
Yazardan
Miray'ın nöbetinin bitmesine çok az kalmıştı. Son bir hasta vardı. O hasta da içeri girince hemen muayene etmeye başladı. Gerekli kan tahlilleri istedi. Hastası gidince eşyalarını toplayıp odadan çıktı.
Gitmeden önce acilde ki hastaları son kez kontrol etmek için gözlem odasına gitti . Hastaların teker teker son kontrollerini yaptı tam odadan çıkıp kapıyı kapatacakken kapı kapanmadı. Miray da zorlamadı. Kapıyı biraz daha açıp kapı arasına sıkışan kan tüpünü gördü .
Şaşırmıştı kan tüpü genellikle özenle alınır labaratuvara götürülürdü. Düşme ihtimali düşüktü , bu da neyin nesi idi. Üstüne fazla düşmeden kan tüpünü alıp labaratuvara doğru ilerledi. İçinden 'inşallah kana bir şey olmamıştır, ya önemli bir hastanınsa' diye geçirdi.
Labaratuvara doğru giderken kan tüpünü incelemeye başladı tüpün üstünde herhangi bir isim yoktu. Sadece 'D256' yazıyordu. Gözlerini tüpten çekip labaratuvar yazılı tabela ya baktı koridordan sola doğru ilerledi ve laboratuvardan içeri girdi. İçerideki laborant teknikeri ile konuşup dışarı çıktı. Bir saat sonra kan tahlilleri çıkıcaktı. Hem kan tüpünün kime ait olduğunu hemde hastaların tahlil sonuçlarına bakmak istediği için beklemeye karar verdi. Miray kendine kantinden sert bir kahve alıp dışarıdaki banklardan birine oturdu.
*******
Yazardan
" Aaaaa! Olmuyor işte ne yapsam kurtulamıyorum. "
Dedi genç adam . İçindeki bütün öfkeyi kum torbasından çıkarmaya çalışıyordu. Olduğu yerde diz çöküp başını yukarı kaldırdı.
" Anne gör oğlunu, gör." Dedi ve hıçkırıklar ile ağlamaya başladı.
"Anne ben çok küçüktüm. Neden anne. Neden çocuk olamadım, neden ...."
Daha fazla konuşamadı başını eğip ağlamaya devam etti. Bir süre sonra elindeki eldivenleri çıkarıp ellerine baktı.
"Bunlar bir işe yaramıyor. Seni celladından kurtaramadı. Anne ben ..." Derin bir nefes aldı. Önce aklındaki düşünceleri toplamalıydı.
"Anne artık yapamıyorum. O katile her baktıkça senin kanlar içindeki vücudunu görüyorum. Olmuyor anne. "
Tekrar gözünden yaşlar akmaya başladı.
"Dayanamıyorum ... Sana verdiğim sözüm olmasa ben de yanına gelirdim." Ağlayışı tekrar şiddetlendi.
" Bir gün gelsem anne , sözümü tutmadığım için çok kızar mısın?"
Ne kadar öyle yerde oturduğunu bilmiyordu. Bedeni uyuşmuştu. Yavaşça ayağa kalktı. Arkasını dönmesi ile Demir Ege ' yi gördü. Gözleri dolmuş bir şekilde arkadaşına bakıyordu.
Bir şey demedi ikisi de sustu. Çünkü insan sevdiklerinin gözlerine bakınca anlardı . Meriç Alaz onun kardeşi , var olamayan ailesi idi.
Sessizlik aslında en büyük çığlıktı.
Meriç Alaz en büyük çığlığını o yağmurlu gece de attı. Yüreğine suskunluk parangasını o gece yedi. O gece çocukluğuna veda edip büyümeye mahkum edildi . O gece hayallerini en önemlisi yaşama sevincini yitirdi.
Kimi inanışlara göre yağmur bereket , varlık ve yaşamdı. Ama Meriç Alaz için yokluk , ölüm ve annesizlikti. Hiç olmaktı...
Belki de bu yüzden yağmur yağdığı zaman kaybetme duygusunu iliklerine kadar hissediyordu. Bu yüzdendi yağmurda evden çıkmayışı , sevdiklerini yanlız bırakmayışı.
*****
19 yıl önce
Küçük çocuk en sevdiği takımı giyip koşarak annesinin yanına gitti.
" Dikkat etmek oğlum sen . Düşecek sen ." Dedi annesi.
Annesi Kim Yo-na , Kore Cumhuriyeti İstanbul başkonsolosluğu ' nda çalışıyordu. Siyasi bir davet sırasında babası Kazım İle tanışmış aşık olmuşlardı. Tanışmadan kısa bir süre sonra da evlenmişlerdi.
"Tamam anne bak geldim." Annesinin hemen önünde durdu ve başını kaldırıp ,
"Anne , nasıl olmuşum." dedi .
Annesi şöyle güzelce süzdü. Hatta elinden tutup etrafında döndürdü.
" Benim oğlum güzel olmak . Kızlar bakmak ." Dedi ve eğilip oğlunun yanaklarından öptü.
Küçük çocuk yanaklarının öpülmesinden hoşlanmazdı. Fakat sırf annesi için katlanırdı.
Anne oğul birlikte oynamaya başladılar gitmelerine daha bir saat vardı. İkisi de hazırdı fakat Kazım daha gelmemişti.
Kendilerini o kadar oyuna kaptırmışladı ki eve gelip onları izleyen Kazım' ı fark etmediler.
Kazım oğlu ile oynarken eşinin açılan bacağını fark etti ve hemen öfkeyle ona doğru yürüdü.
" Lan ben sana demedim mi açık giyinmeyeceksin diye. " Dedi ve oturan kadını kolundan tutup ayağa kaldırdı.
Yo -na şaşırmıştı. Çünkü üstünde uzun beyaz bir elbise vardı. Tek görünen yer kolları idi. Anlamaz şekilde kocasına bakmaya devam etti.
" Bir gün beni katil edeceksin . Git üstünü değiş hemen ."
" Kazım anlamıyor ben . Elbise güzel. Ben niye çıkarmak."
"Demek bana karşı gelirsin ha ." Diyip hemen yanağına tokat attı. Tokadın şiddeti ile yere düşen kadının dudağı patlamış ve yanağı kızarmıştı. Sol gözünden bir yaş sessizce aşağı doğru süzüldü.
Anlam veremiyordu. Bir yıldır kocası çok değişmişti . Artık Kazım' ı tanıyamıyor sevdiği adamı geri istiyordu.
Sessizce ayağa kalktı. Odasına doğru giderken kocasının eski haline dönmesi için dua ediyordu.
Olayı en başından beri sessizce ağlayarak izleyen Meriç Alaz yerine daha çok sindi. Babasından çok korkuyordu. Her zaman ona karşı sert davranıyordu.Ama annesinin durumu onun canını daha çok yakıyordu. Fakat elinden bir şey gelmiyordu . Ne yapabilirdi ki en son denemeye çalıştığında babası onu dövmüş , annesi ise buna engel olmak isterken daha çok dayak yemişti.
......
Aradan yarım saat geçmişti . Meriç Alaz hala yerinde sessizce ağlayıp annesini bekliyordu. Yanına gitmek istiyordu fakat babasına olan korkusu daha ağır basıyordu.
Gelen ayak sesi ile başını kaldırıp merdivenlere baktı. Annesi tüm zerafeti ile aşağı iniyordu. Üstünde boğazlı, uzun kollu, bel kısmı dar fakat belden aşağı genişleyen ,bileğine kadar uzun siyah bir elbise giymişti. Saçlarını enseden dağınık bir topuz yapmış ve yüzündeki yarayı makyaj ile kapatmaya çalışmıştı. Buna rağmen çok güzel olmuştu.
Meriç hemen ayağa kalktı ve annesinin yanına koştu. Hemen kollarını açıp ona sarıldı. Annesinden ayrıldıktan sonra eli ile eğilmesi için işaret verdi.
Annesi hafifçe ona doğru eğilince Meriç Alaz kulağına doğru,
" Az kaldı anne. Merak etme büyüyünce seni babamdan kurtaracağım. " Dedi ve ondan uzaklaştı.
Gözleri dolmuştu kadının . Eşinin onu her kötülükten koruması gerekirken , oğlu onu eşinden korumaktan bahsediyordu.
Halbuki o da evin bir çiçeği idi. Babası onu Kazım 'a emanet etmişti. Çiçeğini soldurmak hiç yakışmamıştı. Hayal kırıklığı ile eşine baktı son bir yılda yaptığı gibi.
Kazım yüzünde memnun olmuş bir ifade ile karısını süzüyordu. Ona baktığını görünce ,
"Hadi çıkalım." deyip ayağa kalktı ve önden yürümeye başladı. Arkasında aşkın yerini nefret ve öfke bürüdüğünü bilmeden.
......
Davete gelmişerdi. Bu davet bir çak siyaset adamını, iş adamlarını ,siyasi yazarları ve haliyle gazetecileri ağırlıyordu.
Ortam çok şıktı dışarının aksine. Dışarıda yağmur yağarken içeride yağmurun y' si bile yoktu. Salon çok büyük , güzel aydınlatılmış ve ferahtı. Masalar güllerle bezenmiş,üzerinde kokteyl ve ikramlıklar yerini almıştı. Salonun bir köşesine konulmuş müzik ekipmanları. İçerde rahatsız etmeyen bir düzeyde hafif müzik sesi yankılanıyordu. Normalde böyle yerlere Meriç Alaz ile gelmezlerdi. Ama bu sefer çocukların gelmesine izin verilmişti. Çocuklar ayrı bir bölümde kendine ayrılan yerde oynuyorlardı.
......
Yaklaşık üç saat olmuştu geleli. Kadın sabırsızca saatine baktı. Çok sıkılmıştı. Artık insanların iki yüzlülükleri , yapmacık hareketleri, ve menfaat savaşları onu yoruyordu. Karşılaşmak istemiyordu. Fakat işinden dolayı mecbur kalıyordu.
Uykusu çok geliyordu. Günlerdir bir ağırlık vardı sanki üstünde. Hasta mı olacaktı ,bilmiyordu. Aniden midesi bulandı , hemen lavaboya koştu . İçinde ne varsa çıkarmış, yüzü sararmıştı. Yarın doktora gitmeyi aklına not edip salona doğru ilerledi.
Koridorda Hakan bey' in ona seslenmesi ile durdu ve ona döndü.
"Buyrun." dedi. Kendisi Başbakan yardımcısı idi. Normalde pek karşılaşmazlardı. Ona seslenmesi şaşırtmıştı.
"Yo-na Hanım , nasılsınız?"
" İyi ben , teşekürler. Siz nasıl?"
"Türkçe aksanınız çok tatlı . İyiyim teşekkürler. Öyle sizi görüp selam vermek istedim. " Dedi ve sırıtarak Yo-na ' ya bakmaya devam etti.
Böyle konuşması kadının hoşuna gitmemişti. Fakat tatsızlık çıkmasını istemedi, başına geleceklerden habersiz.
Biraz daha konuştuktan sonra müsade isteyip uzaklaştı. Gözleri ile kocasını arıyordu . Kendisini izleyen bir çift kahve gözden habersiz.
Kazım çok öfkelenmişti . Nasıl olurdu da karısı başka bir adama gülerdi. Hemen karısının yanına gidip eve gideceklerini söyledi.Müsade isteyip davetten çıktılar.
Adam kapıyı açıp eve girdiği gibi kadını tutup yere attı. Kadın şaşırmıştı, böyle bir şey beklemiyordu.
"Ne yapıyor sen Kazım."
"Ne mi yapıyorum ,karımı terbiye ediyorum. Demek elin herifleri ile fingirdersin ha ." Deyim karnına tekmeler atmaya başladı. Arkasında onları izleyen Meriç Alaz ' dan habersiz.
Kaç tekme attı bilmiyordu. Ama durmadı . Saçından tutup kafasını yere vurdu. Ne kadar süre dövdüğünü bilmiyordu. Kendine gelmesini sağlayan şey Meriç Alaz ' ın anne diye haykırışı idi. Başını kaldırıp karısına baktı. Kadın yerde kanlar içinde yatıyordu. Beyninden vurulmuşa döndü. Hemen ambulansı aradı.
Hastaneye gelmişlerdi. Meriç Alaz ağlayıp babasının bacağını tekmeliyordu.
"Sen anneme vurdun çok kötüsün sen çok ." Diyerek ağlamaya devam ediyordu.
Ameliyathanenin kapısı açılınca hemen doktora koştular.
"Doktor karım iyi mi?"
Doktor başını eğip,
" Başınız sağolsun . Anneyi de bebeği de kurtaramadık." Dedi ve gitti
Adam kendine gelmişti fakat kendine gelmesi için iki cana mı kıymalıydı. Meriç Alaz duydukları ile bayılmıştı. Kaldıramadı minik bedeni iki acıyı. Annesini ve kardeşini koruyamadı. Zamanla büyümeyi beklerken o gece büyüdü. O gün iki değil üç cenaze çıktı o evden . Annesi , kardeşi , çocukluğu.
Hep böyle olmuyor muydu zaten ? Kadın günahkar , adam haklı. Bu gibi cinayetlerde hep kadın suçlu. Neden açık giyindin , neden tek başındaydın, neden başka bir adam ile konuştun ,o saatte neredeydin ?
Halbuki hiç birini yapmamıştı kadın. Fakat ardından konuşulacak belli yine tarih tekerrür edecekti.
********
Günümüz
Kulaklarında doktorun sesi ile geçmişe dalmıştı Meriç Alaz. Gözleri dolu bir şekilde ona sabahtan seslenen Demir Ege ' ye baktı.
Demir Ege ona dönen dolu gözleri görünce dayanamayıp sarıldı.
Kardeşinin omuzunda ağlayıp rahatlamasını istedi . Meriç Alaz dayanamayıp hıçkırıklarla ağlamaya devam etti.
Ne kadar öyle durduklarını bilmiyordu. Zaten hep öyle değil miydi? İkisi liseden beri arkadaştı. Her aileleri ile sıkıntı yaşadıklarında buraya gelir , öfkelerini kum torbalarına kusup rahatlayana kadar sohbet eder ağlarlarlardı.Toplumun,
erkek adam ağlamaz dayatmasının aksine.
******
Bahçede oturmuş telefon ile oyalanırken saatin dolduğunu fark ettim ve hemen hastaneye girdim.
Acil bölümüne ilerlerken bana doğru gelen laborant Kaan 'ı gördüm .
" Miray hocam . Bana verdiğiniz kanın sonuçları çıktı."
"Gerçekten mi ? Her hangi bir sıkıntı var mı ? Yada hasta kanları arasında uyuşan çıktı mı?"
"Hayır hocam hiç biriyle uyuşmadı. Hatta verdiğiniz kan bir insana bile ait değil. Detaylı incelediğimde bir hayvana bile ait değil. Bu şekilde bir kana daha önce hiç rastlamadım. İçindeki Eritrositler , Lökositler ve Trombositler bile farklı düzeyde . Hocam nerde buldunuz bunu . Bu kan her neye aitse çok tehlikeli olabilir?"
"A-ama nasıl olur?"
Sıkı tutunun , başlıyoruz 😉
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |