14. Bölüm

10. Bölüm

Semoşş😻
semalandimm

Yazardan

 

Saat gece 3:10'u gösteriyordu . Sokaklar sakin ve ıssızdı. Akşamdan yağan şiddetli yağmurun etkisiyle minik göller oluşmuştu. Sokakta sadece evlerin saçaklarından gelen su damlalarının yankısı vardı.

 

 

Adam arabasından sessizce indi. Dikkat çekmemek için arabasını iki sokak öteye park etmişti.

 

Temkinli ve hızlı adımlarla hastaneye doğru ilerliyordu. Vardığı her sokak başı, evlerin yanı ve köşe başlarında etrafına dikkatlice bakıp tekrar yürüyordu. Geçen stresli bir kaç dakikanın ardından hastanenin arka bahçesine vardı.

 

Bu saatte buralarda kimse olmazdı. Yine de tedbiri elden bırakmamak için etrafına tekrar bakındı.

Etrafın temiz olduğunu görünce konteynera koşar adım yaklaştı .

 

Konteyner normal depremlerde kullanılanlardandı.

Hastanenin yapımından bu yana burda bulunuyordu ve çok eskiydi. Dışarıdan bakan biri konteynerin terk edildiğini düşünür, farklı bir amaç için kullanıldığını anlamaz, yaklaşmaya bile korkarlardı. Pasın etkisiyle ürkütücü bir görünümü vardı.

 

Bu konteynerin diğer konteyner den farkı altında gizli minik tekerlerin olmasıydı. Adam konteynerin yan tarafına geçip gizli bölmenin kapağını açtı. Oradaki yeşil tuşa bastı.

 

Tuşa bastığında bir bölüm açıldı. Elini sokup el büyüklüğünde bir kolu ittirdi. Böylece konteyner yana doğru kaydı. Adam konteynerin açtığı boşluğa eğildi.

Eli ile yerde bulunan kapı kulpunun üzerindeki tozları temizleyip çekerek açtı.

 

İçerisi karanlıktı. Aşağı doğru inen merdivenleri yavaş ve dikkatli bir şekilde inmeye başladı.Ortamda sadece tahta merdivenlerin gıcırtısı duyuluyordu. İçerde herhangi bir ışık ,ampul yada meşale bulunmuyordu. Olası bir fark edilme yada baskın durumunda dikkatli bakılmadığında ve her deliğe girilmediğinde asla bulunamayacaktı.

 

Bu yerin belirli koordinatları vardı. Buraya sürekli gelen biri gelebilirdi anca. Merdivenler bitince düz bir şekilde yüz adım ilerledi. Karanlık olduğu için konsantre olma amaçlı gözlerini kapatmış yürüyordu.

İçinden;

 

" 95,96,97,98,99,100."diye saydı. Tekrar sola döndü ve iki yüz adım daha saymaya başladı. Adım sayısı tamamlanınca karşısına iki yol çıktı ve sağdaki yola girdi . Bu sefer elli adım ilerledi. Son kez sağa dönüp yüz beş adım daha attı.

 

Adım sayısı bittiğinde gözlerini açtı. Karşısında devasa bir demir kapı vardı. Bu kapı belirli bir düzeneğe sahipti. Akıllı bir sistem tarafından korunuyordu ve sadece belirli kişileri alıyordu.

 

Kapının sağ tarafında durup orda bulunan parmak izi okuyucu ekranına sağ elini yerleştirdi. Doğrulama olunca ekranın üstünde bir pencere açıldı ve içinden küçük bir göz tarama cihazı çıktı. Göz tarama işlemi tamamlandığında;

 

"Şifre doğrulandı. İyi günler efendim." Diyen robotik ses ile kapı yavaşça açılmaya başladı.

 

Kapının ardından gelen yoğun ışık gözlerini kamaştırdı. Bir kaç saniye gözlerinin alışmasını bekledikten sonra içeri doğru adımladı.

 

Burası bir laboratuvar idi. Daha doğrusu yer altında bir laboratuvar. Bütün araştırmalar burda yapılıyordu. Buranın varlığını bilen çok az insan vardı. O da bunlardan biriydi. Kendisi hem hastanenin sahibi hemde araştırmaya yatırım yapanlardandı.

 

Başta sadece beyaz uzun bir koridor gibi görünse de içeri girdikçe alan büyüyordu. Burada çeşitli odalar ve çeşitli teknolojik aletler vardı. Bu işe çok para yatırılmıştı. Varlığı gizli tutulsada uluslararası bir araştırma merkeziydi.

 

İlerlemeye devam ettikçe, monitör cihazlarının sesi , solunum cihazlarının sesi , bir kaç bilim adamının insanlara yaptığı müdahalelerin sesi daha da net duyulmaya başladı.

Koridorun sonunda sağa dönüp büyük alana vardı. Etrafını taradı önce. Aradığı kişiyi bulmasıyla dudağının kenarı hafifçe yukarı kalktı.Ve karşısındaki adama seslendi,

 

" Hey Lucas! Naber dostum?" Dedi. Lucas Amerika'nın en iyi bilim adamlarından idi. Buraya bu proje için gelmişti. Tabii ikisi proje öncesinde detayları konuşmak için bir kaç defa bir araya geldiklerinden dostluklarını ilerletmişlerdi.

 

" İyidir dostum, senden naber?" Ve ellerini havada birbirlerine tokuşturdular.

 

İngiliz olmasından dolayı aksanlı bir konuşması vardı. Burda olan bütün doktor ve bilim insanları Türkçe biliyordu fakat aksanlı bir şekilde konuşuyorlardı. Araştırma merkezinin Türkiye' de kurulması da bunda etkili idi tabii.

 

Yanlarına sonradan gelen Sophia ile araştırmanın detaylarını ve geldikleri durumu konuşup tekrar sesiz bir şekilde geldiği gibi gitti.

 

 

 

******

 

 

 

Miray 

 

 

"A-ama nasıl olur?"

 

Kafam çok karışmıştı. Nasıl bir insana ait değildi. Burası hastane, insan kanı olmalıydı. Hadi onu geçtim hayvan bile değilmiş. Neler oluyor Allah'ım?

 

Ne yapacağımı bilemez haldeydim. Ama öncelikle her şeyi düşünüp ona göre hareket etmeliydim. Daha çok beynimdeki sorular ile baş başa kalamazdım. Hemen yerde olan bakışlarımı Kaan 'a çevirip,

 

 

"Emin misin bundan Kaan . Bak bu çok ciddi bir şey."

İçimden ne olur emin olmadığını, bir yanlışlık olduğunu söylemesi için dua ediyordum. Bu sorum karşısında Kaan elindeki kağıtlara tekrar baktı.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama bu benim daha çok endişelendiriyor ve soğuk soğuk terlememi sağlıyordu. Bu konu hakkında pek bir fikrim yada ne olacağına dair bir öngörüm yoktu. Fakat içimi tamamen bir huzursuzluk kapladı. Buna bir türlü anlam veremedim.

 

Aradan geçen bir kaç dakika ama bana saatler gibi gelen sürenin ardından Kaan konuşmaya başladı:

 

" Hayır hocam hiç bir yanlışlık yok. İnanın bende çok şaşkınım. Böyle bir kana ilk defa rastladım. Hatta bir kaç araştırma yaptım. Bunun sonucunda sadece şunu söyleyebilirim , kanın içeriği yırtıcı hayvan kanları ile biraz benzerlik taşıyor çok olamasa bile. O yüzden bu her ne kanı ise tehlikeli olabilir." Dedi ve benden bir cevap yada tepki bekledi.

 

Fakat ona verebileceğim hiç bir cevabım yoktu. Burada buldum diyemezdim. Kan hakkında bazı fikirleri vardı. Eğer başka biri bunu duyarsa gereksiz telaşa ve izdihama sebep olabilirdi. Özellikle bu kadar hasta varken. Hem daha kanın neye ait olduğunu yada bu kan sahibinin özelliklerini gerçek manada bilmiyorduk. Olasılıklar ile hareket edemezdim. Ama öbür taraftan ya gerçekse ve insanların hayatı tehlikede ise .

 

Ne yapacağımı bilemez halde yanımdaki sandalyeye yavaşça oturdum. Kimseyi tehlikeye atmayacak bir karar vermeliydim. Ama ne yapacağımı bilmiyordum.

'Allah'ım sen yardım et !' diye bir dua mırıldandım.

 

En iyisi bunun hakkında araştırma yapmak ve ona göre adım atmaktı. Başımı kaldırıp tekrar Kaan 'a baktım endişeli bir şekilde bana bakıyordu:

"İyi misiniz, hocam?"

" İyiyim , yok bir şeyim merak etme." dedim hafif gülümseyerek. Sonra derin nefes alıp konuşmaya başladım,

 

" Bak Kaan, ben de bu kanın kime ait olduğunu bilmiyorum. Ama nereden bulduğumu sorma. İnan verecek düzgün bir cevabım yok. Ben biraz araştıracağım bu konuyu. Bir şey bulursam ilk sana söyleyeceğime emin olabilirsin. Çünkü bu konuda baya yardımına ihtiyacım olacak. Ve senden ricam bu aramızda kalsın olur mu?" Dedim ve beni onaylaması için gözlerine bakmaya devam ettim.

 

Tereddüt ediyordu. Kim olsa ederdi. Ama gözünden kabul etmeyeceğini belli ediyordu.

 

"Yapa..."

 

Fırsat vermeden hemen konuşmasını kestim. Ellerimi omuzlarına koyup,

 

" Lütfen Kaan." Dedim bir süre gözlerime baktıktan sonra derin bir nefes alıp,

 

" Tamam hocam. Ama lütfen her detayı benimle paylaşın. Ve eğer gerçekten tehlikeli bir şey varsa hemen ilgili birimlere haber vereceğim kabul mü?"dedi. Rahat bir nefes alıp,

 

 

" İnan öyle bir şey varsa sana bırakmadan ilk ben hallederim." Bunun üzerine biraz daha rahatlayacak ki bana hafif tebessüm edip baş selamı vererek yanımdan ayrıldı .

 

Ne yapmalıyım, nereye gitmeli yada nereden başlamalıydım en ufak bir fikrim yoktu. Sakin kafa ile düşünmem lazımdı. En iyi eve gidip bu konuyu Zühre ile konuşup ona göre hareket etmeliydim.

 

Odama gidip eşyalarımı aldım. Ve eve gitmek için yola koyuldum.

 

Kafamdaki düşünceler ile yolda yürürken gelen korna sesi ile bir anda irkildim. Ve ağzımdan istemsizce minik bir çığlık kaçmıştı. Hemen elim ile ağzımı kapatıp sesin geldiği yöne döndüm.

 

İnanamıyorum şuan yolun ortasında duruyorum. Ve karşımda arabasından inmiş bana öfke ile bakan bir adet adam vardı:

 

" Hanımefendi önünüze neden bakmıyorsunuz , ya bir şey olsaydı." Gerçekten utançtan kızarmıştım. Ellerimi önümde birleştirdim. Dudağımı küskünce büzerek adam masum bakışlarımı attım:

 

" Gerçekten özür dilerim , dalgınlığıma geldi kusura bakmayın." diyip hemen yoldan çıkmak için sağa doğru koşar adım yürüdüm. Adam bana bakıp ,

 

" Önemli değil ama dikkat edin lütfen. Her zaman böyle şanslı olmayabilirsiniz." Dedi. Ben sakince başımı yukarı aşağı doğru sallayıp içime kaçmış bir ses ile ,

 

" Haklısınız, tekrardan özür dilerim." Dedim. Sadece başını sallamak ile yetindi. Fakat bana bakmaya devam ediyordu. Adam bir süre daha bana baktı ve bu bakışları beni çok rahatsız ediyordu. 'Ne bakıyorsun?' dememek için kendimi zor tuttum. Allah'tan arkadaki sürücüler sabırlı değildi. Korna seslerinin artması ile daha fazla durmayıp hemen arabaya bindi ve gitti.

Sürücünün gitmesi ardından derin bir nefes aldım. Daha dikkatli bir şekilde evin kalan yolunu yürüdüm.

 

Anahtarını çıkarıp anahtar deliğine soktum. Kapıyı sessizce açıp eve girdim. Zühre ile nöbet günlerimiz bu sefer denk gelmemişti. Saat daha 6:00 idi. Büyük ihtimalle uyuyordu. Onu uyandırmamak için sessizce odama gittim. Kısa bir duşun ardından tekrar odama geldim. Yatağın üzerine hazır bıraktığım kıyafetleri alıp giymeye başladım. Yüzüme ve elime de krem sürüp tekrar saate baktım. Aradan sadece yarım saat geçmişti ve Zühre 'nin uyanmasına daha çok vardı. Ben de Zühre'yi beklerken biraz uyuyabilirim diye yatağa uzandım ve gözlerimi kapattım.

 

 

.....

 

 

Gözüme vuran güneş ışığı ile gözlerimi açtım. Hâlâ uykum vardı. Fakat Zühre ile konuşmam gereken bir konu vardı. Yatağın yanında duran komidinin üzerindeki telefonumu aldım. Saate baktığımda saatin 12:00 olduğunu gördüm. Yavaşça yatakta oturur pozisyona geldim. Birkaç dakika boyunca hayatı sorgulamaya başladım. Kendime geldiğimden emin olunca ayağa kalkıp banyoya gittim. Rutin işlerimi halledip tekrar odama geldim. Dolaptan kendime kapüşonlu sweat ve tayt çıkartıp giyinmeye başladım.Odandan çıktıktan sonra mutfaktan gelen seslerle oraya doğru ilerledim.

Sırtı bana dönük tezgahta bir şeylerle uğraşıyordu. Hemen arkadan yaklaşıp Zühre'ye sarıldım. Zühre elindeki bıçakla bana dönüp,

 

"Miray ne yapıyorsun? Ödümü kopardın insan hiç arkadan öyle yaklaşır mı?" derken elindeki bıçağı hala bana doğru tutup sallıyordu. Ben de hemen ellerimi havaya kaldırıp,

 

"Zühreciğim şimdi yavaşça o bıçağı yere bırakıyorsun. Kan akmasını istemeyiz değil mi?" Demem ile bıçağı bırakıp gülmeye başladı.

 

"Yaa Miray, hiç farkında değildim." dedi ve yaptığı işe geri döndü. Ben de doğradığı salatalıklardan bir tanesini alıp ağzıma attım.

 

"Eline sağlık her şey çok güzel görünüyor. Yardım edecek bir şey kaldı mı?"

 

"Yok canım kalmadı bir şey. Ben de elimdekileri bitirip seni uyandırmaya gelecektim. Bu gece benim nöbetim var. O yüzden gitmeden seninle kahvaltı yapmak istedim. Ben gidince tekrar uyursun."

 

"Tamam canım hem benim de sana söylemem gereken çok önemli bir konu var."demem ile elindeki tabağı masaya bırakıp bana döndü.

 

"Hadi söyle bakalım bugün hastanede hangi yakışıklıyı gördün."dedi ve kaşlarını yukarı aşağı doğru sallayıp sırıtmaya başladı. Gözlerimi devirmemek için zor tuttum kendimi.

 

"Ama Zühre, gören de sanki sana her gün birinden bahsediyorum zannedecek. Sana sadece Meriç Alaz'dan bahsettim."dedim küskün bir sesle.

 

"Tamam tamam üzgünüm, sadece şaka yapmak istemiştim. Normalde sen şakalarıma alınmazsın ne oldu , bir sıkıntı mı var?"dedi ve ellerimden tutup yanıma oturdu.

 

"İnan bilmiyorum Zühre. Bugün çok tuhaf bir şey öğrendim. Ve bunu bildirip bildirmemek arasında kaldım."deyip ofladım. Zühre ellerimi sıkıp,

 

"Sakin ol canım. Bana olayı en başından anlatır mısın?"derin bir nefes alıp olayı anlatmaya başladım.

 

"Zühre, ben bugün hastanede işim bitince hastaları son bir defa kontrol etmek istedim. Kontrol bittikten sonra tam kapıyı kapatacaktımki kapının arasına bir şey sıkıştığını fark ettim. Eğilip aldığımda bunun bir kan tüpü olduğunu gördüm. Çok şaşırdım Zühre sen de biliyorsun hastanede kan tüpünün yere düşmesi çok olası bir şey değil. Hemen kan tüpünü alıp laboratuvara götürdüm. Fakat üstünü incelediğimde herhangi bir isim yoktu. Sadece üzerinde büyük harflerle 'D256' yazıyordu." Zühre beni sakince dinlemeye devam ediyordu, tekrar nefes alıp anlatmaya devam ettim.

 

"Laboratuvara götürüp laborant Kaan 'a verdim. Birkaç hastadan kan tahlili istemiştim hem onları hem de bu kan sonucunu beklemeye başladım. Ondan sonra laborant Kaan yanıma geldi ve bu kanın bir insana ait olmadığını söyledi." aklımdakileri toparlamak için biraz ara verdim. Bu esnada Zühre konuşmaya başladı.

 

"Hastanede insan dışı bir kan olması.... Bilemiyorum Miray normalde olamayacak bir şey ama herhangi bir hayvana ait değil mi ya da ....Of bilmiyorum ya"

 

Başımı hayır dercesine salladım.

 

"Sorun da orada zaten Zühre. Bu kan ne bir insana ne de bir hayvana aitmiş. Kaan 'a emin olup olmadığını sordum. Ama testlerden eminmiş. Hatta birkaç araştırma yapmış kanın yırtıcı hayvan kanlarına az da olsa bir benzerliği varmış. Hatta bu kanın kime ait olduğunu sordu , bilmediğimi söyleyince bildirmemiz gerektiğini bunun çok tehlikeli birine ya da bir şeye ait olabileceğini söyledi."

 

" Peki sen ne yaptın Miray?"

 

"İnan bilmiyorum artık ne yapacağımı. Kaan ile konuştum şuanlık kimseye birşey söylemesin diye. Çünkü ya öyle birşey yoksa insanları boşuna telaşlandırırız. Ama bir yanım da ya varsa ve insanlar tehlike de ise diye aklımı kurcalıyor. Ne yapmalıyım Zühre bana bir akıl ver lütfen."

 

" Önce sakin ol canım, eğer bu bir hayvan ise anlattığına göre yırtıcıdır. İnsanlar onu görünce önlem alırlar merak etme. Ama insan ise buna diyecek bir şeyim yok ne yazık ki. Ama bizim önce o kanın nerden geldiğini daha sonra kime ya da neye ait olduğunu bulmamız lazım. Ve bu konuda sana yardımcı olacağım." Dedi. Hemen sıkıca ona sarıldım.

 

" İyi ki varsın Zührem."

 

"Sen de iyi ki varsın canım. " Beni bırakıp ayağa kalktı ve elini uzattı.

" Hadi Miray bu kadar duygusallık yeter. Bak menemen soğudu." Dedi ve masaya doğru beni çekmeye başladı.

 

Ben de dediğini yaptım ve oturdum kahvaltımızı yapmaya başladık. Ne de olsa düşünmem ve bunun için çok akıl yürütmem gerekiyordu. Ee akıl nerde bulunur kafada değil mi? Hem büyükler ne demiş ,' sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.' diye işte bunun için önce karnımı bir güzel doyurmam gerekiyor.

 

Bölüm : 20.03.2025 17:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...