
Cumartesi sabahı.
Saat 08.02. Güneş, perde aralığından içeriye çekingen bir şekilde süzülüyordu. Hava hâlâ serin, ev ise sessizdi. Jisung gözlerini açtı. Alarm çalmamıştı. Zaten ona gerek de yoktu.
Aynı saat. Aynı sessizlik. Aynı alışkanlık.
Hızlıca üzerini giydi. Ayaklarının ucunda yürüyerek mutfağa gitti. Ne annesi, ne de babası uyanmıştı. Hızlıca kahvaltısını hazırladı.
Bir dilim tost ekmeği, peynir ve sade kahve. Tabağını tezgâhta ayakta yedi. Her lokmayı neredeyse çiğnemeden yuttu. Hızlı, sessiz, fark edilmeden. Sonra bulaşığını yıkadı, etrafa tek bir iz bırakmadan odasına döndü. Bilgisayarın başına geçti. Açılış sesi, evin sessizliğine sinsice karıştı. Yeni bir şey izlemek istedi. Zihnini dağıtmak için, başka birinin hikâyesine sığınmak için. Ve gözüne bir bildirim takıldı:
> “Wires of Eden: Gölgelerin Kalbinde – Bölüm 10 yayınlandı!”
Aylar önce yarım bıraktığı distopik bilim kurgu dizisi. Baş karakter gizli bir sistemin içine sızıp herkesi tek tek çökertiyordu. İzlemeye başladı. Görsel efektler, karanlık sahneler, karakterin yüzündeki gölgeler... Hepsi akmaya başladı ekranda ama Jisung’un dikkati çoktan başka bir karanlığa kaymıştı.
----
O gün.
Okulun Batı kanadındaki kullanılmayan, tozlu sınıfa sığındığı gün. Kolundaki yara hâlâ tazeydi. Üzerine sardığı ince bez kanı geçirmişti. Nefesi daralıyordu. Anksiyete krizi kapıda gibiydi. Kimse görmeden saklanması gerekiyordu. Kapısı kopuk, camı çatlak olan o terk edilmiş sınıfa girdi. Karanlık ve sessizdi. Güvendeydi. Sırtını sıraya yaslayıp dizlerini göğsüne çekti.
Tam o anda sınıfın kapısı açıldı.Ayak sesleri.Sonra tanıdık bir ses.
Minho.
“Buraya gelince bir huzur doluyor içime... Kimse yok. Ve o kadar güzel ki bazen buranın sessizliği.”
Cebinden bir şey çıkardı. Çakmak sesi duyuldu. Sigara içiyordu.
Ardından konuşmaya başladı. Yanında Hyunjin vardı, ama sadece Minho'nun sesi yankılanıyordu.
Hyunjin telefonunu çıkardı
“Jisung var ya... O çocuk resmen zavallının teki oldu.”
Gülümsedi. İğneleyici bir tonda devam etti:
“Eskiden biraz... ne bileyim, iddiası vardı. Şimdi? Saçma sapan bakışlar, suskunluklar... Sanki kimse onun yaşadığını fark etmiyormuş gibi davranıyor.”
Bir fısıltıyla alay etti: “Belki de öyledir. Belki de gerçekten görünmezdir artık. He?” Sonra sigarasını yere bastırarak söndürdü. “Ama en komiği ne biliyor musun?”
“Hâlâ kendini birileri için önemli sanması. Cidden trajikomik.” Güldü. Hafif, küçümseyen bir gülüş.
"Benim onunla ne işim olurmuş artık?”
Jisung sıranın altında nefesini tutuyordu. Dizlerini daha sıkı kavradı. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. Donmuştu.
O an... içindeki bir şeyin koptuğu andı. Minho’nun gözlerinin içine bakmadan, onun ne kadar zehirli olduğunu anlamıştı.
Ve o andan sonra karar vermişti. İntikam değil, hakikat. Sessiz bir çöküş değil, gizli bir savaş. Şimdi, bilgisayar ekranında görüntü hâlâ akıyordu. Dizideki karakter, sistemin en güçlü üyesini de alt etmişti. Jisung göz kırpmadan bakıyordu. Ve sonra satırlar yavaşça kendini yazdı:
> “Gizli Numara.”
O gecelerce mesaj atan, onların geçmişini bir bir yüzlerine vuran...
Sessizce gelen ve sessizce kaos yaratan o isim...
Gruba atılamayan, telefon numarası değişmiş ama varlığı sabit kalan o kişi...
Jisung'du.
Tam o an odanın dışında bir ses duyuldu.
“Jisung!” Sert ve buğulu bir sesti bu.
Babasının.
“Çöpleri söyledim sana! Hâlâ duruyor! Ne zaman adam olacaksın sen?!”
Bir tokat gibi geldi bu söz.
Jisung bir an gözlerini kırptı. Ellerini dizlerinden çekti. Bilgisayar ekranına bir kez daha baktı. Sonra sessizce yerinden kalktı. Ama bu seferki sessizliği, bir şeyleri gizlemek için değil... Bir şeyleri hazırlamak içindi. Jisung cevap vermedi. Bilgisayarı kapatmadan masadan kalktı. Sessiz adımlarla odasından çıktı. Mutfaktan çöp torbasını aldı. Kapının önüne çıktığında sabah serinliği yüzüne vurdu. Hava taze ama içi yanıyordu. Merdivenleri ağır ağır indi. Bir an durdu. Çöp torbasını elinde tutarken kendi yansımasına baktı pencere camından.
“Ne zaman adam olacaksın sen?”
Babası her söylediğinde, bu cümle biraz daha içini oyuyordu. Ama artık kendine yeni bir cevap vermeye başlamıştı.
“Ben sana göstereceğim. Ama sen hiç öğrenemeyeceksin.”
Çöpleri çöp konteynerine bıraktı. Ardından başını dik tutarak eve döndü. Odada, bilgisayar ekranı hâlâ açıktı. Görüntüler durmuş, karakter ölü bir ekrana bakıyordu. Tıpkı az önce Jisung’un kendine baktığı gibi.
Sandalyesine geri oturdu. Derin bir nefes aldı. Ellerini klavyeye koydu. Ardından WhatsApp Web'e girdi. Grup hâlâ oradaydı. Minho ise grupta çevrimiçiydi. Ama bu sefer mesajı sadece ona yolladı. Sadece Minho görebilecekti. Telefon numarası yine aynıydı:
+9055****001
İsim hâlâ belirsizdi:
Gizli Numara. Ve mesaj geldi.
Gizli Numara: “O tozlu sınıfta söylediklerini hatırlıyor musun? Yaralı birini küçümsemek... güçlü olanın değil, aciz olanın işidir. Seninle ilgili her şeyin ne kadar sahte olduğunu izlemek keyifliydi. Gözlerinin içine bakamadan, arkandan konuştuğun kişinin şimdi tam karşında olduğunu düşün. Ve bu sadece başlangıç.”
Minho mesajı okuduğunda, donup kaldı. Cevap yazmadı. Ama okunmuştu. Ve işte bu, Jisung’un istediği şeydi.
---
Minho’nun parmakları telefon ekranında asılı kaldı. Mesajı birkaç kez okudu. Her seferinde harflerin daha da keskinleştiğini hissetti.
“O tozlu sınıfta söylediklerini hatırlıyor musun?”
Damarlarından geçen buz gibi bir şüphe…Ama yüzünde hâlâ sıradan bir ifade vardı.
“Ne saçma,” diye mırıldandı kendi kendine.
“Orada olduğumuzu kim bilebilir ki?”
Başını kaldırdı, odasının tavanına baktı. Sanki cevap orada gizliydi. Ama daha fazlası vardı.
> ‘Gözlerinin içine bakamadan, arkandan konuştuğun kişinin şimdi tam karşında olduğunu düşün.’
Yutkundu. Yavaşça telefonunu masaya bıraktı. Dizlerinin üstüne doğru eğildi.Sanki biri onu izliyormuş gibi dikkatliydi. Kafasında aniden yankılanan bir isim oldu:
Jisung
Ama hemen ardından bastırdı o fikri. Yüzünü buruşturdu.
“Yok artık. Jisung…? Hayır, olamaz.”
Bir kahkaha attı. Kendine gülmek istiyordu.
“Hacklemek mi? O çocuk klavye bile düzgün tutamıyordur.”
Ama sonra, bir görüntü… O sınıfta gizlice saklanan bir gölge. O gün Hyunjin'le içeri girerken tereddüt etmişti…
“Biri bizi duyuyor gibi gelmişti.”
Omzundaki kaslar gerildi.Parmaklarını çatırdattı. Telefonu tekrar eline aldı. Grubun tüm geçmiş mesajlarını kaydırmaya başladı.Kendi yazdığı her şeyi baştan taradı.Ne zaman savunmasız konuşmuştum? Ne zaman açık vermiştim?
Ardından kendi özel notlar dosyasını açtı.
“İhtimaller” diye bir başlık attı.
Jisung – düşük ihtimal.
Dışarıdan biri? Ama sınıfı bilmesi gerek.
Öğretmen? Hayır.
Takip mi ediliyorum?
Yüzüne düşen gergin bir gölgeyle sandalyeye yaslandı.
“Bunu öğrenmem gerek…”
Acil gruba girdi ve mesaj yazdı.
" parkta toplanın acil"
6 kişi gördü.
Oy verir misin🫶🏻💞
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.2k Okunma |
919 Oy |
0 Takip |
31 Bölümlü Kitap |