10. Bölüm

○•☆Tavşan sözü verebilir miyim☆°○

Minho
minhoss_lee

-Minhodan-

 

Oturma odasında, yanımda oturan Minjiyle beraber Jisungun mutfaktan kurabiye getirmesini bekliyordum. Gitmek istemiştim aslında ama ne Minji ne de Jisungun gözleri buna izin vermemişi.

 

Minji, heyecanlı heyecanlı izleyeceği "Moana" animasyonunu anlatırken onun beğenebileceği tepkiler vermeye çalışıyordum. O kadar çok heyecanlı anlatıyordu ki sebebini cidden anlayamamıştım. Tahminimce bir çok kez izlemişti.

 

Jisung elindeki kurabiye ve süt bardağı olan tepsiyle oturma odasına girince Minji heyecanlı bir şekilde ellerini çırptı ve ayağa kalkıp sehpalardan birini alıp koltuğun önüne koydu ve tam da önüne oturdu. Jisung da Minjinin diğer tarafına oturup kurabiyeleri bıraktı sehpaya

 

"Teşekkür ederim babaaa. Çok güzel görünüyor"

 

"Afiyet olsun bebeğim"

 

Minji eline aldığı kurabiyeyi yerken, Jisung eline televizyonun kumandasını almıştı

 

"Yine aynısı mı babacım?"

 

"Evettt! Moana istiyorumm" Jisung başıyla onaylayıp moanayı açarken Minji başını koluma yaslayıp bana bakmaya başladı tatlı tatlı

 

"Gitmediğin için teşekkür ederim oppaa. Burada olduğun için gerçekten çok mutluyummm"

 

"Nedenmiş bakalım bu mutluluğun. Bir şey yapmadım ki?"

 

"Hayır, benimle film izlemeyi kabul ettin başka ne yapacaksın ki? Artık izlediğim şeyleri anlatabileceğim biri daha varr" Minjinin bir anda yüzü düştü fark edilir bir şekilde

 

"Chan babam benimle hiç böyle şeyler yapmıyor... hep çok meşgul..." Yutkundum. Kendi kızım karşımda duruyordu ve tamamen yalanın üzerine kurulmuş bir hayatta acı çekiyordu. Her şeyi kaldırabilirdim ama bunu gerçekten kaldırabilecek güçte değildim. Minjinin söyledikleriyle Jisungla göz göze gelmiştik. O da kırgın gözlerle bakıyordu bana

 

"Ben her zaman buradayım. Her istediğin zaman seninle film izleyebilirim hemm. Hatta başka bir şey istersen de yapabilirim" Minjiyi tutup sıkıca sarıldım. O da bana sarılıyordu. Ah bir anlatabilsem sana her şeyi... ah bir anlatabilsem...

 

"Çok seviyorum seni oppa. İyi ki varsın gerçekten" boğazım düğümleniyordu. Minji konuştukça kalbime hançerler saplanıyordu sanki.

 

"Hadi ye bakalım kurabiyelerini ufaklık" Minjiyi rahatça koltuğa oturttukdan sonra eline kurabiyesini verdim. Minji kurabiyeyi yiyip filmini izlerken aklımda sadece söyledikleri dolaşıyordu. Jisunga baktığımda onunda bana baktığını görünce bir süre göz temasını kesemedim

 

Jisungun gözlerinde anlaşılabilir derecede çok büyük bir kırgınlık vardı. Ama aynı zamanda umut da parlıyordu bir yandan. Belkide Minjinin beni sevmesinden umutlanıyordu bilmiyorum. Ama o gözlerindeki son umut ışığını söndürmek istemiyordum.

 

...

 

Bir süre sonra dizime yatan Minjinin saçlarıyla oynarken bir anda omzumda hissettiğim ağırlıkla yavaşça başımı çevirdim. Jisung uyuyakalmıştı. Gülümsedim istemsizce. Uyurken istemsizce şişirdiği yanaklarıyla o kadar tatlıydı ki... Yavaşça ayağa kalktım. Minji de bana bakıyordu meraklı şekilde

 

"Baban uyuya kalmış. Bekle hemen yatırıp geri dönücem tamam mı?" Minji başıyla onayladıktan sonra Jisungu tutup kucağıma aldım ve yatak odasına doğru ilerledim. Uykulu haliyle bana daha da sokulunca gülümsemeden edemedim. Hala aynıydı her şeyi...

 

Odaya girince yavaşça yatağa yatırdım Jisungu ve üzerini örtüp odadan çıktım. Oturma odasına tekrar geri döndüğümde Minjinin gözlerini ovduğunu görünce kıkırdadım ve yanına oturdum

 

"Uyumayı düşünmüyor musun prenses? Saat 03.00 olacak neredeyse"

 

"Uykum yok kiii"

 

"Gözlerinden uyku akıyor resmen ama. Emin misin uykun olmadığından?" Minji bana cevap verecekken esneyince sözüne başlayamamıştı. Kendime engel olamayıp güldüm. Gerçekten Jisungun kopyası gibiydi. Minjiyi tutup kucağıma aldım ve ayağa kalktım odasına ilerlemek için

 

"Hadi uyu artık. Çok geç oldu. Gözlerin acıyacak yoksa"

 

"Ama istemiyorum..." Bunu söylerken bile başını göğsüme yaslamıştı ama uyumamak için direniyordu minik bedeni

 

"Neden istemiyorsun?"

 

"Ben uyursam sen gideceksin çünkü..."

 

"Ama artık gitmem gerekiyor prenses. Hem sabah Chan baban yanına gelicek. Bende kursa gidicem. Baban da uyudu bak. Hadi sende uyu artık"

 

"İstemiyorum..." Minji bana daha sıkı tutunurken inat etmeye devam etti

 

"Oppa gitmeni istemiyorum... lütfen... gitme..." Sessizce nefes verdim. Minjinin odasına girince onu yatağına yatırdım ve üzerini örttüm yavaşça. Sabah Chan gelecek olursa ve beni burada görürse ne olur kestiremiyordum.

 

"Sonra tekrar geleceğim tamam mı? Söz veriyorum sana yine geleceğim"

 

"Neden hepiniz gitmek istiyorsunuz yanından?.. Ben iyi bir kız değil miyim?.." Minjinin gözleri dolmaya başlayınca elerini tuttum ve okşamaya başladım minik elleri

 

"Hayır tabikide asla öyle bir şey yok. Sadece sabah işe gitmek zorundayım. Hem sende sabah kursa geleceksin. Yani birbirimizi göreceğiz tekrar"

 

"Oppa... tavşan sırrı verebilir miyim?"

 

"Söyle bakalım hadi. Dinliyorum seni" Minji ilk başta sessiz kalmıştı. Yatağından çıkıp kucağıma geldi ve bana sıkıca sarıldı önce.

 

"Bir kaç gün önce Chan babamla beraber dışarı çıkmışık... o gün bana Jisung babamla kavga ettiklerini söyledi... yine kavga etmişler. Hep kavga ediyorlar... korkuyorum..." Minjinin saçlarını okşadım yavaş yavaş. O da bu yüzden daha çok sokuldu bana

 

"Ya gerçekten ayrılırlarsa?.. o zaman ikisi de gidecek mi? Tamam belkide Chan babamı hep görmüyorum ama yinede o benim babam... beni bırakmak zorunda mı?.."

 

"Minji..." Minjinin ağladığını gördükçe içim titriyordu. Lanet ediyordum her şeye gözlerinden akan her bir yaş için. O beni gerçekten affetmeyecekti. Bunu bilmek ise asıl canımı yakan şeydi zaten.

 

Minjinin yüzünü avuçlarımın arasına alıp göz yaşlarını sildim nazikçe. Kızarmış, uykulu ve yorgun bakan gözleri; ağladığı için kızaran burnu. Çok tatlıydı ama ağlama sebebi küçükcük bir çocuk için hiç de tatlı değildi

 

"Minji, bana bak bebeğim. Bağzen ailelerin arasında kötü şeyler olabilir. Kimse olsun istemez ama bağzen durum böyle olabiliyor prensesim... Ama yinede ikisinin de seni bırakmayacağına eminim. Korkma tamam mı? Asla yanlız kalmayacaksın. Kimse olmasa bile Jisung baban ve ben olacağım. Söz veriyorum sana tamam mı?" Serçe parmağımı uzattım yavaşça. Minji de serçe parmağını uzatıp parmaklarımızı birleştirdi

 

"Söz mü, oppa?"

 

"Söz veriyorum, prensesim. Tavşan sözü"

 

Minji, başını yavaşça tekrar göğsüme koydu. Yavaşça saçlarını öptüm ve onu yatağına yatırdım. Yatağında oturmaya devam ederken saçlarını okşadım biraz daha rahatlayabilmesi için

 

"Şimdi hemen uyu, tamam mı? Sabah kursta uykulu olursan dans etmekte zorlanırsın yoksa. Hem unuttun mu? Yarından sonra hep beraber busana gideceğiz. İki babanda hazırlandığımız gösteride seni desteklemek için orada olacak. İyice dinlenmelisin o yüzden" Minji beni başıyla onayladıktan sonra battaniyeye iyice sokulup gözlerini kapattı.

 

"İkisi de orada olacak... destekleyecekler beni... değil mi oppa?"

 

"Evett. Ve bende aynı onlar gibi orada olup en büyük destekçin olacağım" 2 gün sonra bir gösteri olacağı için busana gidecektik kpop kids ekibimle beraber. 1 gün orada bir otelde kalıp, sonraki gün sabah gösteriyi sunacak, ardından bir kaç etkinlik yapıp seule geri dönecektik.

 

Minji biraz daha teselli olmuş gibi bana bakıp gülümseyince bende ona gülümsedim. Daha sonra zaten yorgunluktan uyuya kalmışı

 

Yavaşça ayağa kalkıp çıktım odadan. Ah biricik kızım benim... kurtaracağım seni... söz veriyorum bir daha yaşatmayacağım sana bunları, kızım. Tavşan sözü...

 

Dalgın dalgın kolidorda yürürken Jisungun odasının önünde adımlarım durmuştu. Adımlarımı odaya doğru yöneltip kapıyı açtım sessiz olmaya özen göstererek. Hala uyuyordu.

 

Yanına yaklaşıp yatağın yanına, yere oturdum yavaşça. Ona yaklaşmak için olan cesaretim her seferinde resmen yok olmaya yüz tutuyordu. Pişmanlık ve hatalarımın altında ezilmekten ölmek üzereydim.

 

Jisungun elini tuttum ve baş parmağıma okşamaya başladım. Gözlerimden bir parça yaş yatağa düşünce elimin tersiyle sildim göz yaşlarımı. Ağlamayacaktım. Umutsuz değildim. Verdiğim sözlere tutunarak bulacaktım kurtuluş yolumuzu. Bu yüzden ağlamak için zamanım yoktu.

 

Ayağa kalkıp son bir kez baktım Jisunga. Hala ellerimizi ayırmamıştım. Bırakmak istemiyordum ki...

 

"İyi geceler, güzelim" diyerek fısıldadım sessizce ve ellerimizi ayırıp çıktım odadan. Bir parçamı o evde bırakarak gittim. Ağlamak için hazır olan gözlerimi zorlayarak gittim. Bir çok düşüncenin içinde boğularak çıktım o evden. Yapmam gereken çok şey vardı gerçekten

 

-Jisungdan-

 

Sabah gözlerimi açılıp kapanan dolap kapakları yüzünden açmıştım. Zorlukla açtığım gözlerimle etrafa bakarken Chanın bir çantaya bir kaç kıtafet yerleştirdiğini görünce anlam verememiş gibi ona bakmaya başladım.

 

"Chan?"

 

"Günaydın güzelim"

 

"Ne yapıyorsun sen? Neden eşyalarını topluyorsun?" Ellerimle gözlerimi ovarken oturur pozisyona geldim yatakda

 

"Japonyaya döneceğim 5 günlüğüne. Her şey çok ani gelişti haber veremedim kusura bakma. Babamı biliyorsun. Ani işlerini-"

 

"İyi git"

 

"Ne"

 

"Git işte? Gitme desem beni dinleyecek misin sanki?"

 

"Neden sinirlendin durduk yere?"

 

"3 gün sonrası için planlarında bir şey varmıydı bir düşün bakalım"

 

"Minjinin kursdaki gezisi mi? Alt tarafı busan'a gidip geleceksiniz. Ben olmasam da olur. Ayrıca ona yarından sonra gitmeyecek miydiniz?"

 

"Odunun tekisin, Chan"

 

"Ne var 3 gün sonra?"

 

"Hiç bir şey. İyi seyahatler dilerim" daha fazla bir şey söylemeden ebevyn banyosuna girip kapıyı kilitledim arkamdan. Bir kaç dakika sonra kapı açılıp kapanma seslerini duyunca sinirden nefes alış verişlerim bile değişmişti sanki.

 

Neyi bekliyordum ki zaten. Doğum günümü hatırlamasını falan mı? Hiç bir zaman hatırlamamıştı ki. Her zaman attığım storylerle hatırlayıp bana sadece bir mesaj atıyordu. Ben ne beklemiştim ki?

 

Tuvaletten çıkıp hızlıca hazırlandım. Minjiyi kursa bırakacaktım nasılsa. Saçlarımı taradıktan sonra Minjinin odasına girdim. Çoktan uyanıp dolabının önüne geçmişti bile hazırlanmak için. Bu çocuk neden bu kadar enerjik diye düşünüyordum sadece dün gece Minhonun söyledikleriyle umutlanmış küçük bir çocuk enerjisi olduğunu bilmeden.

 

"Günaydın babacımmm"

 

"Günaydın babaaa!" Minjinin yanına geçip eline aldığı kıtafetlere baktım. Etek-crop takımıydı

 

"Hadi giyin bakalım. Saçlarını toparlıyayım bende" Minji beni başıyla onayladı ve giyinmeye başladı. Bende dolabından tokalarını çıkartıp aynalı masasının önüne tarak ve tokalarını koydum. Minji giyinince hemen pufuna oturdu ve bende saçlarını yapmaya başladım

 

"Babam nerede? Hala gelmedi mi işten? Daha onunla beraber valiz hazırlıycaz busana gitmek içinn" Minjinin heyecandan gözlerinin parladığını görünce sözcükler boğazıma takıldı sanki. Ne kadar üzüleceğini şimdiden görebiliyordum

 

"Minji... babacım Chan baban gelmeyecek bizimle"

 

"Ne"

 

"Az önce çıktı evden. Japonyaya gitmesi gerekiyormuş işi için..."

 

"Yine mi?.." Minjinin dolmuş olan gözlerini görünce içim parçalanmaya başladı. Yine aynı şey. Veda etmeye yüzü bile yoktu.

 

"Hadi amaa. Birlikte çok eğleneceğiz biz. Gösterinde seni herkesden daha çok alkışlayacağım tamam mı? Her zamanki gibi en önde ben olacağımm" onu avuttuğumun farkındaydı, Minji. Bunu artık o bile anlayabiliyordu. Ama Chan küçücük bedende ne kadar büyük bir kalp kırıklığı oluşturduğunu hala anlayamıyordu.

 

Minjinin saçlarını yarım topladıktan sonra eteğiyle aynı renkteki tokasını taktım. Daha sonra Minjiyi kucağıma alıp yanaklarını öptüm. Ağlayıp mızmızlanmak için hazır olan bir çift göz vardı karşımda. Ama Minjinin olgunluğu beni o kadar çok korkutuyordu ki, herhangi bir çocuğun ağlamaktan yerlere yatacağı şeylere bile Minji hiç bir tepki vermiyordu artık. Ve bu beni çok korkutuyordu

 

"Hadi çıkalım olur mu? Geç kalma kursa"

 

"Hmhm"

 

...

 

Minjiyle beraber kursa girdiğimizde Minji bana sarılıp her zamanki gibi gülümsedi. Bu seferki daha zor olsa da yinede gülümsedi bana ve hızlıca her zamanki sınıfına gitti. Arkasından öylece dalgın bir şekilde bakarken omuzlarımda hissettiğim kol ile kendime gelmiştim

 

"Neye bakıyorsun böyle dertli dertli? Fayansların şekli mi hoşuna gitmedi?"

 

"Minho..." Minho kötü olduğumu anlayınca benimle uğraşmayı bırakıp ciddiyetle bana döndü

 

"Jisung? Ne oldu iyi misin sen?" Başımı olumsuz anlamda salladım sessizce. O kadar çok doluydu ki aklım

 

"Minji busan gezisine Chanın gelmeyeceğini öğrendi. Morali çok bozuldu..."

 

"Siktir. Yine mi sözünü tutmadı?" Başımı olumsuz anlamda salladım yine sessizce. O kadar çok çıkmazdaydım ki

 

"Minho, Minji bunun için ağlamadı... mızmızlanmadı... gelsin diye ortalığı yıkmadı... eskiden en azından ağlıyordu artık hiç bir tepki vermiyor üzüldüğü şeylere... çok korkuyorum duyguları konsunda..."

 

"Tamam tamam sakin ol. Ben onunla konuşmaya çalışacağım düşünceleri için tamam mı?" Başımla onayladım sessizce. Minho omzumu güven veren bir şekilde tuttukdan sonra yavaşça uzaklaştı

 

"Hadi işine geç kalacaksın. Gitmelisin artık"

 

"Peki... teşekkür ederim ben. Her şey için" Minho bana sadece gülümsedi. Eskiden de hep aynısını yapardı. Ne zaman teşekkür etsem sadece gülümserdi. Bana rica etmeyeceğini, çünkü benim için yaptığı her şeyin bir zevk olduğunu söylerdi. Şimdi de aynısı oluyordu. Hayatımda yıllar sonra bile değişmeyen tek şey gerçekten Minhoydu...

 

Gülümsemesine karşılık olarak bende gülümsedim ve kursdan çıktım. İş yerine yetişmem gerekiyordu sonuçta

 

 

Bölüm : 21.04.2025 03:52 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...