
-yazardan-
Minji, Jisungla beraber arabadan iner inmez koşarak kursun kapısının önünde bekleyen Minhonun üzerine atlamıştı. Minho da Minjiyi görür görmez kollarını açıp eğildiği için Minjiyi rahatça kucaklayabilmişti
"Günaydın opppaaaaa!" Dedi Minji enerjik bir şekilde. Minho kıkırdayıp Minjinin yanaklarını öptü
"Günaydın prensess" Minho, Minjiye sarılırken Jisungun bagajdan bir valiz indirmeye çalıştığını görünce Minjiyi yere indirip yanına gitmişti hemen.
"Günaydın güzellik" deyip valizi Jisungdan önce indirmişti. Jisung Minhonun omzuna vurup kulağına yaklaştı hızlıca
"Yapma şunu insan içinde dedim." Deyip sağa sola baktı hızlıca. Korumalara yaklanmak istemiyordu daha başlamadan.
"Neye bakıp duruyorsun? Birinden gizlenmeye mi çalışıyorsun?" Diye sordu Minho etrafa bakarken
"Ah... keşke sadece biri olsa." Jisung tekrar fısıldamak için eğildi
"Buraya gelene kadar iki araba bizi takip etti. İki araba da Chanın başıma diktiği korumaların arabasıydı" Minho göz devirdi istemeden.
"Benim bu adamlardan korkacağımı düşünmüyordun umarım?"
"Sorun da bu ya zaten. Senin nasıl bir deli olduğunu bildiğim için korkuyorum zaten." Minho bir anda güçlü bir kahkağa atmıştı Jisungun söylediğine karşı. İster istemez zihninde lise yıllarında olan bir anı canlanmıştı
"Endişelenme güzelim. Bu sefer uzaklaştırma almayacağım" Minho hala keyifle kıkırdıyordu.
Lise yıllarında Jisunga sarkıntılık yapan kişileri tek tek bulup dövdüğü için okulda çok fazla ceza almıştı. En sonki kavgada çocuğu hastanelik ettiği için okuldan uzaklaştırma almıştı, Minho. Şimdi de bununla dalga geçiyordu birde utanmadan
"Seni gerçekten döneceğim." Jisung valizini tuttukdan sonra hızlıca Minhodan uzaklaşıp Minjinin yanına dönmüştü. Minho da hızlıca Jisungun peşinden gitmişti bu yüzden.
Saat 17.00 olmak üzereydi ve tüm veliler gelmişti bile. Zaten Minjiyle beraber 6 öğrenci geliyordu. Bu yüzden tek otobüs ayarlanmıştı. Minho, herkesi etrafına toparlayıp konuşmaya başladı
"Sayın öğrenci ve velilerimiz. Tam vaktinde geldiğiniz için teşekkür ediyorum öncelikle. Lütfen hemen arkanızda duran otobüse istediğiniz şekilde yerleşin. Son hazırlıklarınızı bitirdiğinize dair onay verdiğinizde yola çıkacağız. Ben yani Lee Minho ve bir diğer eğitmenimiz olan Seol Sullyoon size gezimiz boyunca rehberlik edeceğiz"
Minho konuşmasını bitirdikten sonra tüm aileler onaylayıp otobüse yerleşmeye başlamışlardı bile. Jisung ise Sullyoonun gelmesine şaşırmıştı sadece. Ona karşı bir nefreti elbette ki yoktu ama yinede Minhonun ona olan ilgisini biraz da olsa kıskanıyordu.
"Sullyoon da mı geliyordu?" Diye sordu Jisung Minhoya dayanamayarak
"Hmhm o da gelicek. Ama tabikide yine geç kaldı" dedi Minho bıkkın bir şekilde. Bir anda kursa koşarak yaklaşan bir kızın yaklaştığını fark ettiklerinde Jisung merakla bakarken Minho ise sabır çekiyordu sadece. Bir insan her yere mi geç kalırdı ya?
"Geldim! Geldim yetiştim! Yetiştim demi?" Diye bağırdı Sullyoon nefes nefese
"Nerdesin sen?" Diye sordu Minho azarlamak için hazır olduğunu belli eden ses tonuyla. Sullyoon ise sesini temizleyip konuşmaya başladı. Minhonun yüzüne bakmamaya özen gösteriyordu özellikle
"Ya işte... trafik vardı o yüzdenn"
"Düzleştirici ve maşanın arasındaki mesafe uzaktı galiba hm? Ya da iki gardrobunun arasında yoğunluk vardı sanırım?"
Minho Sullyoonun hazırlanmak için geç kaldığını adı gibi biliyordu. Bu yüzden her zamanki gibi onunla uğraşıyordu. Sullyoon ise artık Minhonun bunlara kanmadığını biliyordu. O yüzden son kozu olarak Minhonun gözlerinin içine bakıp yavru köpek bakışları atacaktı. Bunu yaptığında Minhoya yaptıramayacağı hiç bir şeyin olmadığını düşünüyordu.
"Özür dilerim... hızlı olmaya çalıştım ama bu kadar oldu..." Sullyoon yavru köpek bakışlarını atmaya başlamıştı bile. Minho sabırla tekrar iç çekti
"Git valizini al gel hadi. Hızlı ol" Sullyoon istediğini almış sekilde gülümsedi zaferle ve hızlıca arabasına geri döndü valizini almak için. Minho "akıllanmayacak bu kız" bakışları atarken Jisungun bakışlarını fark etmişti. Sullyoona gerçekten sinirli bakıyordu. Hemen ardından sinirli bakışlar kendisini bulunca hızlıca Jisungun yanına gitmişti
"Bebeğim?"
"Ha? Ney?" Jisung sanki dünyaya dönmüş gibi düşüncelerinden uzaklaşmıştı
"Bebeğim sen iyi misin?"
"Ah tabiki iyiyim ben" daha deminki gözlerini gördükten sonra buna asla inanmazdım. O kadar sinirli bakmıştı ki
"Hadi arabaya binelim babacım" deyip Minjinin elini tuttu Jisung ve hızlıca otobüse doğru yürümeye başladılar. Hızlıca peşlerinden koşup bende otobüse gittim bu yüzden.
"Jisung iyi misin?"
"İyiyim dedim ya" dedi eşyalarını otobüse yerleştirirken.
"Hadi sende eşyan varsa getir artık. Ben Minjiyi bindireyim"
"Öğrenicem bunu ne olursa olsun" dedim Jisungun elindeki valizi otobüsün bagajına yerleştirdikten sonra. Ön tarafların dolu olduğunu görünce arkadaki dörtlü koltuğa ilerledik. Minji koşarak cam kenarını kaptığı için el çırpıyordu sevinçle.
"Baba cam kenarını kaptımm"
"Afferin sana bebeğim" dedi Jisung Minjinin yanına otururken
"Ben diğer öğrencilere de bir bakayım herkes hazırmı diye. Bekleyin beni" Jisung ve Minji başlarıyla onaylayıp konuşmaya devam etmişlerdi.
-Jisungdan-
Minho gittikden sonra yanımda hissettiğim bedenle kafamı çevirdim. Sullyonu görünce beklemediğim için boş boş yüzüne bakmıştım. O da sanki kim olduğumu anlamaya çalışır şekilde bakıyordu.
"Bir şey sorabilir miyim?" Başımla onayladım sessizce
"Sen Jisung musun? Minjinin babası?"
"Evet? Neden sordun ki?" Sullyoon bir anda tüm şüpheci bakışlarını üzerimden çekip yerine sıcak bir gülümseme getirmişti ve bana tam olarak dönüp konuşmaya başladı
"Sonunda seninle tanışabileceğim!"
"Sen beni nerden tanıyorsun? Tanışmadığımıza eminim" sullyoon a anlamaz şekilde bakarken bir yandan da Minjiyi kontrol ettim. Çoktan kulaklığını takıp tabletiyle oynamaya başlamıştı bile.
"Binevi evet. Ben seni tanıyorum ama sen beni daha önce görmedin bile muhtemelen" Sullyoonun da Minjiyi kontrol ettiğini görünce iyice meraklanmaya başlamıştım.
"Ha bu arada ben Seol Sullyoon. Bale ve Girly Jazz eğitmeniyim. Seni Minhodan çok fazla dinlediğimiz için seni tanımamam mümkün değildi." Ona şaşkınca bakıyordum. Sessizce söylediği son cümlesi oldukça hoşuma gitmişti
"Anladımm. Minhoyla baya yakınsınız sanırım?"
"Kurs açıldığından beri burada eğitmenlik yapıyorum. Çok fazla birlikte zaman geçirdik bu yüzden arkadaşlıktanda öte kardeş gibiyiz"
"Seni daha önce instagramda görmüştüm. Minhoyla olan yakınlığınızı anlamak zor değildi. Çok tatlı bir arkadaşlık cidden" bunu söylerken bile içimdeki kıskançlık alev almaya devam ediyordu. Asla engel olamıyordum içimdeki duygulara, zaten hiç bir zaman da yapamamıştım bunu.
Dikkatimi dağıtmaya çalışırken gözlerim Sullyoonun çantasındaki peluş oyuncağa takılmıştı. Anahtarlık şeklinde bir kelebek figürüydü. İncelediğimi Sullyoonda fark etmiş olacak ki tekrar konuşmaya başladı
"Sende peluşları çok seviyormuşsun sanırım?"
"Hmhm. Çok severim bende. Nereden aldın bunu? Çok tatlı duruyormuş"
"Ah bunu ben almadım. Minhonun hediyesi"
"Minhonun hediyesi mi?"
"Hmhmm, evettt. Gittiğim yerlerde peluşlarımı kaybettiğim için almış. Nerden aldığını bilmiyorum" sakin ol Jisung... sakin ol... sakin ol.... yine aynı hataya düşüp hızlı karar verme...
Yapamıyordum. Minhonun en ufak ilgisini bile kıskanırken bu kıza olan ilgisi beni deli ediyordu. Beni en çok rahatsız eden şey ise onunla çoğu özelliklerimizin birbirine benzemesiydi. Davranışlarımız, sevdiğimi şeyler oldukça benziyordu. Hatta bağzıları birebir aynıydı. Minhonun bana lisede nasıl davranıyorsa, Sullyoona da o şekilde davrandığından bahsetmiyoum bile.
Zihnime dolam düşüncelerden kendimi kurtarmak istiyordum ama içimdeki korku bedenimi ele geçirmişti bile. Hayır Jisung. Hayır. Aynı hataya tekrar düşmeyeceğim hayır.
"Seninle konuşmak istediğim o kadar fazla şey var ki" dedi en sonunda sessizliği bozarak. Gözlerinin içine bakarak rahat davranmaya çalışıyordum ama bunu yaptıkça durum daha da garipleşiyordu sanki
"Daha sonra buluşalım o zaman? Daha rahat konuşuruz hem" onu tanımak ve içimdeki korkuları söndürmek istiyordum. Bir kere kaynedilen bir şeyi 2. Kez kaybetmek onu bulma ihtimalimu düşürürdü ve benim tekrar bunu yaşamaya niyetim yoktu.
Sullyoon beni heyecanlı bir şekilde onayladı ve telefonunu uzattı. Bende numaramı girip ona geri uzattım. Daha fazla uzatmak istemiyordum ama beni neden tanımak istediği kafamda birsürü soru işareti oluşturuyordu.
Sullyoon el sallayıp gittikden bir kaç dakika sonra Minhonun geri döndüğünü görünce gözlerimi ondan alamamıştım istemsizce. Zihnimdeki düşüncelere dalmıştım aslında. Başka bir sebebi yoktu dalıp gitmemin. Minho yanıma gelip oturduğunda anca gelebilmiştim kendime
"Jisung, iyi misin?" Başımla onayladım
"Evett iyiyimmm. Kontrol ettin mi aileleri?"
"Hmhm herkes hazır. Şoföre haber verdim gidiyoruz şimdi"
"Yarın için bir plan yok değilmi? Gösteri alanında prova yapılacaktı sanırım sadece"
"Hmhm evet. Başka bir şey olmayacak. Oradan otele geri döneriz hemen" sende mi minho... kimse şu lanet günü hatırlamıyormuydu gerçekten?..
Başımla sessizce onaylayıp yola çevirdim kafamı. Daha fazla bunu düşünmek istemiyorum
-Minhodan-
Telefonumla uğraşırken bir anda sol omzumda bir ağırlık hissedince yavaşça başımı o yöne doğru çevirdim ve gördüğüm şirin manzarayla gülümsedim yavaşça. Jisung uyuyakalmıştı omzumda yatarak. Daha sonra Minjiye baktım. O da gözlerini ovuşturuyordu ve başını cama yaslayıp tabletiyle oynamaya devam ediyordu. Ona baktığımı fark edince kulaklığını çıkartıp bana döndü
"Oppa... ne zaman varıcaz?.." dedi uykulu bir şekilde. Saatime bakıp sessizce konuştum
"Saat daha 21.00 prensesim. 1-2 saate varıcaz"
"Ama benim uykum geldii..."
"Koy tabletini çantana yanıma gel yavaşça. Baban uyanmasın" Minji beni başıyla onaylayıp eşyalarını toparladı ve yavaşça yerinden kalkıp minik adımlarla yanıma ulaştı. Bende Jisungu uyandırmadan Minjiyi kucağıma aldım yavaşça. Hemen başını göğsüme yaslamıştı bile. Gülümseyip saçlarını okşadım yavaş yavaş uyuyabilmesi için
"Vardığımızda uyandırırım ben seni tamam mı? Hadi kapat gözlerini" Minji sessizce başıyla onaylamıştı. Bana sarıldığını hissedince içimi öyle bir sıcaklık kaplamıştı ki...
Solumda eşim, kucağımda kızım. İkisi de uyuyordu ve ben ikisinin de kokusunu çekerek seyahat ediyordum. Çok güzel bir hayaldi değil mi? Gerçekten bunu hissedebilmek için canımı bile verebileceğim güzel bir hayaldi bu benim için.
Ama şu anki duruma göre bakarsak. Solumda güvenini kaybettiğim eski sevgilim, kucağımda uyuyan küçük kız çocuğu ise sadece eğitmenliğini yaptığım bir öğrenciydi. Gerçekler acıtır sözüne hep inanırdım ama bu kadar acıtabileceğini hiç düşünmezdim...
...
Varmamıza 10 dakika kaldığında kolumdaki kıpırdanmayla anlamıştım Jisungun uyandığını. Gözlerini ovuşturmasını izkerken yüzümdeki ifadeye hakim olamıyordum. Gerçekten hiç değişmemişti. O kadar tatlıydı ki...
"Minho?.."dedi uyku sersemi haliyle ve koltukta dikleşerek oturdu. Bana baktığında kucağımda mışıl mışıl uyuyan Minjiyi görmeyi beklemiyor gibiydi.
"Ben uyuya kalmışım ya..."
"İyi uyudun mu bebeğim?"
"Hmhm... çok yorulmuşum sabah iş yerinde o yüzden böyle oldu"
"Dinlenmem benim için yeterli bebeğim. Ama şimdi eşyalarını toparla ineceğiz birazdan" Jisung beni başıyla onaylayıp çantasına eşyalarını toparlamaya başlamıştı. Otobüs durunca hala kucağımda uyuyan Minjiyi hafifçe dürtüp uyandırmaya çalıştım
"Minji, prensesim uyan hadi bakalım. Geldik bilee" Minji biraz kıpırdanıp bana daha çok sokulmuştu. İnatla açmıyordu gözlerini. Hafifçe tekrar dürttüm
"Minji hadi bebeğim"
"Uyumak istiyorum baba ya..." Jisungla göz göze geldik. Cümlenin gerçekliğini algılayamamıştım bir süre
"Minji ben baban değil-"
"Baba çok yorgunuummm. Gitmek istemiyorum biryere" basit bir 'baba' kelimesinin bana aynı anda bu kadar fazla duygu yaşatacağını hiç tahmin etmezdim gerçekten.
"Tamam babacım uyu sen" ayağa kalktım yavaşça. Minji başını boynuma gömmüştü ve uyumaya devam ediyordu. Jisung bana belli belirsiz duygular içerisinde bakışlar atıyordu. İki çantayıda eline alıp o da peşimden gelmişti.
Yürürken zihnimde birsürü düşünce adeta bana inat daha da çeşitleniyordu. Uyuyorken saçmalayabiliyordu insanlar evet ama Minjinin uyku sersemliği benim yarama tuz basacak bir güce sahipti. Hayatımda ilk defa bana baba demişti. En çok zoruma gidense sadece bir rüyaydı ve muhtemelen beni Chan sandığı için söylemişti.
"Şey. Chan onu arabayla biryere giderken hep kucağında uyuyordu... ona alışmış olmalı... o yüzden-"
"Sorun değil Jisung çocuk o" otele girdiğimizde çalışanlar valizlerimizi getirmişti bile. Jisung ve Minjinin odasına ilerliyordum hızlı bir şekilde. Jisung da peşimden gelmeye devam ediyordu sessizce. Ortamı germek istemiyordum. Bu gece güzel geçecekti. Yine kendi ellerimle güzel bir günü bozmak istemiyordum
Odaya girdikten sonra Minjiyi yavaşça yatağa yatırıp üzerini örttüm ve cebimden telefonumu çıkartıp Sullyoonu aradım ama zil sesi kapının dışından gelince gülümsedim. Geç kalmadığı için ayrıyetten tebrik edecektim onu daha sonra. Telefonu cebime atıp, meraklı şekilde beni izleyen Jisunga döndüm ve elini tuttum
"Hadi gel benimle" deyip odadan çıkartmak için adımladım
"Ne? Nereye gidiyoruz? Hey!" Jisungu odadan çıkartınca Sullyoon odaya girip kapıyı kapatmıştı
"Minho ne yapıyorsun sen? Minjiyi neden onunla bıraktık? Nereye gidiyoruz biz?"
"Sana bir sürprizim var güzelimm" Jisung bana hala anlamaz şekilde bakarken ben bizi otelin terasına götürüyordum.
Terasın kapısına geldiğimizde Jisungu durdurup arkasına geçtim ve ellerimle nazikçe gözlerini kapattım
"Hazır mısın?"
"Hazırım?" Kapıyı ayağımla ittirerek açtım. Jisungun doğum gününü elbette ki unutmamıştım. Jisungun doğum günlerine ne kadar önem verdiğini çok iyi biliyordum. Yıllardır hep bu anı beklemiştim. Bu yüzden en özel şekilde kutlamak istemiştim.
-Yazardan-
Minho, yavaşça Jisungun gözlerini açtı. Jisung ise kapalı gözlerini açmaya cesaret edemiyordu. Göreceği şeyden korkmuyor değildi.
Yavaşça gözlerini açtı Jisung tüm korkusunu ezip geçerek. Gözlerini açar açmaz led ışıklarla kaplı bir terasla karşılaşmayı hiç beklemiyordu. Daha sonra gözüne çarpan ilk şey, masanın üzerinde duran çilekli pasta ve üzerindeki simli mumlardı. Şok olmuş şekilde ortamın güzelliğinde bakarken Minho ise kendi güzelliğini izliyordu.
Jisung şu anda duygularını o kadar yoğun yaşıyordu ki, sonunda yıkıntıda kalmış evine geri dönmüş gibi hissediyordu. Evet, evde çatlaklıklar ve ezilmeler vardı. Ama Jisungun evi hiç yıkılmayacak kadar sağlamdı. Minhoyla olan birlikteliğinde bunu gerçekten anlamıştı.
Ne kadar kaçacak olursa olsun gelip sığınacağı tek kişi olarak kalacaktı, Minho Jisung için. Hiç bir yerde hissedemediği sıcaklığı tek bir bakışıyla bile hissettiği adamın yanında mutlu olduğu kadar hiç bir yerde aynı duyguları yaşayamayacaktı, Jisung. Bunları zihnine tekrar kazımasına yardımcı olmuştu Minho bu sürprizi hazırlayarak.
"Minho..." Jisung daha Minhonun konuşmasına izin vermeden, koşarak atlamıştı Minhonun kollarına. Sıkıca sarılmıştı biricik sevgilisine. Gözleri doluyordu, ama bu uzun zaman sonra üzgün olduğu için değildi. Gerçekten mutlu olduğu için ağlıyordu, Jisung. Sanki 5 yıl hiç yaşanmamış gibi hissettiren bir geceydi bu gece.
Minho, sıkıca sarılıp sevgilisinin kokusunu içine çekmişti doya doya. Yıllardır hayalini kurduğu an gerçekten gerçekleşebilmişti. Deli gibi mutluydu. Bağıra bağıra başardığını insanlara duyurmak istiyordu. Şimdi olmasa bile kesinlikle yapacaktı bunu. Şimdi tek istediği biricik sevgilisinin doğum gününü, eskiden yaptığı gibi, en önce ve en özel kutlayan olmaktı
"Doğum günün kutlu olsun, meleğim"
______________________________________
Mutluluğa doğru fazla hızlı ilerliyorlar
herkes bilir ki, acele işe şeytan karışır😉
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.09k Okunma |
733 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |