4. Bölüm
Minho / Forgive Me-Minsung / °▪︎☆İş birliği☆▪︎°

°▪︎☆İş birliği☆▪︎°

Minho
minhoss_lee

-Yazardan-

Jisung Minjiyle beraber eve dönerken aşırı sinirliydi. Hem Chan ona Minjiyi alacağını söylemişti, hemde almayı bırak almaya gitmeyeceğini Jisunga söylememişti bile.

 

"Baba korkuyorum yavaş sür arabayı?.."

 

Jisung, Minji konuştuğunda fark etmişti hız sınırını geçtiğini. Ayağını yavaşça gazdan çekti bu yüzden

 

"Bak artık basmıyorum gaza. Şimdi iyi mi?"

 

"Hmhm iyi'

 

"Baban sana söylemişmiydi gelmeyeceğini?"

 

"Hayır söylemedi"

 

"Seni baban alacak diye biliyordum. Bundan sonra hep ben gelicem ne olur ne olmaz diye merak etme. Babanla birlikte iş yerine gittin sanıyordum ben cidden. Yoksa seni asla bekletmem orda bebeğim"

 

"İşi mi vardı yine?"

 

"Sanırım öyle. Akşam gelince konuşurum ben onunla. Dikkatsizliğine denk geldi sanırım"

 

"Neyse bir şey olmaz. Minho oppayla oyun oynadım bende zatenn"

 

"Minho seninle ilgileniyor baya anlaşılan"

 

"Yani diğerleriyle de ilgileniyor ama ben onunla daha çok kalıyorum sizi beklerken. Bu yüzden benle daha çok yakın bence"

 

"Peki danslar nasıl gidiyor? Çalışmalar falan"

 

"Çok eğlencelii! Minho oppa bize daha önceden yaptığı zor karografilerden birini yaptı izlememiz için. Geriye takla bile atabiliyor! Gerçekten çok havalı dans konusunda"

 

"Baya sevdin bakıyorum da"

 

"Tabikide seviyorum. Benimle oyun bile oynuyor çoğu zamannn"

 

"Ben kursdan bahsetmiştim aslında?"

 

"Ha şey. Evet kursu da çok seviyorum. Diğer eğitmenlerle de tanıştım hatta. Onlarda çok iyiler dans konusunda" Jisung Minjiyi dinlerken ister istemez biraz geriliyordu. Bunun sebebi ise Minhoya şimdiden bağlanmasıydı. Jisung onun kursunu değiştirmeyi istemişti ama Chan parayı çoktan yatırmıştı bile. Hem Minjiyi de ikna edemeyeceğini çok iyi biliyordu bu yüzden değiştirmeye çalışmıyordu artık.

 

Eve vardıklarında Minji üzerini değiştirmek için odasına çıktığında Jisung Minji için atıştırmalık bir şeyler hazırlıyordu. Çilek, muz ve elmaları yıkayıp kestikden sonra telefonunu eline alıp Chan'ı aramıştı. Hala çok sinirliydi ve birde Chanın geç gelmesini kaldıramazdı. Bir süre sonra telefon açılmıştı.

 

"Alo?"

 

"Chan nerdesin sen?"

 

"Nerde olucam jisung şirketteyim? Ayrıca ne bu sinir? Ne oluyor orda?"

 

"Minjiyi almaya neden gitmedin."

 

"Ne demek neden gitmedin? Sen almayacak mıydın?"

 

"Chan sabah mesaj atmadın mı bana sen gitme ben gidicem diye."

 

"Eve gelince konuşucaz bunu. Gitmem gerekiyor görüşmem var" Jisung daha bir şey söyleyemeden Chan telefonu kapatınca Jisung daha da sinirlenmişti. Telefonu yerden yere çarpmak istiyordu sinirden. Bu kadar rahat olması Jisungu delirtecekti artık. Eve geldiğinde bu sefer gerçekten çok ciddi bir konuşma yapacaktı onunla.

 

...

 

Chan elindeki telefonu kapattıkdan sonra karşısında duran Minhoya döndü tamamen. Elindeki telefonu cebine atarken diğer eliyle de masasının önünde duran tekli koltuklardan birini işaret etti

 

"Buyrun oturun ayakta kalmayın lütfen" Minho, Chanın karşısına oturduktan sonra Chan sandalyesine iyice yerleşip konuşmaya başladı.

 

"Geldiğiniz için teşekkür ederim Bay Lee. Ve ayrıca kızımla ilgilendiğiniz için teşekkür ederim. Eşim almayı unutmuş olmalı lütfen kusurumuza bakmayın"

 

"Sorun değil her zaman ilgilenebilirim Minjiyle." Minho Minjiyi almayı unutan kişinin Chan olduğunu çok iyi biliyordu ama sessiz kalmayı tercih etmişti

 

"Sizi aradığımda söylediğim gibi. Bir ortaklık yapmak istiyorum. Geçmiş başarılarınızı inceledim ve bir çok marka ile başarılı anlaşmalar yapmışsınız. Sizden yeni sezon için çıkaracağımız kıyafet ve aksesuarların reklam çekimini yapmanızı istiyorum"

 

"Daha önce görmüşsünüzdür ki tek başıma çalışmıyorum. Diğer ekip arkadaşlarım da bu reklama dahilse kabul edeceğim"

 

"Nasıl istersen öyle yapabilirsin. Kişi sayısı falan benim için önemli değil. Sadece iyi bir iş çıkartın yeter"

 

"Ne kadar süremiz var?"

 

"1 buçuk ay süre veriyorum. 1 buçuk ayın sonunda asıl reklam çekimini yapacağız"

 

"Yarın ekibimle beraber tekrar gelelim. Gerekli işlemleri yaparız."

 

"Pekala" Minho ayaklanınca Chan da ayağa kalkıp elini uzattı. Minho tereddüt etse de elini uzatıp Chan'ın elini sıktı

 

"İyi günler dilerim Bay Lee"

 

"Sizede iyi günler Bay Bhang" Minho daha fazla konuşmadan Chan'ın odasından çıkıp ana çıkış kapısına doğru yürümeye başladı. Normalde olsa asla yapmayacağı bir işdi ama Chanı tanımak istiyordu. Minjinin anlattıklarıyla kafasında oluşan soruları tek tek cevaplandırmak istiyordu.

 

...

 

Jisung, Minjiyi uyuttukdan sonra oturma odasında oturup televizyon izliyordu -yani izlemeye çalışıyordu- Chanla durumları o kadar çok canını sıkıyordu ki artık. 5 yıl bir şekilde dayanmıştı Jisung mecbur kaldığı bu evliliğe, evde olan büyük kavgalara, yanlız kaldığı günlere, minjiye bir şey belli etmemeye çalışarak bir şekilde hep dayanmıştı. Ama artık gerçekten dayanamıyor gibi hissediyordu.

 

Saat daha 20.00' di. Chan asla eve bu saatte gelmezdi -hele ki kavga ettikleri günler de- bu yüzden odasına çıktı biraz kafasını dağıtabilmek için.

 

 

Odaya gidince dolabının önüne geçti ve pijamalarını kıyafetlerin arasından ararken eli bir anda sert bir şey tutunca kıyafetleri biraz önünden çekti ve gördüğü siyah kutuya bakakalmıştı bir kaç dakika. Bu kutunun burada olduğunu kendisi bile unutmuştu aslında. Sessizce kutuyu eline aldı ve yatağa oturdu.

 

Basit bir ayakkabı kutusuydu dışardan bakan biri için. Hatta kimisi için evde saklanan ve atılmayı unutulmuş bir çöp parçası. Ama bu ayakkabı kutusu Jisungun gençliğiydi, bu kutu onun lise hayatıydı, bu değersiz karton parçası Jisungun en değerli ve mutlu anılarını saklıyordu aslında.

 

Jisung derin bir nefes aldıktan sonra kutunun kapağını açtı. Bakmaya korkuyordu. Eskiyi hatırlamak istemiyordu. Gözleriyi kapalıydı bu yüzden. Tüm cesaretini toparlayıp gözlerinide açtı ve içindekileri gördüğü anda kalbine bir ağrı çökmeye başladı yavaş yavaş. Evet, beklenen gibi çoğu şey Minhodan kalanlardı.

 

Jisung, rastgele elini kutuya daldırdı ve eline ilk gelen şeyi tutup bakmaya başladı. Elindeki bilekliğe baktığında aklında anıları canlanmaya başlamıştı...

 

~8 yıl önce, 10. Sınıf'ın ilk haftası~

 

Jisung, yeni nakil geldiği okula girdiğinde sessizce sınıfını bulmak için etrafta dolaşıyordu. Seul'e daha yeni taşınmışlardı ve bu yüzden hiç bir yeri bilmiyordu. Uzun kolidorlarda yürürken etrafındaki insanlar ona baktığı için bir yandan da çok rahatsız hissediyordu.

 

Sınıfını gördüğünde adımlarını hızlandırmıştı genç. Sadece sınıfına gidip sırasına yerleşmeyi istiyordu. En azından sınıfta biraz daha rahat hissedeceğini sanıyordu. Islak zemine yaklaştığını görmemişti bile. Ayağı kaymadan önce duyduğu şet ise şuydu

 

"Dikkat et!" O sesi duyması ve ayağının kayması bir olmuştu. Yere düşeceğini sanarken bir anda bir çift kolun kendine sarıldığını fark edince gözlerini açtı ve kendine bakan bir çift ela gözle karşılaştı. Utandığı için geri çekildiğinde elindeki ince zincirli kopmuş bilekliği fark etti. Penikle düşmemek için onu tutmaya çalışırken yanlışlıkla bilekliği koparmıştı

 

"Ben çok özür dilerim... istemeden oldu..."

 

"Sorun değil. Sen iyi misin?" Başımla onu onaylarken yanımıza koşarak bir kız gelmişti. Bana anlamaz şekilde bakarken gence döndü

 

"Minho neden yanıma gelmedin? Seni bekliyordum kantinde"

 

"Şimdi yanına geliyordum güzelim. Hyunjin le Felix tuttu biraz" Adının Minho olduğunu öğrendiğim genç yanına gelen kıza -muhtemelen sevgilisi- öyle güzel bakıyordu ki, insan ister istemez imreniyordu. İkisi sohpet ederek gidince bende elimdeki kopmuş bileklikle sınıfa girmiştim.

 

~günümüz~

 

-Jisungdan-

 

Anılarıma bile burnunu sokan Mina yine aklıma gelince hemen düşüncelerimi dağıttım. O aptal kız benden her şeyimi çalmıştı. Şansıma okula geldiğim günün akşamı ikisi ayrılmıştı. Minho o kadar çökmüştü ki 3 ay boyunca kendine gelememişti. Onu ilk defa ağlarken gördüğümde şaşırmıştım. O gün, merdivenlerin altında onu ağlarken görmeseydim şu an bunlar olur muydu acaba?

 

Sırf ağladığı için yanına gidip onunla konuşmuştum. Aptal empatim yüzünden şu anda bu kadar kırgınım belkide? 3 ay. Tam 3 ay boyunca Minhonun olabileceği en kötü haliyle görmüştüm. Sırf arkadaşım olarak görüyorum diye ona hep iyi gelmek için çabalamıştım. Başarmıştım da. Uzun da sürse başarmıştım. Ama sonuç? Sonucunda yine olan bana olmuştu. Ona ben aşık olmuştum...

 

Bir şekilde ona hep daha fazla bağlanmıştım. Hep onunla zaman geçirmek istemiştim. 11. Sınıfta bana karşı boş olmadığını fark ettiğimde o kadar çok sevinmiştim ki. Günlerce heyecandan uyuyamamıştım. Bana çıkma teklifi ettiği gün kalbimin nasıl hızlı attığını ölsem de unutamayacağımı biliyordum.

 

Benim için dünayları yakacağına gözüm kapalı inanacağım biriydi Minho benim için. O kadar güvensizlikten sonra gözüm kapalı güvenebileceğim tek kişiydi. Sevgisini son damlasına kadar hissettiğim, en önemlisi benim aşık olduğum ilk kişiydi Minho. O zamanlar bu kadar üzüleceğimi bilsem yinede sever miydim onu?.. Bu soruyu hep düşünsemde asla kesin bir yanıt veremiyordum kendime bile. O kadar aşıktım ki ona, o kadar çok güvenmiştim ki, en ufak bir kötülüğün bile bize dokunabileceğine inanmamıştım.

 

Sonunda ne mi oldu? Uğruma dünyaları yakacağı için yeminler eden çocuk beni kendi elleriyle ateşe atmıştı.

 

Kutudaki eşyaları incelerken göz yaşlarıma hakim olamıyorum. Canım acıyordu ama bırakamıyordum da. Ben ona bağımlıydım... onsuz nefes alamazken onsuz bir hayata mahkum edilmiştim...

 

Hiç istemesem de aklımda ondan ayrıldığım gün canlanmaya başlamıştı. Mümkünmüş gibi daha da ağlarken zihnim bana oyun oynuyormuş gibi inadına inadına gördüğüm şeyler gözümün önünde canlanmaya başlamıştı...

 

~5 yıl önce=16 şubat gecesi~

 

"Minho? Nerdesin sen?" Minhoyla dün gece kavga etmiştik. Sebebi ise Minhonun gittiği dans kursunda üst seviye sınıflar için bir parti düzenlenmişti. Normalde bir şey söylemezdim ama gideceği yer hem alkollüydü hem de mina da orada olacaktı. Minho sarhoş olunca saçmaladığı için gitmesini istemiyordum ama Minho beni anlamıyordu.

 

"Evdeyim."

 

"Minho bana soğuk yapma"

 

"Bana güvenmediğini bilmiyordum."

 

"Minho defalarca söyledim sana. Yemin ederim ki sana çok güveniyorum. Ama hem içkili mekan hem de orda mina da olucak..."

 

"Jisung sus tamam. Kapatıyorum çıkmam lazım"

 

"Minho" cevap gelmedi

 

"Lütfen gitme oraya... lütfen..."

 

"Görüşürüz Jisung." Telefon kapanınca sinirle telefonu yatağımın üzerine attım. Ağlamama engel olamıyordum. İçimdeki kötü his bir türlü gitmezken birde beni dinlememesi daha çok canımı acıtıyordu

 

...

 

Saatler geçmeye devam ediyordu. Minho beni ne aramıştı ne de mesaj atmıştı. Telefonun başında beklerken bir anda mesajlar gelmeye başlayınca heyecanla telefonu elime aldım ama mesajlar Minhodan değil, Mina dan gelmişti.

 

Titreyen ellerimle mesajı açtığımda gördüğüm fotoğraflarla donakalmıştım. İkisi birlikteydi, yan yana, dudak dudağa...

 

Zaten ağlarken şimdi hıçıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım. Güvenimin yıkılması şöyle dursun birde üstüne aldatılmıştım...

 

~günümüz~

 

Aklıma dolan şeylerle hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım minhonun bana aldığı peluş tavşanı sıkarken. O gün yaşadığım hayal kırıklığî tekrar tekrar gözlerimin önüne geliyordu sürekli.

 

Her şeye rağmen onu o kadar çok özlediğim için kendimden o kadar çok nefret ediyordum ki...

 

 

 

 

 

Bölüm : 18.03.2025 19:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...