8. Bölüm

•▪︎☆Donuk Kalp☆▪︎•

Minho
minhoss_lee

-Minhodan-

 

Eve gelir gelmez kendimi koltuğa atmıştım. O kadar çok yorulmuştum ki artık parmağımı kıpırdatacak halim dahi yoktu. Chanın verdiği dosyayı yanımda duran masaya atacakken yanlışlıkla yere düşürünce sabır çektim

 

"Hay sikeyim ya." Yerimden kalkıp dağılmış olan dosyanın yanına gidip tek tek toparlamaya başladım. Toparladıktan sonra da incelemek için tekrar koltuğa oturdum. İlk sayfayı açıp okumaya başlayınca anlamıştım iş birliğiyle ilgili olmadığını. Yanlış verdiğini düşünüp tam dosyayı kapatacakken gözüm bir cümleye takılmıştı

 

"Kan bağları yoktur"

 

Kaşlarımı çatıp cümleyi tamamen okumaya başladım yavaşça.

 

"DNA testi=Minji ve Christopher Bhang Chanın DNA ları birbirine uyuşmamaktadır. Aile bağları yoktur

Tarih=9 Kasım 2020" Okuduğum cümleyle kalbimi durduracak kadar sert bir ağrı hissetmiştim. Bu ne demek oluyordu şimdi?.. Sayfaları çevirip okumaya devam ettim hızlıca

 

"Tarafların evlilik şartları;

Christopher Bhang Chan=5 yıl boyunca evlilik bozulmayacak ve iki şirkette ortaklık kuracak. Evlilik eğer istenirse 20 şubat 2025 de bozulabilecek"

Han Jisung=Evlilik bozulana kadar doğacak çocuğum, babasını Chan olarak bilicek. Chan ona öz çocuğu olarak davranacak ve Chanın ailesi ile kendi ailem olmak üzere başka kimsenin bundan haberi olmayacak

Tarih=20 Şubat 2020: 15.32"

 

Okuduğum belgelerle gözlerimin dolmasına engel olamıyordum. Aklıma sadece tek bir şey geliyordu ve o düşünce ise canımı daha çok acıtıyordu. Ya Minji benim kızımsa?..

 

~16 Şubat 2020~

-Jisungdan-

 

"A-anne ben... h-hamileyim..."

 

"Ne" 2 gün önce Japonyaya aile evine geri dönmüştüm Minhodan ayrıldıktan sonra ama sabah feci bir mide bulantısıyla uyandığım için koşarak kendimi tuvalete atmıştım. Sürekli kusup durduğum için titreyen ellerimle test yapmıştım ve korktuğum tam olarak da başıma gelmişti. Hamileydim.

 

"Anne..." ağlarken bir yandan da anneme sarılıyordum. O da benimle beraber o kadar çok şaşırmıştı ki. Aileme anlatmıştım her şeyi geldiğim gün. İkiside çok sinirliydi Minhoya

 

"Bu çocuk Minhodan mı?.."

 

"B-biz b-bir kaç gün ö-önce i-ilişkiye girmiştik"

 

"Neden korunmadın Jisung ya..." Annem bana sarılıp saçlarımı okşarken omzunda hüngür hüngür ağlıyordum. Ne yapacaktım ben şimdi?..

 

"Aldıracaksın o çocuğu Jisung"

 

"Ne? Anne hayır... yapamam bunu. O suçsuz... nasıl kıyarım ben suçsuz bir cana?.." Jisung karnını okşarken hala hüngür hüngür ağlamaya devam ediyordu. Deli gibi titriyordu bedeni ağlamaktan

 

"Minhoya söy-"

 

"Sakın. Sakın yapmayacaksın öyle bir şeyi. O piç sence hak ediyormu seni? Ne seni ne de bebeğinizi hak ediyor o."

 

"Ama anne-"

 

"Hayır dedim Jisung. Gerekirse beraber büyüteceğiz bebeğini ama asla bilmeyecek o it. Anlıyor musun beni?"

 

Jisung çağresizce ağlıyordu sadece annesinin karşısında. O kadar çok sinirliydi ki Minhoya, o kadar çok nefret ediyordu ki ondan.

 

"Akşam baban geldiğinde ona da anlatacağız. Asla Minhonun haberi olmayacak bu durumdan. Hakkımı helal etmem sana Jisung duyuyor musun beni? Sakın." Jisung başıyla onaylamıştı sadece ağlarken

 

"Üniversiteyi nasıl bitireceksin bu çocukla? Jisung aldır şunu lütfen. Yeni olmuşken bitir şunu. Geleceğini yakacaksın"

 

"H-hayır... aldırmayacağım onu. Üniversiteye de devam edicem ama ben onu bile isteye ö-öldüremem... y-yapamam anne y-yapamam"

 

Jisungun annesi iç çekmişti sadece oğluna sarılırken. Minhoya ailesi bile çok güvenmişti ve şimdi yaptığıyla herkesin güvenini tamamen yıkmıştı kendi elleriyle. Ailesi artık Minhonun adını bile duymak istemezken birde Jisung hamile olunca tüm sinirleri atmıştı ikisininde. Tek çocuklarıydı, Jisung ailenin. Her şeyden önemli ve değerliydi bu yüzden biricik çocukları

 

"Jisung bana bak annecim. Ağlama tamam mı? Sende iyi olacaksın bebeğinde" Annesi yavaşça Jisungun karnını okşadı konuşurken

 

"Ben seni sokaktan bulmadım, Jisung. Seni üzen birine geri veremem. Bende anneyim. Benimde çocuğum bana değerli. Beni anla lütfen..." Jisung annesine sarılırken annesi de Jisungun göz yaşlarını sildi

 

"Ağlama. Bak burada kapı gibi babaannesi ve dedesi var onun senden sonra. Hiç canını sıkma tamam mı? Biz buradayken ikinizede bir şey olmaz" Annesi Jisungu rahatlatabilmek için gülümserken Jisung küçük bir çocuk gibi annesine sarılıp ağladığı için burnunu çekiyordu

 

"Ç-çok teşekkür e-ederim anne... s-siz olmasaydınız n-ne yapardım b-bilmiyorum" Jisungun annesi kıkırdayıp Jisungun saçlarına bir öpücük kondurdu.

 

Jisung istemsizce Minhoyu düşünmeye başlamıştı. Eğer o aptal hatayı yapmasaydı şu anda bu haberi birlikte öğreniyor olabilirlerdi. İkisi beraber deli gibi seviniyor olabilirdi şu anda. Ama Minho çoktan seçimini yapıp eski sevgilisine dönmüştü bile. Aklına dolan düşüncelerle içinde daha büyük bir nefret oluşmaya başlamıştı istemsizce. Hem karnındaki bebeği için hemde yaşadığı kırgınlık yüzünden her an daha da artıyordu nefreti.

 

~günümüz~

-Minhodan-

 

Ağlamaktan gözlerim kan çanağına dönmüştü artık. Yerde öylece oturmuş saatlerdir ağlıyordum. Tam önümde duran dosyanın sayfalarını çevirmeye bile gücüm yoktu. Jisung için zaten canım acırken şimdi ise acım ikiye katlanmıştı. Biz ayrıldıktan 6 gün sonra evlendiyse o çocuk kesinlikle bendendi. Kabullenmek istemiyordum ama başka birinden olma ihtimali de yoktu.

 

Deli gibi ağlamaya devam ediyordum. Minjinin anlattıkları, Jisungun vücudundaki yaralar. Ben onları gerçekten cehenneme sürüklemiştim kendi ellerimle... Hem Minjinin hemde Jisungun hayatını kendi ellerimle karartmıştım.

 

Gözlerimden yaşlar düşmeye devam ederken zorlukla odama girdim ve yatağımın altına sakladığım kutuyu çıkartıp yatağımın üzerine attım. İçerisinde Jisungun benim için hazırlamış olduğu anı defteri, hep kullandığı bir parfümü ve bir zamanlar couple olarak kullandığımız peluş anahtarlık vardı

 

Her zamanki gibi elim önce anı defterine gitti. Sayfaları çevirirken koskoca 4 yıl gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçmişti. Jisung benim için hep ayrıydı ve ayrı da kalacaktı.

 

Dısarıda ne zaman ayrı bir çift de görsem, çok mutlu bir çift de görsem aklıma ilk o gelirdi. İyisiyle kötüsüyle çok sevmiştim çünkü ben onu. Her iyi anımda, her kötü anımda benimle beraberdi. Mükemmel bir hayat yaşayabilirdik ikimiz -hatta üçümüz- ama ben şu an öğrendiklerimle beraber anlıyordum ki mutluluğumu tekmeleyip zifiri karanlığa bırakmıştım onları hayallerimizle beraber...

 

...

 

Sabah zar zor kursa gitmiştim. Gece gözüme biraz bile olsun uyku girmediği için uyuyamamıştım da. Kafamı o kadar çok kurcalıyordu ki görmüş olduğum dosyalar. Minji gerçekten benim kızım mıydı?

 

Sınıfımda öylece oturup başlayacak dersi beklerken kapı açılınca başımı çevirip baktığımda içeriye girenlerin Hyunjin ve Sullyoon olduğunu görünce tekrar önüme döndüm. Geldiğimden beri başımdan ayrılmamıştı ikiside

 

"Yemek yemek istemiyorum sormayın şunu artık"

 

"Minho sen neden böylesin bu gün?" Hyunjin tam karşıma oturup bana baktığında omuz silktim sadece

 

"Bir şeyim yok. Gidin derslerinize girin"

 

"Minho gerçekten endişeleniyoruz. Hic bir şey yememişsin ve muhtemelen uyumamışsın. Sen uyumayı çok seversin neden böyle oldu? Sorun ne?" Sullyoon yanıma oturup bir elini omzuma koyarken konuşmuştu.

 

"Gidin başımdan. Konuşmak istemiyorum."

 

"Minho yapma şunu. İzin ver yardım edelim hadi. Neyin var?" Hyunjin inat ederken, ben daha konuşmadan gözlerim dolmaya başlayınca ayağa kalktım ve hic bir şey söylemeden tuvalete gittim. Elimi yüzümü yıkayıp biraz sakinlestikden sonra tuvaletten çıkarken önümde Sullyoon belirdi bir anda

 

"Minho"

 

"Sullyoon konuşmak istemiyorum-" konuşurken bir anda Sullyoonun bana sıkıca sarılmasıyla susmuştum. Bende ona sarıldım yavaşça

 

"Seni üzgün görmekten nefret ediyorum... O kadar kötü bir haldesin ki..." sullyoon dan duyduklarımla burukça gülümsedim ve saçlarını okşadım yavaşça

 

"İyiyim ben. Sadece kötü bir ruh-"

 

"Minho yalan söyleme lütfen." Sullyoon yavaşça benden uzaklaştı ve tam gözlerimin içine bakmaya başladı

 

"Sen kötü ruh halinde falan değilsin. Sen gerçekten çok kötüsün. O kadar süre olan arkadaşlığımız için bari yalan söyleme bana, Minho. Her ne olmuşsa seni asla yargılamayacağımı biliyorsun. Lütfen yapma şunu" Derince bir nefes aldım. Bir süre sessizce birbirimize baktık. Daha sonra cesaretimi toparlayıp konuşmaya başladım

 

"Sanırım Minjinin babası benim?.."

 

"Ne" Sullyoon şaşkınlıkla bana bakıyordu

 

"Sen emin misin? Nerden biliyorsun bunu?" Cebimdeki telefonu çıkartım. Eğer dosya benden alınırsa diye tüm sayfaların fotoğraflarını çekmiştim. Sulyoon a fotoğrafları gösterirken sullyoonun şaşkınlıktan tepki bile göstermediğini fark etmişti, Minho.

 

"20 Şubat 2025 de bitecekse evlilikleri, 1 aydan az bir süreleri kalmış? Bu gün 30 Ocak"

 

"Minji benim çocuğumsa?.."

 

"DNA testi yaptırmak zorundasın, Minho. Emin olmadan sakın bir şey yapmaya kalkma" Sullyoon elinde tuttuğu telefondan saate baktı. Sonra telefonu Minhoya uzattı

 

"Derslerimiz başladı gidelim artık. Sende bi düşün ne yapacağını. Ne olursa olsun arandayım sana her şekilde yardım ederim tamam mı? İkinizin mutlu olmasını gerçekten çok isterim" Ona gülümseyip saçlarını karıştırdım

 

"Teşekkür ederim. Hadi gidelim o zaman" Sullyoonla beraber sınıflarımıza dağıldığımızda öğrencilerimin çoktan sınıfa geldiğini görünce kendimi toparlayıp genişçe gülümsedim

 

"Günaydın çocuklaarrr!" Çocuklar da bana aynı sevinçle karşılık verince istemsizce gülümsemiştim istemsizce. Bu enerjiye karşılık vermemek mümkün değildi

 

"Önce esneyip ısınalım. Daha sonra karografiye başlayacağız" Bilgisayardan playlistimi açmak için uğraşırken yanıma elinde tokasıyla Minji gelince ona döndüm

 

"Şey eğitmenim saçımı toplayabilir misiniz? Önüme geliyor" başımla onaylayıp tokayı elime aldım ve at kuyruğu topladım saçlarını. Minji gülümseyip bana teşekkür ettikden sonra yerine geçti hızlıca. Şarkıyı açtıkdan sonra elimdeki saç tellerini görünce aklıma direkt Sullyoonun sözleri gelmişti. Düşüncelerimi sonraya saklayıp elimdeki saç tellerini fermuarlı cebime koyup kapattım ve dersimi işlemeye başladım. Saç kılından DNA testi yaptırırsam emin olabilirdim

 

-Chandan-

 

Odamda kahvemi içerken bir yandan da bilgisayarıma gönderilen yeni tasarımları inceliyordum. O kadar çok yoğundum ki akşam eve gidebileceğimden bile emin değildim.

 

Detaylı bir şekilde incelerken bir anda telefonum çalınca sessize alacakken babamın aradığını görünce kaşlarımı çattım. Normalde pek fazla konuşmazdık bu yüzden arama sebebini merak etmiştim. Telefonu açıp kulağıma koydum

 

"Alo?"

 

"Oğlum nasılsın?"

 

"Hayırdır ne oluyor böyle bir anda? Sende bir şeyler var. Ne varsa direkt söyle şirketteyim ve meşgulüm"

 

"Böyle olduğun için seninle gerçekten gurur duyuyordum. Abinden kat kat daha iyisin. Her neyse. Şu Jisungla olan sözleşmenizi diyorum. Az bir zaman kaldı bitmesine. Konustunuz değil mi? Bitireceksiniz"

 

"Hayır bitirmeyeceğiz. Neden?"

 

"Ne demek bitirmeyeceğiz? Saçmalama istersen? Ay hiç güleceğim yoktu, Chan"

 

"Bitirmek istemiyorum. Onu seviyorum"

 

"Chan. Saçmalamayı kes. Bu evliliğin amacı aşk mıydı bi hatırla bunu önce. Şirketin hisseleri şu an onlarınkinden bile iyi. Onu uzak tut kendinden. Sadece ayak bağı olur sana."

 

"Hayır baba. Başka bir şey söylemiyeceksen kapatıyorum"

 

"Chan! Saçma sapan konuşup delirtme beni. O siktiğimin imzasını neden attın o kağıda sen he!? Aptal mısın sen!? O evlilik bitecek. Sözümün üstüne söz söylenmeyecek. Anlıyor musun beni?" Chan babasına cevap vermeyip telefonu yüzüne kapattı. Ardından da telefonu tamamen kapatıp cebine attı.

 

Doğduğundan beri hayatında hiç kendi kararlarını verememişti Chan. Hep babası her şeyine karışıp Chanın hayatını yönetmişti. Gideceği lise, üniversitesi, çalışacağı ülke, hatta çocukken takılabileceği arkadaşlarını bile babası seçmişti. Annesi de babası kadar katı olduğu için ondan da yardım alamamıştı, Chan.

 

Çok küçüktü ve ailesinin her zaman doğru olduğu düşüncesiyle büyümüştü ama aslında tam tersiydi. Abisi tüm bu baskıdan kurtulmak için kaçtığında Chan sadece 4 yaşındaydı. Ailesi ise başka erkek evlatları olmadığı için Chanı çok ciddi bir sistemle büyütmüşlerdi, çocuklarının psikolojisini kendi elleriyle bozduklarını bilmeden.

 

Yıllarca bu baskıdan kurtulamayan Chanın evde ki kavgalar yüzünden ciddi sinir sorunları ortaya çıkmaya başlamıştı ortaokula giderken. Küçük bir çocuğu her şekilde kandırabilirsin değil mi? Ama erken olgunlaşmaya zorlanmış bir çocuğu ne yaparsan yap kendi kararlarından vazgeçiremezsin. Ailesinin baskısı yüzünden kendi kendini büyütmek zorunda olan küçük bir çocuktan, büyüdüğünde normal bir insan gibi olmasını beklemek çok büyük bir haksızlık olmaz mıydı?

 

Evet, Chan çok lüks bir hayat sürmüştü. Ailesi ona çoğu çocuğun hayalini bile kuramayacağı kadar pahalı ve lüks eşyalar, çeşit çeşit oyuncaklar almışlardı. Ama asıl önemli olan şeyi es geçmişti ailesi. O küçük çocuğun ufacık bir aile sevgisi ve şefkatine muhtaç olduğunu bir türlü görememişlerdi.

 

Chanın ailesiyle yapmak istediği en küçük isteklerine hep "boş iş" gözüyle bakıp, onu yanlızlığa mahkum etmişlerdi. Ağlamasının bile yasak olduğu bir evde Chanın gerçekten normal olabilmesi mümkün olabilirmiydi ki?

 

Hep aynı sözler "yaşadığın hayatı isteyen birsürü çocuk varken, saçma sapan şeyler için ağlaman bencillik Chan", "Olgunlaş biraz, Chan", "tam not almak zorundasın, Chan", "abin gibi olmayacaksın, Chan", "Başarılı olmayanı kimse sevmez, Chan", "Arkadaş edineceğine gidip test çöz. Arkadaşlık boş iş, Chan" bunları söylemek çok basit değil mi? Çoğu kişiye göre ard arda gelen kelimelerin oluşturduğu cümleler. Peki ya bu cümleleri sürekli duyan bir çocuk ne düşünür?

 

Hele ki aile sevgisinin "lüks bir hayat" olduğunu sanan bir çocuk ne düşünür? Gittiği okulda okul çıkışı koşarak annesine veya babasına sarılıp gününü anlatan çocuklara bile nefretle bakan bir çocuk nasıl anlayabilirdi gerçek bir ailenin ne olduğunu. Ne gördüyse onu uygulamak zorundaydı

 

Hiç aile sevgisi hissetmemiş biri kurmaya çalıştığı aileye ne kadar sahip çıkabilirdi ki? Parayla mutlu olunmayacağını en iyi o biliyordu. Bunu en derinlerine kadar yaşamıştı. Bu yüzden Minji de böyle büyümüştü zaten. Evet, Chan Minjinin de parayla mutlu olmayacağını, her mutlu aileye özenerek bakacağını adı kadar iyi biliyordu. Ama Chan şunu da biliyordu ki, o asla gerçekten mutlu bir aileyi nasıl inşa edebileceğini hiç öğrenmemişti.

 

Babasının aksine yapabildiği tek şey, Minjiye kibar davranıp, onu korkutacak şekilde bağırmamasıydı. Ama bu mutlu bir aile için yeterli değildi. Yıkılan, hatta hiç konulmamış bir zemine kat çıkmaya çalışmak kadar saçmaydı zaten bunu beklemek

 

Chanın tamda tüm duygularını hissetmeyi bırakıp kendini sadece işine verdiği zamanlarda çıkmıştı Jisung karşısına. O kadar çok afallamıştı ki tüm duyguları Jisungla tanıştığından beri. Ailesinden görmediği her şeyi daha doğmamış bebeğine yapmaya çalışan Jisungu gördükçe kendi hayatında mı suç arasa, yoksa Jisungda mı suç arasa bilemiyordu.

 

Chan, Jisungla evlenirken pek ilgilenmemişti bebeğin asıl babasıyla. Umurnda da değildi zaten, gelip geçici aptal bir sözleşmeydi sadece Chan için. Ama hiç beklemediği yerden gelen ilgiyi Jisungdan gördüğünde ona o kadar çok bağlanmıştı ki, hayatında hiç bir zaman ağlamayan Chan, bir gece gizlice ağlamıştı Jisunga olan sevgisini göstermeyi başaramadığı için.

 

Bu yüzden ailesinden gördüğünü yapmıştı, Chan. Jisungu zorla kendini sevdirtmeye çalışmıştı. Böyle yaparsa Jisungun kendisini seveceğini sanmıştı. Ama doğduğundan beri tüm ilgi üzerinde olmuş bir çocuk bunlardan asla etkilenmezdi.

 

Şöyle bir bakarsak, Chan aslında hiç büyümemişti. Hala kalbinde abisi gitmeden önceki yaşlarındaydı. Hiç cocukluğunu yaşayamamış biri büyüyemezdi ki zaten. Sadece üzerine sert bir maske çekerdi ve o maskeye kimseyi yaklaştırmazdı. Ama jisung, o maskeyi açmayı bırak, tamamen kaldırıp birde kalbinde saklı olan küçük Chan'a kollarını açmıştı istemeyerek de olsa.

 

Jisung, hiç bir zaman öğrenememişti Chanın geçmişini. Her onunla konuşmaya çalıştığında ya konuşmayı keser ya da evden giderdi. Asla geçmişi hatırlamak istemiyordu. Zayıflıklarını sunmak istemiyordu başka hiç kimseye. Bunlar zayıflıktan öte değildi, Chan için. Asla da iyi bakmayacaktı geçmişine

 

-Minhodan-

 

Elimde tuttuğum zarfa dolu gözlerimle boş boş bakıyordum. Açmak istiyordum. Ama cesaretim yoktu. Düşünmeden edemiyordum. Gerçekten Minji benim çocuğumsa ne yapabilirdim ki? Ailesini hayatı boyunca Chan ve Jisungdan ibaret bilen bir çocuğa aniden "Ben senin babanım" demek çok mu çılgınca bir şeydi? Peki ya Jisung kabul etse de Minji beni kabul edecek miydi ki?

 

Zar zor zarfı yırtıp açtım. Özen gösterecek gücüm yoktu. Gözümün önünde dev gibi yazan yazıları okumaya başladığımda daha da fazla ağlamaya başlamıştım. Tutamıyordum kendimi

 

"Christopher Minji ve Lee Minhonun yapılan DNA testi sonucunda aile bağları olduğu doğrulanmıştır. Christopher Minji, Lee Minhonun öz kızıdır"

 

Gerisini okuyamamıştım ağlamaktan. O an aklıma gelen şeyle telefonumu elime aldım. Ne yaptığımı gerçekten bilmiyordum. Sadece aklıma gelen şeyleri yapıyordum sonucunu düşünmeden

 

 

Doolset_Net - Miinminho

 

 

Miinminho

 

Jisung

 

Biraz konuşabilir miyiz?

 

*okundu*

 

 

 

____________________________________

Yazarınız çılgın isler peşinde😜

 

Evet yorumları alayım🧍‍♀️

 

 

 

insta=minhoss_lee

Tt=minhoss_lee

 

 

 

 

 

Bölüm : 02.04.2025 23:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...