
-Jisungdan-
Minjiyle beraber resmen koştura koştura hastaneye geri gelmiştik. Minhonun olduğu odanın önüne geldiğimde herkes, hatta Minhonun ailesini bile kapının önünde görünce içimdeki endişe gittikçe büyümeye devam ediyordu.
"Hyunjin!" Hyunjin benim sesimi duyduğunda bana doğru döndü. Yanlarına vardığımda resmen nefes nefese kalmıştım. Kucağımdaki Minjiyi yere indirip biraz nefeslenmeye çalıştım
"Minho... Minho nerede? Uyandı mı? Uyanık mı?"
"Sakin ol nefes al önce bi" Ni-ki yanıma gelip konuştuğunda başımla onayladım. Daha sonra cevap beklediğimi belli eden yüz ifademle Hyunjine döndüm
"Odasında. Uyandı ama yanına kimseyi almadı. Seni istiyormuş" başımla onaylayıp Minjiyi Ni-kiye bıraktıkdan sonra yavaşça içeriye girdim. Kolidorda yürüyüp Minhonun odasının önüne geldiğimde nefesimi tuttuğumu yeni fark edebiliyordum. Elimi kapı koluna uzatıp yavaşça açtım.
Minhoyu yatakda uzanırken gördüğümde resmen kalbim daralmıştı. Tekrar mı uyutulmuştu?.. Her ne kadar korksam da yavaşça yanına yaklaştım. Hiç bir tepki vermiyordu. Yavaşça yanına oturup onu izlemeye başladım. Hala nefes alıyordu. Göğsü inip kalkıyordu, bu da hala yaşadığını bana kanıtlıyordu. Sadece bu bile beni deli gibi mutlu ediyordu
"Minho... ben geldim..." hiç bir tepki yok. Her ne kadar korksam da Minhonun elini tuttum yavaşça ve ellerimizi birbirine kenetledim. Hani uyanmıştı?..
"Ağrıları artınca tekrar uyutuldu. Korkma iyi" Bir anda arkamda konuşan birini duyduğumda başımı çevirdim yavaşça. Sullyoon konuşmuştu. Başımla onayladım sessizce
"Minho uyandığında yanındaydım" Sullyoonun söyledikleriyle ona döndüm. Ne diyeceğini merak ediyordum. Gözlerine baktığımda onun da ne kadar perişan olduğunu görmüştüm. Ama sözleri kalbimi kırmıştı. Hiçbir şey bu gerçeği değiştirmezdi
"Uyanırken adını sayıklamaya başladı. Tamamen kendine geldiğinde de kimseyi yanına almadı. Ama ağrıları çok fazla olduğu için, ve kimseyi yanına almadığı için doktorlar tekrar uyutmak zorunda kaldı" başımla onayladım tekrar sessizce. Ne demem gerektiğini bilmiyordum
"Özür dilerim, Jisung"
"Ne için?"
"Sana çok fazla çıkıştım. Ben sadece çok korkmuştum... gerçekten özür dilerim... Minhonun yoğunbakıma alındığını duyduğumda ne kadar korktuğumu anlatamam bile. Beni affet lütfen..." Sullyoon benim konuşmama izin vermeden telefonunu açtı ve bana bir haber gösterdi.
"Sen bunu gecenin bir yarısı görsen ne düşünürdün? Çok korktum Jisung. Yemin ederim çok korktum. Amacım seni suçlamak değildi. Sadece herhangi bir şeyi suçlayıp sinirimi boşaltmak istedim o an..." Telefonu elime alıp haberi okumaya başladım
KoreaTV

398k beğeni❤️ 497k yorum
LEE DANCE STUDIO' nun sahibi olan ünlü dansçı Lee Minhoya, gece saatlerinde araba çarpması sonucu hastaneye kaldırılmıştır. Durumunun ağır olduğu biliniyor.
Yorumları okumaya cesaret edememiştim bile. Sullyoona baktım göz ucuyla. Eğer bunu bir gece yarısı ben görseydim resmen çıldırırdım. O yüzden onu anlayabiliyordum.
Bir anda ayağa kalkıp Sullyoon'a sıkıca sarıldım. O an görebilmiştim Minhoya ne kadar bağlı olduğunu. Onlar gerçekten abi kardeş gibiydi. Aralarındaki bağı kıskanmamın bir anlamı yoktu. Sullyoonun ağladığını fark ettiğimde saçlarını okşadım yavaşça
"Tamam sakin ol. Sana kızmıyorum. Ne hissettiğini biliyorum. Sakin ol..." Sullyoon benden biraz uzaklaşıp burnunu çekip göz yaşlarını elinin tersiyle sildi. Gülümseyip bir elimle omzunu tuttum
"Hadi gidip yüzünü yıka. Sana kızmıyorum. Tamam mı? Sorun yok. Korktuğunu biliyorum" Sullyoon sadece bana bakıp gülümsedi ve odadan çıktı.
Başından beri ikisinin arasındaki ilişkiyi çok kıskanıyordum. Minhonun ona olan ilgisi, özellikle de bana davrandığı gibi davranması çok sinirimi bozuyordu. Şu anda kadar birbirlerine olan bağlarını görememiştim sanırım.
Ben kıskansam da, çıldırsam da ne Minho ondan bir anda uzaklaşabilirdi ne de Sullyoon minhodan uzaklaşabilirdi. Bunu geç de olsa görebilmiştim. Aralarındaki abi kardeş ilişkisi beni aşardı. O kadar karışamazdım.
Yavaşça tekrar Minhonun yanına oturdum. Elini tutarken başımı yatağa koydum. Uyanana kadar yanından uzaklaşmak istemiyordum. Onu tekrar yalnız bırakmayacaktım.
"Buradayım, Minho... yanındayım... geri geldim sevgilim..." minhonun elini tutarken gözlerim kapanmaya başlıyordu yavaşça. Göz kapaklarımın ağrıdığını hissedebiliyordum. Tüm gece hiç uyumamıştım. Birde o kadar ağlamaya iyi bile dayanmıştım
Gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum ama sanki gözlerim bana inat kapanıyor gibiydi. Ellerimin arasında bir kıpırdanma hissettiğim anda gözlerim sonuna kadar açılmıştı. Başımı kaldırıp Minhonun eline baktığımda parmaklarının hareket ettiğini gördüğümde kalbimin atış hızı bile değişmişti. Minho gözlerini açıp beni gördüğünde elimi tutan eli sıkılaşmışı
"Lan ben öldüm mü?.."
"Minho! Minho iyi misin!?" Minhonun sesini tekrar duyduğum anda heyecandan delirecekmiş gibi hissetmeye başlamıştım. Tanrım çok teşekkür ederim...
-Minhodan-
Gözlerimi açar açmaz elimin üzerindeki ağırlığı hissettiğimde zorlukla parmaklarımı kıpırdattım. Tüm vücudum uyuşmuş gibi hissediyordum. Başımı çevirdiğimde yanımda duran Jisungu gördügümde ilk başta inanamamıştım.
"Lan ben öldüm mü?.." dedim zorlukla çıkan sesimle. Jisung bana endişeyle bir şeyler soruyordu ama sanki hiç bir şey düşünemiyormuş gibi hissediyordum. Ne kadar ilaç aldıysam artık vücuduma
Yavaşça oturur pozisyona gelmeye çalıştım ama sol bacağımdaki acıyla hemen bundan vaz geçtim. Acıdan dolayı yüzüm buruşmuştu.
"Minho dur artık..." Jisungun ağlamaklı cıkan sesine karşı olduğum yerde kalmıştım. Jisung konuşmama izin vermeden bir anda bana sıkıca sarılınca tüm kelimeler boğazıma sıkışmış gibi kalmıştım.
Jisung bana ağlayarak sıkıca sarılıyordu. Başını boynuma gömdüğü için nefeslerini boynumda hissedebiliyordum. Yavaşça saçlarını okşadım yüzümdeki buruklukla. En son olanları hatırlıyordum. Ama sonrası? Sonrası için aklımda hiç bir şey yoktu
"Geçti güzelim..." Jisungun saçlarına bir öpücük kondurdum nazikçe. Jisung ise her an bana daha da sıkı sarılıyordu. Hıçkıra hıçkıra bana sığınarak ağlayan bedeni iyce kendime çekip yüzünü avuçlarımın içine alıp göz yaşlarını sildim nazikçe. Uykusuzluktan göz altları morarmış, ağlamaktan gözleri küçülmüştü.
"M-minho ç-çok korktum..." hala hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu karşımda. İçinde tuttuğu her şeyi dışarıya vurmak istermiş gibi ağlıyordu
"S-seni kanlar i-içinde gördüğümde o-o kadar ç-çok korktum ki..."
"Şşttt" jisungu belinden tutup kucağıma aldım ve başını göğsüme gömmesini sağladım. Vücudu deli gibi titriyordu ağlarken. Yüzüne şefkatli öpücüklerimi bırakırken o ise bana sarılmaya devam ediyordu
"Geçti miniğim. Korkma. Bak buradayım"
"N-neden" jisung hıçkırıkları yüzünden konuşamıyordu bile.
"Neden b-bunlar o-olmak zorundaydı?.. Minho ç-çok korktum b-ben... s-seni kaybedeceğimi s-sandım.."
"Seni bırakmıyorum bebeğim. Bak iyiyim. Ağlama, göz yaşlarına dayanamıyorum." Jisungun göz yaşlarını sildikten sonra gözlerinin altını öptüm nazikçe. Çok yorgun düşmüştü bedeni. O an aklıma gelen şeyle boğazım düğümlenmiş gibi hissetmiştim. Sorup sormamak arasında gidip gelirken tüm cesaretimi toparlayıp konuşmaya başladım
"Şey... Minji? Ona ne oldu?"
"Dışarıda. Ni-ki nin yanında. Uyanmanı bekliyor"
"Ona bir şey olmadı değil mi? Ben korna sesini duyduğum anda onu ittirdim kurtulabilmesi için. Bir şey oldu mu ona?" Vücudumdaki endişe gittikçe büyürken Jisung başını olumsuz anlamda sallayınca biraz rahatlayabilmiştim
"Ona hiç bir şey olmadı. Ama minho..."
"Ama ne? Jisung korkuyorum."
"Minji seni öyle görünce çok ağladı. Çok korktu. Seni görmek istedi sürekli"
"Ne"
"Görmek ister misin onu?" Gözlerinden akan yaşa tamamen zıt olarak kıvrılan dudaklarıyla yutkundum. Minji benden nefret etmemişmiydi?..
"O benden nefret etmiyor mu?.." zorlukla konuşabilmiştim. Nefes alamıyor gibi hissediyordum
"Hayır Minho. O senin için çok endişelendi"
"Minjiyi görmek istiyorum. Jisung onu bana getir lütfen..." Jisung bana gülümseyip yavaşça kucağımdan kalktı ve odadan çıktı. Kalbim güm güm atıyordu. Hem mutluluk hem de endişe beni resmen öldürecekmiş gibi vücudumu sarmıştı. Onunla ne konuşacağımı bile bilmiyordum ama yinede konuşmak istiyordum
Kapının açılma sesiyle beraber resmen nefes almayı kesmiştim. Minjiyi gördüğüm anda ise yaşamla olan tüm bağımı kesmiştim. Minicik yüzünde olan gözlerinin ne kadar şişmiş olduğunu gördüğümde tamamen inanmıştım ağladıgına. Bir şey söylemek istiyordum ama konuşamıyordum. Sadece bana yaklaşan minik bedeni izliyordum.
Minji yanıma kadar gelip yatağa çıktı ve bir anda bana sıkıca sarıldı. Ne olduğumu şaşırmış şekilde refleks olarak sardım belini kollarımla. Ne yaptığımı bilmiyordum
"Çok korktum..." minjinin zorlukla çıkan sesini duyduğumda kalbimdeki ağrı daha da artmıştı. Jisunga baktığımda onun da nefes almadan bizi izlediğini gördüm. Derin bir nefes alıp Minjinin saçlarını okşadım
"İyiyim korkma... sen... sen iyi misin?" Ona ne demem gerekiyordu? Prensesim? Minik? Babacım..? Hayır. Ona ne demem gerektiğini bilmiyordum.
"Senin sayende iyiyim..." Minji bana iyice sokulmuştu. Bende ona sıkıca sarılırken içeriye bir anda doktor ve hemen arkasında ailemle beraber arkadaşlarım gelmişti.
Hepsinin yüzündeki endişeyi okuyabiliyordum. Özellikle onun endişesini okuyabiliyorum diyebileceğim kimse yoktu. Hepsini çok seviyordum. Hepsi de ailem gibiydi
"Minho bey nasıl hissediyorsunuz?"
"Ben... Başım ağrıyor. Ve sol ayağımın acısını hissediyorum kıpırdattığımda"
"Omzunuz?"
"Hayır. Ağrı hissetmedim"
"Sol ayak bileğinizde ciddi bir kırık var. Kontrol altına alabildik ama 1 ay boyunca çok dikkatli olmak zorundasınız. Bir kaç ilaç yazacağım. Çok fazla ağrınız olursa içebilirsiniz" doktoru başımla onayladım sessizce. O da bir kaç kontrol daha yapıp odadan çıkmıştı
Başımı çevirip Jisunga baktığımda elindeki telefonla uğraştığını fark etmiştim. Daha dikkatli baktığımda dm inin açık olduğunu görmüştüm. Bir anda ayağa kalktı. Kalkar kalkmaz göz göze gelmiştik.
"Jisung, nereye?"
"Tuvalete gideceğim" gözlerini kaçırdı. Eskiden yalan söylediğinde de bunu yapardı.
Jisungun dışarıya çıktığını görünce peşinden gidebilmek için çok fazla şey yapabilirdim. Ama ayağımdaki alçı buna izin vermiyordu
"Hyunjin, gitsene Jisungla" diye fısıldadım yanımda duran Hunjine. Başıyla onaylayıp çıkacakken bir anda Minji Hyunjinin elini tuttu
"Oppa nereye?"
"Kafetaryaya gideceğim, minik"
"Babamı yalnız bırakın"
"Neden? Nereye gitti?" İçimde saklayamadım sorumu. Endişeleniyordum ve bunu asla saklayamazdım
"Gitmesi gerek. Gelicek birazdan" daha fazla soru sormak isterdim ama sormadım.
"Lan!?" Momonun bağırışıyla hepimiz ona dönmüştük
"Momo kızım ne oldu da o kadar bağırıyorsun?" Annem benden önce konuşunca Momodan cevap bekler şekilde yüzüne bakmaya devam ettim
"Şu jisung degil mi!? Yanındaki de chan!?"
"Ne"
-Jisungdan-
"Gerçekten beni bırakacak mısın, Jisung?.. Onca şeyden sonra?.." Chan karşımda hayatım boyunca tekrar göremeyeceğim bir durgunlukta konuşuyordu. Sesi bile titriyordu.
Sabah hastaneye giderken beni aramıştı ve konuşmamız gerektiğini söylemişti. O yüzden şu anda buradaydım
"Bitirmek istiyorum, Chan. Seni sevmiyorum."
"Seni aldatan birine neden bu kadar önem veriyorsun gerçekten aklım almıyor."
"Benim kalbimde, Minho var Chan. Bizim ilişkimiz sadece bir sözleşmeydi. Ne sen bana aşıktın ne de ben sana. Sözleşme bitti ve bizim işimiz de bitti."
"Benim kalbimde de sen vardın, Jisung..."
"Chan bu aşk değil. Sen takıntılısın. Senin aşk dediğin şey bir çok kişiye hem bedenen hem de psikolojik zarar veriyor" Chan beni tutmak için elini uzattığında bir adım geriledim
"Uzatmaya gerek yok, Chan. Bitti" Chan havada kalan eline bakıp derin bir nefed alarak elini cebine attı.
"Peki." Chan elini takım elbisesinin iç cebine atıp bir zarf çıkarttı ve zarfı bana uzattı
"Ben imzalarımı attım. Yarın boşanacağız. Sadece son bir şansım varsa onu kullanmak istedim..."
"Bizim hiç bir zaman şansımız olmadı, Chan" Chan bir şey söylemek için ağzını açamamıştı bile. Boş ama çok fazla duygu içeren gözleriyle bana bakarken daha fazla bir şey söylemeden zarfı da alıp hızlıca hastaneye geri döndüm. Daha fazla devam etmeyecekti bu oyun
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.09k Okunma |
733 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |