
-Yazardan-
Yapılan konuşmadan sonra şimdi ikisi yan yana bir koltukda oturmuş boş duvarı izliyorlardı sessizce. Minhonun uzun ısrarları sonucunda dans pratik odasına geçmişlerdi. Minho odadaki klimanın sıcak ayarını açmıştı. Bu yüzden oda yavaş yavaş ısınmaya başlamıştı. Jisungun bünyesinin zayıf olduğunu biliyordu, Minho. Hasta olmasını da istemiyordu. Zaten yeterince soğuğu yemişti dışarıda.
"Ne zamandır eğitmenlik yapıyorsun?" Jisung sessizliği bozunca Minho da konuşmaya başlamıştı.
"4 yıldır. Üniversiteyi açıktan okuyup dansla ilgili sınavlarımı geçince hemen kursu açtım. Üniversite okumayı istemiyordum zaten"
"Güzel"
"5 yıl boyunca nereye kayboldun? Yani seni bulabileceğimi düşündüğüm bir kaç şehre bile baktım"
"Japonyaya annemin yanına gittim. Gelmem için ısrar etti"
"Annen japonya da mı yaşıyordu?"
"İşinden dolayı sürekli ülke değiştiriyordu. Biliyorsun zaten. 1 yıl önce de Chanın işi korede olduğu için tekrar geldim"
"Anladım" Minho göz ucuyla Jisunga baktığında Jisungun üşüdüğü için hafif de olsa titrediğini görünce üzerindeki ceketi çıkartıp Jisunga giydirmek için ona döndü ama jisung izin vermeyip minhoyu durdurdu
"İstemiyorum. İyiyim ben"
"Bana yalan söyleyemeyeceğin kadar iyi tanıyorum seni" Minho Jisungun üzerine ceketi giydirirken Jisungun kolundaki belirgin morluğu görünce kaşlarını çatıp incelemeye başladı. Jisung, Minhonun neye baktığını görünce kolunu çekti hızlıca
"Teşekkür ederim" Jisung, ceketin kollarını avuçlarına kadar çekti hızlıca
"Kim yaptı onu."
"Kimse bir şey yapmadı Minho"
"Jisung mosmor olmuş kim yaptı dedim" Jisung Minhoya cevap vermedi.
"Chan sana zarar mı veriyor?"
"Hayır. Chanla ne alakası var? Kapat şu konuyu."
"Klinikte bir hayvanın bunu yapamayacağına göre?"
"Önemli bir şey değil uzatma. Seni ilgilendirmiyor hem" Jisung inatla Minhonun gözlerinin içine bakıyordu ama Minho pes etmeyeceğini belli eden bir ciddilikle bakıyordu Jisungun gözlerine.
"Ben öğrenirim o halde"
"Minho hayır dedim! Burnunu sokma her şeye! Uzak dur hayatımdan ya!" Minho cevap vermeden ayağa kalktı ve her sınıfta bulunan ilk yardım çantasını alıp tekrar Jisungun yanına oturdu. Ardından da kolunu nazikçe tutup morluğun üzerine morluklar için olan bir krem sürmeye başladı.
"Bir şey yapmanı istemedim senden"
"Biliyorum" Minho, Jisungun koluna kremi yedirmeye devam etti. Jisung daha fazla inat etmeyi bıraktı ve sadece Minhoyu izlemeye başladı. Onu unutmakda bu kadar zorlanmışken tekrar ilgisini hissedip ona aşık olmayı istemiyordu ama kendine hakim olamıyordu. Biliyordu ki en ufak bir ayrıntısını bile unutamamıştı biricik sevgilisinin.
Minho kremi sürdükten sonra ceketin kolunu düzeltip ilk yardım çantasına kremi koydu ve tekrar Jisunga döndü. Jisungun gözlerindeki karmaşık duyguları gördüğünde ise konuşmak istesede konuşamadı.
Kendine o kadar çok kızıyordu ki bu konuda. Onun canını yaktığı için nefret ediyordu kendinden. Ona deli gibi aşıktı. Evli olması umrunda değildi. Duygularını bastıramıyordu. Suçluluk duygusu canını yakıyordu evet ama aşkından vaz geçemezdi, yapamıyordu zaten. Jisung onu ittikçe o daha da çok yaklaşmak istiyordu.
Deli gibi özlediği dudaklara bir süre baktı, Minho. Yıllarca deli gibi aradığı sevgilisi tam karşısındaydı ama şimdi ondan her zamankinden daha da uzakta kalmış gibi hissediyordu. Minjinin anlattıkları aklına geldiğinde morluğun sebebinin kesinlikle Chan olduğunu biliyordu. Ama Minho sevgilisinin ne kadar inatçı olduğunu da çok iyi biliyordu. Bu yüzden konuyu kapatmayı seçmişti zaten. Uzun süreli bir bakışmadan sonra Jisung gözlerini kaçırıp cebindeki telefonu açtı
"Saat gece 3 olmu-"
"Eğer tek bir şansımız olsaydı bana geri döner miydin, Jisung?"
"Ne" Minho, Jisungun iki elinide tuttu bir anda. Tam gozlerinin içine bakıyordu sevgilisinin
"Tek bir şansımız olsaydı beni affedermiydin, Jisung? Tüm bu acılarını dinirmeme izin verir miydin? Berabat olan 5 yılının karşılığında ömrünü güzelleştirmeme izin verir miydin, Jisung?"
Jisung donakalmıştı. Minhodan asla böyle bir şey beklemiyordu. Ne tepki vereceğini bilmezken birde üstüne Minhonun bu sözleri Jisungun daha da fazla kafasını karıştırıyordu. Minho merakla cevabı beklerken Jisungun resmen bedeni titriyordu.
Sevinç, şaşkınlık, nefret, mutluluk... bir insan tüm duygularını aynı anda yaşıyabilir miydi? Ya da bir insan, bir insana tüm duyguları aynı anda yaşatabilir miydi? Bunun cevabı imkansız gibi gelebilirdi çoğu kişiye göre. Ama karşınızdaki kişi deli gibi sevdiğiniz biriyse insan aynı duyguları bırak, hiç bilmediği duyguları bile yaşıyabiliyormuş. Jisung, Minho sayesinde bunu öğrenmişti. Aşk insana her şeyi az da olsa yaşatıyordu gerçekten.
"Neden bana bunu yapıyorsun Minho?.."
"Yaptığım tüm aptalca hatalarımı telafi etmek istiyorum, sevgilim..." Jisung şimdiye kadar iyiyse de şimdi iyi değildi. 'Sevgilim' kelimesini Minhodan tekrar duymak ona kesinlikle iyi gelmemişti.
"Yapma... yalvarırım lütfen... istemiyorum Minho" Minho Jisungun yüzünü nazikçe elleri arasına aldı. Dip dibeydi ikiside, ama bir o kadar da uzaklardı işte
"Senden aldığım hayatını en güzel şekilde sana geri vereceğim, Jisung. Söz veriyorum sana. Eski seni sana geri getireceğim, sevgilim. Sana olan aşkımın üzerine yemin ederim ki yapacağım"
Jisung kendini tutamıyordu. Gözlerinden bir parça yaş düştü duyduklarıyla. İstiyordu, deli gibi istiyordu Minhonun bu dediklerini. Onu istiyordu. Eski aşklarını deli gibi istiyordu, Minhoyu deli gibi özlüyordu. Yine ve yine ona güvenmekten başka bir şey yapamıyordu. Zedelenmiş güvenine rağmen ona hala o kadar çok güveniyordu ki...
Minho, Jisungun göz yaşlarını silerken daha fazla kendine engel olamadı ve ona iyice yaklaşıp öpmek için yanıp tutuştugu dudakları öptü yavaşça. Olacak veya olabilecek hiç bir şeyi umursamadı. Sadece özlediği sevgilisini öptü. İkiside bunu istiyordu ama engelleri umursamayan tek kişi Minhoydu.
Jisung ilk başta şaşırsa da kendine engel olamayıp karşılık vermeye başlamıştı. Jisungun kalın alt dudağı ve Minhonun kalın üst dudağı. Bedenleri bile birbirini tamamlarken nasıl birbirlerinden uzak kalabilirlerdi ki? Bir yolu olmalıydı, ve bu yol ne olursa olsun bulacaklardı.
Minho özlemini gidermek istermiş gibi Jisungun dudaklarını öpüyordu. Daha sonra yavaşça ayrıldıklarında Jisung nefes almayı bile bırakmıştı neredeyse. İkiside birbirlerine bakarken ikisini de gerçek dünyaya getiren şey gürültülü bur şekilde açılan demir kapıydı. Ardından da koşma sesleri
"Jisung! Jisung burada mısın!?" Chanın sesleri odalarda yankılanırken Jisung hızlıca ayağa kalktı. Yüzü oldukça kızarmıştı öpüşme yüzünden. Bir anda bulundukları odanın kapısı sertçe açılınca ikiside irkilmişti. Chan içeriye girmişti ve Jisungu gördügü gibi koşarak ona sarılmıştı
"Jisung iyi misin!? Ne işin var senin burada!?" Chan endişeli bir şekilde konuşup Jisunga sarılırken Minho da sessizce ikisini izliyordu sadece.
"Eve gelmeyince ve aramalarıma bakmayınca çok endişelendim..."
"Ben-"
"Evde konuşalım güzelim. Hem Minji çok korktu sen dönmeyince"
"Beni nasıl buldun sen?.."
"Polise gittim. Telefon sinyallerine baktık. Ne önemi var ki zaten?" Chan, Jisungun elini tuttu ve kapıya doğru yürütmeye başladı
"Eve gidelim artık bebeğim. Daha fazla üşüme" Chan Minhoyu tamamen görmezden gelip Jisungu kurstan çıkarttığında Minho daha fazla sinirlenmişti istemsizce. Ama son yaşanılan ise sinirlenmesine izin vermiyordu. Aksine yüzünde bir sırıtış oluşmasına sebep oluyordu. O da daha fazla beklemeden dışarıya doğru yürümeye başladı. Merdivenlerden çıktıktan sonra kapıda Ni-ki yi görünce yanına gitti
"Hyung ben özür dilerim! Gerçekten görmedim sizi!"
"Sakin oll sorun değil"
"O kadar saat baş başa kaldınız... ben özür dilerim..."
"Biliyor musun Ni-ki? Sayende sevenler kavuşacak"
"Ne?"
-Jisungdan-
Chanla beraber eve giderken oldukça sessizdim. Hiç konusmuyordum onunla. Bana vurması şöyle dursun, birde üstüne söylediği sözlerle çok kırılmıştım.
"Güzelim"
"Hm"
"Hala sinirli misin bana?"
"Önüne dön, Chan"
"Özür dilerim" cevap vermedim. Sozcükleri sadece göz devirmemi sağlıyordu. Aptalca bir özür seni kurtarmaz Chan.
"Minji nerede? Neden yanlız geldin?"
"Annemlere bıraktım. Orada kalıcak bu gün" Bir şey söylemeden başımla onayladım sadece.
Eve geldiğimizde hiç bir şey söylemeden arabadan indim ve eve yürüdüm hızlıca. Chan da peşimden geliyordu ama ona dönüp bakmadım. Tam kapının önündeyken belimden yakalayıp beni durdurmuştu. Geri çekilmeye çalışsam da çok sıkı tuttuğu için geri çekilemedim. Chan kapıyı açınca içeriye girdik. Fırsat bulduğum anda ondan uzaklaştım hızlıca.
Üzerimi değiştirmek için odama gittiğimde yatağın üzerindeki çiçek buketlerini görünce boş boş baktım her birine istemsizce. Özür dileme şekline bak ya.
Çiçekleri umursamadığımı belli ederek dolaba yöneldim ve kıyafetlerimi incelemeye başladım. Tam birini alacakken chan bir omzumdan tutup beni kendine çevirdiği anda kollarını belime dolayınca şaşkınlıkla bakakalmıştım sadece. Ellerimi göğüslerine koyup kendimi kurtarmaya çalışıyordum ama başarmam resmen imkansızdı
"Chan bırak beni!" Omzuna vurdum sertçe ama hiç işe yaramış gibi değildi
"Eve geri dönmeyince çok korktum" Chan beni duvarla arasına alıp bana iyice yaklaşırken onu izliyordum sadece sessizce
"Ne işin vardı o saatte kursta?" Chan bir eliyle yanağımı okşadığı için kaşlarımı çatıp elini kendimden uzaklaştırdım
"Günleri karıştırmışım. Malum, sen Minjiyi almaya gitmediğin için ben gidecektim."
"Bu gün Minjiyi almaya gittim. Beraber baya gezdik, ne istiyorsa aldım ve yaptım ama yinede sürekli seni isteyip durdu"
"O beni istemiyor, Chan. O bizi birlikte görmek istiyor. Anla artık şunu ya lütfen. Gerçekten bir aileymişiz gibi hissettiremiyoruz ona Chan. Minji bunu sevgimizden daha çok hissediyor"
"Elimden geleni deniyorum, bebeğim. Ama nerede yanlışın olduğunu anlayamıyorum işte..."
"Bir kez olsun ona kendi kızınmış gibi bakamaz mısın, Chan?.. Bizim anlaşmalı evliliğimiz babanın şirketini kurtarmak ve Minjiye bir aile olmaktı. Ama sen neden sadece şirket için çabalıyorsun Chan?.."
"Üzerimde çok fazla sorumluluk var Jisung. Ben hepsine yetişmeye çalışıyorum ama yemin ederim ki bu kadar oluyor... özür dilerim..."
"Hayır Chan. Sen hepsine yetişmeye falan çalışmıyorsun. Senin önceliğin hiç bir zaman Minji ve ya ben olmadı. Her zaman önce işinle ilgilendin. Minji sen gelmedin diye kaç gece uyumamak için ağladı biliyor musun? Bilmiyorsun değilmi?" Chanın gözlerinin içine baktım dik dik
"Biraz olsun Minjiyi önemseseydin bunları ben söylemeden önce görürdün. Ama sen ve donuk kalbin iş dışında hiç bir şey hissetmiyor. Sen Minjiye bir anlaşma kağıdı gibi davranıyorsun, Chan." Chan bana hiç bir şey söyliyemiyordu. Ama bu seferki bakışlarında pişmanlık görüyordum. Her zamanki gibi buz gibi, donuk gözleriyle bakmıyordu
"Korkuyorsun değil mi? 1 ay sonra Minjiyle beraber seni terk edip gitmemden korkuyorsun değil mi? Geçmişte yapamadığın şeylerin farkına varıyorsun. Ama biliyor musun" işaret parmağıyla Chanın kalbini işaret ettim
"Sen ve donuk kalbin her şey için çok geç kaldınız. Eğer babam zorlamasaydı çok daha önceden terk ederdim seni. Şimdiden söylüyorum ki daha sonradan şaşırma"
"Hayır... jisung hayır..."
"1 ay sonra arkama bakmadan gideceğim bu evden Minjiyle beraber. Dayanamıyorum. Ne ilgisizliğine ne de bu biploarlığına. Hem zihinsel hemde bedenen mahvettin beni. Aptal bir kağıt yüzünden 5 yıldır sana dayanmak zorunda kaldım ama artık yemin ederim ki dayanamıyorum, Chan. Canım acıyor." Chan olumsuz bir şekilde başını salladı
"Hiç bir yere gitmeyeceksin, Jisung. Biz asla ayrılmayacağız."
"Buna sen karar veremezsin"
"Bal gibi de veririm. Sen benimsin. Ayrılmayacağız, Jisung."
"Sanki bana aşıkmışsın gibi davranmayı kes! Bulursun benden sonra seni tatmin edecek biri!"
"Düzgün konuş benimle. Sana aşığım diyorum neden anlamıyorsun!?"
"Aşk ilgisiz davranıp zorla senin ihtiyaçlarını karşılamak mı, Chan!? İstemiyorum seni anlasana! Daha fazla ilgisizliğinde boğulmak istemiyorum! Ayrılacağız. İste ya da isteme umrumda değil! Sen benim hiç bir isteğimi umursamadın ve bende şimdi seni umursamıyorum!"
"Minji ne kadar kötü olacak biz ayrılırsak anlasana!" Güldüm istemsizce. Hatta kahkağa attım
"ŞİMDİYE KADAR NEDEN DÜŞÜNMEDİN O ZAMAN KIZINI!? MADEM PSİKOLOJİSİNİ ÇOK ÖNEMSİYORDUN NEDEN ŞİMDİYE KADAR BUNU ONA HİÇ GÖSTERMEDİN!?" Chanın göğsüne yumruk atarken sinirden gözlerim dolmuştu
"Çünkü o senin-"
"Kes sesini!" Chan kolumu sertçe tutup beni duvara iyice bastırırken daha fazla ağlamaya başladım. Kurtulamıyordum bu kâbustan
"Eğer bir kez daha o kelimeyi ağzına almaya cürret edersen hiç iyi olmaz, Jisung. Anlıyor musun beni!?" Hıçkırarak ağlıyordum artık. Boştaki elimle sertçe koluna vurdum
"N-NEFRET EDİYORUM S-SEN-SENDEN!" Hıçkırıklarım yüzünden konuşamıyordum ve bu daha çok sinirimi bozuyordu.
Chan beni tutup sertçe yatağa ittirince korkmaya başlamıştım. Kalkmaya çalışsamda Chan beni tuttuğu için kalkamıyorum.
"Y-yapma! İ-istemiyorum Chan yapma!"
"Kıpırdamayı kes!" Chanın sinirden gözü dönmüştü resmen. Yatağın üzerinde duran çiçek buketlerini umursamadan yere fırlattıkdan sonra boynundaki kravatı çıkarttığını görünce daha çok ağlayıp çığlık atmaya başlamıştım.
"İ-İSTEMİYORUM N-NOLUR! ÖZÜR DİLERİM LÜTFEN!.." chan eline aldığı kravatla sertçe ellerimi bağlamaya başladığında ağlamaktan önümü göremeyecek hale gelmiştim.
"Evlenirken bahsettiğim bağzı kuralları fazlasıyla aşmaya başlamışsın güzel bebeğim" Chan üzerime çıkarken bağlı ellerimi yatak başlığına sabitledi
"Sana hepsini çok güzel bir şekilde tekrar anlatacağım bebeğim merak etme." Korkudan tir tir titriyordum altında. Kaçacak yerim yoktu. Yine aynı şey olacaktı ve benim kaçma şansım bile yoktu.
"İ-istemiyorum... y-yapma lütfen..."
"Geçen seferki gibi ağzını bağlamamı mı istıyorsun?" Sustum. Mecburdum susmaya. Onunla her şeyimiz zorla olmuştu ve bunuda zorla yapıyordu. O kadar çok bıkmıştım ki artık. Chan sustuğumu görünce gülümseyip boynuma yaklaşmaya başladı
"Bende öyle düşünüyordum güzelim" Kaderime razı olmuş gibi uzanıyordum sadece. Deli gibi ağlamk istiyordum ama o yanımdayken ağlamam bile mümkün değildi ki...
Gerçekten nefret ediyordum her şey den. O gece tekrar kafama koymuştum. Sozleşme bittiği an ne olursa olsun gidecektim. Başka kurtuluş yolum yoktu ve benim tek 1 şansım vardı...
___________________________________
Çok sövmeyin çocuma yazıktır🥹🥹
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.09k Okunma |
733 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |