
Yazardan
Mutluluk...
Mutluluk ne idi? Yada neye denirdi? Bu kelime aslında milyonlarca tanımı taşır. Kimine göre aile, kimine göre arkadaş, kimine göre aşk , kimine göre iş, kimine göre para ya da huzur ...
Tanımı herkese göre değişen fakat kalpte aynı duygulara , aynı ritimlere ev sahipliği yapan kelime.
Bana göre ise mutluluk, bir çocuğun ya da yaşlı insanların yüzündeki gülümseme ve güzel bir dua...
Bence bu her şeye bedel.
Yüzümdeki gülümseme ile elimdeki balonu, eğilip karşımdaki çocuğa verdim. Kocaman gülümsemesi ile teşekkür etti ve hemen arkadaşlarının yanına gitti.
Onları uzaktan izlemeye başladım. Çok masum, naif ve neşe dolu idiler. Bu yasta çok büyük yük vardı omuzlarında. Ama buna rağmen umutlarını ve neşelerini kaybetmemeleri çok değerli. Çünkü yaşamak için savaşmaları gerek. Umarım hep böyle yüzleri güler ve yaşamaya devam ederlerdi.
Birinin elini omzuma koyması ile irkildim. Arkama dönüp baktığımda karşımda Miran vardı. Yüzündeki sıcak gülümseme ile bana bakmaya devam edip,
" Üzgünüm, korkuttum sanırım. Ne yapıyorsun ,Can parem?" İlk cümlesini es geçip heyecan ve neşe ile konuşmaya başladım.
"Şuan ne mi yapıyorum? Hayatımda en mutlu olduğum işi yapıyorum. Ve bunda Tolga Hoca' nın etkisi büyük. Bu adama hayran olmamak elde değil. Hem çok başarılı hem de çok yardımsever bir sürü yardım derneğine bağış yapıyor. Afrika'da su kuyusu bile açmış inanabiliyor musun?" Kalpli gözlerle ve çocuk gibi neşem ile söylediklerim Miran'ı güldürdü. Bakışlarımı ona çevirip tek kaşımı yukarı kaldırarak,
" Niye gülüyorsun?" Diye sordum. Fakat cevap vermek yerine gülüşü kahkahaya döndü.
Epey bir güldükten sonra eliyle karnını tutup soluklanmaya başladı. Derin nefes alıp ,
" Huh ... Miray ...hahaha."
Gülmeye devam etti, anlamıyorum ne demiş olabilirim ki bu kadar gülünecek. Onun gülmesi beni iyice sinirlendirmeye başladı. Ellerimi göğsümde birleştirmiş tek ayağımı yere vurarak cevap bekliyordum. Bir kaç dakika daha bekleyip,
" Bitti mi? " Diye sordum.
"Huh... Huh bitti ... Huh bitti ."Miran iyice sakinleştikten sonra tekrar sordum.
" Neye bu kadar güldün ? Halbuki o kadar komik bir şey yoktu ortada." Dedim sonra elimi ceneme koyup düşünür gibi yaptım. Aklıma gelen fikir ile hemen yerimde zıplayıp ellerim ile alkış yaptım,
"Yoksa bu neşenin sebebi başka biri mi?"
Böyle söylemem ile kaşlarını çattı ve işaret parmağı ile kafama dokunup,
" O minik aklından ne geçiyor bilmiyorum ama yanıldığı kesin. Saçma şeyler düşünme." Dedi. Sonra tekrar yüzündeki gülümseme ile bana bakıp ,
" Kızım seni tanımasam ve Tolga Bey'in yaşını bilmesem adama aşıksın sanırdım. Tepkin o kadar komikti ki aynı bir çocuk gibi sevindin. Bir de bana kızınca dudağını büzmen ile bir anda karşımda beş yaşındaki Miray'ı gördüm sandım. Kızım artık büyüsen mi biraz?" Dedi ve gülerek saçlarımı karıştırdı.
Sertçe elini itip hemen saçlarımı düzelttim.
" Ya Miran ,kaç defa diyeceğim yapma diye yaa"
Sesim ağlar gibi çıkmıştı. Bu günde rezil olduk şükür.
Hemen etrafımı taradım bakan var mı diye ama yoktu. Bu rahat bir nefes almamı sağladı.
"Neden?"
"Çok çirkin oluyorum öyle . Ya biri gördüyse rezil oldum."
" Bence böyle daha tatlısın, herzaman saçını öyle yap benden tavsiye."Dedi ve göz kırptı. Bu adam resmen yürüyen sinirdi ya.
" Neyse onu bunu boşver de , senin ne işin var burda hasta mısın yoksa?" Demem ile eli ile saçlarımı nazikçe okşayıp gülümsedi . Bir çocuğa bir şey anlatır gibi sessiz ve sakin bir tını ile,
" Can parem iyi misin sen? En başta soracağın şeyi neden en son soruyorsun? Doğruyu söyle burası boş mu?"
"Miran , şöyle bir tane çakarım boş mu değil mi anlarsın. Hem ben heyecandan sormadım, sen neden söylemedin?"
"Ee atalarımız ne demişler , ' Kör ile yatan şaşı kalkar.' diye ondan beni de kendine benzettin." Dedi ve işaret parmağı ile burnuma hafifçe vurdu.
"Anlatacak mısın? Dedim sinirle. Hemen ciddiyetini takındı.
" Tamam sakin ol." Dedi ve derin bir nefes alıp anlatmaya başladı.
" Bir ihbar aldık. O yüzden buradayız."
"Senden başka polis de mi var burada?"
"Evet, Cem ve diğer ekip arkadaşlarım girişte bekliyor. İhbarın asılsız olduğunu düşünüyorum. Çünkü seni ve bu hastane sahibi Vedat Bey'i de yıllardır tanıyorum. Ama her ihtimale karşı detaylı bir araştırma yapacağız. Bugün de çocuklar için eğlence düzenlemişsiniz. O yüzden dışarıda beklemelerini istedim. İnsanların rahatsız olmalarını istemiyorum."
"Tamam anladım, peki şikayet ne?"
"Gelen ihbara göre hastanede bir hasta kayıpmış. Daha doğrusu öldü demişler fakat cenaze ortada yok."
" Böyle bir şey olması çok saçma değil mi? "
"Ben de pek ihtimal vermedim böyle bir şeye, sonuçta hastane ölüleri ne yapsın. Biz de meslek gereği ve tedbir amaçlı her detayı araştıracağız."
O an sanki bir ses beynimde yankılandı. Bulduğum kan tüpü ile bir bağlantısı olabilir mi? Acaba Miran' a her şeyi anlatsam mı?
Ben düşüncelere dalmışken Miran' ın gözümün önünde sallanan eli ile ken
dime geldim ve ona baktım. En iyisi her şeyi anlatmaktı.
Belki bana bir yardımı olurdu.
" Ne oldu Miray, iyi misin?" Derin bir nefes alıp,
" İyiyim merak etme sadece sana bir şey anlatmam gerek."
"Hayırdır Miray, rengin soldu. Kötü bir şey yok demi?"
Gözüm ile etrafı taradım , çok kalabalıktı. Burada anlatamazdım. Ellerim kollarını tutup ,
" Her şeyi anlatacağım. Ama öncelikle sakin bir yere geçelim." Demem ile sadece başını onaylar şekilde salladı.
Elini tutup hastanenin arkasında bulunan çardağa doğru sürükledim. Hiç itiraz etmeden takip etti beni.
Çardağa geçip oturduk. Fakat ben nereden başlayacağımı bilmediğim için elim ile oynuyordum. Sonra bir soluk sesi duydum ardından da Miran' ın sesini,
" Artık anlatacak mısın?"
" Nereden başlayacağımı bilmiyorum." Demem ile elimden tutup desteğini hissettirmek için sıktı.
" Ben her zaman yanındayım Miray. Biliyorsun değil mi? O yüzden çekinmeden anlat lütfen."
Başım ile onaylayıp anlatmaya başladım.
"Of Miran, nereden başlayacağımı inan ki bilmiyorum. Geçen gün nöbetim vardı biliyorsun. O gün tam hastaneden çıkacakken hastaları son bir kez kontrol etmek istedim. Kontrol bitince odadan çıkıp kapıyı kapatacakken kapının arasına sıkışmış bir kan tüpü gördüm. Çok şaşırmıştım çünkü kan tüplerinin düşme olasılığı çok düşüktür. Neyse işte ben de kan tüpünü alıp laboratuvara götürdüm. Götürürken yolda kan tüpünü incelemeye başladım hasta adı var mı diye. Kime ait olduğunu merak etmiştim. Üzerinde sadece 'D 256' yazıyordu. Sonra onu laborant arkadaşıma verdim. Kanı incelediğinde bu kanın çok farklı bir kan olduğunu ve hangi canlıya ait olduğunu bilmediğini, daha önce karşılaşmadığını söyledi. Kan içeriğinin yırtıcı hayvanlara benzerlik gösterdiğini söyledi." Konuşmaya biraz ara verdim. Bir tepki vermesini bekledim. Fakat o sadece bana odaklanmıştı. Bir müddet sustum. Nasıl bir yardım isteyeceğimi bilmiyordum. Fakat onun bana yardım etmesini istiyordum. O yüzden kafamda cümlelerimi toplayıp söze tekrar başladım;
" Bu olayla bir bağlantısı var mı yok mu bilmiyorum. Ama o kan tüpünü araştırmak istiyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musun?" Dedim ve tamamen yönümü ona döndüm. Beklenti ile ona bakıyordum. İçimden defalarca ' lütfen yardım etsin.' diye geçirdim.
Bir süre bekledi. Söylediklerimi kafasında tartıyor gibiydi. Sessizce düşünmesini bekledim. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum ama bu sessizliğin bitmesini istiyordum artık.
Miran gözlerini benden çekip etrafına baktı önce. Sonra tekrar bana dönüp konuşmaya başladı;
" Tmm yardımcı olacağım sana. Belki tıbbi açıdan bir yardımım dokunamaz ama araştırma yapıp olayı çözmende yardımcı olurum. Nede olsa karşında bir başkomiser duruyor." derken baş parmakları ile kendini gösterip sırıtıyordu.
Kabul etmesi ile derin bir nefes aldım. Gerçekten rahatladım. Bu konu beni nereye sürükler bilmiyorum ama yanımda güvendiğim kişilerin olması beni daha da rahatlattı.
" Çok teşekkür ederim Miran, iyi ki varsın."
" Sende Can parem." Dedi ve bana sarılıp alnımdan öptü.
Biraz sarılı kaldıktan sonra geri çekilip ona baktım.
" Ne yapmalıyım peki?"
" Öncelikle bana anlattıkların dışında herhangi bir bilgi var mı elinde?"
" Hayır bunun dışında daha bir şey öğrenemedim."
" Tamam, öncelikle sakin olup akıl yürütmeliyiz."dedi. Ben de hemen kafamı salladım ve devam etmesini bekledim.
"O zaman ilk tüpü bulduğun yerden başlayacağız. Orayı gören herhangi bir kamera var mı? "
" Evet var. Görüntülere mi bakacağız? "
"Evet ilk önce ona bakıp kan tüpünün oraya nasıl geldiğine bakacağız. "
"Ama herkese göstermezler. Gerçi sen polissin sana gösterirler. " Deyip hemen ayağa kalktım.
" Hadi kalk Miran, gidip bakalım hemen. "
" Olmaz Can pârem, bana da vermezler. Her ne kadar polis olsamda elimde bir gerekçe olmadıkça gösteremezler yasak çünkü. "
"Anladım." deyip başımı salladım. Görüntülere bakmanın bir yolu olmalıydı. Ama ne?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |