14. Bölüm

•°☆Sana emanet☆°•

Minho
minhoss_lee

-Jisungdan-

 

Koltukda bir gözüm açık, diğeri kapalı şekilde duvarı izlerken yarım saat önce sesimize uyanmış olan Minjiyle oyun kurmaya çalışıyordum. Minho da Minji oyun oynamak için tutturup ağladığı için eve gidememişti. Şimdi ise ikimiz de oturma odasında oturmuş, Minjinin oyuncaklarını getirmesini bekliyorduk

 

Minji, elindeki oyuncak sepetiyle geldiğinde Minho hemen ayağa kalkıp Minjinin elindeki oyuncak sepetini almıştı

 

"Bu kadar ağır taşıma ama minik. Bana söyle ben getiririm"

 

"Tamamm"

 

"Nereye bırakayım?"

 

"Babamın önüne koyar mısınn" Minho başıyla onaylayıp oyuncak sepetini önüme koydu ve tekrar yanıma oturdu. Bir elini belimde hissedince ona göz ucuyla baktım. Bana bakıyordu o da. Belimin üzerinde duran elini tuttum sessizce. Kıkırdama sesini duyabiliyordum ona bakmasam da

 

"EVCİLİK OYNAYALIMMMM!!" Minji heyecanla sıçrarken bir yandan da oyuncaklarını çıkartıyordu. Nasıl bir evcilik olduğunu anlamaya çalışırken Minji elime erkek bebeklerinden birini tutuşturunca ona bakıyordum hala oyunu anlatması için

 

"Nasıl bir evcilikmiş bu?" Dedi Minho benden önce davranarak"

 

"Biz bir aile olucaz. Yani siz sanki evliymişsiniz ben ve bebeğim de sizin çocuklarınız olucazz"

 

Minhonun belimi tutan elinin gevşediğini hissettim. Ona döndüm yavaşça. Gözlerine baktım. O kadar garip bakıyordu ki. Belkide asla alışamayacaktı böyle şeylere. Belimdeki elini tekrar tuttum

 

"Babacım kuaförcülük oynayalım mı? Onu sonra oynarız"

 

"Ya hayır. Ben bunu oynamk istiyorumm!"

 

"Ama-"

 

"Hadi o zaman oynayalım" Minho bir anda ayağa kalkıp oyuncak bebeği elimden aldı

 

"Ee ne olucak bunun adı?"

 

"Taehoon olsun muu?" Minhonun tüm hislerini arka plana atabilmesine o kadar çok hayran oluyordum ki.

 

Duyduğu anda kalbine çöken ağırlığı ben bile hissetmiştim. Yemin ederim ki hissettim. Minji konusunun ne kadar canını yaktığını anlamak için özel yeteneklere ihtiyacım yoktu. O kadar büyük bir yükün altında eziliyordu ki. Hayatıma ne kadar fazla girerse ağırlığı bir o kadar daha artıyordu. Minjinin her sözü kalbine işleniyordu. Onunla yapamadığı şeyler ona o kadar çok ağır geliyordu ki...

 

"Taehoon demek. Güzel oldu bence. Demi babası?" Minhonun bana söylediğini başımla onaylamıştım. Güçlü olduğu maskesini takarken ona yardım etmek zorundaydım

 

"Çok güzel olduuu"

 

"O zaman bakın şimdi. Oturma odası bizim evimiz olucak. Benim oyuncaklarımı koyduğum oda market. Benim odam da kuaför olsunn"

 

"Mutfak da benim iş yerim-"

 

"Hayır" Minji, Minhonun sözünü kesin bir şekilde kesince ikimiz de anlam verememiştik

 

"Tamam o zaman mutfak olmasın. Neresi olsun benim iş yerim? Evcilikde babanın iş yeri de oluyor diye biliyorum"

 

"Benim evciliğimde yok. Siz çalışmıyorsunuz. Oyunda bari olmasın lütfen..."

 

Minjinin ne demeye çalıştığını anladığımda benim boğazım düğümlendiyse Minhonun ne hissettiğini düşünemiyordum bile.

 

"Tamam tamamm çalışma yok. Hadi başlayalım" Minho, Minjiyi onaylayınca Minji heyecanla el çırptı önce. Sonra ise saymaya başladı

 

"1 2 3 oyun başladı!"

 

...

 

Yaklaşık 20 dakika olmuştu oyuna başlayalı. Şimdi Minjinin kurduğu senaryoya göre markete gitmemiz gerekiyormuş. Bu yüzden sanki hepimiz arabadaymış gibi Minjinin odasına doğru yürüyorduk tek sırada.

 

İçeriye girdiğimizde Minjinin market eşyalarının olduğu oyuncaklarından bir sepeti elimize aldık ve odanın içerisinde sanki reyonları geziyormuşuz gibi dolaşmaya başladık.

 

"Babaaa. Bunu almak istiyorummmm. Olur muuu?" Dedi Minji Minhoya elindeki oyuncak bebeği göstererek. Minhonun yutkunduğunu görünce koluna girdim hızlıca. Kalbindeki yaraya tuz basılıyordu...

 

"Tabikide alabiliriz değil mi babası?" Dedim Minhoya bakarak. Daldığı için kolunu dürttüm Minjiye belli etmeden. Minho sonunda kendine gelince gülümseyip başıyla onayladı

 

"Evet babacım. Koy hadi sepete" Minji el çırpıp bebeğini sepete koydu ve bir şeyler daha istemeye devam etti. Bizde mecburen oynamaya devam ettik.

 

-Minhodan-

 

1 saatin sonunda Minji yorulduğu için uyumuştu. Minjiyi odasına götürüp yatırdıktak sonra oturma odasına doğru ilerledim yavaşça. Aklım hala oyunda, yani Minjinin davranışlarında kalmıştı.

 

Gerçekten olabilecek bir şeyin oyununu kurmuştuk az önce... benim yüzümden gerçekleşmemiş bir hayatın oyunu. Şaka gibi değil mi? Hayat gerçekten yarama tuz atma konusunda çok becerikliydi. Kanaması asla durmuyordu. Ve güçlü kalmak gerçekten çok zordu

 

Minji bana her "baba" diye seslendiğinde öyle bir ağırlık hissetmiştim ki. Neredeyse o ağırlığın altında boğulacak gibiydim.

 

Oturma odasına girdiğimde Jisungun bana düşünceli şekilde baktığını görünce gözlerimi kaçırdım. Güçsüz yönümü ona göstermek istemiyordum. Sözlerimi tutamayacağımdan şüphelenmesini asla istemiyordum. Beni güçlü bilsin bana yeterdi

 

"Ben gideyim artık. Geç olmuş baya" telefonumu koltuğun üzerinden alıp cebime attım. Birden Jisungun ayağa kalkıp bana sarıldığını hissettiğimde şaşırmıştım. Yavaşça kollarımı beline sardım

 

"Vedalaşma şekline bayıldım-"

 

"Minho" yutkundu. Sanki ne diyeceğini bilmiyormuş gibiydi. Daha sonra daha da sıkı sarıldı bana

 

"İçindeki acıyı görüyorum, Minho. Canının acıdığını biliyorum. Acı çektiğini de biliyorum. En başından beri seni suçladım ama yemin ederim ki bu gün daha iyi gördüm ne kadar kötü olduğunu. Her şeyi o kadar iyi içinde tutuyorsun ki inanamıyorum çoğu zaman. Ama bir insan hep güçlü kalırsa en sonunda alacağı darbede yıkılır"

 

"Güzelim ben iyiyi-"

 

"Hayır Minho. Bana yalan söyleyemeyecek kadar iyi tanıyorum seni. Sen iyi falan değilsin. Acı çekiyorsun. Ve ben seni uzaktan izlemek istemiyorum" cevap veremedim. Geçmişteki hatamın eziyetini çekiyordum. Bunu o da çok iyi biliyordu. Ama o bana kıyamıyordu. Her zamanki gibi.

 

"Jisung-"

 

"Ağla Minho"

 

"Ne?"

 

"Bu gün o kadar çok tuttun ki göz yaşlarını. Sen fark etmedin belkide ama bir ara vücudun bile titredi. Sadece ağla. Ben buradayım. Dök içini bana. Korkularını söyle. Neyi yaptığını söyle. Seni dinleyeceğim" Jisunga sıkıca sarıldım. O kadar çok yorulmuştum ki artık duygularımı içimde tutmaktan.

 

Ve en sonunda beni yine o anlamıştı. Yıllardır tanıdığım insanlar değil. 5 yıldır bir kez bile görüşmediğimiz biricik sevgilim hissetmişti bana ne olduğunu. Gözlerim yavaş yavaş doluyordu. Haykırmak istiyordum. Geçmişime lanetler etmek istiyordum bağıra bağıra. Daha fazla acı çekmek istemiyordum işte.

 

Sıkıca sarıldım Jisunga ve gözlerimden yaşlar düşmesine izin verdim. Sadece göz yaşlarım dökülüyordu gözlerimden. En ufak bir ses bile çıkmıyordu ağzımdan. Çünkü kalbimin ve zihnimin sesi, benim sesimi bastırıyordu.

 

Jisung sırtımı okşadığında daha güçlü ağlamaya başladım. O kadar uzun zamandır tutuyordum ki kendimi. O yüzden şu anda hiç bir duygumu bastıramıyordum.

 

"Minjijin duygularını incitmekten o kadar çok korkuyorum ki..." sesimi titretmemek için özen göstermiştim. O kadar güçsüz gözükemezdim

 

"Ne seni üzmek nede onu üzmek istiyorum... ama beni asla kabul etmeyecek babası olarak..." şunu öğrendiğim andan itibaren aklımda dönen 2 düşünce buydu. Minjinin beni isteyip istemeyeceğinden o kadar çok korkuyordum ki

 

"Bunu öğrendiğinde benden nefret ederse ne yapacağım? Ben onun için her şeyi yaparım ama ya beni istemezse?.."

 

"Minji seni çok seviyor Minho. Bu basit bir şey değil biliyorum ama..." Jisung da susmuştu. Yaptığım hatanın bedeli bu kadar ağır olmak zorunda mıydı?..

 

Göz yaşlarımı sildim hızlıca. Daha fazla ağlayarak zaman kaybedemezdim

 

"Ne olursa olsun düzelteceğim. Ben güçlü bir baba olacağım onun için" Jisung bana bakıp gülümsedi ve göz yaşımı silip yanağımı öptü yavaşça

 

"Sana güveniyorum. Hadi git yüzünü yıka önce" başımla onaylayıp banyoya doğru ilerledim. Bir kaç kez yüzüme su çarptıktan sonra biraz daha orda kalıp zihnimi temizlemeye çalıştım. Nefes alış verişim bile bozulmuştu. Korku öyle bir sarıyordu ki vücudumu.

 

Yüzümü havluyla durularken bir anda bir kapı çarpma sesi ve yüksek sesli küfürler duymaya başladığımda şokla olduğum yere çakılmıştım. Kendime geldiğimde hemen oturma odasına koşmaya başladım

 

"NEREDE O PİÇ!?" Chanın sesini duyduğumda daha da hızlandım. Tabiki de benden bahsediyordu. Oturma odasına girdimde. Jisungu duvarla arasına sıkıştırıp yumruğunu kaldırdığını görünce koşarak Chanın üzerine atlayarak bir yumruk attım. Chan sendeleyerek geriledi. Beni görünce daha da sinirlenmişti sanki

 

"NE İŞİN VAR SENİN BURADA BU SAATTE EŞİMİN YANINDA PİÇ!?"

 

"Chan dur!" Jisungun bağırmasını umursamamıştı bile

 

"Ne kadar yüzsün bir adamsın sen ya?" Chan üzerime yürüyüp konuşmaya başlayınca gerilemedim. Ondan korkmuyordum

 

"Terk ettiğin kızına acıtasyon yapmaya mı geldin? Aklınca kandıracak mısın onu!?" Şaşkınlıkla açıldı gözlerim. Öğrenmiş miydi?

 

"Gerçekten şaka gibisin Minho. ÇIK GİT EVİMDEN!"

 

"Hiç bir yere gitmiyorum. Ailemi bir daha asla senin eline bırakmayacağım, Chan."

 

"Hala aile diyor" Chan sinir olduğunu belli eden bir şekilde kıkırdamaya başladı

 

"NE AİLESİ MİNHO NE AİLESİ!? JİSUNGU KULLANIP ATMIŞSIN. ŞİMDİ Mİ AKLINA GELDİ AİLEN!? ŞİMDİ Mİ AKLINA GELDİ KIZIN!? Sen onları hak etmiyorsun. Anladın mı? SEN. MİNJİYE. BABA OLAMAZSIN!" Kendime engel olamayıp ona yumruk atmaya başladım. Birbirimizi yumruklarken Jisung durmamız için bağırıyordu ama umrumda değildi. Benim hakkımda boş boş konuşmaya hakkı yoktu

 

"O kadar iğrenç bir insansın ki, Minji senin öz babası olduğunu öğrendiğinde nefret edecek senden!"

 

"Kes sesini artık kes!" Chanı öyle sert yumurukladım ki sendeleyip yere düşmüştü. Vakit kaybetmeden üzerine çıkıp tekrar yumruklamaya devam ettim

 

"SEN ÇOK MU İYİ BABAYDIN!? ONA O KADAR FAZLA TRAVMA BIRAKMIŞSIN VE HALA KONUŞUYORSUN!?"

 

"BEN İYİ BİR BABA OLMAK ZORUNDA DEĞİLDİM. O BENIM KIZIM DEĞIL. AMA SENİN ÖZ KIZINDI MİNHO" Tekrar sert bir yumruk attım suratına. Ağzı yüzü kan içindeydi. Benim de pek bir farkım yoktu gerçi

 

"Sen ona babalık bile yapamadın, Minho. 5 yıl boyunca o benimleydi. Seni hiç tanımadı! Aptal bir eğitmensin sen sadece! Sen baba olamazsın Minho! Minji seni istemeyecek! O benim kızım!" Belime sarılan bir çift kol ile kendime gelebilmiştim. Jisung ağlayarak durmam için yalvarıyordu. Chanın kıpırdamaya bile mecali olmadığını görünce durdum. Gözüm gerçekten dönmüştü

 

Elime bulaşan kanı üzerime silip Jisungun elini tuttum sakinleşebilmesi için. O kadar çok titriyordu ki.

 

"Acınasısın, Minho"

 

"Geçmişi bilip bilmeden konuşma bir daha. " bir anda kulaklarıma dolan Jisungun sesinin dışındaki hıçkırıkla başımı sese doğru çevirdim. Kapının önünde elindeki bebeğine sarılarak ağlayan Minjiyi görünce içimde öyle büyük bir boşluk açılmıştı ki

 

Hayır... lütfen duymamış ol...

 

"Minji?.." Minji bana bakarak hıçkırıklarıyla ağlamaya devam ediyordu. O kadar derin düşünceleri vardı ki, buradan bile okuyabiliyordum

 

Jisung bana sarılmayı bırakıp Minjinin yanına gitmeye çalıştı ama Minji her yaklaştığında adım adım geri gidiyordu

 

"Bunlar doğru mu?.." Minji en sonunda konuştuğunda göz yaşlarını elinin tersiyle silip doğrudan benim gözlerime bakmaya başladı. Yutkundum. Ne diyecektim ki?

 

"Minji ben..."

 

"Bunca zamandır sana güvenmemi b-bu yüzden mi s-söyledin?.."

 

"Minji yemin ederim bende bunu yeni yeni öğrendim..." ayağa kalkıp Minjiye yaklaştım yavaşça. O ise bana o kadar kırgın bakıyordu ki kendimi tam burada öldürmek istemiştim

 

"Yalan söylüyor Minji. O seni bana bırakıp gitti. O hem seni hemde babanı terk etti. Şimdi ise vicdan azabı çekiyor" Chanın konuşmasıyla Minjinin titremeye başladığını görünce onu tutmak için elimi uzattım ama o geri çekilince elim havada kalmıştı

 

"Susun lütfen..." minjinin sesi o kadar güçsüz çıkıyordu ki

 

"Minji ben asla seni kandırmadım. Seni ilk gördüğümde tanımıyordum bile. Gerçekten. Tavşan sözü veriyorum sana..."

 

"Hayır Minji! Sana hep kimseye güvenme dedim. O seni kandırıyor! Tekrar da kanıracak."

 

"SUSUM DEDİM" Minji bebeğine daha çok sarılıp yere bakmaya başlamıştı. Ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. O kadar hazırlıksız yakalanmıştım ki

 

Minji bir anda koşmaya başlayınca peşinden koşup yetişmeye çalıştım. Açık dış kapıdan çıktığında daha da hızlandım onu tutabilmek için

 

"Minii dur!"

 

Jisung da peşimden koşturuyordu. Minji hiç düşünmeden yola çıktığında endişe tüm vücudumu kaplamıştı bile. Kalbim deli gibi atıyordu korkudan. Minji yola atlayınca hızlıca onu tutmuştum.

 

O anda kulağıma dolan Jisungun çığlığı, hemen ardından ise yüksek sesli korna sesiyle o an aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Zamanım kısıtlıydı. Minjiyi hızla kaldırıma ittiğim anda kafamı çevirmeye bile zamanım kalmamıştı. Korna çalan arabadan kaçamamıştım

 

-Jisungdan-

 

Çığlık atmaktan boğazım yırtılmıştı Minji yola atladığından beri. Üzerlerine doğru hızla gelen arabayı gördüğümde ise hayatla olan bağım kesilmişti sanki

 

"MİNHO ÇEKİLİN YOLDAN!" Son gücümle çığlık çığlığa bağırıyordum. Deli gibi korkuyordum bir şey olmasından.

 

Her şey 1 saniye içinde olmuştu. Minho Minjiyi kaldırıma ittirdiği anda araba hızla Minhoya çarpmıştı. Bir kaç saniye şoktan kılırdayamamıştım bile. İçimden bir ip tam şu anda kopmuştu bile

 

"Hayır hayır hayır!" Koşarak yolun ortasına, Minhonun yanına gittim. Kanlar içindeki bedenini gördüğüm anda göz yaşlarım ikiye katlanmıştı. Hiç bir şeyi umursamadan sıkıca sarıldım kanlar içindeki beyaz tenine

 

"H-HAYIR" çığılklarım yüzünden insanlar etrafımıza toplanmıştı. Trafik tamamen durmuştu ve ben yolun ortasında sarıldığım kanlı bedenle beraber ağlıyordum. Bu kadar mı imkansızdı bizim aşkımız?..

 

"K-kapatma gözlerini yalvarırım... Minho aç gözlerini!" Minhonun ağzından oluk oluk kan akıyordu. Asla kıpırdayacak halde değildi ve bunu görmek canımı daha çok acıtıyordu

 

Titreyen elini benim elimin üzerine koydu. Elimi sıkıca tutacak kadar gücü yoktu. Deli gibi ağlayıp yardım çığlıkları atıyordum. Kalbim hiç atmadığı kadar hızlı atıyordu korkudan

 

"Jis..."

 

"Korkma Minho buradayım. Sakın korkma bir şey olmayacak. Ama yalvarırım kapatma gözlerini lütfen... yalvarırım sana..." göz yaşlarım çağresizlikle akmaya devam ediyordu

 

"Minji-" tekrar kan kustu

 

"Minji... sana emanet biriciğim..."

 

"Minho hayır!"

 

"Hayatınızda yer almayı çok istedim... tutamadığım sözler için beni affet bal bebeğim..." minhonun gözleri gittikçe daha fazla kapanıyordu. Bilinci de onunla birlikte kapanıyordu. Benimde bir o kadar hayatla bağım kopuyordu

 

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum kollarımın arasındaki Minhoya bakarken. Bir anda elimi tuttugu eli boşluğa düşünce nefesim kesilmiş gibi hissettim. Hıçkırıklarım asla dinmeden ağlıyordum ona sarılırken. Üzerime onun kanı her bulaştığında dünyadan soyutlanıyordum sanki

 

Kimsenin sesini duyamıyordum. Tek duymak istediğim şey Minhonun sesiydi ama o hareket bile etmeden kollarımın arasında öylece yatıyordu. Nabzını kontrol ettim. Yaşadığına dair kendime bir kanıt aradım. Hazır değildim. Onu bulmuşken kaybetmekten deli gibi korkuyorken bunu yapmaya hazır değildim.

 

Ve ben çağresizliğin tanımını şu an anlamıştım, kollarımda yaşadığını umut ederek yatan sevgilimin kanlı bedenine sarılarak ağlarken. Varlığına inanmadığım tanrıya yalvararak dua ederken iliklerime kadar hissetmiştim çağresizliği. Tek bir nefesini hissedebilmek için çırpınırken anlamıştım çağresizliğin ne olduğunu

 

Ve çağresizliğin ne kadar iğrenç olduğunu tekrar sonuna kadar hissetmek zorunda kalmıştım. Şu anda ambulansın sireni yerine Minhonun sesini dinlemek için her şeyi yapabilirdim...

 

...

 

Hastane kapısında çağresizce yere oturmuş ağlamaya devam ediyordum elimdeki Minhonun kanının bulaşmış olduğu bebekle. Koltuğa oturmaya bile layık görmüyordum şu anda kendimi

 

Kimse yoktu yanımda. Ben yanlızlığıma mahkum etmiştim kendimi. Kimseyle konuşmaya cesaretim yoktu. Daha ben bile bir şey bilmiyorken insanlara ne anlatabilirdim ki zaten?

 

Tanrım sana yalvarırım Minhoya bir şey olmasın. Yalvarırım... Onu yeni bulmuşken tekrar benden alma onu yalvarırım sana. Sadece yaşadığını bilsem bile bana yeter lütfen... yalvarırım... Nefes aldığını bilmek istiyorum... İyi olduğunu görmek istiyorum yalvarırım...

 

Gözlerimin içi acıyordu. Ne kadar süredir buradaydım bilmiyorum. Her saniye bana sanki bir seneymiş gibi geliyordu. Tam olarak bir işkence çekiyordum. Bedenim hiç durmadan titriyordu. Soguktan değildi, bunu adım kadar iyi biliyordum. Onun yokluğu vücudumu titretiyordu

 

Kulaklarıma dolan koşma ve ağlama seslerini duyduğumda göz ucuyla baktım sadece. Koşarak bu tarafa gelen Sullyoonu görünce yutkunmuştum istemsizce. O kadar güçlü ağlıyordu ki önünü bile görmediğine dair yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.

 

Hemen arkasından koşarak gelen Hyunjin, Ni-Ki ve Momoyu görünce oturduğum yerde küçülmüştüm resmen. Ne diyecektim ki?..

 

"Minho!.." Sullyoon yoğunbakımın kapısının önüne geldiğinde Hyunjin onu tutup geri çekmişti zorlukla. O kadar çırpınmasına rağmen kurtulamamıştı elinden

 

"Sullyoon dur! Giremezsin oraya!" Hyunjin onu tutmakta zorlanıyordu ama yinede bırakmıyordu. Sullyoonla göz göze geldiğmizde koşarak yanıma geldi. Gözleri bende umut arıyordu. Ama bilmiyordu ki bende ufacık bir umut ışığına muhtaçtım

 

"Ne oldu ona!? Jisung ne oluyor!?"

 

"A-araba çarptı" diyebildim sadece. Sulyoonun gozündeki umut ışıkları anında sönmüştü

 

"Ne"

 

"A-ameliyatda şu anda... bacağında ve o-omurgasında kırıklar varmış..." Sullyoon sanki boşluğa düşmüş gibi gözlerimin içine baktı sessizce. Sonra sanki çıldırmış gibi üzerime yürümeye başladı

 

"Senin yüzünden" sıkıca yakamdan tuttu. Beni bırakması için çabalamadım bile. Buna gücüm yoktu

 

"HEPSİ SENİN YÜZÜNDEN!" Sullyoon ağlayarak başımda bana bağırırken ona tepki veremiyordum. Ağlamaktan gözlerim kurumuştu artık. Tek istediğim onu görebilmekti

 

"Sullyoon..."

 

"HEPSİ SENİN YÜZÜNDEN!? YA ONA BİR ŞEY OLURSA!? YA KALICI BİR HASAR ALIRSA NE OLACAK JİSUNG!? SENİN YÜZÜNDEN ZATEN ODAKLANAMIYORDU, ŞİMDİ BİRDE KALICI BİR HASAR ALDIYSA NE OLACAK HE!? ADAMIN TÜN HAYATINI BİTİRDİN AMK"

 

"Sullyoon sakin ol. Jisungun suçu yok" Ni-Ki konuşurken Sullyoonu benden uzaklaştırdı. Ama sözleriyle bendeki yarayı çoktan çizmişti bile

 

Minhonun odasına koşarak giren hemşirelerle zihnim tüm sesleri susturmuştu. Korku tüm bedenimi tekrar sararken tekrar yere çöktüm sessizce ağlarken. Yalvarırım iyi olsun... lütfen...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 15.05.2025 18:07 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...