10. Bölüm

10. Bölüm"Test"

Sena İ.
mimoza_yaziyor

 

"Bazı iyilikler,en tehlikeli zehir şişesinde saklanır."

 

 

🌺🌺🌺

İki gün sonra...

Kapımın tıklatılmasıyla uyandım. Yarım açtığım gözlerimle kapıya bakarken Nalan içeriye girdi. İki gündür sürekli odama gelip gidiyor, yemeğimle ilgileniyor ve beni dışarıya çıkarıyordu. Düzenli uyumaya başlamıştım, dolayısıyla gözaltlarımdaki morluklar geçmişti ve daha sağlıklı görünüyordum. Çünkü insanların oyunumuza inanması gerekiyordu...

Nalan yatağımın yanına gelirken ben gözlerim yarı kapalı vaziyette üstümdeki pikeyi bir kenara savurdum ve doğrulmaya çalıştım. Yanıma geldikten sonra yatağın kenarına oturup bana döndü.

"Günaydınn"

Kaşlarımı çattım. Bugün fazla neşeliydi. Hatta çok fazla neşeliydi, onu ilk defa böyle görüyordum. Kuş gibi cıvıldıyordu resmen.

"Günaydın. Bu neşeni neye borçluyuz?"

"Onuda kahvaltıda konuşuruz canım hadi kalk artık"

Gülümsedikten sonra ayağa kalkıp kıyafetlerimi koyduğum komodinin yanına gitti. Çekmeceyi açıp içinden rastgele bir pantolon ve kazak aldıktan sonra üstüme doğru attı.

"Ne kahvaltısı?"

"Tüm gün aç kalmayı düşünmüyorsun sanırım. Hem sana anlatmam gereken çok önemli şeyler var hadi ama!"

Uzunca oflayarak ayaklarımı yataktan aşağı sarkıttım. Ayağa kalkacağımı görünce kapıya yöneldi.

"O zaman sen onları giy ben dışarda bekliyorum."

Kıyafetleri elime alırken dışarıya çıkıp kapıyı kapatmıştı. Odada tek kaldıktan sonra inat olsun diye üstümü yavaşça değiştirip yeni tamir edilen muslukta elimi yüzümü yıkadım. Biraz olsun düzgün görünebilmek için ellerimi ıslatıp saçımı taradım ama bir işe yaramamış gibiydi. Umursamayıp Nalan'ın yanına gittim.

Nalan geldiğimi görünce üstüme doğru bir bakış atıp memnuniyetle gülümsedi. Ardından onun odasına doğru yürümeye başladık.

Odaya girdiğimde masanın üzerindeki kahvaltı düzenini gördüm. Evden getirildiği ve oldukça özenli hazırlandığı her halinden belliydi. Nalan sandalyeye oturduktan sonra banada karşısındaki sandalyeyi işaret etti. Hızlı hareketlerle otururken o çayları doldurmaya başlamıştı bile.

Masada çok fazla çeşit vardı. Evimdeki kadar olmasada hastane kahvaltısından kat be kat daha iyi olduğu kesindi. En azından bayat ve soğuk yiyecekler yoktu...

Son altı aydır ilk kez değer gördüğümü hissediyordum. Birileri benim için uğraşıyordu, emek veriyordu ve bu kişi benim psikoloğumdu.

Çayımı önüme koyduktan sonra paketten poğaçaları çıkarıp birini benim diğerini kendi tabağına koyduktan sonra paketi ortaya koydu.

"Neden bu kadar uğraştın?"

Bana kısa bir bakış attı. Gülümsüyordu.

"Çünkü bugün çok önemli bir gün Mayıs Koral ve senin kesinlikle tok olman gerekiyor."

"Normal bir gün işte"

Ağzımın içinde gevelediğim şeyle bana ters bir bakış daha attı.

"Öyle deme"

"Önemli olan şey ne peki?"

Kahvaltısına başlamıştı. Bir yandan yiyor bir yandan bana cevap veriyordu.

"Hazır mısın?"

"Hazır olmasaydım buraya gelmezdim hadi ama"

"Çok oyunbozansın ama bugün birşey demiyorum. Yönetim kuruluyla konuştum ben"

"Sahiden mi?"

"Evett, iyileşmek üzere olduğunu ve tamamen iyileşmek için kendi evinde olmanın daha iyi olacağını söyledim."

"Ne dediler?"

"Birkaç gün içinde testlere gireceksin, eğer temiz çıkarsa yakında özgürsün. Yanında bende olacağım tabi!"

O buradan çıkacağıma inanıyordu ama benim kendime bile inancım kalmamıştı. Testler temiz çıkmayacaktı, boşuna uğraşıyorduk.

"Testlerin temiz çıkmayacağını biliyorsun"

"Sen orasını bana bırak"

Ona baktığımda göz kırptı. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. Neler planlıyordu?

"Ne yapmayı planlıyorsun?"

"Orasını bana bırak ve sorgulama Mayıs. Sen sadece akışına bırak ve izle."

"Ama-"

"Aması yok. Şimdi düzgünce yemeğini ye "

Ağzıma son bir parça peynir daha attığımda tabağımın yarısı hala doluydu. Son kalan birkaç yudum çayımı bitirdikten sonra arkama yaslandım. Nalan sakince kahvaltısına devam ediyordu.

Birkaç dakika kahvaltısını bitirmesini bekledim. Oda kahvaltısını bitirdikten sonra masayı toplamaya başladık.

"Sen şimdi biraz dışarıya çık istersen, sonra yanıma gelirsin testleri yaparız"

"Peki, görüşürüz"

Masayı tamamen topladıktan sonra odadan çıktım. Zemin kata indiğimde ortalıkta kimsecikler yoktu. Ön kapıdan çıkıp bahçeyi izlediğimde birçok hastayı dışarıda gördüm. Kimisi ilaçların etkisiyle sadece oturup etrafa bakınıyordu, kimisi hoplayıp zıplıyordu ama oturanların arasında bir kişi dikkatimi çekmişti.

Geçenlerde sevgilisini anlatan genç kadın aynı yerde yine tek başına oturuyordu. Hastalarla görüşmem hala yasaktı ama şu günlerde yasakları pek takmıyordum. Zaten gideceğim için imza vermiyor ve yapmam gereken şeyleri yapmak zorunda kalmıyordum.

Üç basamaklı merdiveni inip taş yoldan doğruca onun oturduğu banka gittim. Yanına yaklaşdığım da gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Ama hala boşluk vardı gözlerinde, hala özlem vardı. Belki de sevgilisi yüzünden böyle olmuştu,hayat onun yüzüne gülmemişti... Ama belki buradan çıkardı.Sonra başkası girerdi hayatına. Sonra mutlu olurdu ve bu günleri hatırlamazdı bile. Aylar sürebilirdi, yıllar sürebilirdi, belki de hayatının sonuna kadar Anıl'ın gelmesini beklerdi ama alışırdı. Alışırdı diyordum çünkü insan bir kere aşık oldu mu ömrü billah unutamazdı, sadece alışırdı...

Bankın köşesine oturmuştu. Yanına oturduğumda hala karşıdaki boşluğa bakıyordu ama geldiğimin farkındaydı..

"Merhaba, yine ben geldim"

"Hatırladım seni! Sen o günkü kızsın değilmi?"

"Evet benim."

Benden tarafa kısa bir bakış attı. Vücudunu incelediğimde geçen günden daha zayıf olduğunu görmüştüm. Bariz şekilde belliydi. Ten rengi uçup gitmişti ve bir cesedinkini aratmıyordu.

"Niye geldin?"

"Seni tek görünce geleyim dedim, kötü mü yaptım?"

Bana şaşkınca baktı.

"Ben tek değilim ki! Anıl'ı görmüyor musun yoksa?"

"Anıl mı?"

Bu sefer şaşkın olan taraf bendim. Sevgilisinin öldüğünü ve Pınar'ın bunu kaldıramadığını öğrenmiştim Nalan'dan. Sonra her yerde sevgilisini görmeye başlamış, şizofreni teşhisi konmuştu.

"Evet Anıl burda bak!"

Yine geçen sefer işaret ettiği tarafı işaret ettiğinde o tarafa baktım. Kimse yoktu.

"Çok mu seviyorsun sevgilini?"

Benden tarafa baktı, yüzünde bir gülümseme peydah olmuştu.

"Hemde çoook seviyorum, hem o olmazsa ben yaşayamam ki. Değilmi Anıl'ım"

"Anıl'a birşey olsa yaşayamazsın yani? Emin misin Pınar?"

Anıl'ın öldüğünü kabullenemiyordu. Onun dünyasında hala yaşıyordu ve mutlulardı. Pınar'ın baktığı her yerde Anıl vardı...

"Ona birşey olursa bende ölürüm"

Ona birşey olmuştu, ve Pınar ölüden farksız değildi.

Birkaç dakika öylece durdum. Birşey diyemedim, ne diyeceğimide bilmiyordum zaten.

"Çok güzel değilmi birisini böylesine sevmek?"

Bana doğru gülümsedi ama bu normal bir gülüş değildi. Sanki sevgilisine gülümsüyor gibiydi. Gülüşü gözlerine ulaşmış, etrafa aydınlık saçmıştı.

"Hemde çok güzel. Biliyor musun? Anıl'ı tanımadan önce ben asla aşık olmam diyordum ama onu gördükten sonra tüm fikrim değişti, şimdi o olmadan yaşayamam diyorum"

Tam olarak yaşamıyorsun zaten.

Ona öylece baktım. Sonra Anıl'ı gördüğü tarafa doğru baktım ve anlam veremedim. Ben sessiz kalınca Pınar tekrar konuşmaya başladı.

"Peki senin varmı sevdiğin biri?"

Bilmiyordum. Belki buraya gelmeden önce vardı, ama şuan bilemiyordum. Düşüncelere dalmışken gözüm incir ağacının olduğu köşeye gitti. Hastane kapattığı için göremiyordum ama arkasında güvenli bir yerin olduğunu hissetmek...beni bekleyen birinin olduğunu bilmek-para karşılığı dahi olsa- güven veriyordu. Sanki bir yaramazlık yaptıktan sonra en çok güvendiği kişinin yanına giden çocuklar gibiydim. Ama bu sefer o kişiyle beraber suç işliyorduk.

Onu düşününce heyecan basmış gibiydi. Yada sadece güven veriyordu, bilmiyorum ama onu düşününce birşeyler olduğu kesindi.

"Bilmem...yok sanırım"

"Yanakların öyle demiyor ama"

"Nasıl!?"

Panik olarak ellerimi yanaklarıma götürdüm. Ona baktığımda kıkırdadı, sağ elini yanağıma doğru uzattı.

"Biri var değil mi? Sadece sen bilmiyorsun, ama kalbin onu hatırlıyor"

"Yok öyle birisi"

"Sen ne kadar yok desende var Mayıs. Eğer birgün o kişiyi bulursan benimle tanıştır olur mu? Sana hayat veren kişiyi merak ettim"

O kişi bulabilecek kadar yakınımda mıydı? Sanmıyordum.

"Eğer bulursam neden olmasın"

Birşey söylemek için ağzını açtı ama gördüğü şeyle duraksadı. Yüz ifadesi donuklaşmıştı.

"Saat kaç?"

"Bilmem, ama henüz öğlen"

"Gitsen iyi olur. Hemşirem geliyor ve bizi bir arada görmesin."

Hemşireyi görebilmek için etrafa bakındım.Gözlerimi hastanenin ön kapısına çevirdiğimde birisiyle konuşan hemşireyi gördüm. Bu Pınar'ın hemşiresiydi ve geçen sefer bana kızmıştı. Pınarı zor duruma sokmamak için uzaklaşmam gerekiyordu.

"O zaman ben gideyim, seni zor durumda bırakmak istemem."

"Görüşürüz Mayıs"

Ayağa kalktım ve arka tarafa doğru yürümeye başladım. Ama birkaç adım uzaklaşmadan Pınar'a döndüm.

"Biliyor musun, yakında buradan gidiyorum"

Göz göze geldiğimizde burukça gülümsedi.

"Senin adına sevindim. Ama beni unutma olur mu? Ara ara ziyaretime gel"

"Tabiki gelirim. O zamana kadar elveda Pınar"

"Elveda"

Tekrar önüme dönüp yürümeye başladım, ayaklarım istemsizce her zamanki yerime gidiyordu. Buna bir son vermeliydim çünkü yakında ne o nede incir ağacı kalacaktı. Yeterince alışmıştım ama ayrı kalmaya da alışmam lazımdı. Sonuçta özgür bir hayat beni bekliyordu.

Başka tarafa döndüm. Bu sefer gideceğim yer tüm hastaneyi gören bir yerdi. Duvarın köşesine gidip çimlere oturdum. Arkama yaslandığımda bahçeyi net bir şekilde görüyordum ama süs ağaçları yüzünden hastaneyi tam olarak göremiyordum.

Bol yeşillikli bu bahçede gözlerim tek bir bir kişiyi arıyordu. Gelmeyecekti biliyordum. Saat 5'e daha vardı ama gönül gelsin istiyordu.

Gözlerimi kapatıp hayal dünyama daldım, dışarıda bir hayat düşündüm ama kendimi canlandıramıyordum. Sanki tüm hayatım boyunca burada tıkılıp kalacak gibiydim.

Aradan birkaç saat geçmişti ama ben hala etrafı izliyordum. Hafiften yoksunluğun geldiğini hissetmeye başlamıştım sanki, yavaş yavaş bir ağrı ve titreme vücudumu ele geçirecekti. Hala vaktim vardı, Nalan'ın yanına gidip testleri verdikten sonra incir ağacına gidebilirdim. Ama hızlı olmam gerekiyordu.

Aniden ayağa kalktığım için gelen baş dönmesinin geçmesini bekledim. Geçtikten sonra neredeyse koşar adımlarla hastaneye girdim. Nalan'ın odasına girdiğimde içeride birkaç hasta vardı ama tam çıktıkları vakte denk gelmiştim. Onlar çıkar çıkmaz odaya daldım.

"Hoşgeldin Mayıs, nasılsın?"

"İyiyim ama şu testleri hemen yapmamız gerekiyor"

Koltuğunda oturuyordu ve kaşlarını çatmıştı.

"Nedenini öğrenebilir miyim acaba?"

Sanki bilmiyordu da soruyordu.

"Nedenini ne yapacaksın? Bir an önce yapalım ne yapacaksak ve bitsin artık."

"Peki..." Koltuğundan yavaşça kalktı ve yanıma doğru geldi. " O zaman beni takip ette doktorun yanına gidelim"

"Tamam"

Nalan kapıya gidip açarken bende peşinden gittim. Doktorumun odasının yanına geldiğimizde Nalan nazikçe kapıyı tıklattı ve açtı. Sırayla içeriye girdik.

Doktor Selman biz içeriye girer girmez ayağa kalkmış ve bizi ayakta karşılamıştı.

"Nalan Hanım..." Bana doğru dönüp elini uzattı. "Ve Mayıs Koral, hoşgeldiniz" Eline dik dik bakıp karşılık vermedim. Zaten eli havada kalınca bozuntuya vermemiş ve geri çekmişti.

"Hoşbulduk Selman Bey, herşey hazır mı?"

Herşey hazır mı derken neyden bahsediyordu? Anlamayarak Nalan'a baktım ama o bana bakmıyordu. Selman beye bakıyordu ve benden tarafa bakmayacak gibiydi sanki. Ortada birşeyler döndüğü kesindi ama anlamamıştım. Gözlerim ikisinin arasında gidip gelirken Selman Bey gülerek karşılık verdi.

"Oooo hazır olmazmı efendim. Özel olarak ben yapacağım testi, pürüz çıkmaz merak etmeyin."

Selman Bey bu güne kadar tüm testlerimi yapmıştı ama onu hiç gülerken görmemiştim. Hep ciddi yada sinirli olurdu. Ama gülmek ona daha çok yakışmıştı sanki. Keldi ve büyük bir göbeği vardı, ayrıca boyu benden kısaydı. Tam bir dede gibi duruyordu. Samimi ve içten olan halini ilk kez görmüştüm.

Doktor eliyle odanın arka tarafını işaret etti ve o tarafa doğru gittik. Muayene yatağının üzerine oturup kazağımı çekiştirdim ve yukarı çekebildiğim kadar çektim.

Nalan bir adım önümdeydi. Selman doktor iğneleri hazırlayıp geldiğinde tedirgin olmuştum, yinede kolumu ona doğru uzattım.

Ama ikiside bana bakmıyorlardı. Nalan gülümsedikten sonra elini çantasına uzattı,yavaşca fermuarı açtı. Fermuarın sesi tüm odada yankılanmış gibiydi. Elini içine sokup bir tüp kan çıkardı. Bu kesinlikle benim kanım değildi.

Selman doktor Nalan'ın ona uzattığı kan tüpüne iğneyi daldırdığında şaşkınlıkla onlara bakıyordum. Neler oluyordu burada?

🌺🌺🌺

 

Bölüm nasıldı? Yorumlarınızı bekliyorum✨

 

Bölüm : 11.10.2025 22:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...