
Mİran
Karakola girdikten sonra odama doğru yürüdüm. Odamın önünde dikilmiş avukat bozuntusunu gördüm. Ona doğru ilerledim. Sırtı bana dönüktü. Adını seslenmemle bana döndü.
"Avukat Aden , sizi burada görmeyi beklemiyordum. Çünkü daha size haber vermemiştim. Aa pardon! Unutmuşum, sizin haber kaynaklarınız vardı değil mi?" kollarımı göğsümde birleştirmiş tek kaşımı kaldırarak ona sormuştum. Ve ondan cevap bekliyordum. Karşımdaki avukat bozuntusunun renkten renge girişini izledim zevk ile.
"Görüyorum ki komiser bey görüşmeyeli hiç değişmemişsiniz. Aksine daha da bir ukala olmuşsunuz."deyip bana öfke ile bakmaya devam etti.
"Siz avukat olduğunuza Emin misiniz? Çünkü bir avukat görev başındaki bir memura hakaretten en az ne kadar yiyeceğini bilir. Bugün ile bana ikidir hakaret ediyorsunuz. Acaba sizi şikayet etsem mi?"deyip elimle düşünür gibi yaptım. Aslında böyle şeylere takılan bir insan değilim fakat istemsizce avukatla uğraşmak istiyordum. Sinirlenince kaşlarını çatması ,yanaklarının öfkeden kızarması, öfke etkisiyle farkında olmadan ayağı ile yerde ritim tutması beni istemsiz güldürüyordu. Karşımda küçük bir çocuk varmış gibi hissettiriyor. Ve biraz da olsa kafamdaki sorunlardan uzaklaşmamı sağlıyordu. Bana her ne yapıyor bilmiyorum ama bana çok iyi geliyordu. Bu sözlerimin ardından işaret parmağını bana sallayıp öfke ile bir ayağını da yere vurup;
"Sen…sen…"deyip sustu. Ne diyeceğini bilmiyordu. Bir şey söylemek için etrafına bakındı. Daha fazla beklemeyip tek kaşımı kaldırarak;
"Ben ne?"diye sordum. Arkama bir yere odaklandığını fark ettim. Arkamı dönünce bugünkü operasyonda yakaladığımız adamı gördüm.
Kod adı Patron. Asıl adı Cengiz Başaran. Yaş 40. On yıldır çete lideri. 98 ayrı dosyadan aranıyor. Sabıka kaydı baya kabarık. Bu suçlarla bile en az 50 yıl alır. Fakat benim isteğim bu değil. Bana sorsan bu gibi insanların kütükten silinmesini isterim.Tabi yasalarımızda idam olmadığı için tek hedefim ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etmek . Tabi bunun için avukat ile iş birliği yapmalıyım.Bu adamların daha fazla dışarda nefes almaması için tekrardan avukata döndüm.
"Avukat hanım, isterseniz odama geçelim size gerekli belgeleri vereceğim. Yanlız tek şartım var. Bu şerefsizlerin ağırlaştırılmış müebbet almasını sağlayacaksınız."
Benden bunu beklemiyor olmalıydı. Başta şaşırdı fakat hemen kendini toplayıp;
"Hiç merakınız olmasın baş komiserim elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. O masumları yaşamaya hasret bıraktıkları gibi onları da güneşe hasret bırakacağım." Dedi.
Bu söyledikleri ile onunla gurur duymuştum. Elimle odamı gösterip içeri girmesi için yol verdim. Geriye evrakları verip mahkeme hazırlanmak kalıyordu.
*********
YAZARDAN
Mutluluğuyla hüznüyle hayat devam ediyordu. Kimi yüreğinde yangın ile yaşarken kimi anılarına yeni gülüşler yeni mutluluklar ekliyordu. Kiminin toprağında çiçek filizlenirken kiminin toprağında ki gülü soluyordu.
Aradan geçen beş günün ardından mahkeme kurulmuş ve çete üyeleri ağırlaştırılmış müebbet hapis istemi ile yargılanmış ve hüküm verilmişti. Bu haber ile gözü yaşlı ailelerin birazda olsa yüreğine su serpilmişti.
Miran bu süre zarfında Avukat Aden ile iş birliği yapmış ve cezalarını çekmeleri için elinden gelen her şeyi yapmıştı.
Başarılı geçen görev sonu aldığı bir aylık izinin ikinci haftasındaydı. Miray ve Zühre ile çok iyi vakit geçiriyordu. Arada hastaneye ziyarete gidiyor keyifli sohbetler ediyordu.
İzinli olmasına rağmen hala arada karakola gidiyordu. Onun ki görev aşkıydı. Yorgunluk asla engel değildi. O bu vatanın evladıydı. Vatanı için her şeyi yapar daha güvenli hale getirmek için elinden geleni yapardı.
Yine karakola gelip çalıştığı günlerden biriydi. Tam dosyalara odaklanmış iken kapının çalınması ile tüm dikkatini oraya verip;
"Gel " diye seslendi. İçeriye elinde iki karton bardakla Cem girmişti. Cem hafif sırıtıp ;
" Ooo! Bakıyorum yine dosyalar ile aşk yaşıyorsun." Dedi. Ve elindeki bardağın bir tanesini Miran'ın önüne koyup diğerini alarak karşısındaki koltuğa oturdu.
Miran Cem'in koyduğu kahveden bir yudum aldı ve ;
" Ne yapayım oğlum,çalışmadan duramıyorum . Ben de böyle nefes alıyorum." Dedi ve tekrar dosyaya döndü.
Cem sen iflah olmazsın bakışı atarak;
"En azından tatil gününde çalışma be oğlum . Git kafanı dinle . Görev için bize sağlam kafa lazım .
"Ben çalışarak dinleniyorum seninde anlamadığın bu ." Deyip yerinden kalkıp dolaba doğru ilerledi. Eline başka bir dosya alıp inceledi. Cem ise sessizce oturup kahve içerken Miran' ı izlemeye devam etti.
Aradan geçen üç saatin ardından Cem artık bunaldığı için,
" Oğlum yeter artık kalk bı nefes al . Ben burda boğuldum seni düşünemiyorum."
Miran Cem'in sitemi ile kol saatine baktı. Üç saatten fazla olmuştu buraya oturalı. Uyuşmuş bedenini açmak için yavaşça ayağa kalkıp bedenini esnetti.
" Haklısın oğlum . Baya zaman geçmiş . Çalışırken zaman kavramını yitiriyorum."
"Belli belli , hatırlatmazsak tuvalete bile gideceğin yok. Aaa! Bak aklıma ne geldi , doğruyu söyle çalışırken tuvalete gitmemek için altına bez mi bağlıyon?"
Cem söylediği ile kahkaha atarken Miran burnundan derin bir soluk aldı.
"Bak Cem bence sus. Yoksa bunda sonra hayatında gördüğün tek bez kefen ve pamuk olur."
Miran'ın tehdidi ile anında susan Cem , Miran'ın bıyık altından gülmesine neden oluyordu. Cem boş konuşan biri olsa da Miran onu çok seviyor ve kardeşi gibi görüyordu.
"Acıktım ben." Diyen Cem ile
"Ne yesek acaba."diye devamını Miran getirdi. Tantunide kara kılıp yemek için karakoldan ayrıldılar.
………
Yemekler yenmiş çaylar içilmişti. Miran'ın gözü sürekli telefondaydı. Bugün çete liderini kapalı ceza evine nakledilecekti.
Miran bir aksilik çıkmasından korkuyordu. Çünkü eli uzundu. Çok sayıda destekçisi vardı. Hepsi bu tür kara işler yapıyordu. Olacak olan en ufak bir aksilik hem çete liderinin kaçmasına hemde mağdur ailelerin hayatlarını tehlikeye atardı.
Daha fazla dayanamadı. Nakil yapılacak ve onları takip edecek polis ekipleri arasında ki arkadaşı Hakanı aradı. Ondan bilgi alabilir ve bir nebze olsun rahatlardı.
Bir iki çalışın ardından Hakan'ın sesi duyuldu.
"Alo."
" Merhaba kardeşim , nasılsın?"
" İyidir şükür ,iş güç uğraşıyorum.Sen ne yapıyorsun , nasılsın?"
"Ben de iyiyim teşekkür ederim. Ya sana bir şey soracaktım. Cengiz Başaran' ın nakli yapıldı mı?"
" Yok kardeşim daha yapılmadı . Bir kaç evrak var onları hallediyoruz bitince başlayacak."
"Tam……" Daha Miran cevap veremeden onun sözünü Hakan kesti.
"Hah . Bitti kardeşim şimdi yola çıkıyoruz ."
" Tamam beni gelişmelerden haberdar edin ."
Dedi ve telefonu kapattı . Bundan sonra sadece sabır ile beklemek kalıyordu.
Aradan geçen bir saatin ardından Miran Hakan'ı arama kararı aldı. Çünkü sevk edilecek yer ve eski ceza evi arasında yaklaşık iki saatlik yol vardı.
"Alo."
" Ne yaptınız . Bir aksilik yok demi."
" Telaş yapma bir şey yok. Şuan temiz ve sakin görünüyor yol. Bir sıkıntı çık -..."
Hakan'ın konuşmasını bölen silah sesi oldu.
" NE OLDU . HAKAN CEVAP VER"
"HAKAN"
"HAKAN"
Telefon başındaki Miran delirmek üzereydi. Ateş sesleri çok yoğundu. Fakat hala Hakan dan cevap alamamıştı . Bu onu daha da endişelendiriyordu .
Hemen telsizi alıp ,
" 44 45 merkez ,44 45 merkez. Ben baş komiser Miran Çeviksoy. Cengiz Başaran' ın nakli esnasında pusu kuruldu .Acil olay yerine intikal edin. Tekrar ediyorum . Cengiz Başaran' ın nakli esnasında pusu kuruldu. Acil olay yerine intikal edin."
Deyip hemen silahını beline koyup Cem ile olay yerine gittiler.
Olay yerine geldiklerinde yerde bir çok yaralı polis ve jandarma gördüler.
Miran'ın yüreğine kor düştü . Gelen sağlık ekipleri tek tek yaralıları kontrol ediyordu.
Biraz daha ilerledikten sonra arabada yaralı halde olan Hakan'ı gördü. Hemen arabaya koştu . Kapıyı açıp hakanı çıkarmaya çalıştı. Nabzını kontrol etti. Geç kalmıştı arkadaşı şehit düşmüştü. Kurşun arabanın ön camından girip Hakan'ın kafasına isabet etmişti.
Bir çok şehit ve yaralı vardı. Ellerini ve dişlerini sıkmaktan alnındaki damarlar belirginleşimişti.
" Ulaaaann ! " Diye bağırdı. Cem Miran'ı zor zapt ediyordu.
" Lan şeref yoksunları ne istediniz masumlardan ne."
"Andım olsun topraktaki kanınız kurumadan o iti bulup celladı olacağım." Deyip hemen arabaya doğru yürüdü .
Cem son kez etrafına bakıp Miran'ın peşinden arabaya bindi.
Miran hemen Miray'ı aradı . Onları uyarmalıydı. Cengiz iti onu tanıyordu. Sevdiklerine zarar verebilirdi.
Miray cevap vermemişti. Hemen Zühre'yi aradı. İkinci çalışta telefon açıldı.
"Alo." Zühre'nin sesi yorgun geliyordu.
"Zühre beni iyi dinle. Miray'ı aradım ulaşamadım.Bu akşam eve gelmeyeceğim. İkiniz de çok dikkatli olun . Geçen tutukladığım çete lideri hapisten kaçtı . Beni tanıyor . Çevremdekilere zarar verebilir o yüzden bir süre dikkatli olun. Onu yakalayana kadar."
" Tamam Miran , dikkat et ." diyen Zühre telefonu kapatıp hemen Miray'ı bulmak için hastaneyi aradı.
Miray'ın telefonu kapalıydı. Hastanenin her yerine bakmıştı bir kantin kalmıştı ve oraya doğru yürüyordu. Kantine girince Miray'ın bir adam ile konuştuğunu gördü. Ona doğru yürüyüp seslendi.
" Miray "
Miray Zühre'nin sesi ile Meriç Alaz ile vedalaşmış ona doğru ilerlemişti.
"Efendim Zühre."
"Miray , az önce Miran aradı sana ulaşamamış. Bu akşam eve gelmeyecek . Aylardır yakalamak için uğraştıkları çete lideri kaçmış ."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |