekrar gözlerimi açmıştım.

Dürten kişiye baktığımda benden sorumlu hemşirenin uyanmam için dürttüğünü gördüm.

"Cezan bitti. Şimdilik normal odaya geçiyorsun."

Hiç sesimi çıkarmamıştım. Zaten seslensemde ya duymazdan geliyorlar yada beni susturuyorlardı. Onlar için ben bir insan değilim, ne olduğumu bilmiyordum ama tek bildiğim beni insan olarak görmedikleriydi. İhtiyaçlarımı yok saydıkları ve daha niceleri...

Hemşire kalkmamı beklemeden oda kapısına gittiğinde ayaklanıp peşine takıldım

Benimle ilgilenen hemşire, üç stajyer ve birde gardiyanla beraber bembeyaz koridorda sağlık kontrolü için revire gitmeye başladık.

Ellerime kelepçe bağlamışlardı, çünkü onlara zarar vereceğimi düşünüyorlardı ama benim onlara asla zarar vermeyeceğimi de biliyorlardı. Onlardan istediğim tek şey cennetti, daha fazlasını istemiyordum. Ama onlar bunu anlamıyor, beni bir saldırgan yada azılı bir katil gibi görüyorlardı...

Bir bakıma öyleydim aslında, cenneti bulamadığım takdirde krize girip herkese zarar verecek kadar saldırgan, ruhumu öldürecek kadar azılı bir katildim.

Revirin önüne geldiğimizde stajyerler dışarıda kaldı Kelepçelerimi çıkardılar ve beni içeriye aldılar. Önce fiziksel muayenem yapıldı, sonra ise sıra kan testine geldi.

Koluma iğne batırılırken en ufak bir tepki vermedim. Duygusuzca bitmesini bekledim ama hiç tepki vermemem onları korkutmaya yetmişti. Aklımı tamamen yititrdiğimi düşünüyorlardı.

Hemşire kanı aldıktan sonra ortadan kaybolmuş ve gardiyan gelip beni almıştı

Ceza odama götürmesi gerekirken normal odama doğru götürmesi beni biraz şaşırtsada hiç tepki vermemistim ve odama gelmiştik.

Kapıyı üstüme kilitledikten sonra odama baktım. Baktığımda herşeyin arandığını görmüştüm ama gene aradıklarını bulamamışa benziyordu.

Çünkü eğer bulsalar kan testine sokmazlar veya ceza odasından çıkmama izin vermezlerdi. Beni test ediyorlardı çünkü cenneti nereden bulacağımı,kimin verdiğini öğrenmek istiyorlardı

Ama asla öğrenemeyeceklerdi çünkü öğrenmeleri için kim olduğunu bilmem gerekiyor. Ama ben bana aylardır ilacımı getiren bu adamı tanımıyorum. Tek bildiğim çalışan kılığına girip bana cenneti getirmesi ve onu verdikten sonra ortadan kaybolması.

Hiç görmedim onu, ne bir koridorda nede yemekhanede, yada bahçede. Onu gördüğüm ve cenneti aldığım yer olan incir ağacının altı dışında hiçbir yerde görmedim.

O hep incir ağacının altına koydu cenneti, bense her gün gidip gizlice cenneti aldım ve süreyi bir gün daha uzatmış oldum. Bu böyle aylarca devam etti ve beni bir çıkmaza soktu, ama asla şikayetim yoktu. Ben memnundum, o memnun değildi belki ama ben cenneti bulduğum sürece nasıl bulduğumun önemi yoktu

Acaba bugün nasıl alacağım diye düşündüm, sonuçta onu içeli neredeyse 24 saat olacaktı ve birkaç saat içinde tekrar içmezsem tekrar krizlere girecektim. Tek bildiğim onu bulmak zorunda olduğumdu...

Yatağıma gittim ve üstüne oturdum. Etrafa baktığımda sadece turuncu ve beyazdan oluşan eşyalarımı görmüştüm.

Hastanede başka renk olmuyordu, sadece turuncu ve beyaz. Ama eğer ceza aldıysanız hayatınızda tüm renkler gitmiş demekti. Sadece beyaz vardı ve beyaz bir süre sonra sizi daha çok delirtir. Oysa buranın amacı bizi düzeltmek değil midir?

Turuncu komodine uzandım, üst çekmeceyi açtığımda bir kaç tane tişört ve kot pantolon gözüme çarpmıştı. En azından bir kaç parça kağıt olmasını umarak elimi sokup karıştırdığımda sadece yumuşak kumaşları hissetmişti ve bu benim canımı dahada sıkmıştı.

Odada geriye kalan eşyalara baktım. Beyaz gardrop, beyaz yatak, beyaz duvarlar ve beyaz tuvalet kapısı... Odadaki renkler ruhumu daraltıyordu ama ne için burada olduğunu hatırlayınca hiç de zor gelmemeye başlıyordu. Çünkü onun için herşeyi feda edebilirim demiştim ve ediyordum da...

Yatakta uzandım,belki dakikalarca belkide saatlerce... Tarihin, saatin ne olduğunu bilmemek zoruma gidiyordu ama kimseye soramıyordum.

Çünkü zamanı bilmeyecek kadar aciz olduğumu düşünmelerini istemiyordum. Ama öylesin zaten diyor iç sesim. Sadece insanların bunu bilmesine gerek yok.

Bir süre bekledikten sonra kapı açıldı ve o suratsız ifadesiyle doktor kapı eşiğinde belirdi. " Mayıs Koral... Peşime takıl, hemen!" Bu sert sesine ve duruşuna aldırmadan yanından geçip gittim. Önüme geçtiğinde bir gardiyanla beraber onun peşinden gitmeye başlamıştık

Doktor, odasının kapısına gelince bir baş hareketi yaptı ve gardiyanın dışarıda kalmasını sağladı. Doktorun ardından odaya girdiğimde odanın serin havası yüzüme çarpmıştı.

Hastane zaten serindi ama ceza odaları ve doktor odaları normalden daha serindi. Ve buda odaya girer girmez ürpermeme neden olmuştu.

Doktor masasının karşısındaki sert, deriden yapılmış koltuğa oturdum. O, masasına geçti ve delici bakışlarını üzerime dikti. Bundan rahatsız olmuştum çünkü insanların bana bakmasını, ilgi odağı olmayı sevmezdim. Ben hep arkada kalan, umursanmayan olmuştum ve bu beni zamanla yanlızlaştırmış, yanlış yola sokmuştu ama yolumdan pişman değildim. Sonuna kadar gidecektim.

Bende karşılık olarak gözlerimi duygusuzca ona diktiğimde çoktan konuşmaya başlamıştı.

"Çok konuşmayı sevmem bilirsin. O yüzden direk konuya gireceğim. Uyuşturucuyu sana kim verdi ?" Demekki test sonuçlarım doğruyu göstermiş ve onu tekrar bir şekilde bulduğumu öğrenmişlerdi. "Seni ilgilendirmez doktor" .

" Hayır beni çok ilgilendirir. Biz senin onu unutman için elimizden geleni yapıyoruz ama sen hep bir şekilde onu buluyorsun. Şimdi söyle bana Mayıs, uyuşturucuyu sana kim verdi?" Buna cevap veremezdim, daha ben bile kim olduğunu bilmiyorken nasıl açıklayabilirdim ki? "Buna cevap vermeyeceğim" "Bana cevap vermek zorundasın" "Hiçbir şeyin zorunda değilim!" "Kavga çıkararak işin içinden sıyrılmaya çalışma ve soruma cevap ver"

Artık o kadar sinirlenmişti ki dişlerini bastıra bastıra konuşuyordu. Ama bu benim umrumda değildi, hala ifadesizce ona bakıp cevap veriyordum ve bu onu delirtiyordu.

"Kavga çıkarmaya çalışmıyorum. Sen seni ilgilendirmeyen işlere burnunu sokuyorsun" "Senin durumun beni çok ilgilendiriyor, ben senin doktorunum Mayıs" "Hayır, seni sadece her ay babamdan aldığın paralar ilgilendiriyor. O paralar olmasa bana bir dakikanı bile ayırır mısın sence?" "Parayı seni bu durumdan kurtarabilmek için alıyorum. Ama sen hep bir şekilde yolunu buluyorsun . Buradan bir ayda temizlenmiş olarak çıkman gerekiyordu, ama sen tam 6 aydır buradasın".

Sessiz kaldım, ne diyeceğimi bilememiştim çünkü haklıydı. Benim 5 ay önce buradan çıkmam gerekiyordu ama ben dahada batmıştım. Artık temizlenmek mümkün değil gibiydi. Tek bir yolu vardı; ya ölümü göze alıp onu bırakacaktım, yada bıraktığımı sanacaklardı. İkinci seçenek daha mantıklıydı ama bunu nasıl yapacaktım?

" Beni buradan çıkar, herkese temizlendim derim ve böylece herşey yoluna girer" şaşırmamıştı. Bunu teklif edeceğimi tahmin edebiliyordu. " Bunu yapamayacağımızı biliyorsun" " Yapmak isterseniz elbette yaparsınız" Derin bir nefes aldı, sabrının sonuna gelmiş gibiydi. " Anlaşılmayacağını mı sanıyorsun?" "Eğer çok dikkatli olursak anlaşılmaz değil mi?" " Bunu yapmayacağım. Başıma bela almak istemiyorum ve sen Mayıs, bu illetten temizleneceksim. Ben babana söz verdim"

"Babama bende söz verdim" "O zaman sözünü tut Mayıs..."

Ben lafımı bitiri bitirmez bana söylediği şey icin diyecek birşey bulamamıştım. Sanki kelimeler bir anda uçup gitmişti. Adeta dilim lal olmuştu.

Söz demişti, sözünü tut Mayıs... Ama ben sözümü tutamazdım ki. Her zaman verdiği sözü tutan Mayıs Koral, bu sefer sözünü tutamayacaktı. Hemde en değerlisi, babası Kemal Koral'a verdiği söz...

Uzun bir sessizlik oluştu, ikimizdende çıt çıkmazken odadaki tek ses klimadan çıkan uğultuydu. Doktor artık sinirli değildi, sadece ne diyeceğini bilemiyordu. Sözünü tutmak istiyordu. Ama beni iyileştirmek için değil, işin sonunda alacağı yüklü miktardaki para için...

"Ben çıkmak istiyorum" Bir süre düşünmüştü, sonra birşey söylemeyeceğimi ve kaçacağımı anlamış olmalıydı. "Çık ..." Bir şeyler daha diyecek gibi olmuştu ama kendini tutmuştu.

Beklemeden ayağa kalktım, kapıya doğru ilerleyip kapı koluna uzandım ve kapıyı açtım. Tam odadan çıkacakken doktorun sesini duymuştum.

"Sözünü unutma Mayıs..."

Bölüm : 04.07.2025 22:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...