
2 Ay önce
Gece...
Sokak lambalarının soluk ışığında, boş sokaklarda sessiz adımlar yankılanıyordu.
Ceketinin yakasını kaldırmış bir adam, başı hafif eğik, elleri cebinde ağır ağır yürüyordu.
Karanlıkta ilerlerken, kaldırım kenarında oturan bir figür dikkatini çekti.
Üzerinde yıpranmış bir mont, başı önüne düşmüş, sessizce titriyordu adam.
Adımlarını yavaşlattı.
Bakışları, dilencinin çatlamış dudaklarında, kirli ellerinde gezindi.
İçinde sessiz, buz gibi bir düşünce kıpırdadı:
> "Bunu denek olarak kullanabilir miyiz?"
Cebinden buruşturulmuş birkaç banknot çıkardı.
Sessiz adımlarla yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü.
Soğuk bir tebessümle parayı gösterdi:
> "Gel benimle. Sıcak bir yer, yemek, para... Her şey seni bekliyor." dedi, fısıltı gibi bir sesle.
Dilenci, kısık bir inlemeyle başını kaldırdı.
Yüzünde umutsuzluk ve açlık okunuyordu.
Para vaadiyle gözleri parladı, titrek bir şekilde başını salladı.
O anda iki gölge daha ortaya çıktı:
Siyah montlu, yüzleri görünmeyen iki adam.
Karanlıktan adım adım çıkarak yanlarına geldi.
Biri alçak sesle:
> "Planlandığı gibi mi?" diye sordu.
Adam, başını zar zor eğerek onayladı:
> "Evet. Konteynerın arkasından geçirin. Şu anda."
İki adam dilencinin kollarına hafifçe dokundu.
Hiç ses çıkarmadan, dikkat çekmeden ilerlediler.
Sokakları ustaca geçip hastanenin arka tarafına ulaştılar.
Orada, paslı bir konteynerin altında, yere gizlenmiş eski bir kapak vardı.Komteynerdeki gizli bölmeyi açtılar. Tuşa basıp kolu çektiler. Ve konteyner karanlık gecede sessizce hareket etti.
Adamlar kapağı araladılar; içeriden buz gibi bir hava yayıldı.
Altında dar bir geçit uzanıyordu.
Dilenci ürkek bir bakışla geri çekilmek ister gibi oldu ama adamlardan biri onu nazikçe aşağıya yönlendirdi.
Gizlice, sessizce... ve geri dönüşsüzce.
Adam, bir süre kapının önünde durdu.
Sert bakışlarını karanlık geçide dikti.
İçinde tarif edilemez bir tatmin duygusu kabardı.
> "Yeni dünya burada başlıyor..." diye mırıldandı kendi kendine.
Aşağıda ise bambaşka bir dünya açılıyordu:
Parlak ışıklarla aydınlatılmış, ileri teknolojiyle donatılmış devasa bir laboratuvar.
Beyaz önlüklü yabancı bilim insanları, soğuk bakışlarla yeni deneği karşılamak için hazırdı.
Ve o gece, sessiz sedasız, bir felaketin ilk taşı yerine kondu.
.....
Laboratuvarın ağır kapıları açıldığında içerideki hava değişti.
Soğuk metal kokusu, dezenfektan keskinliğiyle karışıyordu.
Tavanlardan sarkan lambalar soluk bir ışık yayıyor, her yer steril beyazla kaplıydı.
Gölgeler arasından iki adam belirdi; aralarında ürkekçe yürüyen dilenciyi sürüklüyorlardı.
D256 numaralı adam, korkuyla etrafına bakınıyor, gözleri panik içinde sağa sola kayıyordu.
Sofia, beyaz önlüğünü düzelterek bir adım öne çıktı.
Koyu sarı saçlarını at kuyruğunda toplamış, gözlüklerinin ardından adamı inceliyordu.
Yanında, uzun boylu, yapılı bir adam olan Lucas vardı.
Kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünde soğuk bir ifade taşıyordu.
> "Sonunda geldi ha..." dedi Lucas, kalın aksanlı Türkçesiyle.
"Görmek istiyorum... bakalım çalışıyor mu yöntem."
Sofia, elinde tuttuğu tableti inceledi.
Verileri hızla kontrol etti, sonra başını kaldırdı:
> "Hemen hazırlayın. Ön testler yapılsın." dedi.
Laboratuvar teknisyenlerinden biri olan Eric adındaki genç bir adam, telaşla öne çıktı.
D256'yı bir sedyeye yatırdılar.
Kollarına kelepçeye benzer ince metal halkalar takıldı.
Damarlarına şeffaf bir sıvı enjekte edildi.
Makinalar vızıldamaya başladı.
Kalp atışlarını, beyin dalgalarını ve vücut sıcaklığını izleyen ekranlar yanıp sönüyordu.
Dakikalar geçti.
Başta hiçbir değişiklik olmadı.
D256 titriyordu, mırıldanıyordu, gözleri kapanıp açılıyordu.
Sofia bir an endişeyle Lucas'a baktı:
> "Ya... yine başarısız olursa?" dedi fısıltıyla.
Lukas omuz silkti:
> "Bekle... biraz daha bekle."
Bir anda monitörlerdeki değerler yükselmeye başladı.
Kalp atışı güçlendi.
Vücut sıcaklığı normalin üstüne çıktı ama dengelendi.
D256'nın gözleri birden açıldı, keskin bir bakışla etrafa bakmaya başladı.
Eric heyecanla bağırdı:
> "Başarıyor! Stabil!"
Sofia'nın yüzünde bir zafer gülümsemesi yayıldı.
Lucas kahkaha atarak ellerini birbirine vurdu.
> "Şu an... şu an yapıyoruz!" dedi bozuk Türkçesiyle.
Diğer bilim adamları — aralarında Hanna ve Mikhail adında iki yabancı daha vardı — bir araya gelip ekranlara göz gezdirdiler.
Sofia, kısık sesle ama coşkuyla:
> "İlk defa... canlı organizmada bu kadar hızlı uyum sağladık." dedi.
Lucas iki eliyle havayı yumrukladı:
> "Yeni dünya burada başlıyor!"
Tüm ekip küçük bir zafer kutlaması yaparcasına birbirine baktı.
İlk başarılı deney, karanlık bir felaketin habercisiydi ama o anda sadece zaferin sarhoşluğu vardı.
Sedye üzerinde yatan D256 ise gözlerini bir noktaya dikmiş, nefes alıp verirken ellerini yavaşça yumruk yapıyordu.
İçinde değişen şeyler henüz tam görünür değildi... ama çok yakında, kimse onu durduramayacaktı.
******
Günümüz
Hastane koridorları gecenin sessizliğine gömülmüştü.
Flu lambalar tavandan hafifçe titrek ışıklar saçıyor, zemindeki fayanslara cansız bir parıltı veriyordu.
Miray, elinde kahve bardağıyla sinsice yürürken, yanındaki Zühre'ye dirseğiyle hafifçe dürttü:
> "Şu an kendimi ajan gibi hissediyorum. B planımız var mı?" diye sırıttı.
Zühre göz devirdi:
> "Evet, yakalanırsak ölüyü oynayacağız."
Sonra ciddi görünmeye çalıştı, ama kahkahası boğazında patladı.
İkili sessizce laboratuvar bölümüne doğru ilerledi.
Kapalı kapılar, karanlık odalar, bir yığın tıbbi cihaz arasında adeta kayboluyorlardı.
Miray fısıldadı:
> "Zühre... yanlış yere geldik galiba. Burası... MR odası mı?"
Duvardaki kocaman MR makinesine bakarak şüpheyle kaşlarını çattı.
Zühre kıkırdadı:
> "Evet, gel seni taratalım da belki beynin çalışmaya başlar."
Miray kahkaha atacak gibi oldu, kendini zor tuttu.
İkisi de kısa bir an durup birbirlerine baktı ve ikisi birden sessizce gülmeye başladılar, hastanenin sessizliğini bozmamaya çalışarak.
Yoluna devam eden ikili, kapalı bir kapının önüne geldiler.
Kapının üstünde soluk bir yazıyla "Personel Girişi - Yetkisiz Girilmez" yazıyordu.
Miray gizemli bir bakış attı:
> "Yetkisiz miyiz?"
Zühre ciddi ciddi düşündü:
> "Teknik olarak... yetkisiziz evet."
Miray kahvesinden bir yudum aldı:
> "O zaman tam yerindeyiz." deyip kapıyı hafifçe itti.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçerisi zifiri karanlıktı.
İkili adım attıkları anda...
Birdenbire yerde yatan plastik bir iskelete çarptılar!
Zühre çığlık attı, Miray refleksle iskelete tekme attı.
İskelet parçaları "çıt çıt çıt" sesleriyle her yana saçıldı.
Zühre nefes nefese:
> "Allah'ım... hastanenin Halloween partisi mi bu?!"
Miray gülmekten yerlere yatacaktı, ama zorla toparlandı:
> "Bizi bu iskelet mi kaçıracak sandın? Ahahaha!"
Zühre suratını buruşturdu:
> "Biri bunu görse, tıp fakültesi diplomamızı yırtar."
İkili derin bir nefes aldı ve bu kez daha dikkatli yürümeye başladı.
Bir köşede, eski bir dosya dolabı buldular.
Miray, dolabın çekmecesini çekti — çekmece korkunç bir gıcırtıyla açıldı.
İçinden sararmış belgeler, eski raporlar döküldü.
Zühre bir dosyayı açtı, içinden bir fotoğraf çıktı:
Bir hastanın solgun fotoğrafı, üstüne büyük harflerle "TRANSFER" yazılmıştı.
Miray, fotoğrafı eline aldı ve dikkatle baktı:
> "Bak... bu adamı hatırlıyorum. Üç gün önce acile gelmişti..."
Zühre kaşlarını çattı:
> "Ama sisteme bakınca taburcu olmuş görünüyordu."
İkili birbirine endişeyle baktı.
Bir anda kahkahalar kesildi, yerini derin bir sessizlik aldı.
Miray kısık sesle:
> "Bence... yanlış bir şeylerin içindeyiz."
Zühre yutkundu:
> "Ve sanırım... daha yeni başladık."
...
Hastane koridorları soğuk ve kasvetliydi.
Duvarlardan yayılan hafif deterjan kokusu, yer yer eski ilaç kutularının paslı metal kokusuna karışıyordu.
Gece nöbetinde olan birkaç hemşire, uzaktan süzülen silüetler gibi görünüp kayboluyordu.
Bir alarm sesi, uzaktan bir bebek ağlaması gibi hafifçe çınlıyordu.
Miray ve Zühre, ellerinde buldukları eski fotoğrafla bir odadan diğerine sızıyorlardı.
Miray'ın elinde küçük bir not defteri vardı , ama üstüne not almak yerine kendi karikatürlerini çiziyordu.
> "Şuna bak, Zühre, bu sensin. Yanına da 'Tıp Fakültesi mağduru' yazdım." dedi gülerek.
Zühre kaşlarını çattı, deftere baktı:
Başında stetoskop olan bir çöp adam, elinde dev bir kahve bardağı tutuyordu.
Üstünde de kocaman 'SOS' yazıyordu.
> "Çok komik. Kahkaha atsam mı?" dedi Zühre, gözlerini devire devire.
> "İstersen ağla. O da ses yapar."
Miray çaktırmadan kıkırdadı.
Sessizce bir bilgisayar odasına süzüldüler.
İçerisi neredeyse tamamen karanlıktı, sadece bir köşede bilgisayarın güç ışığı titriyordu.
Miray ileri atıldı:
> "Ben hack'lemeyi biliyorum!" diye fısıldadı heyecanla.
Zühre kuşkuyla baktı:
> "Nereden biliyorsun?"
Miray gururla sırıtıp parmaklarını çıtırdattı:
> "Geçen gün tost makinesini tamir ettim. Bilgisayar dediğin de makine sonuçta."
Zühre başını iki yana salladı.
> "Allah'ım... teknoloji şehitleri arasına gireceğiz."
Miray bilgisayarın başına geçti.
Birkaç tuşa rastgele bastı.
Ekran bir anda ışıl ışıl parladı ve yüksek sesle bir melodik uyarı sesi çaldı:
> "DIIING! GİRİŞ BAŞARISIZ."
Sonra da ekran karararak dev bir kırmızı kilit işareti çıktı.
İkili dondu.
Miray yavaşça Zühre'ye döndü:
> "Benim tost makinesi hiç böyle yapmamıştı..." dedi pişmanlıkla.
Tam o anda koridordan bir hemşirenin ayak sesleri gelmeye başladı.
Panikle birbirlerine baktılar.
Miray fısıldadı:
> "Plan B devreye girsin!"
Zühre hızlıca yere atladı ve hareketsiz yattı.
Hemşire kapıdan başını uzattı ve yerde yatan Zühre'yi görünce gözleri kocaman açıldı:
> "Hanımefendi?! İyi misiniz?"
Miray, bir doktor edasıyla öne atıldı:
> "Aaa şey... evet, evet. Sadece... yoga yapıyor. Stres için. Sağlık için."
Zühre, yerde garip bir şekilde bacağını havaya kaldırarak "lotus pozu" yapmaya çalıştı.
Hemşire tuhaf bir bakış attı ve başını iki yana sallayarak uzaklaştı.
Kapı kapanır kapanmaz Miray ve Zühre bastı kahkahayı.
İkisi de yere oturmuş nefes nefese gülüyordu.
> "Yoga mı?!" diye sordu Zühre araya nefes almaya çalışırken.
"Ne diyecektim, hacker mıyız mı diyecektim?!" diye cevapladı Miray.
...
Bir süre sonra toparlanan ikili, daha eski dosya arşivlerine yöneldi.
Zemin katta, neredeyse kullanılmayan bir belge odasına girdiler.
Toz kokusu burunlarına doldu.
Miray, yüzünü buruşturarak fısıldadı:
> "Burası tarih öncesinden kalma olmalı. T-Rex bile dosyalarını buraya koymuş olabilir."
Zühre, raflardan bir klasör çekmeye çalıştı ama klasör bir türlü çıkmadı.
Tüm gücüyle asılınca, raf komple devrilecek gibi oldu!
Miray hızla atıldı, ikisi birlikte son anda rafı tuttular.
Zühre terlemiş bir şekilde mırıldandı:
> "Görüyor musun? Tıp okumak kas da yapıyor."
Aradıkları dosyayı nihayet bulduklarında, Zühre büyük bir heyecanla Miray'a gösterdi.
Üzerinde eski bir kod vardı: "D Projesi"
Altında ise sadece birkaç hasta ismi yazıyordu.
Miray fısıldadı:
> "D harfi... D256 mı acaba?"
Zühre başını salladı:
> "Bence bu sadece başlangıç."
İkili heyecanla dosyaları toplayıp hızla odadan çıktılar.
Miray çıkarken başını kapıya çarptı.
> "Yıldızlar... yıldızlar görüyorum!" diye inledi.
Zühre kıkırdadı:
"Başka bir boyuta geçmeden dosyaları götürelim, Miray."
İkisi dosyalarla hastanedeki küçük odalarına dönerken, içlerinde bir heyecan, bir endişe, ama en çok da birlikte oldukları için bir cesaret vardı.
Ve kapıyı kapatırken Miray kendi kendine mırıldandı:
> "Macera, başlasın o zaman!"
. ..
Zühre masasının üstüne eğilmiş, elindeki eski bir hasta kaydını karıştırıyordu.
Miray ise dizlerini sandalyeye çekmiş, bilgisayar ekranında bir rapordan diğerine atlıyordu.
> "Bu hastanede bir gariplik var, Zühre." dedi Miray, gözlerini ekrandan ayırmadan.
"Hasta dosyalarında çelişkiler var. Mesela bak, buradaki adam kayıtlarda 'iyileşti' diye görünüyor, ama ondan sonra hiç iz yok."
Zühre kaşlarını çatarak dosyaya baktı. Sonra tekrar başını kaldırıp,
"Ya Miran 'ın aldığı ihbar doğru ise?"
Aralarındaki sessizliği yalnızca duvardaki eski saat tik takları dolduruyordu.
Birden Miray parmağıyla ekranı gösterdi:
> "Ve işte, D256 kodu burada da geçiyor. Başka bir notun köşesine sıkıştırılmış..."
İkili göz göze geldi.
Bu bir tesadüf olamazdı.
Zühre esprili bir şekilde başını salladı:
> "Bence bizi hemen dizilere çeksinler. 'Hastane Dedektifleri' diye."
"Sahi, posterimizde havalı bir poz vermemiz gerekmez mi?" dedi, parmaklarını saçlarında gezdirerek.
Miray kıkırdadı.
> "Evet, ama benim pozlarımda ciddiyet sıfır. En fazla doktor kıyafetinde kayıp hasta kovalarken fotoğrafım olur."
İkisi de bir anlığına güldü, o gergin hava hafifledi.
Fakat arka planda bilgisayarın fan sesi gibi bir huzursuzluk sürüyordu.
Çünkü ikisi de biliyordu , bu işin ucunda daha büyük bir şey vardı.
Tam o sırada Miray dosyaların arasından buruşmuş bir kağıt buldu.
Kağıtta şunlar yazıyordu:
> "Gözlem sonucu: D serisi denek 256'nın davranışlarında artış gözlemlendi. İkinci evreye geçiş onay bekliyor."
Miray'ın eli titredi.
Zühre ise nefesini tuttu.
> "Bence..." dedi Miray, sesi hafif bir heyecan ve korkuyla karışık,
"Artık doğru ipucuyu bulduk, Zühre. Şimdi sadece bir şey daha lazım, O da gizli alanı bulmak."
Işıkların hafifçe titrediği o an, odadaki hava soğudu sanki.
Gözleri birbirlerine kenetlendi.
Ve artık ikisi de biliyordu: Bu sadece bir başlangıçtı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |