
-Jisungdan-
Bağzı zamanlar varmış, insanın beklemekten ve umut etmekten başka hiç bir şey yapamadığı zamanlar. Pek çoğu insan belirsizlik içinde boğulur ve neredeyse hepsi bundan nefret eder. Hep bir çıkış yolu arar kendine. Ya da kendini avutmayı öğrenir. Zorluklarla başa çıkmayı öğrenmek zorunda kalan bir insan hiç bir zaman güçlü olmaz. Sadece bir sonraki alacağı yaraya dayanamayacağını bildiği için çok güçlü bir maske takar
Ama o maske, gerçek duygular hissedilmeye başlanıldığında yavaş yavaş yok olmaya başlar. Ne hissettiklerini saklayabilirsin ne de yaşadıklarını. Hepsi birer gün yüzü gibi ortaya çıkar. En zoru ise buna asla engel olamamak olur.
O güçlü görünen çocuk bir gün birine gerçekten güvendiğinde, onun yanında rahat hissettiğinde, gerçekten mutlu olduğunda o maskeyi -her ne kadar korksa da- çıkartıp bir köşeye fırlatır. Gerçek aşkı onda hisseder. Ve bir süre sonra ne olur biliyor musunuz?
O küçük çocuk yavaş yavaş her şeyi ile ona öyle sıkı bağlanır ki, bir daha asla kopmayacakmış gibi hisseder. O kopartsa bile ben kopamam diye düşünür. Ve öyle de olur
Ama iki ruhun birbirine bağlanmasıyla bağzı şeylerin önüne geçilmez. Masallarda ve hikayelerde hep ruh ikizlerinden bahsedilir değil mi? Prens onca kişinin arasından sanki eliyle koymuş gibi bulur prensesini. Zengin olması ve ya çok fakir olması da değiştirmez bu durumu. Çünkü ruhlar birbirine bir kez bağlanırsa, dikiş tutmaz bile aralarındaki bağı koparamaz
Hep çok düşünmüştüm. Minhoyla tanışmamız benim için tanrının bir lütfuydu. Eğer okula nakil gelmeseydim ve o gün Minhoyla hiç karşılaşmasaydım, yine de bulur muyduk birbirimizi?
Kaderlerimiz doğduğumuz anda yazılır derler. Hatta bağzı inançlar var olmadan önce yazıldığını ve doğmadan önce bize bir seçim hakkı verildiğini söyler. Eğer bu gerçekse ve ben bu hayatı bunca şeye rağmen yaşamayı seçtiysem bunun sebebi Minho muydu?
Kadere inanmazdım, ta ki Minjinin eğitmeninin Minho olduğunu öğrenene kadar. Hep bir umut vardı içimde onu bulacağıma dair. Mutlu olur muyduk emin değildim. Ama içmimdeki his onu unutmama asla izin vermemişti koskoca 5 yılda
Bu benim enayiliğim miydi yoksa biz gerçekten birbirimize mi aittik tartışılırdı. Ama hayat onca şeyden sonra Minhoyu tekrar karşıma çıkarttıysa bu bizim için gerçekten bir şanstı.
Şansa inanan kişilerin hayatta başka hiç bir şansı kalmadığı için kendilerini ayakta tutmaya yardım eden saçma bir inanç olduğunu düşünürdüm Minhoyu tekrar bulduğum güne kadar.
Paranın veya kuvvetin işe yaramadığı bir anda en fazla ne yapabilirsin ki? Hiç bir şey. Koca bir hiç. Sadece istediğin şeyin olmasını dilersin. Ağlayarak istersin ve ya yalvararak. İnsanoğlu aç gözlüdür. Bir şeyi isterse onu almadan durmaz. Bu basit veya zor bir şey olsun, hiç bir fark yaratmaz.
Kaç saattir ameliyatta olan Minhoyu bekliyordum hala kapının önünde. O kadar çok kırığı vardı ki doktorlar hala ameliyatı bitirememişti.
Tekrar tekrar düşünüyorum. Kader bizi tekrar o kursta birleştirdiyse bize bir şans daha veremezmiydi? Şans bir kerecik daha bizimle olamazmıydı? Eğer kaderimdeki adam gerçekten Minhoysa bizi ayırması haksızlık değilmiydi ki?
Her odadan çıkan hemşireden durumunu öğrenmek için yalvarırken, onu kaybetmeye bu kadar hazır değilken onu benden alacak kadar acımasızmıydı hayat?
Buraya geldiğimden beri onunla yaşadığım her şey bir film şeridi gibi gözümden geçmişti. Mutlu olduğumuz anlarda takılı kalmayı o kadar çok istemiştim ki
Düşüncelerimi bölen şey telefonuma gelen bildirim sesiydi. Cebimden telefonumu çıkartacakken tam karşımda duran Sullyoonun bana bakışlarını gördüğümde korkmadım desem yalan olurdu. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Geldiğinden beri sandalyelerden birine oturup boş boş duvara bakmıştı. Ni-ki, Hyunjin ve Momo tek kelime etmemişlerdi. Sadece doktorlarla konuşup, arayan insanları bilgilendiriyorlardı
Telefonumun ekranını açtıgımda Jeonginin yazdığını görünce yutkundum. Minjiyi ona bırakmıştım hastaneye geldiğimiz gibi. Onu yalnız göndermem ne kadar doğruydu bilmiyorum ama burada Minhoyu görmesi daha kötü olurdu diye düşünüyordum.
Ona asla sinirli değildim. Bu hikayede masum olan tek kişi oydu. Babalarının hatalarına kurban gitmiş bir kız çocuğuydu. Öğrendiği şeyler ve öğrenme şekli de hiç normal değildi. Her zaman yaptığı şeyi yapmak istemişti sadece. Kaçıp gitmek.
Jeongin-Siz
Jeongin
Aç şu telefonu artık lütfen
Ölücem meraktan
Ne oldu bir anda?
Yemin ederim hiç bir şey anlamıyorum Jisung
Minji yanıma geldiğinden beri sadece ağladı
Ne sorarsam sorayım cevaplamadı
Sende çok kötüydün
Siz
Jeongin...
Sankin ol
Minjinin üstüne gitme sakın
Ne yapıyor şu an?
Jeongin
Uyuya kaldı
Ama uyuyana kadar hiç durmadan ağladı
Yemin ederim içim acıdı
Changbin bile durduramadı onu
Siz
Minji kolay atlatamayacağı bir şey öğrendi
Ve üstüne Minhoya araba çarptı
Şu an durumu cidden kötü
Saatlerdir ameliyatta
Jeongin
Minho Minjinin eğitmeni değil miydi?
O ne alaka Minjinin kötü olmasıyla
Siz
Minho Minjinin öz babası
Jeongin
NE
Siz
Sonra uzun uzun konuşalım olur mu?
Minji bunu öğrendi bir kaç saat önce
Sakın üstüne gitme
Uyanıp bizi sorarsa da baban gelince konuşacakmışsınız de
Lütfen
Sadece bunu istiyorum senden
En kısa sürede gelicem yanınıza
Jeongin
Jisung aklım almıyor söylediklerini
Benim bile aklım almıyorsa Minji...
Siz
Konuşacağız tamam mı? Söz veriyorum
Şimdi gitmem gerekiyor
Sonra görüşürüz
Jeongin
Görüşürüz...
Telefonu kapatıp tekrar cebime attım. Şarjı da bitmek üzereydi zaten. Bir anda yoğun bakımın kapıları açılınca hızla olduğum yerden ayağa kalkıp doktorun yanına gittim. Benim hareketlenmemle Sullyoon da koşmuştu yanımıza
"Minhonun durumu nasıl?.. yalvarırım kurtarın onu lütfen... iyi mi?" Ağlamaktan göz yaşlarım tükenmiş şekilde son gücümle doktora bunları söyleyebildim. Duyacaklarımdan korkuyordum ama yine her zamanki gibi korkunun bana bir faydası olmuyordu
"Minho Beyin çok ağır kırıkları vardı vücudunda. Özellikle sol bacağı ve omuzlarında. Omuzlarındaki kırığı onarabildik ama bacağı için kesin bir şey söylemek zor. Uyandığındaki durumuna göre anlayacağız"
"Yani o iyi mi?" Sullyoon öne atlayıp konuştu bu sefer
"Felç kalabilme ihtimali var. Uyanmadan kesin bir şey söylemek zor ama ölmemesi bile büyük bir mucize. Elimizden geleni yapıyoruz ama dediğim gibi. Sol bacağını tekrar kullanamayabilir" Duyduklarımla resmen boşluğa düşmüş gibi hissettim. Bacaklarım beni taşımıyordu sanki
"Onu görebilir miyim?.. lütfen..."
"Kısa süreliğine izin verebilirim. Ama tek bir kişi girebilir. Onu yormamamız gerekiyor" başımla onaylayıp kimseye bakmadan hızlıca yoğun bakıma girdim. Kimseden onay bekleyemezdim şu anda
Minhonun olduğu odaya geldiğimde elimi kapı koluna uzatırken ne kadar titrediğimi görmüştüm. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım ve içeriye girip kapıyı tekrar kapattım.
Hastane yatağında yatan bedenini gördüğümde yutkundum. Hayır Jisung ağlama. Şu an olmaz
Yavaşça yanına yaklaştım. Her bir adımımda kalbim daha yavaş atıyor gibi hissediyordum. Ben ona bu kadar yakınken bir o kadar da uzaktım. En çok da bu hisden nefret ediyorum.
Yanına gelebildiğimde yavaşça elini tuttum. O kadar masum bir şekilde yatıyordu ki, rengi soluk olmasaydı sanki yorgunluktan uyuyakaldığını sanacaktım.
Canını acıtmayaya özen gösterecek şekilde tuttuğum elini sıkıca tuttum. Burada olduğumu ona hissettirmek istedim sadece. Ruhumu hissetsin, burada olduğumu bilsin istedim. Onu tekrar yalnız bırakmayacağımı en derinlerinde hissetmesini istedim.
"Minho..." çok şey söylemek isterken tek bir kelime bile söyleyemediğimiz anlar var ya hani. Tam şu anda bunu yaşıyordum bende. Derin bir nefes aldım. Sakin kalmak gerçekten çok zordu
"Burdayım sevgilim..." gözlerimin dolmasına engel olamadım. Ben güvendiğim insanın yanında güçlü maskemi takamazdım. O buna hiç izin vermemişti. Bense buna alışmıştım...
"Yanındayım... iyi olman için elimden ne geliyorsa yapacağım söz veriyorum..." yanımda duran küçük sandalyeye oturdum yavaşça. Bacaklarım beni taşıyamayacak kadar titriyordu
"Ama ne biliyor musun?.. Çok korkuyorum Minho... deli gibi korkuyorum sana zarar gelmesinden... her şey üst üste geliyor... benim sana ihtiyacım var... sensiz aşamam hiç bir şeyi sevgilim... yapamam işte... sensiz olmayı hayal bile edemiyorum ki ben..." elini okşadım yavaşça
"Minji çok korkuyor. O da hiç durmadan ağlamış biliyor musun? Seni istemeyeceğinden korktun hep. Ama o sana bir şey olmasından korktuğu için ağlamış" elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim
"Herkes dışarda seni bekliyor. Doktor çok fazla şey söyleyemedi durumunla ilgili. Beklemekten çok yoruldum Minho... seni istiyorum sadece... yine bana sarıl... elini tuttuğumda beni yine tutup kendine çek istiyorum sadece... çok mu bunlar? Çok fazla şey mi istiyorum ben?.." sanki onda bir cevap arar gibi bakıyordum yüzüne. En ufak bir hareketi bile benim için o kadar çok önemliydi ki...
Ona baktıkça yolda yatan kanlı bedenini görüyordum sanki. Hala üzerimde kanının lekeleri vardı. Sanki vücuduma değen kan tenimi yakıyordu. Ondan gelecek olan her şeye rağzıyım derken kesinlikle bundan bahsetmemiştim.
"Minho..." elini okşadım yavaşça. Bana bir tepki vermesi için yalvararak baktım gözlerine, beni görmediğini bilerek
"Hani beni tekrar bırakmayacaktın?.. söz vermiştin bana... mutlu bir aile olacaktık hani?.." göz yaşlarım damla damla Minhonun eline düştüğünde ağladığımı anlayabilmiştim. O kadar çok yorulmuştum ki artık. Bu kadar zorluğun ve korkunun altında ezilmekten o kadar çok bıkmıştım ki.
"Tekrar gözlerinin içine bakamayacak olmaktan o kadar çok korkuyorum ki..." bacağına baktım göz ucuyla. Sol bacağının, diz kapağının biraz üzerine kadar alçıya almışlardı. Sol omuzunda da bir çeşit sargı vardı.
Sullyoonun söyledikleri zihnimde dolaşmaya başlamıştı. Ya gerçekten kalıcı bir hasar aldıysa? O zaman ne olacaktı?
Zihnim sanki benimle oynuyormuş gibi bu sefer de Minji gözümün önüne gelmişti. Çocuk öz babasının Minho olduğunu öğrendiği an birde üstüne Minhoyu kanlar içinde yatarken görmüştü.
Kapının açılma sesini duyduğumda düşüncelerimden kurtulabilmiştim. Başımı çevirdiğimde kapıda duran hemşireyi gördüğümde dışarıya çıkmam gerektiğini anlamıştım. Minhonun elini okşadım son kez ve yanağına tüy kadar hafif bir öpücük kondurmuştum.
Normalde olsa buradan çıkmamak için hastaneyi bile yıkardım. Ama şu anda düşünmem gereken bir kızım vardı. Masum bir can. Mutlu bir aile ona çok görülmüş bir kız çocuğu.
Doğduğundan beri hep içimde bir endişe olmuştu. Ona mutlu bir çocukluk yaşatamayacağımdan çok korkmuştum. Ve korktuğum başıma gelmişti. Şimdi kendi kızım ağlamayı bile bilmiyordu...
Her şey belkide düzelirdi ama Minji için her şey düzelir miydi gerçekten bilmiyordum
Titreyen bacaklarıma rağmen ayağa kalkıp yavaşça çıktım odadan. Arkama bakarsam çıkamayacağımı biliyordum.
...
Saat sabah 08.09 olmuştu. Son 5 saatin hiç yaşanmamış olmasını dilerdim sadece.
Jeonginin evinin önüne geldiğimde kapıyı çaldım. Bir kaç dakika sonra kapıyı Changbin açmıştı. Yüzümü gördüğünde şaşırdığını görünce daha da kötü hissetmiştim. O kadar kötü mü görünüyordum?
Bir şey söylemedim. Henüz ne söyleyebileceğimi bilmiyordum. Sadece içeriye girdim. Jeongin koltukda oturmuş ve dizlerini kendine çekmiş şekilde oturuyordu. Her stres olduğunda yaptığı gibi
Beni görür görmez ayağa kalktı. Bir şey söyleyecekken sanki vaz geçmiş gibi oldu. Yutkunup tekrar konuştu sonra
"Minji içeride. Bir kaç saar önce ağlayarak uyandı... bizi yanına almadı kendine geldiğininde..." başımla onayladım sessizce. Daha sonra yavaşça Minjinin olduğu odaya gittim. Kapıyı açtığımda yatakda oturup boş boş duvarı izleyen Minjiyi gördüğümde kalbimin nasıl sızladığını dile getirebilemezdim. Kendi kızımı bu hale getirdiğim için o kadar çok nefret ediyordum ki kendimden
İçeriye girdiğimde Minji hiç kıpırdamadan sadece gözleriyle bana baktı. Gözleri şişmişti ama artık ağlamıyordu. Gözlerini benden çekip tekrar duvara yönelttiğinde tüm cümleler boğazıma dizilmişti sanki. Yavaşça yanına gittim ve yatağa oturdum. En ufak bir kıpırdama bile yoktu
"Babacım..."
"Hm?" Boğazımdaki yumru konuşmamı engelliyordu sanki. Yavaşça Minjiyi tutup kucağıma aldım ve ona sıkıca sarıldım. Saçlarını öpüp okşadım minik minik. Minik kollarını belime koyup bana sarıldığında daha da sıkı sarıldım ona
"Beni çok korkuttun babacım..." Minjinin burnunu çektiğini duydum önce. Sonra ise hıçkırıklarını. Daha fazla konuşmadan sadece ona sıkıca sarıldım. Güvende hissetmesi için uğraştım bir süre
"Yolun ortasına atladığını gördüğümde delirecek gibi oldum bebeğim..." saçlarını öptüm tekrar
"Sen benim için her şeyden önemlisin... ben şimdiye kadar ne yaptıysam hep iyi olman için yaptım" benimde gözlerim doldu
"A-ama ne kadar başarabildiğimi bilmiyorum... seni mutlu etmek isterken her şeyi mahvetmişim gibi hissediyorum..." Minji başını kaldırıp bana bakmaya başladı. Nazikçe göz yaslarını sildim
"Minho oppa... yani babam?.. beni gerçekten bıraktı mı?.. beni i-istemedi mi?.." derin bir nefed aldım. Bu kadar çok şey öğrendikten sonra en azından bir kaç şey daha söylemek zorundaydım
"Minhoyla ayrıldıktan sonra ben Japonyaya taşınmıştım. O sürede hamile olduğumu fark etmiştim. Ama bağzı şeyler yüzünden geri dönemedim... senden saklamak istemezdim ama bunu bilirsen her şeyin daha kötü olacağından korkmuştum..."
"Baba..." Minji bir anda bana daha da sıkı sarıldı
"Ben gerçekten şok oldum... bunu öğrenmeyi beklemiyordum... o an ne yapacağımı şaşırdım... sadece kaçmak istemiştim. Yemin ederim yola atladığımı bile fark edemedim. Ben ona bir şey olsun istemiyordum gerçekten..."
"Hayır hayır hayır... senin suçun değil güzel kızım. Kimse bu olsun istemezdi. Senin bilerek yapmayacağını biliyorum bebeğim"
"Şimdi iyi mi?.. onu görmek istiyorum..."
"Uyutuluyor şimdi. Ama iyi. Sadece bacağını kırmış. Uyandığında kontrol edecekler tekrar"
"Baba görmek istiyorum... lütfen"
"Ziyaret saatlerinde götüreceğim tamam mı? Söz veriyorum. Ama şu an benim odağım sensin. Ben senin iyi olduğunu bilmek istiyorum bebeğim" Minjinin saçlarını okşadım yavaşça
"Bana kızdın mı?" Diye sordum bir anda. Minji başını hayır der gibi salladı
"Sana kızmadım baba. Sadece şaşırdım ben... Seni çok seviyorum" Minjinin saçlarını öptüm tekrar
"Seni çok seviyorum kızım... tüm kalbimle seviyorum... sen benim her şeyimsin...."
"Bende seni çok seviyorum baba..." Minji tekrar başını göğsüme gömüp bana sarılınca derin bir nefes verdim. Hala kafası çok karışıktı, görebiliyordum
Telefonumun çaldığını görünce elime aldım. Ni-kinin aradığını görünce hızlıca telefonu açtım
"Alo?"
"Jisung Minho uyandı!"
"Ne"
"Seni istediğini söylüyor gelen herkese. Hemen hastaneye gel hadi!"
"Geliyorum tamam. Bekleyin beni!" Telefonu kapattım hızlıca. Minji meraklı gözlerle bana bakıyordu
"Hadi bakalım" ayağa kalktım Minji kucağımdayken
"Hastaneye gitmemiz gerekiyormuş" Minji beni başıyla onaylayınca beraber dışarıya çıktık. Jeongin ve Changbine durumu kısaca anlattıkdan sonra hızlıca evden çıktım Minjiyle beraber
İşte her şey şimdi başlıyordu. Bundan sonra hikayemiz ya mutlu olacaktı ya da en kötü sonlardan biriyle bitecekti. Tekrar bir şans edinme hakkımız yoktu
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.09k Okunma |
733 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |