
Evin ağır sessizliğinde, Minho’nun adımları koridor boyunca yankılandı. Babasının çalışma odasına geldiğinde kapının aralığından içerideki telefon konuşmasını duydu. Babasının sesi öfke doluydu, masaya sertçe yumruk vurduğu bile anlaşılıyordu.
Minho birkaç saniye tereddüt etti. İçeri girmeli miydi? “Belki de doğru zaman değil…” diye düşündü ama aklına Jisung’un yüzü geldi. O solgun ten, korkuyla titreyen gözler… Nefesi daraldı. Derin bir nefes alarak kapıyı tıklattı.
Babası telefonu kapattığında Minho konuşmaya başladı:
"Baba… seninle bir şey konuşmam gerek."
Adam gözlüğünü çıkarıp ona döndü, yüzünde sabırsız bir ifade vardı.
"Şimdi değil Minho. Yarın ilgilenirim, işim var."
Minho’nun yumrukları istemsizce sıkıldı. “Yarın…” diye tekrar etti sessizce. İçinde bir öfke kabarıyordu ama tek kelime etmeden başını salladı, çıkıp odasına gitti.
Kendi odasında yatağın ucuna oturdu. Ellerini saçlarına geçirdi, gözlerini kapattı. “Acaba Jisung ne yapıyor?” diye fısıldadı kendi kendine. Dayanamadı, bilgisayarını açtı. Uygulamayı başlatıp bağlantıyı kurdu.
Ekranda gördüğü manzara kanını dondurdu. Jisung, odasının köşesine sinmişti. Babası elinde beyzbol sopasıyla üzerine yürüyordu. Çocuğun kollarında ve yüzünde morluklar vardı. Sopanın indiği her anda Minho’nun nefesi kesiliyordu.
Bir an daha izleyemezdi. Bilgisayarı hızla kapattı, nefesi öfkeyle hızlandı. Dolaptan bir hırka kaptı, telefonunu çıkardı.
"Soejun, arabayı hazırla. Hemen!" dedi ve cevap beklemeden kapattı.
Kapıyı çarpıp dışarı çıktığında Soejun çoktan arabayı getirmişti. Minho arka kapıyı açıp kendini koltuğa attı.
"Jisung’un evine sür. Çabuk!"
Soejun tereddüt etmedi, direksiyonu çevirdi. Yol boyunca Minho’nun bakışları camın dışına kilitlendi. Dişlerini sıktı, dudaklarından yalnızca hırıltılı bir küfür döküldü.
Kısa sürede evin önüne vardılar. Minho vakit kaybetmeden kapıyı çaldı, ardından sertçe yumruklamaya başladı. İçeriden ayak sesleri duyuldu. Kapıyı Jisung’un annesi açtı. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
"Siz kim-"
Ama cümlesini bitiremeden Minho onu kenara itip içeri girdi. Soejun da peşindeydi. Evin koridorlarından geçerek odaları tek tek açtılar. Ta ki içeriden gelen o tok sesleri duyana kadar…
Kapıyı açtığında Minho’nun kalbi duracak gibiydi. Jisung yerdeydi, babası beyzbol sopasını savuruyordu.
"YETER ARTIK!" diye haykırdı Minho.
Soejun hızla ileri atıldı, adamın kolunu tuttu, sopayı elinden kaptı ve yüzüne sert bir tokat attı. Adam sendeleyip yere düştü.
Minho ise gözünü kırpmadan Jisung’un yanına koştu. Çocuğun burnundan kan akıyor, nefesi düzensiz çıkıyordu. Minho’nun gözleri kızardı, dudaklarından boğuk bir küfür döküldü.
"Lanet olsun…" diye mırıldandı, sonra Jisung’u dikkatlice kollarına aldı.
Jisung yarı baygın haldeydi, göz kapakları ağırdı. Ama karşı koymadı. Zaten artık gücü kalmamıştı.
"Minho…" diye fısıldar gibi bir ses çıktı dudaklarından.
Minho’nun boğazı düğümlendi.
"Buradayım… seni bırakmam."
Annesi arkadan çaresizce seslendi:
"Hayır! Onu nereye götürüyorsunuz?!"
Ama Soejun kadını geri çekti, adamı da yerde etkisiz bırakmıştı. Minho hiç arkasına bakmadı. Jisung’u kucağında taşıyarak dışarı çıktı.
Arabaya bindiklerinde Minho, cebinden bir peçete çıkarıp Jisung’un kanını silmeye çalıştı. Elleri titriyordu.
"Dayan, lütfen dayan… " dedi, gözleri dolarak.
Jisung yanıt vermedi. Tek yaptığı, Minho’nun göğsüne başını bırakmak oldu.
Soejun kontağı çevirdi. Araba hızla Minho’ların evine doğru yol aldı....
Oy verir misinnnn🫶🏻
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.2k Okunma |
919 Oy |
0 Takip |
31 Bölümlü Kitap |