

Öncelikle kısa bir açıklama yapacağım. Kitapdaki hamilelik olayına çok fazla taktığınız için açıklama yapıyorum. Fic omegavers tarzında bir fic. Tek fark burda fermonlar yok. Yani omegavers gibi düşünebilirsiniz. Omegaversin farklı bir versiyonu üzerinde yazıyorum.
İyi okumalar♡
Doolset_Net

sabah sabah çocuğu mu gönderdin kliniği açmaya davar @seobin
❤️56 kişi beğendi 28 yorum
seobin=sevgilimi bi doldurmadığın kalmıştı zaten🤗
-->Jeong_bin=Dolduruyo ki☺️ @seobin
-->seobin=DOST DEDIK TOST CIKTIN PUST @Doolset_Net
*25 yorum daha...*
Doolset_Net

ÇOK TATLI BİR ŞEY BU AMA🤏🏻🤏🏻
❤️69 kişi beğendi 56 yorum
Chan_Bhang=Çok şirin güzelim
Jeong_bin=BU KÜÇÜK YARATIK HER YERİMİ ÇİZDİ NASI ŞİRİN AQ
-->Doolset_Net=SUS LAN SEN seni sevmemiş beni bağlamaz🙄 @Jeong_bin
*53 yorum daha...*
Doolset_Net

Prensesim🤏🏻🎀
❤️67 kişi beğendi 35 yorum
Chan_Bhang=Babasının kızı🤍
Jeong_bin=OYYY YERİM AĞZINI YÜZÜNÜ BEBEYE BAK
Seobin=Elimde büyüdü ufaklık duygulandım🥹
Seobin= Aşkım bizimde bundanımız olsun🥹😭 @Jeong_bin
-->Jeong_bin=YA.
-->Doolset_Net=torun sevicez sonunda🤪😝
*29 yorum daha...*
Chan_Bhang

🤍
❤️98 kişi beğendi 78 yorum
Doolset_Net=🤏🏻🤏🏻🤏🏻
Seobin=Maşallah maşallahhhh
*76 yorum daha...*
Chan_Bhang

Engelli☺️
❤️78 kişi beğendi 56 yorum
Hamnah=GÖREN KARDEŞ DEĞİL DE ASKER ARKADAŞI SANAR AMK
-->Chan_Bhang=Üveysin sen eminim artık
-->Hamnah=SENI KARŞIMA ABİ DİYE KOYDUKLARI GÜNÜN.
-->Chan_Bhang=Bozma ağzını.
Chan_Bhang

güzelim🤍
❤️89 kişi beğendi *bu gönderi yorumlara kapalı*
-Jisungdan-
Sabah gözlerimi açtığımda Chan aynanın karşısında saçlarını düzeltmekle uğraşıyordu işe gitmek için. Yavaşça yerimde oturarak Chan'ı izlerken bir anda bana doğru dönüp kısa bir bakış attıkdan sonra parfümünü sıkarken konuşmaya başlamıştı.
"Günaydın"
"Sanada"
"Küs müyüz hala?"
"Çocuk musun sen? Küstünmü birde bana? Hemde saçma sapan davranan sendin."
"Biliyorum güzelim. Bi anlık boşluğuma gelmişti ben gerçekten özür diliyorum senden" Chan tam karşıma oturdu ve yavaşça yanıma yaklaşmaya başladı
"Seni kırmak hiç istemezdim çok sinirliydim o anda ve sana patladım bebeğim..."
"Bu tek seferlik bir şey değildi Chan. O kadar çok umursamazsın ki beni cidden deli ediyor. Beni umursamıyorsan bile Minjiyi de mi umursamıyorsun?"
"Hayır sizi umursamadığımı söylemedim. Sadece bağzen daha fazla işim oluyor"
"İşlerini biraz hafifletsen olmaz mı? En azından cumartesi pazarın tatil olsun. Minji seni gerçekten çok özlüyor, Chan"
"Bir şeyler yapmaya çalışıcam güzelim" Chan yavaşça kollarını belime dolayıp kendi kucağına çekmişti. Yavaşça yanaklarımı öpmüştü sonrada.
"Minji bizim ayrı bir çift gibi yaşadığımızı söylüyor.."
"Ne? Neden? Sen ciddi misin?"
"Ciddiyim. Onu sevmediğini falan düşünüyor sanırım"
"Ben onunla konuşurum sen takma kafana"
"Minji çok hassas bu konularda. Daha dikkatli ol"
"Ben bilerek mi yapıyorum Jisung?"
"Beni yanlış anlayıp durma ya. Sadece daha dikkatli olmanı istedim"
"Emin ol ki kızımı senin kadar ben de düşünüyorum. Kötü bir baba değilim."
"Ya durumu kendine çevirme! Ben sana kötü bir babasın mı dedim!?"
"Onu demeye çalıştın ama!"
"Sözde iş adamısın birde. Bir çocukdan farkın yok! Minji bile senden daha olgun!"
"Saçma sapan konuşma." Chan bir anda beni kucağından itip ayağa kalkınca bende peşinden ayağa kalktım
"Zoruna mı gidiyor! Bide küs de tam olsun! Aptal!" Chan bir anda sinirle bana dönerken eliyle masanın üstünde duran cam vazoyu yere düşürünce vazo gürültülü bir şekilde resmen tuzla buz olmuştu. Şaşkınlıkla vazoya bakarken Chan üzerime yürüdüğü için geri adımlıyordum bir yandan da. Sırtım duvara çarpınca kaçacak yerim kalmamıştı. Chan üzerime eğilince sinirle gözlerinin içine bakıyordum
"O çeneni kapat, Jisung. Benim sinirlerimle oynama."
"Hep tehdit zaten! Bu aptal ilişki tehditlerle yürür mü sanıyorsun!? Senden o kadar çok nefret ediyorum ki!" Bir anda yanağımda hissettiğim tokatla şaşkınca kalakalmıştım. Elimle yanağımı tutarken istemsizce gözlerim dolmuştu
"Kapat o çeneni. Beni sevip sevmemen hiç bir bok değistirmiyor Jisung. Ben sana bayılıyor muyum? Birlikte olmak ZORUNDAYIZ. KAHRETSİN Kİ ZORUNDAYIZ! BİRİNİ SEÇİCEK OLSAM SENİ Mİ SEÇERDİM SENCE!?" Gözlerimdeki yaşları tutamıyordum. Bu kadar kırıcı olmak zorunda mıydı?.. Boğazım düğümlenmiş gibi ses çıkartamıyordum.
Chan bir hışımla kapıyı çarpıp çıktıkdan sonra daha çok ağlamaya başlamıştım. Nefret ediyordum her şeyden. Bu kadar sevilmeyecek biri miydim ben cidden?.. Göz yaşlarımı silip Minjiye bakmak için odadan çıktığımda kapının yanında oturduğunu görünce olduğum yere çakılmıştım. Sadece oturup boş boş duvara bakıyordu. Üzerini giyinmişti kursa gitmek için. Kavgayı duymuştu ya da cam kırılma sesine gelmişti, bilmiyordum. Yavaşça Minjiyi tutup kucağıma aldım.
"Bebeğim ne zaman uyandın sen?"
"Odamda tabletimle oynuyordum. Bir anda dış kapı çarpınca korktum. Babam neye sinirlendi?.."
"Baban... bir iş görüşmesi yüzünden bebeğim. İşle ilgili bir kaç sorun varmış" Minji sadece başıyla onayladı bana baktıktan sonra.
"Hadi gidelim. Kursa geç kalmıyayım"
"Gidelim tabikide" Minjiyi yere indirdim ve beraber evden çıkıp kursa gittik. Yol boyunca pek konuşmamıştı. Sadece kavgayı duymadığı için şükrediyordum. Kursa vardığımızda Minjiyle beraber içeriye girdik. Minhonun girişte çocuklarla konuşup şakalaştığını görünce içimde yine garip bir duygu belirmişti. Tıpkı onu ilk defa gördüğüm günkü gibi. Minji bana el sallayıp Minhonun yanına koşarak gidince ikisini izlemiştim sadece.
Minho beni gördükten sonra bir kaç saniyelik göz teması kurmuştuk. Daha sonra gözlerimi kaçırıp Minjiye bakmaya başladım
"Haydi bakalım çocuklar salona geçin geliyorum" Minho çocukları gönderdikten sonra bir anda adım adım bana yaklaşmaya başlamıştı. Yerimde çakılı kalmış gibi kıpırdayamıyordum bile. Minho yanımda durunca tekrar göz göze gelmiştik. Onunla konuşmak istiyordum ama aynı zamanda cesaret de edemiyordum.
"Günaydın" Minho konuşma başlatınca ne diyeceğimi şaşırmıştım. Ne demem gerekiyordu ki?
"Sanada"
"O kadar gerginsin ki birazdan patlayacaksın gerginlikten"
"Seni ilgilendirmez"
"Çok tatlı"
"Kim?"
"Minji. Çok tatlı. Çok da güzel dans ediyor"
"Evde sürekli dans eder. Gelişmiş olmalı bu sürede"
"İyi misin? Moralin bozuk gibi"
"Gereksiz sohbet etmemize gerek yok Minho. Bir şey söyleyeceksen söyle işe gidicem"
"Seni oyalamıyayım o zaman. Kolay gelsin sana"
"Saol" Daha fazla konuşmadan hızlıca çıktım kursdan. Sabah olan kavga, bir de üstüne Minho çok zor geliyordu cidden. Kafamı toparlamaya çalışırken kliniğime doğru gidiyordum.
-Minhodan-
Derse girdiğimde normalde hep enerjik bir şekilde arkadaşlarıyla dans eden Minjiyi kenarda sessizce beklerken gördüğümde şaşırmıştım. Evet kibar bir kızdı ama sürekli dans eden ve yerinde duramayan biri olduğu için şaşırmıştım.
Jisungun her ne kadar fark etmese de titreyen elleri aklıma gelince kafam iyice karışmıştı. Kesinlikle bir sorun vardı. Bunu aklımın bir köşesine yazıp dersi başlattım. Öğrenmek istiyordum bir şekilde.
...
Ders bittiğinde her zamanki gibi öğrencilerimle beşlik çaktıkdan sonra herkes sıra sıra evlerine dağılmıştı. Minji de girişte sessizce oturmuş ailesinin gelmesini bekliyordu. Bu günlük derslerim bitmişti ama Ni-Ki de burda olmadığı için Minjinin yanına oturdum gidene kadar.
Telefonla uğraşırken saate baktım. Ders biteli 20 dakika olmuştu ama hala kimse gelmemişti. Biraz daha biraz daha derken 35 dakika geçmişti bile
"Minji babanlar saati yanlış mı anladılar acaba-" Minjiye döndüğümde dolmuş olan gözlerini görünce cümlem yarıda kesilmişti. Yanıma biraz daha yaklaştım
"Minji?" Bir anda ağlamaya başlayınca ne yapacağımı şaşırmıştım resmen. Ailesi gelemdiği için korkmuş olabileceği düşüncesi aklıma gelince göz yaşlarını sildim yavaşça.
"Ufaklık baban sanırım saati yanlış anlamış. Bekle arıyayım ben bi onları gelip alsınlar seni olur mu?"
"O-onlar beni b-bıraktı!"
"Ne?" Minji daha çok ağlamaya devam ederken bir anda bana sarılıp ağlayınca yavaşça ona sarılıp saçlarını okşadım biraz olsun rahatlasın diye.
"Tabikide bırakmadılar Minji neden böyle dedin şimdi?"
"B-babamlar sabah k-kavga ettiler. O-o kadar çok bağırdılar k-ki çok k-korktum... Kolidorda o-onları i-izlerken gördüm... c-chan babam cam vazoyu b-bile kırdı..." Minjiyi dinlerken saçlarını okşamaya devam ettim. Aklıma sadece jisungun ne kadar korkmuş olabileceği düşüncesi geliyordu bu yüzden içten içe delirmek üzereydim.
"C-chan babam birini s-seçicek olsaydım s-seni mi seçerdim deyip b-babama b-bağırdı. Ç-çok korkuyorum b-ben... y-ya beni b-bırakırlarsa?.."
"Babanlar hep böyle kavga mı ediyorlar?"
"C-chan babam b-bağzen eve bile çok a-az geliyor. Yan yana gelince de b-böyle kavga ediyorlar... d-daha öncede kavga ettiler... y-ya ayrılırlarsa?.. ç-çok korkuyorum..." Yutkundum istemsizce. Minji için mi üzülmeliyim yoksa Jisung için mi onu bile bilmiyordum. İçimdeki Jisungla konuşma istegini bastıramıyordum. Bu kadar kötü bir hayat mı yaşıyordu cidden?..
Cebimden telefonumu çıkarttım ve Jisungu aradım. Bir kaç dakika sonra telefon açılmıştı.
"Alo?" Jisungun sesi aşırı bitkin geliyordu. Bu sesini nerde duysam tanırdım. O ağlamıştı...
"Şey Jisung selam. Minji hala kursda onu haber vermek istedim. Ders saatimiz yarım saat önce bitti"
"Ne!? Chan almadı mı!?" Bir anda Jisung sesini yükseltince telefonun sesini kıstım biraz minji duymasın diye
"Henüz kimse gelmedi. Minjiyle beraber bekliyoruz"
"Geliyorum 5 dakikaya" telefon bir anda kapatılınca tekrar cebime attım ve Minjinin göz yaşlarını sildim.
"Bak geliyormuş baban gördün mü? Sana demiştim sadece saatleri karıştırmışlar"
"Oppa ağladığımı s-söyleme lütfen..."
"Minji bak ağlamak kötü bir şey değil. Sadece korktun bu yüzden olabilir böyle şeyler-"
"Söz ver. Söylemeyeceksin iki babama da" derin bir nefes verdim
"Neden istemiyorsun?"
"Hiç bir kavgalarını görmedim sanıyorlar. Bu şekilde devam etsin. Ayrılsınlar i-istemiyorum..." Minjiye bakarken içim acımıştı istemsizce. Sadece 4 yaşında olan bir çocuk nasıl böylr olabilirdi ki?..
"Söylemiycem tamam" Minjinin göz yaşlarını tekrara sildim. Minji gülümseyip kucağımdan indi ve eşyalarını toparlamaya başladı çantasına
"Minji kursdayken bir şeye ağlamaktan korkma" işaret parmağımla kalbini gösterdim
"Eğer sürekli bir şeyi içinde tutarsan kalbinde acır. Söz kimseye söylemiycem. Aramızda sır" Üzerindeki tshirtdeki tavşan sembolünü görünce aklıma gelen şeyi söyledim serçe parmağımı uzatıp.
"Minho oppanın tavşan sözü"
"Minjinin tavşan sözü" Minji gülümseyip serçe parmağımı kendi serçe parmağıyla tuttu. Gülümseyip bir anda Minjiyi gıdıklamaya başladım. Beklemiyor olucak ki kahkağa atmaya başlamıştı. Kursun içinde birbirimizi kahkağa atarak kovalarken kapıdan bizi izleyen Jisungu bir süre fark etmemişik bile. Jisungu gördügümde durdum. Ben durunca Minji de durmuştu. Jisungu görünce koşup sarılmıştı babasına
"Babaaa!"
"Çok özür dilerim babacım... seni baban alıcak diye biliyordum... babanla iş yerine gittiniz sandım"
"Sorun değill. Minho oppa ile oyun oynadık bizdee" Minji gülümseyerek konuşurken az önceki ağlamış halinden eser kalmamıştı bile. Bu kadar güçlü olmasını aklım almıyordu cidden
"Teşekkür ederim ilgilendiğin için" Jisung konuşunca Jisunga dönüp gülümsedim
"Ne demek. Hiç problem değil" Jisungun gülümseyen yüzünü yıllar sonra bana gülümserken gördüğüm anda benim için zaman durmuştu. Tekrar görüp görmeyeceğimi bilmediğim için aklıma kazımaya çalışıyordum mükemmel gülümsemeyi. Şaka gibi, ufak bir gülümsemesine bile muhtaçtım iyi olabilmek için...
İkimizde daha fazla konuşmadık. O da yine Minjinin elinden tutup çıkmıştı kursdan. Minjinin anlattıkları hala kafamda dolanıyordu. Şiddet görmediğini düşünmek istiyordum ama durup dururken vazo kıran adamdan da pek bir şey bekleyemiyordum da. İçimdeki aşık adam biricik sevgilisine gelecek en ufak zararda dünyaları bile yakardı, sonucu her ne olursa olsun...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.09k Okunma |
733 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |