15. Bölüm

15. Bölüm "Yeniden Doğuş"

Sena İ.
mimoza_yaziyor

 

 

 

 

 

 

 

 

“Geçmiş peşini bırakmaz; sen onunla yüzleşene kadar sadece sessiz kalır.”

 

 

 

 

 

15.BÖLÜM; YENİDEN DOĞUŞ

 

 

 

 

🌺🌺🌺

 

 

"Oyun bitti Kemal Koral!"

Genç adam masaya eğilip tehditvari bir şekilde karşısındaki Kemal Koral'a bakıyordu. Kemal Koral onun aksine gayet sakin,rahattı. Genç adam ise delirmek üzereydi. Böyle bir oyuna bu kadar dayanabildiğine şaşıyordu.

"Ne o Çağra Yücesoy" dedi soru sorar gibi."İşini yarım mı bırakıyorsun?"

Hafif karanlık odada birbirlerine ölümcül bakışlar atıyorlardı.

"En başından olmaması gereken bir oyundu. Daha fazla katlanmayacağım!"

Adam gülümsedi. Ama bu mutluluktan çok uzak, tehlikeli bir gülümsemeydi.

"Kızıma aşık mı oldun yoksa?"

Genç adam düşündü. Gerçekten aşık olmuş muydu? Kesinlikle hayır.

Sadece acıyordu. Gencecik kızın kendisini bir intikam uğruna mahvedişine acıyordu. Yaşayacak hayalleri varken aylarca akıl hastanesine hapsedilmesine acıyordu.

Kızıyordu. Herşeye, en çok kendisine. Aylarca ona hap götürmüştü. Kızın o hale gelmesine kendisi sebep olmuştu biliyordu. Ama onuda zorunda bırakmışlardı. Vefa borcu demişti Kemal Koral ona. Ancak bunu yaparsa vefa borcunu ödeyebilecekti. Sonra para vermişti, çok para vermişti. İşinden vazgeçmesin diye.

Başta para tatlı gelmişti. Ta ki işlerin dönülmez bir noktaya geldiğini ve tehlikenin farkına vardığı o ana kadar.

Şimdi ise Kemal Koral'ın ofisindeydi. Her şeye son vermek için gelmişti.

"O benim için sadece bir vefa borcuydu Kemal Koral... Ama belkide olmuşumdur,ne dersin?"

Genç adamın dudağının kenarı kıvrıldı. Kızın gülümseyişleri aklına geliyordu ama aşk değildi bu.

Yani en azından o öyle sanıyordu.

Kemal Koral'ın kaşları çatıldı. Bu olamazdı. Artık sinirlenmeye başlıyordu.

"Dediğin gibi o sadece bir vefa borcu. Ona aşık olamazsın"

"Vefa borcumu ödedim. Artık seninle aramda bir bağ yok ama o..."

"Yeter!"

Kemal Koral elini masaya vurdu. Masanın diğer tarafında ona doğru eğilen adamı görmezden gelip odanın ortasında volta atmaya başladı. Genç adam sırıtarak onu izlemeye başlamıştı. Artık roller değişmişti.

"Kızımla daha fazla görüşmeyeceksin! İkinizi yan yana görmek istemiyorum!"

"Kızın mı? Mayıs ne zamandan beri senin kızın Kemal Koral? Herşeyi bildiğimi unutuyorsun ama artık çok geç. Bundan sonra beni çok görmeye başlayacaksın. Kendini hazırlasan iyi olur."

Genç adam arkasını dönüp gitmek için niyetlendi. Kemal Koral sinirden dört köşe olmuştu ve bu ona haz veriyordu. Şimdiye kadar herşey onun kontrolünde olmuştu, asıl oyun bundan sonra başlayacaktı.

Saflar bir birine ayrılmıştı. Bir tarafta Mayıs Koral'ı kendisine çeken karanlık Kemal Koral. Diğer tarafta ise kurtuluşu olabilecek Çağra Yücesoy...

Mayıs Koral şimdi ne yapacaktı?

 

MAYIS KORAL'DAN

Sabah odamın kapısının kuvvetle vurulduğunu duyarak uyandım. Uyanır uyanmaz üşüdüğümü hissetmiştim. Yavaş yavaş gözlerimi açtığımda gökyüzünü gördüm. Gece olanlar aklıma gelince balkonda uyuyakaldığımı anlamıştım.

Boynum tutulmuştu, kesinlikle yakında hasta olacaktım.

Kapıda kim varsa onu bekletmemek için ayaklandım ve dün açtığım parkeyi yerine kapattım. Balkon kapısını da eskisi gibi sıkıca kapattıktan sonra kapıyı açtım.

Nalan gelmişti, oldukça endişeli görünüyordu. Zaten kapıyı açar açmaz boynuma atlamıştı bile.

"Mayıs! Offff kapıyı açmayınca çok korktum!"

"Uyuyordum,duymamışım..."

Sarılmayı bırakıp gözlerini yüzümde ve bedenimde gezdirdi. İyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. Kaşları her endişelendiğinde olduğu gibi çatıktı.

"Uykunun bu kadar ağır olduğunu bilmiyordum."

"Yok, ağır değil ama onca zaman sonra kendi evim yabancı geliyor. Ondan uyuyamadım gece, dolayısıyla sabahta uyanamadım."

Şefkatle baktı bana. Neden bilmiyordum ama Nalan'ı kendime o kadar yakın hissediyordum ki...

"Anlıyorum seni güzelim... Ama geçti o günler, evine alışacaksın ve bundan sonra seni hiç kimse evinden ayıramayacak. Anlıyor musun beni"

Bir yanım inanıyordu Nalan'a, sonuçta Nalan bana yalan söylemezdi. Ama diğer yanım sanki herşeyin daha yeni başladığını söylüyordu. Önceden sığındığım bu ev, artık yabancıydı bana. Eskisi gibi olamazdı hiçbir şey. Çünkü ben kendimi biliyordum, ben bir kez soğudum mu kalbime ateş yaksalar ısınamazdım.

"Sen öyle diyorsan öyledir Nalan"

Yine o şüpheci bakışlarıyla gözlerini kıstı. Böyle çok çekici göründüğünü biliyor muydu acaba?

"Pek inanmadın gibi oldu ama olsun, hadi çabucak aşağı in kahvaltı yapacağız. Baştan söyleyeyim babanın yine heyheyleri tepesinde. Onunla yalnız kalmak istemiyorum."

Babamdan bahsederken düşmanıymış gibi mimik yapması bana komik geliyordu. Kıkırdayıp doğruca giyinme odama gittim. Üstüme çar çabuk birşeyler giyinip aynada kendime baktım. Göz altlarım yine pembeleşmişti. Normalde pek belli olmuyordu ama bugün daha bir kırmızı tonuna yakındı. Makyaj masama gidip göz bakım serumu gibi görünen visinayı aldım.

Tuvalate gidip kapıyı kilitledim. Nalan ben giyindikten sonra odama girmişti ve etrafta dolanıyordu. Tek dileğim balkonu merak etmemesiydi.

Visinayı gözüme damlattığımda gözlerim sanki ağlamışım gibi sulanmıştı ve acıyordu. Yine de hiçbir şeyi belli etmeyeceksem bunu yapmak zorundaydım.

Biraz gözlerimin acısının ve sulu halinin geçmesini bekledim. Gözlerim hala ıslak olduğu için yüzümü kasıtlı olarak bir daha yıkayıp kurulamadım. Böylece gözlerim dikkat çekmiyordu.

Tuvaletten çıktığımda Nalan'ı dün çöpe attığım fotoğrafları incelerken buldum. Geldiğimi fark eder etmez elindekileri bırakmış ve aşağı inmek için beni yönlendirmişti. İlk başta yüzüme dikkatle baktığını fark etsemde belli etmedim. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranmakta ustaydım nasılsa.

Aşağı sohbet ederek indik. Masaya varır varmaz babamı görmüştüm. Yine o her zamanki yerinde başlamak için bizi bekliyordu. Bana kısa bir bakış attıktan sonra eski ciddi haline geri döndü.

Kahvaltı boyunca kimse konuşmadı. Bizim yerimize çatal ve bıçaklar konuşuyordu sanki. Sadece onların sesi duyuluyordu. Kahvaltımı bitirdikten sonra biraz daha masada bekledim. Konuya girmek istiyordum lakin babamın vereceği tepkiden korkuyordum.

"Birazdan Yağmur'un yanına gitmeyi düşünüyorum"

Masadaki herkes bir saniyeliğine durdu, bakışları bana döndü. Nalan yağmurun kim olduğunu bilmiyordu. Hastaneye yattığım ilk günlerde beni uysturucuya arkadaşlarımın sayesinde bağımlı hale geldiğimi öğrenmişti ama bu kişinin Yağmur olduğunu söylememiştim.

Babam ağzına götürmek üzere olduğu lokmayı geri tabağına koydu.

"Eski arkadaşlarınla görüşmeni istemiyorum Mayıs."

Merak etme bende istemiyorum baba. Sadece alınacak bir intikamım var ama şuan zamanı değil...

Sonuçta intikam da soğuk yenen bir yemekti değil mi?

"Bende meraklı değilim, sadece yaptıklarının sonucunu görmesini istiyorum. Bir daha adını ağzıma anmam söz"

"Sence umurunda olur mu kızım? Onlar olgunlaşamamış birer ergen"

"Umurlarında olsun veya olmasın, son kez görüşmek istiyorum"

"Hayır görüşmeyeceksin"

Evet görüşeceğim. İsteyerek veya zorla, önemi yok.

"Evden kaçmamı istemezsin değil mi baba?"

Babam derin bir nefes aldı, sözünü ikiletmekten hoşlanmazdı. Bense sabrını sınıyordum.

"İstemediğimi söyledim Mayıs!"

Sesi biraz yüksekti.

"Sana fikrini sormadım zaten. Sadece haber veriyorum!"

"Beni delirtecek misin? Bunu mu istiyorsun?"

"Eğer delirirsen seni geldiğim yere ellerimle götürebilirim. Yabancısı değilsin nasılsa"

Beklemediği yerden vurmuştum. Babam sanki başı ağrıyormuş gibi şakaklarını ovalamaya başladı. Nalan bana bakıyordu, yardım isteyen bakışlarımla ona karşılık verdim.

"Kemal Bey, Mayıs'ın geçmişiyle yüzleşmesi onun açısından daha iyi olacaktır. İnanın bana"

Babam ellerini çekip Nalan'a baktı. Sanki onun varlığını tamamen unutmuştu ve şimdi tekrar hatırlıyordu.

"Size güvenmeli miyim Nalan Hanım?"

"Mayıs'a yardımcı olmak ve iyileşme sürecinin ilerlemesi için buraya geldim. İnanın onun kötülüğünü istemiyorum"

Babamın Nalan'ın sözünü ikiletmemesine şaşıyordum. Ama düşününce babam doktorlara ve alanında uzman kişilere saygı duyan bir adamdı. Nalan'da bir nevi doktor sayıldığına göre sanırım ona güveniyordu.

Babam Nalan ve benim üzerimde bakışlarını gezdirdi. Karar vermeye çalışıyor gibiydi.

"Size güveniyorum, ama Mayıs'a hayır. Sonuçta bir kere yapan bir daha yapar"

Sanki ben burada yokmuşum gibi konuşuyordu.

"Ben hatamın farkındayım baba, artık beni rahat bırakır mısın?"

Babam biraz bekledi, bu sürede kimse konuşmuyordu.

"Madem ikinizde birşeylerin farkındasınız... Peki o zaman, ama sadece 10 dakika veriyorum sana, daha fazla onların yanında kalmayacaksın ve şoför seni getirip götürecek. Nalan Hanım'da peşinden ayrılmasa iyi olur"

"Emin olabilirsiniz"

"Teşekkür ederim!O zaman hadi çıkalım"

Sevinçle masadan kalktım. Ama Nalan şuan çok erken olduğunu söyledi. Hakikaten de henüz sabahın erken saatleriydi. Bir kaç saat daha geç gidersek daha iyi olacaktı.

Öğle vaktine kadar bahçede dolandım. Sürenin geçmesini bekledim ama geçmiyor gibiydi, sanki zaman durmuştu. Akrebin üzerine yük binmiş gibi, milim kıpırdamıyordu.

Geçmek bilmeyen saatler sonunda odama çıktım. Daha güçlü görünmek için makyaj yaptım. Gözaltlarımı kapattım, dudaklarıma koyu kırmızı rujumu sürdüm ve keskin göz makyajımı yaptım. Elbise giymek istemiyordum. Bunun yerine keten pantolon giyip altına stilettolarımı giyebilirdim.

Süslenip takıştırdım, Nalan bana yardımcı olmuştu ve en sonunda artık güçlü bir 'kadın' gibi gözüküyordum.

Nalan çok güzel olduğumu söyleyip iltifat etmişti ama bu sadece beni utandırmıştı. En iyisi ona fazla takılmamak dedim kendi kendime.

Artık saat öğleni geçmek üzereydi. Çıkma vakti gelmişti.

Nalan'dan telefonunu rica ettim. Yağmur evde mi yoksa değil mi bilmiyordum. Herşeyden emin olmak en iyisiydi.

Ayların bana unutturamadığı o numarayı tuşlarken sanki küçük bir çocuk gibi heyecanlıydım. Ellerim titremeye başlamıştı, ayakta duramayıp yatağıma oturdum. Daha doğrusu çöktüm.

Telefon çalıyordu, bir süre çaldıktan sonra artık açmayacağına emin olmuş gibiydim. Çaldı, çaldı... Artık telefonun bile kendinden umudu kestiği o anda açıldığını belli eden o dıt sesi duyuldu.

Kalbim kaburgamı delip geçecek gibi çarpıyordu artık. Bu sadece bir telefonun açılması değil, iki dostun, belkide iki kardeşin birbiriyle aylar sonra tekrar bir araya gelmesiydi. Yani, en azından benim açımdan son kez bir araya gelecektik.

"Alo"

Arkadan gelen müziği bastırmaya çalışarak çıkan sesi duraksamama neden oldu. O an gerçekler yüzüme çarptı sanki.

Ben aylarca onun yüzünden özgürlüğün gölgesinde yaşarken, o hayatına devam etmişti.

Ben krizlere girip yatağa kelepçelenmek zorunda kalırken, o partilerde, belkide erkeklerin altındaydı.

Başımdan aşağı buzlu sular döküldü. Dışarıya çıtım çıkmadı.

"Yağmur Ünsal ile mi görüşüyorum?"

Elbette biliyordum, oydu ama teyit etmek istiyordum.

Arkadaki müziğin sesi yavaşça kısıldı. Birkaç insan sesi duyuldu ama onlarda git gide duyulmaz hale geldi ve en sonunda Yağmur'un o heyecanlı sesini duydum.

"Mayıs! Sen misin?!"

"Benim"

"Gerçekten mi? Kızım aylardır neredesin sen? Meraktan öldüm yahu! İnsan bir haber verir gitmeden önce, sessiz sedasız gitmek nedir?"

 

Hızlı hızlı konuşurken onu anlamaya çalışıyordum. Sanki haberi yokmuş gibi konuşuyordu. Babam herkese söylememiş miydi? Söylemişti tabiki, yoksa herkes sorgulardı değil mi?

"Sadece seninle son kez görüşmek istiyorum"

Soğuk sesim karşısında afalladı. Bir süre ses gelmedi, sanırım kendisine gelmeye çalışıyordu.

"Neden son kez Mayıs? Bana herşeyi anlatır mıs-"

"Evde misin?"

"Bizimkilerle beraber evdeyim ama bunu nede-"

Konuşmasına izin vermedim. Konuşursam affederdim. Affetmeye henüz niyetim yoktu.

"Geliyorum"

Telefonu yüzüne kapattım. Nalanla beraber hemen evden çıktık.

Yağmurun evi çok uzak sayılmazdı. Yaklaşık 20 dakikada evinde olurdum. İçim içimi yiyordu ama bir an önce kendime gelmem lazımdı.

Tırnaklarımı etime geçirdim. Amacım düşüncelere dalmamaktı ama pek işe yaradığı söylenemezdi.

Yolu izlemeye başladım. Nalan yanımda oturuyordu, benimle konuşmaya çalışıyordu. Ona cevap vermiyordum. Daha fazla endişeleniyordu farkındaydım ama şuan değildi. Sadece sessiz bir ortam istiyordum. Şuan eve geri dönmeyi bile düşünebilirdim.

Ama artık çok geçti, eskiden hergün gördüğüm o evler görüş açıma girmişti. Evine yaklaşmıştık.

Evleri izleyip nelerin değiştiğini bulmaya çalıştım ama neredeyse çoğu şey değişmişti. Bazı evler yıkılmıştı, aradaki o park artık yoktu ve evler boyanmıştı. Mahalle bir hayat kazanmıştı sanki, boydan boya yenilenmişti.

Yağmur'un evinin önüne geldiğimizde kalbimin hızlı hızlı atmasına artık engel olamıyordum. Bir adımım ileri giderken diğeri geri gitmem için ısrar ediyordu.

Saray yavrularını andıran yalının kapısına gittim. Nalan arabada kalmıştı çünkü tek başıma yüzleşmek istiyordum. Kendimden emin hareketlerle kapıyı çaldım, zaten birkaç saniye içinde kapıyı açmıştı.

Ve işte karşımdaydı...

 

 

 

~DEVAM EDECEK~

 

 

Selam! Nasılsınız? Bir ayın sonunda bölüm atabildim çok şükür... Bana kızmamışsınızdır umarım ✨ bölüm biraz kısa oldu ama idare edin, olaylar asıl buradan sonra başlayacağı için önce hikayeyi toplamaya çalışıyorum çünkü çoook büyük ters köşeler olacak. Hem bu bölümde gizemli adamın adınıda öğrendik, kim bilir belki bir sonraki bölümde karşımıza çıkar yaniğğ😁

Neyse çok konuştum. Yeni kurgumu gördünüz mü? Şimdiden 4 bölüm yayınladım ve çok güzel ilerliyor, bir göz atmaya ne dersiniz?💕

 

 

 

 

Bölüm : 17.01.2026 01:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...